1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 47  |
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Cmt 10 Ksm 2018, 16:46
Allah’ın emirleri doğrultusunda meleklerin katıldığı toplantılar…
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: Cenab-ı Hakk’ın, yeryüzünü dolaşan, “Tavvafûn” adlı melekleri vardır. Bunlar Allah’ın adının anıldığı, ilim ve zikir meclislerini dolaşırlar. Sonra da Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkarlar. Rabbimiz (her şeyi bilmesine rağmen) meleklerine sorar:
-Kullarım ne yapıyorlardı?
-Ya Rabbi, Seni tesbih ediyorlardı. Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu ekber, diyorlardı. Onlar Senin kusursuzluğunu ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu düşününce, kalp ve gönülleri dolu dolu “Sübhanallah”; sayısız nimetlerini onlara ikram etmene karşılık “Elhamdülillah”; yarattığın varlıklar üzerindeki sanatını, azamet ve yüceliğini seyredip hayranlıkla “Allahu ekber” diyor ve zikrediyorlardı.
-Peki, onlar Beni gördüler mi?
-Hayır, Ya Rabbi, görmediler.
-Ya görselerdi!..
-Yani, o zaman delicesine bir iştiyakla bunları söyleyeceklerdi.
-Kullarım ne istiyorlar?
-Cennetini istiyorlar.
-Onlar Benim cennetimi gördüler mi?
-Hayır, görmediler.
-Ya görselerdi!..
-Evet, görselerdi çok daha şiddetli ve arzulu bir şekilde isterlerdi.
-Onları kendilerini hangi şeyden korumamı istiyorlar?
-Cehenneminden.
-Onlar cehennemi gördüler mi?
-Hayır, görmediler.
-Ya görselerdi?
-Tabii, müthiş bir korkuyla ondan kaçar ve korunmak için çok daha fazla yalvarırlardı.
-Meleklerim, sizler de şahit olun, Ben onların hepsini affettim.
Meleklerden biri sorar:
-Ya Rabbi, onlar arasında birisi daha vardı ki, meclise başka bir iş için gelmişti; niyeti zikir değildi. Allah Teâlâ buyurur:
-Onlar bir topluluktur, onlarla oturan mahrum bırakılmaz. O da zikredenlere dâhildir.
Buhâri, Daavât 66; Müslim, Zikr 25
Kaynak: İslam Akaidi, Erkam Yayınları
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Pts 12 Ksm 2018, 16:37
Peygamberimiz (s.a.v.) İslâma davet için gittiği Tâif'te nasıl karşılanmıştır, dönüşünde neler olmuştur?
Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Hatice'nin vefatlarını fırsat bildiler. Âdeta bu zamanı bekliyorlarmış gibi, Peygamber Efendimize (s.a.v.) revâ gördükleri ezâ ve cefalarını birden kat kat arttırdılar. Öyle ki, Efendimiz onların zulüm, hakaret ve işkencelerinden dini neşretme vazifesini âdeta yapamaz hale gelmişti.
Müşriklerin bu insafsız ve merhametsiz tutumu, Resûl-i Kibriyâ Efendimizi fazlasıyla müteessir ediyordu. Bu sebeple Tâif'e gitmeye karar verdi. Maksadı, Kureyş müşriklerine karşı Tâif'te oturan Sakif Kabilesinden kendisini korumalarını ve İslâm dâvâsını kabul etmelerini istemekti.
Tâif, Arabistan'ın mühim yerlerinden biriydi. Bağ ve bahçeleriyle şöhret bulmuştu. Ayrıca, Resûlullahın süt annesi Halime'nin mensup olduğu Beni Sa'd Kabilesi de buraya yakın oturuyordu. Dolayısıyla Efendimiz, bu belde sakinlerinin İslâma alâka duyup îmânla şereflenebilecekleri ümidini besliyordu. Bu ümidi tahakkuk ettiği takdirde, Kureyş müşriklerine karşı büyük bir güç de elde etmiş olacaktı.
Tarih, bi'setin 10. yılı, Şevvâl ayının 27'sini gösteriyordu.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz Hz. Zeyd bin Hârise ile birlikte, gizlice Mekke'den ayrılarak Tâif'e vardı. Orada Sakif Kabilesi ileri gelenleriyle görüşmeye başladı. Onları İslâm dinine dâvet etti. Kavminden muhalefet edenlere, kendisiyle birlikte karşı koymalarını taleb etmek için geldiğini anlattı. Ancak, kaldığı on gün zarfında hiçbir müsbet netice elde edemedi. Üstelik hakaret ve istihza ile mukabele gördü. Türlü türlü ithamlara maruz kaldı.
Reislerinden biri,
"Allah, peygamber göndermek için senden başka kimse bulamadı mı?" diyecek kadar küstahlıkta ileri gidip mübârek kalblerini teessüre boğdu.
