Sual: Aşağıdaki birinci âyette Yahudi ve Hristiyanlar Cennete gidecek denirken, diğer iki Ayette Cehenneme gidecekleri bildiriliyor. Bu açık bir çelişki değil mi?
İman edenler, Yahudi, Hristiyan ve Sabiinlerden Allah’a ve ahirete inanıp salih amel işleyenler için elbette Rablerinin katında mükâfatlar vardır. (Bekara 62, Maide 69)
İslam dininden başka din isteyenlerin, dinlerini Allah kabul etmez. Bunlar ahirette en büyük zarara uğrayacaklardır. (Al-i İmran 85)
Yahudiler, Üzeyr’e, Hristiyanlar da Mesih’e Allah’ın oğlu dediler. Daha önceki kâfirlerin [“melekler Allah'ın kızlarıdır” diyenlerin] sözlerine benziyor. Allah onları kahretsin! Nasıl da sapıtıyorlar! (Tevbe 30)
CEVAP
Yahudi, Hristiyan ve Sabiinlerden, kendi Peygamberleri zamanında inanıp salih amel işleyenler elbette Cennete gidecektir. Her Peygamberin kavminden, kendi zamanında iman edenler elbette Cennete gider. Bunun çelişki neresindedir?
O Ayetin meali şöyledir:
(Senden önce Peygamberlerine ) iman edenler, Yahudi, Hristiyan ve Sabiinlerden Allah’a ve ahirete inanıp salih amel işleyenler için elbette Rablerinin katında mükâfatlar vardır.) [Bekara 62, Maide 69]
Hazret-i Musa zamanında, ona inanan Yahudiler ve Hazret-i İsa zamanında ona inanan Hristiyanlar, elbette Cennete gidecektir. Çünkü, bütün Peygamberler gibi, Hazret-i İbrahim gibi, Hazret-i Musa da, Hazret-i İsa da Müslüman idi.
Dünya hayatı, bir imtihan yeri… Dünya hayatı, sonu âhiretle neticelenen yollar bütünü… Bu âhirete giden yolculukta, kişinin yaşayışı belirler sonunu… Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz, «Rabbimiz Allah’tır!» deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: «Korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin!» derler.” (Fussilet, 30)
CENNETE ULAŞTIRACAK YOLUN 6 İŞARETİ.
Bu yolun yolcularına rehberler sunmuştur, Hak Teâlâ… Bizim rehberimiz, Cânımız, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; sünnet-i seniyyeleri, îkaz ve tavsiyeleriyle, Rabbimizin kitabına ilâveten her daim yol göstericimiz olmuştur. O İki Cihan Seyyidi; bir ucu Cennete varacak yolun işaret taşlarını ümmetine şöyle haber vermiştir:
1- Cennet ve Cehennemin, insanların tercihlerine bağlı ve eşit mesafede olduğunu bildirir: “Cennet size, ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.” (Buhârî, Rikâk, 29)
2- Cennetin kapısı, abdestle aralanır: “Sizden biriniz güzelce abdest alır (onu tastamam yapar), sonra da: «Eşhedü en lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh. Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh» derse, o kimseye Cennetin sekiz kapısı açılır. O da dilediği kapıdan girer.” (Müslim, Tahâret 17. Ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Tahâret 65; Tirmizî, Tahâret, 41; İbn-i Mâce, Tahâret, 60)
3- Cennet yolu, ibadetleri vaktinde ve yerli yerince yapmaktan geçer: “Allah’tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz.” (Tirmizî, Cum’a, 80)
4- Cennet güzel ahlâk sahiplerine daha yakındır: “Haklı bile olsa, çekişip didişmeyen kimseye Cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim. Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye Cennetin ortasında bir köşk verileceğine kefîlim. İyi huylu kimseye de Cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 7; Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr 58; İbn-i Mâce, Mukaddime 7)
