Geçmiş yıllarda kılamadığım namazlarımı kılmak istiyorum. Nasıl niyet etmem gerekir?
Namazı kazaya bırakmak büyük günahlardandır. Ölmeden önce pişmanlık duyarak, tövbe ve istiğfar edip, geçmişte kılınmayan beş vakit farz namazları kaza etmek farzdır. Vitir namazını kaza etmek ise vacibdir. Hayatımız çok kısadır. Hem kullara ve hem de Allah’a olan borcumuzu bir an evvel ödemeliyiz. Niyet;
“Niyet ettim Allah rızası için ilk (veya son) kazaya kalan sabah (veya öğlen, ikindi, akşam, yatsı) namazının farzını kılmaya.“ veya “ Niyet ettim Allah rızası için en son kazaya kalan vitir vacip namazını kılmaya.” diyerek yapılır.
Kaç yıl kazaya kaldığını kendisi galip zannıyla karar verir ve her vakit namazının peşine bir kaza namazı kılabilir. Veya kısa zaman içinde borçlarını bitirebilir.
Allah Teâlâ’ya kulluk yapmak için yaratılan insan, bu temel görevini yerine getirirse dünyada ve âhirette huzur ve mutluluğa kavuşur. Zaten yaradılış gayemiz, Allah’a kulluk/ibadet yapmaktır. İlk görevimiz, Allahın varlığına birliğine, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberliğine inanmaktır. İmandan sonra, ikinci görevimiz Namaz kılmaktır. Çünkü namaz dinin direği, ibadetlerin en üstünüdür. Yüce Allah’a karşı en önemli ibadet görevimiz günde beş defa kıldığımız namazlarımızdır. Namaz Allah’ı sevmenin ve ona samimiyetle bağlanmanın bir göstergesidir. Namaz insanı Allah’a yaklaştırır. Yüce rabbimiz bize “ Secde et ve yaklaş” (Alak/19) buyurur. Demek ki Allah’a yaklaşmanın en iyi yolu secde etmektir, yani namaz kılmaktır. Namaz, “dinin direği” (Tirmizi, İman 8) , “Mü’minin mi’racı” ve “Cennetin anahtarı” (Tirmizi Taharet 3) dır. Allah Teala katında en sevgili amel odur. Peygamberimizin “Gözümün nuru” (Neseî, Nisa, 1) dediği ibâdet yine Namazdır.
Namaz, kalplere Allah korkusunu yerleştirerek insanı günah işlemekten korur. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir. “Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlık ve kötülükten meneder. (Ankebût, 29/45) Ayete göre gerek abdest, kıraat, rükû, secde, ta’dîl-i erkân gibi zahirî şartlarına ve rükünlerine gerekse ihlâs, huşu, takva gibi manevî şartlarına özen göstererek kılınan namaz, haksızlık, ahlaksızlık ve her türlü kötülükten korur.