Bir başkası,
"Vallahi" dedi. "Ben hiç bir zaman seninle konuşmayacağım. Çünkü, sen şayet dediğin gibi Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber isen, senin sözünü reddetmekle kendimi büyük tehlikeye atmak istemem. Eğer, sen Allah'ın Peygamberiyim diye Allah adına hilâf-ı hakikat konuşuyorsan, o takdirde de ben seninle konuşmaya lüzum görmem."1
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu davranışları ve sözleri üzerine Sakîflilerden hayır gelmeyeceğini anladı ve bundan müteessir oldu. Müşriklerin bu durumu haber alıp cüretlerini arttırmalarından endişe duyduğu için de yanlarından ayrılacağı sırada onlara,
"Bâri konuştuklarımız aramızda kalsın! Başka kimse duymasın!"
dedi. Ne var ki, şirk inancının kuvvetle yaşandığı ikinci bir belde olan Tâif sakinleri Resûl-i Zişânın bu arzusunu da kabul etmediler. Gençlerinin İslâmiyete alâka duymalarından korkarak, İki Cihan Güneşi Efendimize şöyle dediler:
"Memleketimizden çık da, nereye gidersen git! Kavmin ve hemşehrilerin söylediklerini kabul etmeyince, çıkıp bize geldin! Vallahi, biz de senden elimizden geldiğince uzak duracağız, isteklerini kabul etmeyeceğiz."2
Lât ve Uzza'ya tapmakta Mekkeli müşriklerle yarışıp duran Sakifliler, bu çirkin sözlerle de yetinmediler. Beldelerinde misafir olarak bulunan Cihan Peygamberine ayak takımını, sokak gençlerini ve kölelerini kışkırtarak saldırttılar.
Gözü dönmüş, kendini bilmez küstahlar, yolun iki tarafında sıralanarak Kâinatın Efendisi ve Hazret-i Zeyd'i taşa tuttular. Resûlullahın mübârek ayakları kana bulandı. Öyle ki, isâbet eden taşların açtığı yaraların acısı yürümeye engel olur hâle geldi. Resûl-i Ekrem, zaman zaman oturmak zorunda kaldı. Ama bu vicdansızlar, her seferinde onu zorla ayağa kaldırarak, yeniden yaralı ayaklarını taş yağmuruna tutuyorlardı. Ayak takımı, Peygamber Efendimizi ızdırap içinde bırakırken, taşlarıyla beraber kahkahalar da savuruyorlardı.
Hz. Zeyd, hayatını hiçe sayarcasına vücudunu Resûl-i Kibriyâ'ya siper etmişti. Şirk ehlinin elinden çıkan taşların ona ulaşmasına mani olmaya çalışıyordu. Ama nafile idi. O da kan revân içinde kaldı.
Resûl-i Ekrem, bu âdice saldırıdan ancak kendini bir bağa atmakla kurtarabildi. Bağın sahipleri kendilerine uzaktan akraba sayılan Utbe ve Şeybe bin Rabia adında iki kardeşti.
Resûl-i Ekrem bitkin bir vaziyette kendisini bir asmanın altına attı. İnsanlığı utandıracak bu âdice saldırının tesirinden biraz olsun kurtulduktan sonra, şu hazin münacaatta bulundu:
"Allah'ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hakîr görüldüğümü ancak sana arzeder, sana şikâyet ederim."
"Ey merhametlilerin merhametlisi olan Allah! Herkesin hakir görüp de dalına bindiği, çaresizlerin Rabbi ancak Sensin. Benim Rabbim de ancak Sensin. Sen, beni kötü huylu, yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek kadar merhamet sahibisin."
"Allah'ım! Yeter ki, Senin gazabına uğramayayım. Ne çekersem ona katlanırım. Fakat senin af ve mağfiretin bunları bana yaptırmayacak kadar geniştir."
"Allah'ım! Senin gazabına uğramaktan, İlâhi rızandan uzak durmaktan, Senin o zulmetleri aydınlatan ve âhiret işlerini yoluna koyan İlâhi nuruna sığınırım!"
"Allah'ım! Sen razı oluncaya kadar, affını dilerim! Allah'ım! Her kuvvet, her kudret ancak seninle kâimdir!.."3
Köle Addas
Bağ sahipleri, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin maruz kaldığı şen'i ve menfur saldırıyı uzaktan seyretmişler ve acıma duyguları harekete geçmişti. Köleleri Addas'la Efendimize biraz üzüm göndererek ikrâmda bulundular.
Addas tabak içindeki üzümü alıp Peygamber Efendimize getirdi. Resûl-i Ekrem üzümü, "Bismillah" diyerek alıp yemeğe başlayınca Addas'ın dikkatini çekti. Kendi kendine,
"Vallahi, bu sözü, bu beldenin halkı bilmezler ve söylemezler." dedi.
Fahr-i Âlem Efendimiz,
"Ey Addas, sen hangi dindensin?" diye sordu.
Addas,
"Ninevalıyım ve Hristiyanım." cevabını verdi.
"Demek, sen o salih kişi Yunus İbn-i Mettâ'nın hemşehrisisin?"
"Sen, Yunus İbn-i Mettâ'yı nereden biliyorsun?"