5- Cennet yolu, mü’min kardeşini sevmekten ve insanlarla iyi geçinmekten geçer: “Ey insanlar! Birbirinize selâm veriniz, yemek yediriniz. İnsanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selâmetle cennete girersiniz.” (Tirmizî, Et`ime, 45. Ayrıca bkz. İbn-i Mâce, İkâmet, 174)
“Ben ve yetimi himâye eden kimse, cennette şöylece beraber bulunacağız.” buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak gösterdi. (Buhârî, Talâk, 25, Edeb 24. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Edeb, 123; Tirmizî, Birr, 14)
“Kocasını memnun ederek ölen kadın, cennetliktir.” (Tirmizî, Radâ’10. Ayrıca bkz: İbn-i Mâce, Nikâh, 4)
“Bir insan, bir hastanın hâlini hatırını sormaya gider veya Allah için sevdiği bir kişiyi ziyaret ederse, ona bir melek şöyle seslenir: «Sana ne mutlu! Güzel bir yolculuk yaptın. Kendine Cennette barınak hazırladın!»” (Tirmizî, Birr, 64; İbn-i Mâce, Cenâiz, 2)
“Yol üstünde müslümanları rahatsız eden bir ağacı kesen bir kişiyi Cennet nîmetleri içinde yüzer gördüm.” (Müslim, Birr, 129)
6- Son söz, Cennet kokmalıdır: “Kimin son sözü, «Allah’tan başka ilâh yoktur. (Lâ ilâhe illallah)» cümlesi olursa, o kişi Cennete girer.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16; Hâkim, el-Müstedrek, I, 351)
Cenâb-ı Hak, “Bana kulluk edin, doğru yol budur!” (Yâsîn, 61) buyurur. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de yaşayışı ve Hadîs-i Şerîfleri ile bu kulluğun nasıl olacağını bizlere gösteriyor.
Rabbimiz bizlere gönderdiği rehberlere hakkıyla uyabilmeyi ve Cennete giden yolda, “sırât-ı müstakîm” üzere yaşamayı cümlemize nasîb etsin! Âmîn!..
Her şeyin sahibi ve yaratanı Allahü teâlâdır. Her iyiliğin, her nimetin sahibi, Odur. Esas kaynak Odur. Maksat da, Onun sevgisine ve rızasına kavuşmaktır. Ancak Allahü teâlâ, kendisine kavuşturacak, Cennete girilecek her kapıyı kapatmış, sadece tek kapıyı açık bırakmıştır. Bu tek kapı, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek kalbidir. Diğer Peygamberler dâhil herkes, bu kapıdan geçmedikçe Allahü teâlânın rızasına ve sevgisine kavuşamaz. Allahü teâlâ, Cennete girilecek tek kapının anahtarını Peygamber Efendimize (s.a.v.) verdi . Onun Peygamberliğini kabul etmeyen, yani Müslüman olmayan, kim olursa olsun, Cennete giremez. Onu tasvip etmeyen, sevmeyen, tasdik edip yolunda gitmeyen, asla Cenneti göremez, çünkü anahtar ondadır. Cennetin kapısından, ancak Peygamber Efendimize (s.a.v.) imanı olan girebilir.
Evliya bir zata bir talebesi, (Efendim, kâfirlerden de, Allah’a inandığını söyleyenlerin, Peygamberimizi övenlerin olduğunu görüyoruz. Bunlar da Cennete girerler mi?) diye sorar. O mübarek zat da, (Hayır, Peygamberimizi övse de, kesinlikle giremez. Cennete ancak Müslüman olanlar girer. Anahtar, sevgili Peygamberimizdedir) cevabını verir.
Çok kimse, Allah diyor. Onların Allah dedikleri, hakiki Allah değildir. Onlar, kendi kafalarındaki, hayallerindeki tanrıya Allah diyorlar. Allah’ın değil, kendi isteklerinin peşindeler. Allahü teâlâ, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) kabul etmeden, ne kendisine yapılan ibadeti, ne de imanı kabul eder. İslamiyet’in ilk şartı, kelime-i şehadettir. (Muhammedün Resulullah) demeyen mümin olamaz.