"O, benim kardeşimdir. O bir peygamberdi. Ben de peygamberim."
Bunun üzerine, Addas kendisini tutamadı ve Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) in başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Manzarayı uzaktan seyreden bağ sahiplerinden biri diğerine,
"Senin adamın, gözünün önünde kölenin itikadını bozdu." dedi.
Addas, yanlarına dönünce de ikisi birden ona çıkıştılar:
"Yazıklar olsun sana, Addas! Sen bu adamın başını, ellerini ve ayaklarını nasıl öptün?"
Addas'ın efendilerine cevabı ise şu oldu:
"Yeryüzünde, bu zâttan daha hayırlı bir kimse yok! Bana bir şey bildirdi ki, onu ancak bir peygamber bilebilir."4
Peygamberimiz (s.a.v.)'in Şefkat ve Merhameti
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bağdan ayrılıp düşünceli düşünceli ve Sakif Kabilesi ile Tâiflilerden maksadına muvafık bir netice alamamanın teessürü içinde yoluna devam etti.
Mekke'ye iki konaklık bir mesafe kalmıştı ki, zâtını bir bulutun gölgelemekte olduğunu gördü. Dikkatlice bakınca, bulutun içinde Hz. Cebrâil'i fark etti. Cebrâil (a.s.) seslendi:
"Şüphesiz Allah, kavminin sana neler söylediğini işitti. Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında dilediğini yapmak üzere ona emredebilirsin."
O anda görünen dağlar meleği de emrine âmade olduğunu ve istediği takdirde Ebû Kubeys ile Kuaykıan dağlarını müşriklerin üzerine kapanırcasına birbirine kavuşturabileceğini söyledi.
Fakat, şefkat ve merhamet kaynağı Resûl-i Ekremin arzusu başka idi. Dağlar meleğine şu cevabı verdi:
"Hayır, ben böyle bir şey istemem. İstediğim tek şey, Hak Teâlâ'nın bu müşriklerin sülbünden, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibâdet edecek bir nesil ortaya çıkarmasıdır."5
Evet, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in maksat ve gayesi insanları bedduâlarla yok etmek, belâ ve musîbetlere uğratıp perişan etmek değildi. Aksine, insanların îmâna kavuşması, hidâyete ulaşması ve ebedî saadete ermesiydi. Her adımını bu gayenin tahakkuku için atıyor, her hareketini bu ulvî maksat için yapıyor, her teşebbüsünde bu eşsiz hedef bulunuyordu. Bu sebeple her dakikası bir nevi ibadetle geçiyor ve her anı nûrlu bir manzara olarak maziye akıp gidiyordu.
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Sal 13 Ksm 2018, 16:39
Hz.Ebu Bekir'in rüyası
Peygamber efendimiz (s.a.v.) e, ilk vahyin gelmesinden sonra, ilk iman eden hazret-i Hadice validemizdir. Hiç tereddüt etmeden İslâmiyet'i hemen kabul edip, ilk Müslüman olma şerefine kavuştu.
Hazret-i Hadice validimize, Cebrail aleyhisselamın öğrettiği gibi abdest almasını öğretti. Sonra Peygamber efendimiz imam oldu, birlikte iki rekat namaz kıldılar.
Hadice validemiz, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) in her sözüne, her emrine, en mükemmel şekilde, itaat etti. Böylece Allahü teâlânın katında pek yüksek derecelere kavuştu.
Resulullah efendimiz üzülse, inkar edenlerin alay etmesiyle elem çekse, O'nu teselli eder, kederini giderirdi. Derdi ki: "Ya Resulallah! Hiç üzülme, gam çekme. Sonunda dinimiz kuvvet bulup, müşrikler helak olurlar. Kavmin sana itaat eder..."
Hadice validemizin bu yardımlarından ötürü bir gün, Cebrail aleyhisselam gelip; "Ya Resulallah! Hadice'ye, Allahü teâlânın selamını bildir" dedi. Peygamber efendimiz; "Ey Hadice! İşte Cebrail, Allahü teâlânın sana selamını bildiriyor" buyurdu.
Peygamber efendimiz bir defasında da; "Allahü teâlâ bana Cennet'te inciden bir ev ile Hadice'ye müjde vermemi emretti. Orada hastalık, üzüntü ve baş ağrısı yoktur"
Hazret-i Hadice'den sonra yetişkinlerden ilk Müslüman olan, Resulullah efendimizin yakın arkadaşlarından hazret-i Ebu Bekir'dir.
Hazret-i Ebu Bekir, yirmi sene önce bir rüya görmüştü: "Gökten dolunay inip, Kabe-i muazzamaya gelmiş, parça parça olmuş, parçalardan her biri, Mekke evlerinden biri üzerine düşmüş, sonra bu parçalar bir araya gelerek gökyüzüne yükselmişti. Ebu Bekir'in evine düşen parça ise, gökyüzüne yükselmemişti. Hadiseyi gören hazret-i Ebu Bekir, hemen evin kapısını kapamış, sanki bu ay parçasının gitmesine mani olmuştu."
Gördüğü rüyanın tabirini Bahira'ya sordu. Bahira; "Sen neredensin?" dedi. Hazret-i Ebu Bekir, "Kureyş'tenim" diye cevap verince, Bahira; "Orada bir peygamber çıkacak ve hidayet nuru Mekke'nin her yerine ulaşacak. Sen, hayatında O'nun vefatından sonra da, halifesi olacaksın" dedi.
Ebu Bekir bu cevaba çok hayret etmişti. Bu rüyasını ve tabirlerini, Peygamber efendimiz, peygamberliğini açıklayıncaya kadar kimseye söylememişti.
Efendimiz peygamberliğini açıklayınca, Ebu Bekir hemen Peygamber efendimize koşup; "Peygamberlerin, peygamberliklerine delilleri vardır, senin delilin nedir?" diye sual etti.
Peygamber efendimiz cevabında; "Bu nübüvvetime delil, o rüyadır ki, bir Yahudi alimden tabirini istedin. O alim; "Karışık rüyadandır, tabir edilmez" dedi. Sonra rahip Bahira, doğru tabir etti" buyurarak, hazret-i Ebu Bekir'e hitaben; "Ey Ebu Bekir! Seni, Allah'a ve Resulüne davet ederim" buyurdu.
Bunun üzerine hazret-i Ebu Bekir; "Şehadet ederim ki, sen, Allahü teâlânın resulüsün, senin peygamberliğin hakdır ve cihanı aydınlatan bir nurdur" diyerek Müslüman oldu.
Müslüman olur olmaz, arkadaşlarını da getirmesi için izin istedi. Çok sevdiği arkadaşlarını da getirip onların da iman ile şereflenmelerine vesile oldu.
Bunlar Eshab-ı kiramın ileri gelenlerinden ve Cennet ile müjdelenmiş; Hz. Osman, Hz. Talha, Hz.Zübeyr bin Avvam, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Sa'd ibni Vakkas, Hz. Ebu Ubeyde gibi yüksek şahsiyetler idi.
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Çrş 14 Ksm 2018, 16:52
🍂Başınıza bir sıkıntı gelirse şu BABA’yı hatırlayın...
🌿Üç oğlu ve dört kızı olan bir BABA vardı.
🌾İlk oğlu 2 yaşında iken vefat etti.
🌾İkinci oğlu da 1.5 yaşında iken vefat etti.
🌾Üçüncü oğlu ise 17 aylık iken, henüz sütten kesilmeden vefat etti.
🥀İlk kızı evlendi ama daha 28 yaşında iken vefat etti.
🥀İkinci kızı da evlendi. Ancak daha 21 yaşındaydı O’da vefat ettiğinde.
🥀Sonra üçüncü kızı evlendi.
O’da 27 yaşında iken vefat etti.
🌹Kız ve erkeklerden hayatta sadece tek bir kızı kaldı.
✨Oğullarının isimleri:
*Kasım,
*Abdullah ve
*İbrahim idi.
✨Kızlarının isimleri:
*Zeyneb,
*Rukayye ve
*Ümmü Gülsüm'dü.
🌹O BABA’nın Fatıma'sından başka çocuğu kalmadı.
🌹O BABA’yı tanıdınız mı?
🌾AHMED-i MAHMUD MUHAMMED MUSTAFA
Sallallahu Aleyhi ve Sellem
İşte O Allah Resulünün dünyaya teşrif ettiği mübarek Rebiülevvel ayına girmiş bulunmaktayız.
Ey Rabbim! Eşsiz ve kusursuz olan sensin, seven ve sevdiren sensin, bu fakir kullarına senin sevdiklerini sevmeyi nasip et. Sevdiklerin hürmetine en sevdiğinin şefaatine nail eyle.
Allah-u Teala ve melekleri O’na salat ediyor. Biz dahi bir salavat getirelim.
ALLAHÜMME SALLİ ÂLÂ SEYYİDİNA MUHAMMED'İN VE ÂLÂ ÂLİ SEYYİDİNA MUHAMMED
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Prş 15 Ksm 2018, 17:00
Vücudum cehennem kadar olsun!
Birgün Resullullah efendimiz (s.a.v.), Eshab-ı ile mescidde otururken, Cebrail aleyhisselam geldi
Resul-i Ekrem'e:
-Ebu Bekir (r.a.)`in bir saat ibadeti başkalarının yetmiş yıllık ibadetinin yerini tutar dedi.