Musa aleyhisselam zamanında günahkâr biri vardı. Ölünce, cesedini çöplüğe attılar. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama, (Filanca çöplükte bir evliya kulum var, onu temizle, namazını kıl ve defnet) emrini verdi. Musa aleyhisselam adamın cesedini buldu, emredileni yaptı. Ahali, kendilerinin çöpe attığı adama, Allah’ın Peygamberinin gösterdiği ilgiye şaşırdı. Definden sonra Musa aleyhisselam, adamın hanımını buldurup, (Ey hatun, bu adam hangi hayırlı ameli yaptı?) diye sordu. Kadın, (İyi bir ameli yoktu) dedi. (İyi düşün, bunun iyi bir amelinin olması lazım) dediyse de, kadın, (Hiçbir iyiliği yoktu, hep günah işlerdi, kimse sevmezdi onu) dedi. (Bunun mutlaka bir şeyi var ki, Allahü teâlâ ona sevgili kulum dedi ve bana onu defnetmemi emretti) dedi. Kadın, (Belki şu olabilir: Bir gün Tevrat okuyordu, okurken Muhammed aleyhisselamın “Ahmed” ismi geçti. Bu ne güzel isim dedi. Tekrar okudu, yine bu ne güzel isim dedi. Sonra, “Yâ Rabbi, ismi böyle güzel olanın, kim bilir kendisi ne kadar güzeldir, ben ona âşık oldum” dedi ve ismini öptü. Bu ismi her okuduğunda böyle öperdi) dedi. Musa aleyhisselam, (Tamam, anlaşıldı) buyurdu.
Hayatın sonu ölüm, ölümden sonrası ise bir başlangıçtır. Yaşam süresince yapılan iyilikler ve kötülüklerin karşılığında tüm kullara Cennet veya Cehennem sunulacaktır. Cehennem azabını çekmek istemeyenler imtihan yeri olan bu dünya yaşamını bilinçle yaşamalıdırlar. Cennet kazanılması gereken bir yerdir. Oraya ulaşmak için yapılması icap eden pek çok şey vardır. Allah Teâlâ Hac Suresi, 23. Ayetinde " Şüphesiz, Allah iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan Cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir," der. Hangi amellerin bizi Cennet yoluna soktuğunu, hangilerininse Cehennem kapılarına yürüttüğü bilgisi her Müslümanın bilincinde olmalıdır.
Cennete Girmek İçin Dünya İmtihanını Nasıl Kazanırız?
SORU:
Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, dünya hayatının bir sınavdan ibaret olduğunu bildiriyor. Fakat insanız işte... Zaman zaman bu gerçeği unutuyoruz. Hayat sınavını başarılı bir şekilde verebilmek, hemde Cenneti nasıl kazanırız?
CEVAP:
Bu dünyada çok önemli sınavlardan geçirilmekteyiz. Başarılı geçen her sınavın ardından bir mutluluk ve rahatlık duyarız. Ama bu mutluluk ve rahatlığın da kendi başına ayrı bir sınav olduğunu bilmeli, asla şımarmamalı ve gevşememeliyiz. Asıl mutluluk, Cenneti kazanacak bir başarı ile hayata göz yumabilmektir.
Sınavlar, başlı başına sıkıntı kaynağıdır. Yaşadığımız sürece sınavlar bitmez. Bu sebeple bu dünyada bitmez tükenmez sıkıntılar içinde yaşarız. Sıkıntının biri bitmeden bir başkası başlar.
Şunu iyi bilmek gerekir ki, sınav yerini o sınavı yapan hazırlar, soruları da o sorar. İçinde bulunduğumuz ortamı biz hazırlamadık, hazır bulduk. Bunları şikâyet edeceğimiz bir makam da yoktur. Bu sebeple bu tür şikâyetler anlamsız zaman kaybından başka bir şey değildir. Bize düşen, şartlar ne olursa olsun, sınavı kazanmaktır. Bunun için muhtaç olduğumuz en önemli şey sabırdır. Çünkü öyle sınavlardan geçeriz ki, küçük bir sabırsızlık, her şeyin kaybedilmesine yol açabilir. Her bir sınavdan biraz daha olgunlaşmış olarak çıkmamız gerekir. Bunu ancak sabırlı olanlar başarabilirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Sizi biraz korku, biraz açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltme ile yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; bundan kaçış olmaz. Sen sabır gösterenlere müjde ver.