Resul-i Ekrem, bir şey söylemeyip, Hazret-i Bilal`e, Hz Ebu Bekir (r.a)`i çağırmasını emir buyurdu
Hz Ebu Bekir (r.a.) hemen geldi
Resulullah (s.a.v.), Hz Ebu Bekir (r.a.)`i karşıdan görünce, karşılayıp yanına oturttu
-Evde ne yapıyordun ne gibi bir amelle meşguldün? Diye sordu
O da şöyle cevap verdi:
-Hatırıma şu gelmişti:Hak Teala Cenneti ve Cehennemi yarattı Her ikisini de dolduracağını diledi
Hak Teala`dan, vücudumu Cehennemi dolduracak kadar büyük yapmasını ve yalnızca oraya beni koymasını başka kulunu koymamasını diledim
Böylece hem Hak Teala`nın taktiri yerine gelmiş, hem de bütün insanlar Cehennem korkusundan kurtulmuş olurlar, cevabını verdi
Eshab-ı kiram, Hazreti Ebu Bekir (r.a.)`ın bu yüksek duasına hayran kaldılar
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Cum 16 Ksm 2018, 17:04
PEYGAMBERİMİZ NE ZAMAN DOĞDU?
Varlıklar zincirinin sebep ve zirvesi Hazret-i Peygamber, mîlâdî 571 yılının 20 Nisan’ına tesâdüf eden 12 Rabîulevvel Pazartesi sabahı, güneş doğmadan az evvel zuhûr âlemine tenezzül ederek dünyâmızı şereflendirmiştir.
Bilinen bir gerçektir ki, ilk yaratılan, O’nun nûrudur. Bütün varlıklar, o nûrun şerefine halk edilmiştir.
PEYGAMBERİMİZİN DOĞUMUNDA GERÇEKLEŞEN MUCİZELER
O’nun dünyâyı şereflendirmesiyle Allâh’ın rahmeti bu âlemde tuğyân etti. Sabahlar ve akşamlar âdeta renk değiştirdi. Duygular derinleşti. Sözler, sohbetler, lezzetler enginleşti; her şey ayrı bir mânâ, ayrı bir letâfet kazandı. Putlar sarsılarak yere devrildi. Kisrâlar beldesi Medâyin saraylarında sütunlar ve kuleler yıkıldı. Sâve Gölü[1], zulüm bataklığı hâlinde kurudu.[2] Gönüller feyz ve bereketle doldu.
Zaman ve mekânda gerçekleşen bu tecellî, Son Peygamber’in zuhûrunun ilk bereketi idi. Kaynakların verdiği bilgiye göre, Allah Resûlü’nün süt annelerinden biri de, tâlihli hanım Süveybe Hâtun’dur. Bu hanım, Resûlullâh’ın amcası ve azılı düşmanı olan Ebû Leheb’in câriyesi idi.
Süveybe Hâtun, bir pazartesi günü Ebû Leheb’e yeğeninin doğum müjdesini haber verince, Ebû Leheb, sırf kavmî asabiyetten dolayı bu câriyeyi âzâd etti. Bu ırkî asabiyetten meydana gelen sevinç bile, Ebû Leheb’in pazartesi günleri azâbını hafifletmeye yetti.
Bu hâdiseyle alâkalı olarak, Ebû Leheb’in kardeşi Abbas (r.a.) şunları nakleder:
“Ebû Leheb’i ölümünden bir sene sonra rüyamda gördüm. Kötü bir hâlde idi:
«−Sana nasıl muâmele edildi?» diye sordum. Ebû Leheb:
«−Muhammed’in (s.a.v.) doğumuna sevinerek Süveybe’yi âzâd ettiğim için pazartesi günleri azâbım biraz hafifletilmektedir. O gün baş parmağımla işâret parmağım arasındaki şu küçük delikten çıkan su ile serinlemekteyim.» cevâbını verdi.” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 277; İbn-i Sa’d, I, 108, 125)
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Pts 19 Ksm 2018, 16:58
Hazreti Vahşi için inen üç ayet
HEPİNİZ "Vahşi"yi bilirsiniz. Adını duymuşsunuzdur veya en azından belleklerden silinmeyen ve müthiş bir yapım olan "Çağrı" filminde onu izlemişsinizdir. O bir köledir ve iyi mızrak atar. Siyah renkli olan bu köle "Uhud" harbinde Hz. Hamza’yı sinsice takip eder. Görevi bu. Aslında kölelikten kurtulma yolunda bu. Hz. Hamza’yı şehit ederse hürriyetine kavuşacak.
Vahşi, Uhud meydanında saatlerce Hz. Hamza’yı kollar. Mızrağı atacağı ortamı bekler. Nihayet karşısına çıkamadığı Hz. Hamza’yı uzaktan attığı mızrakla şehit eder. Hz. Hamza, Hz. Peygamber’in hem amcası hem de sütkardeşiydi.
Hz. Hamza’yı şehit eden "Vahşi", ismine uygun bir şekilde Hz. Hamza’nın karnını ve göğsünü bıçakla parçalar ve iç organlarını Uhud’un kumlarına döker. Daha kötü ve iğrendiren şeyler de yapar. Ama kalem bu kadarını yazabiliyor. Ötesini yazamıyor.