Onlar, başlarına bir sıkıntı gelince şöyle derler: “Biz, Allah‘a aidiz. Zaten, ona döneceğiz.” (Bakara 2/155-157)
Sabır göstermek, telaşa kapılmadan ve umutsuzluğa düşmeden kendine hâkim olmak demektir. Sıkıntılar karşısında sabırlı olmalı, birbirimize destek olmalı ve sürekli Allah’ın yardımını istemeliyiz. Şunu da bilmeliyiz ki, o yardım her istediğimiz zaman gelmez. Öyle olsa, burasının cennet olması gerekir. Bir düşünün: Hastalıktan kurtulmak için dua ediyorsunuz, hemen iyileşiyorsunuz… İşleriniz bozuluyor, duanızla hemen düzeliyor… Dua ediyorsunuz, borçlarınızı hemen ödüyorsunuz… Dualar böyle hemen kabul edilse imtihanın anlamı kalmaz. Allah, hem imtihanı yapacak, hem de dualarımızı kabul edecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Belki olgunlaşırlar.” (Bakara 2/186)
Bizler her isteğimizi Allah’a sunarız. Bu, doğru bir davranıştır. Ama Allah’ın da bizden istekleri vardır, onları da yerine getirmeye çalışmalıyız. Ancak o zaman, daha güçlü bir şekilde istekte bulunma hakkımız olur.
Bizler, elimizdeki imkânları, kendi hakkımız sanır, elden çıkınca veya çıkma tehlikesi görülünce telaşa kapılırız. Düşünelim bir kere: Doğumumuzdan önce neyimiz vardı? Öldükten sonra elimizde bu dünyanın nesi kalacaktır? Elimizde olanları Allah vermeseydi, onların hangisine sahip olabilirdik. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Şunu bilin ki mallarınız ve evlâtlarınız sadece sizin denenmeniz içindir. Büyük karşılık Allah katındadır.” (Enfal 8/28)
Yaşadığımız süre içinde karşımıza çıkan her şey sınavın bir parçasıdır. Öyle ise bize düşen tek şey, sabırlı olup başarmaya çalışmaktır.
“Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, Biz, onu döndüğü yola çevirir ve (neticede) Cehenneme sokarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir.”
Mümin Cennete Girmek için Ne Yapmalı, Kimler Cennete Girer?
Allah c.c nün bize vaat ettiği cenneti haketmek her müslümanın en büyük arzusu. Rabbim cümlemize o mükemmel mükafatı kazanıp ebedi hayatımızın ihya olmasını ve buna ulaşacak yolları bizlere vesile kılmasını niyaz ederiz. İşte bu sayfada okuyacaklarınız, cenneti kazanmak için ipuçları verecek ve yön gösterecektir inşAllah. Bizler ancak umarız, umutla niyaz eder, tevekkül eder, üzerimize düşenleri yapmaya gayret eder. Gerisini RABBİMİZİN SONSUZ RAHMETİNDEN BEKLERİZ. ALLAH C.C CÜMLEMİZE CENNETE KAVUŞMAYI NASİP ETSİN. Hüküm Allah c.c nün dür.
1. Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.
2. Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.
3. Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Sadece yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.
4. Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder.
5. Bir insan ölünce üç kişi hariç herkesin ameli kesilir: Sadaka-i cariye bırakan, veya istifade edilen bir ilim bırakan veya kendine dua edecek salih evlat bırakan.
6. Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.
7. Biriniz kardeşini Allah için seviyorsa ona sevdiğini söylesin
8. Bizi aldatan bizden değildir
9. Cennet anaların ayağı altındadır
10. Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.