* * *
Uhud sonunda Hz. Peygamber (s.a.v.)e Hazreti Vahşi için inen üç ayet
HEPİNİZ "Vahşi"yi bilirsiniz. Adını duymuşsunuzdur veya en azından belleklerden silinmeyen ve müthiş bir yapım olan "Çağrı" filminde onu izlemişsinizdir. O bir köledir ve iyi mızrak atar. Siyah renkli olan bu köle "Uhud" harbinde Hz. Hamza’yı sinsice takip eder. Görevi bu. Aslında kölelikten kurtulma yolunda bu. Hz. Hamza’yı şehit ederse hürriyetine kavuşacak.
Vahşi, Uhud meydanında saatlerce Hz. Hamza’yı kollar. Mızrağı atacağı ortamı bekler. Nihayet karşısına çıkamadığı Hz. Hamza’yı uzaktan attığı mızrakla şehit eder. Hz. Hamza, Hz. Peygamber’in hem amcası hem de sütkardeşiydi.
Hz. Hamza’yı şehit eden "Vahşi", ismine uygun bir şekilde Hz. Hamza’nın karnını ve göğsünü bıçakla parçalar ve iç organlarını Uhud’un kumlarına döker. Daha kötü ve iğrendiren şeyler de yapar. Ama kalem bu kadarını yazabiliyor. Ötesini yazamıyor.
* * *
Uhud sonunda Hz. Peygamber, şehitleri ve yaralıları dolaşır. Kendisi de yaralıdır. O gün çok ağlar. Hele Hz. Hamza’nın başındayken belki ilk kez hıçkırıkları yükseldi. Sadece Hz. Hamza’yı kaybedişine değil, tek başına kaplan avına çıkabilecek kadar yürekli olan bu insana yapılana tahammül edemez. Hatta orada yemin eder, ben de yetmiş kişiye misliyle karşılık vermeye müsaade edeceğim, diye. Ama hemen akabinde inen ayetler bu karşılığı yasaklar (İbni Sa’d, et-Tabakat 3, 5, 13, 14).
İnen ayetler, aşırı gitmeyi yasaklayan ayetlerdir (Neml, 126). Hz. Peygamber bundan dolayı sabretmiş, daha sonra kefaret ödemiştir (İbni Sa’d, et-Tabakat, el Kübra’e, 3, 5, 11). Aslında sadece bu olay Kuran-ı Kerim’in vahiy ürünü olduğunun en açık belgesidir. "Allah’ın Aslanı" olarak anılan Hz. Hamza ve benzerleri hakkında "Allah’ın yolunda öldürülenleri ölü sanmayın" (Ali İmran, 169) ayeti iner.
Aslında bu yazıda anlatacağım konu, bu ayrıntıdan sonraki satırlardır. Ama sanıyorum baştaki satırlar olmasaydı şimdi yazacaklarım tam anlaşılamayabilirdi. Hz. Hamza’nın katili olan "Vahşi", sonradan Müslüman olmak istediğini fakat "şirk yapanların, katillerin ve zinakárların" azaba uğrayacağı şeklindeki ayetlerden korktuğunu iletir. Vahşi’nin hakkında üç ayet arka arkaya iner (Belli bir zaman içinde).
Olay şöyle gelişir: Uhud harbinde Peygamber Efendimizin amcası Hz. Hamza’yı (RA) şehit eden Vahşi, Resulullah Efendimize, "Ben Müslüman olmak istiyorum. Ama Kuran’da ’Ve onlar ki Allah’ın beraberinde diğer bir ilaha dua etmezler, Allah’ın haram kıldığı nefsi haksız katleylemezler ve zina yapmazlar. Her kim de bunları yaparsa ağır cezaya çarpar’ (Furkan, 6) ayeti beni İslam’dan men ediyor. Zira ben sayılan bu üç günahın hepsini yaptım. Benim için bir tövbe imkánı var mı?" diye Mekke’den bir mektup yazdı.
Bunun üzerine Furkan Suresi’nin, "Ve her kim tövbe edip de salih amel işlerse o muhakkak Allah’a makbul olarak döner" mealindeki 71. ayeti kerimesi nazil oldu. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu ayeti kerimeyi Vahşi’ye yazıp gönderdi.
Vahşi, "Bu ayette iyi amel yapma şartı var. Ben iyi işleri, amelleri belki yapamayabilirim. Başarılı olabilir miyim bilmiyorum" diye bir mektup daha yazdı.
Bunun üzerine, "Doğrusu, Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret etmez, ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur" (Nisa Suresi, ayet 48) mealindeki ayeti kerime nazil oldu. Peygamber Efendimiz, bu ayeti kerimeyi de Vahşi’ye yazdı.
Vahşi tekrar, "Bu ayeti kerimede de Allahu Teala dilediğine mağfiret eder şartı var. Allah (CC) beni bağışlamayı diler mi, dilemez mi bilmiyorum" diye yazınca, "Ey nefisleri üzerinde israfta bulunmuş kullarım! Allah’ın rahmetinden ye’se (ümitsizliğe) düşmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah günahların hepsini mağfiret eder. Muhakkak ki o çok gafur ve rahimdir" (Zümer Suresi, ayet 53) mealindeki ayeti kerime nazil oldu.