11. Ey iman edenler Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın. Doğrusu Allah, aşırı gidenleri sevmez. Allah’ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah’dan sakının.
12. Halka teşekkürde bulunmayan Allah a şükretmez.
13. Her kim borçlu fakire mühlet verir, yahut borcundan indirirse Allahu Teala da onun Arşının gölgelerinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşının gölgesi altında dinlendirir.
14. Herhangi bir müslüman çıplak bir müslümanı giyindirirse, Allah da ona Cennetin meyvelerini ikram eder. Herhangi bir müslüman susuz bir müslümanı suya kandırırsa, Allah da ona ağzı mühürlü (el değmemiş) Cennet meşrubatından ikramda bulunur.
15. Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.
16. Hiçbir kimse, el emeği ve helal kazancından daha hayırlı bir yemek yememiştir.
17. Hiçbiriniz kendisi için istediğini mü’min kardeşi için istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz.
18. İlim öğrenmek üzere yola çıkan kimseye, Allah cennet yolunu kolaylaştırır.
19. İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
20. İnsanlar eğer Ramazan ayının kıymet ve ehemmiyetini hakkıyla bilselerdi, ümmetim, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederdi.
21. İnsanlar yaşadıkları gibi ölürler
22. İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez
23. İşçiye ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.
24. Karşılıklı ticarette ticaret yaptığın kişinin namaz kılması seni kandırmasın
25. Kim bir hayırli isi yapmaya yönelirse, onu yapan kadar mukafat alir.
26. Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, kendisine onun kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.
27. Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihlâs ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından temizlenir
28. Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin, eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.
30. Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir.
31. Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.
32. Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.
33. Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.
34. Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği halde, müşteriye haber vermeden satması haramdır.
35. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter.
36. Resülullah aleyhissalatu vesselam’a: “En efdal insan kimdir?” diye sorulmuştu. “Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes” buyurdular. Ashab: “Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz.Mahmümu’l-kalb ne demektir?” diye sordu. “(Mahmüm kalb), Allah’tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur” buyurdular.
37. Size vermekte olduğu nimetlerden ötürü Allahı sevin, benide Allah beni sevdiği için seviniz.
38. Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.
39. Sizin en hayırlınız kuranı öğrenen ve öğretendir.
40. Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cenneti kazandıran bir kısım salih amelleri şöyle haber vermişlerdir…
Cennete Götüren Ameller.
“Allah’a ortak koşmadan ölen cennete girer; Allah’a şirk koşarak ölen de cehennemi boylar.” (Müslim, Îmân 151)
“Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah Teâlâ ona cennet yolunu kolaylaştırır. Melekler, ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler. Göklerde ve yerde bulunan varlıklar, hatta sudaki balıklar bile âlimlerin bağışlanması için Allah’a yalvarırlar. Bir âlimin sadece ibadetle uğraşan bir kimseye üstünlüğü, on dördüncü gecesinde ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler altın gümüş değil, sadece ilmi miras bırakmışlardır. İşte bu ilim mirasına konan kimse, çok büyük bir kısmet kazanmış olur.” (Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19)
“Şüphesiz ki sözde ve işle doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” (Buhâri, Edeb 69; Müslim, Birr 103-105)
“Allah’tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz.” (Tirmizî, Cum’a, 80)
“(Geçmiş) ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç-beş kişilik küçük bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük bir kalabalık çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana ‘Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, sen ufka bak!’ dediler. Baktım; (çok) büyük bir karaltı. ‘İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinden hesapsız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır’ dediler…
Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir.” (Buhârî, Tıb 1, Rikak 50, Libâs 18; Müslim, Îmân 374)
“Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki, onların kalpleri kuş kalbi gibi (rakîk ve tevekkül üzere)dir.” (Müslim, Cennet 27)
Cennete gitmek için kişinin salih amel işlemiş ve iman etmiş olması gerekir. Bir hadiste de belirtildiği gibi kişi, helallere yakın durup haramlardan kaçarsa cennete girebilir. İşlenen her sevap ve yapılması farz olan ibadetleri yerine getirmek kişinin cennete girmesine yardımcı olacaktır.
Farz ibadetleri yerine getirmek kadar dikkat edilmesi gereken başka önemli noktalar da vardır. Örneğin iyi insan olma, anne ve babaya saygılı olma ve cömert olma gibi.
Her insanı Cennete götürecek nafile ibadetler farklıdır; ancak herkesin yapmak durumunda olduğu birçok farzdan bahsedilebilir. Bunların yanı sıra Allah'ın rızasını kazanmakla cennete gidebileceğimiz farklı amellerden vardır ki bunlar; kişinin yerine, konumuna, algı seviyesine ve sorumluluk duygusuna göre değişebilir.
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allahü teâlâ kendisine kavuşturacak, Cennete girilecek, tek açık kapı bırakmıştır. Bu tek kapı, Peygamber efendimizin mübarek kalbidir. Peygamberler dâhil herkes bu kapıdan geçmedikçe Allahü teâlâya kavuşamaz. Onun Peygamberliğini kabul etmeyen, kim olursa olsun, Cennete giremez. Peygamber efendimize zerre kadar benzemek, bütün dünya ve ahiret lezzetlerinden, nimetlerinden daha tatlıdır, daha üstündür. Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde mealen, (Allah ve melekleri, Resule salât ediyor. Ey iman edenler, siz de salât edin) buyuruyor. Allah’ın salât etmesi rahmet, meleklerinki dua, müminlerinki ise Onun şefaatini taleptir.
Allahü teâlâyı seven, Kur’an-ı kerim okumayı sever. Kur’an-ı kerim okumak ruhun gıdasıdır. Allah’ı seven, Onun bildirdiğiyle amel eder. Allah’ı seven, Habibine tâbi olur, Onu sever. Onu seven de Ona çok salevat okur ve sünnetine uyar.
Âhir zamanda bütün dünyayı küfrün zulmeti kaplar. Herkes bu havayı teneffüs etmeye mecbur olur. Bu pisliği çıkartmanın, bundan kurtulmanın yolu, birkaç arkadaş bir araya gelince dinden, imandan, Allahü teâlânın sevgili kullarından bahsetmektir. Böyle yapınca bu pislik çıkar, insan temizlenir, rahatlar. Müminler, Allah için bir araya geldiği zaman, isteseler de, istemeseler de Allah sevgisi mutlaka kalbden kalbe geçer.
Bir Müslüman, rüyasında imam-ı Şafiî hazretlerini görünce ona, (Efendim, bu dereceye, bu makamlara nasıl kavuştunuz, nasıl bu kadar büyük bir zat oldunuz, çok merak ediyoruz) diye sorar. İmam-ı Şafii hazretleri, (Merak ediyorsan yazdığım kitaba bak) buyurur. Başucunda onun yazdığı bir kitap vardır. İmam hazretleri sözüne devamla, (Ben, Peygamber efendimizin her ismi geçtiğinde “aleyhissalatü vesselam” diye salatü selam verdim. Hiçbir zaman Onun mübarek ismini salatü selamsız yazmadım. Rabbim bunun için bana bu makamı ihsan etti) buyurur. O mümin uyanıyor, kitaba bakıyor ki, İmam-ı Şafii hazretleri, Peygamber efendimizin isminin geçtiği her yerde, salevat-ı şerife yazmış.
Kendimizde ihlâs yoksa, Allah aşkı yoksa, başkasının kapısını çalmamızın ne faydası olur? Ne bize, ne ona hayır gelir, çünkü ihlâssızlık fitneye sebep olacak işler yaptırır. İhlâs olmayan yere, menfaat girer, dünya girer. İhlâs demek, ahiret için, Allah için çalışmak demektir. İmam-ı Gazali hazretleri vefat ederken, talebelerine son nasihat olarak, üç defa (İhlâslı olun) buyurmuştur.