Resulullah Efendimiz, bu ayeti kerimeyi de Vahşi’ye bildirdi. Vahşi bu ayeti kerimede hiçbir şart bulamadı ve Medine-i Münevvere’ye gelip Müslüman oldu.
* * *
Hz. Hamza (R.A) gibi bir insanı şehit eden bir köleye, insan olduğu için verilen değer. Bu kişi hakkında tam üç ayet iniyor ve Hz. Peygamber (S.A.V.)Vahşi’ye engel olmuyor, olamıyor. Çünkü vahiy inince, aradan perdeler, aracılar ve talepler kalkar. Yüce Allah konuşur, emreder. Bu olaydan sonra Vahşi, bizim için Hz. Vahşi’dir. Sahabidir. Saygıyla anılır. İşte bu kadar, ötesi yok.
Bu olay insanlık için başlı başına bir ibret vesikasıdır, şehitleri ve yaralıları dolaşır. Kendisi de yaralıdır. O gün çok ağlar. Hele Hz. Hamza’nın başındayken belki ilk kez hıçkırıkları yükseldi. Sadece Hz. Hamza’yı kaybedişine değil, tek başına kaplan avına çıkabilecek kadar yürekli olan bu insana yapılana tahammül edemez. Hatta orada yemin eder, ben de yetmiş kişiye misliyle karşılık vermeye müsaade edeceğim, diye. Ama hemen akabinde inen ayetler bu karşılığı yasaklar (İbni Sa’d, et-Tabakat 3, 5, 13, 14).
İnen ayetler, aşırı gitmeyi yasaklayan ayetlerdir (Neml, 126). Hz. Peygamber bundan dolayı sabretmiş, daha sonra kefaret ödemiştir (İbni Sa’d, et-Tabakat, el Kübra’e, 3, 5, 11). Aslında sadece bu olay Kuran-ı Kerim’in vahiy ürünü olduğunun en açık belgesidir. "Allah’ın Aslanı" olarak anılan Hz. Hamza ve benzerleri hakkında "Allah’ın yolunda öldürülenleri ölü sanmayın" (Ali İmran, 169) ayeti iner.
Aslında bu yazıda anlatacağım konu, bu ayrıntıdan sonraki satırlardır. Ama sanıyorum baştaki satırlar olmasaydı şimdi yazacaklarım tam anlaşılamayabilirdi. Hz. Hamza’nın katili olan "Vahşi", sonradan Müslüman olmak istediğini fakat "şirk yapanların, katillerin ve zinakárların" azaba uğrayacağı şeklindeki ayetlerden korktuğunu iletir. Vahşi’nin hakkında üç ayet arka arkaya iner (Belli bir zaman içinde).
Olay şöyle gelişir: Uhud harbinde Peygamber Efendimiz ( S.A.V.)in amcası Hz. Hamza’yı (R.A) şehit eden Vahşi, Resulullah Efendimize, "Ben Müslüman olmak istiyorum. Ama Kuran’da ’Ve onlar ki Allah’ın beraberinde diğer bir ilaha dua etmezler, Allah’ın haram kıldığı nefsi haksız katleylemezler ve zina yapmazlar. Her kim de bunları yaparsa ağır cezaya çarpar’ (Furkan, 6) ayeti beni İslam’dan men ediyor. Zira ben sayılan bu üç günahın hepsini yaptım. Benim için bir tövbe imkánı var mı?" diye Mekke’den bir mektup yazdı.
Bunun üzerine Furkan Suresi’nin, "Ve her kim tövbe edip de salih amel işlerse o muhakkak Allah’a makbul olarak döner" mealindeki 71. ayeti kerimesi nazil oldu. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu ayeti kerimeyi Vahşi’ye yazıp gönderdi.
Vahşi, "Bu ayette iyi amel yapma şartı var. Ben iyi işleri, amelleri belki yapamayabilirim. Başarılı olabilir miyim bilmiyorum" diye bir mektup daha yazdı.
Bunun üzerine, "Doğrusu, Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret etmez, ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur" (Nisa Suresi, ayet 48) mealindeki ayeti kerime nazil oldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu ayeti kerimeyi de Vahşi’ye yazdı.
Vahşi tekrar, "Bu ayeti kerimede de Allahu Teala dilediğine mağfiret eder şartı var. Allah (C.C) beni bağışlamayı diler mi, dilemez mi bilmiyorum" diye yazınca, "Ey nefisleri üzerinde israfta bulunmuş kullarım! Allah’ın rahmetinden ye’se (ümitsizliğe) düşmeyiniz. Şüphe yok ki, Allah günahların hepsini mağfiret eder. Muhakkak ki o çok gafur ve rahimdir" (Zümer Suresi, ayet 53) mealindeki ayeti kerime nazil oldu.
Resulullah Efendimiz (s.a.v.), bu ayeti kerimeyi de Vahşi’ye bildirdi. Vahşi bu ayeti kerimede hiçbir şart bulamadı ve Medine-i Münevvere’ye gelip Müslüman oldu.
* * *
Hz. Hamza (R.A) gibi bir insanı şehit eden bir köleye, insan olduğu için verilen değer. Bu kişi hakkında tam üç ayet iniyor ve Hz. Peygamber (s.a.v.), Vahşi’ye engel olmuyor, olamıyor. Çünkü vahiy inince, aradan perdeler, aracılar ve talepler kalkar. Yüce Allah konuşur, emreder. Bu olaydan sonra Vahşi, bizim için Hz. Vahşi’dir. Sahabidir. Saygıyla anılır. İşte bu kadar, ötesi yok.
Bu olay insanlık için başlı başına bir ibret vesikasıdır.
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Sal 27 Ksm 2018, 16:32
MUS’AB BİN UMEYR (r.a.)
İlk Müslümanlardan Habbab bin Eret der ki: “Sırf Allah rızası için Resulullah ile hicret ettik. İyi işler başardık. İçimizden gidenler oldu. Bunlar kazandıkları sevabı hep ahirete yolladılar. İşte Mus’ab bin Umeyr onlardandır. Uhud savaşında şehit düştü. Kefenleyecek bir şey bulamadılar. Nihayet bir aba bulundu. Başını örtsek ayakları açılıyor, ayağını örtsek başı açık kalıyor. Bunun üzerine Nebi(S.A.V) şöyle buyurdu: Başının kapatın, ayaklarının üzerine de izhîr otu koyun.
Peygamberimiz (s.a.v.) abaya sarılmış bu gencin baş ucunda durdu. Gözlerinden yaşlar boşanarak şöyle dedi: “Seni Mekke’de görmüştüm. Senden daha kibarı, senden daha güzel elbise giyeni yoktu. Ne kadar derli toplu idin. Ama şimdi boyuna göre bir kefen bulamıyoruz.”
Mus’ab’ın kardeşi Ubeyd der ki: Resulullah Mus’ab’ın baş ucunda durdu. Musab yüzükoyun yatıyordu, şu ayeti okudu: Mü'minlerden öyle er kişiler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde sadakat ettiler. Kimi adağını ödedi şehid oldu. Kimi de (şehid olmayı) bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler" (el-Ahzab 33/23)
|
 |
Mustafabey 01
4 yıl önce - Cum 21 Arl 2018, 16:32
Annesine Asi Olan Bir Gencin Son Nefesinde imanini Kaybetme
Telilikes'i ile Karsilasmasi...
Abdullah b. Ebi Evfa söyle anlatiyor:
Peygamberimiz (s.a.v.)in huzurunda bulundugumuz sirada Peygamberimize
birisi gelerek:
-Ya Resulellah, ölüm döseginde yatan bir genç var, kendisine ''La ilahe illellah ,, de, dendigi halde (bir türlü) bunu söyleyemiyor dedi. Peygamberimiz:
-Namaz kilar mi idi? diye sordu. Adam:
-Evet (kilardi), dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz kalkti. Biz de
onunla kalktik. Peygamberimiz gencin yanina girdi ve ona:
-''Lâ ilâhe illellah'' de, buyurdu. (Genç):
-(Bunu) söyleyemiyorum, dedi. Peygamberimiz: -Niçin (söyleyemiyorsun) ? diye sorunca, gelen adam:
-Annesine asi idi, dedi. Peygamberimiz: -Annesi sag mi? diye sordu. Oradakiler:-Evet, sagdir, dediler. Peygamberimiz (s.a.v.),
-çagirin (buraya kadar) gelsin, buyurdu. Onlar da kadini çagirdilar, kadin da geldi. Peygamberimiz kadina:
-Bu (hasta) senin oglun mudur? diye sordu. Kadin:
-Evet ( oglumdur ), dedi. Peygamberimiz kadina:
-Bak, surada büyük bir ates hazirlansa ve: ''Ogluna sefaat edersen, onu bu ateste yakmayiz: Fakat sefaat etmezsen, bu ateste yakariz'' deseler ne yapardin? Sefaat eder mi idin? diye sordu. Kadin:
-Onun sefaatçisi ben olurdum, dedi. Peygamberimiz:
-O halde ( sana asi olan bu oglunu cehennem atesinden kurtarmak
için hakkini ona helal edip ) ondan razi olduguna, Allah'i ve beni sahid göster, buyurdu. Kadin:
-Allah'im; Sen'i ve Peygamberini sahid tutuyorum. Oglumdan razi oldum (hakkimi ona helal ettim), dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz hasta gence:
-Lâ ilahe illellahu vahdehu la serike leh ve eshedü enne Muhammeden abdühü ve Resulüh ,, 'de, diye buyurdu. Hasta hemen sehadet getirdi; Bunun üzerine Peygamberimiz:
-Allah'a hamd olsun ki, benim vasitam ile bu (genç)'i cehennem atesinden kurtardi, buyurdu.
|
 |
Misafir 047
4 yıl önce - Cum 21 Arl 2018, 16:42
burada yazdiklarinin kaynagini ekleyebilir misin?
|
 |
sayfa 47  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|