1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
ahmetuslu
|
 |
enderakay
17 yıl önce - Sal 22 Ksm 2005, 18:24
Antik Dönemde Biga
Biga topraklan, Asya ile Avrupa arasında bir geçiş yeri olmasından dolayı, tarih boyunca birçok uygarlıkların etkisi altında kalmış ve birçok değişikliklere uğramıştır. Bugüne kadar bilimsel bir kazı ve inceleme yapılmadığından, adı ve kuruluşu hakkında kesin bir bilgi yoktur. Ortaya atılan fikirler de varsayımlardan öte gidemez. Çünkü kanıtı yoktur. Bilinen gerçek, Biga adının "Latince bir sözcük olduğu ve iki atla çekilen iki tekerlekli araba" anlamını taşıdığıdır. Diğer bir gerçek yönü de, Bizans döneminde Pegai olarak adlandırdığıdır. Ancak birçok isimler verilen Biga'nın isimleri üzerinde incelemeler yapalım: Paga sözcüğü hem Luwİ dilinde, hem de eski Hellen'lerin ION boyu yazımında, a yerine, eskiden a'ya yakın değer taşıyan eta, H kullanılır ve bu yazım Latin yazımına Pege biçiminde aktarılır. İleride Pegai (Pınarlar) adında (Türk ağzında: Biga) bu sözcüğü göreceğiz, Luwi dilindeki sözcük ise, aslında, "Su" anlamındaki Aba/Apa/Pa ile "-yeri" anlamında -"Ka"dan türetilmiştir. Latince bir sözcük olup, eski Yunan'daki çok tanrılı dönemde efsanevi kanatlı at. Medusa'nın kanında doğma kanatlı at. Perseus ve Bellerophontes efsanelerinde önemli bir rol oynar. Adı, kaynak anlamına gelen Yunanca "pege" sözcüğünden türemiş sayılan Pegasos, pınar ve çeşme başlarında bulunmaktan hoşlanırmış. Birgün ayağını yere vurarak, Helikon Dağı'nın eteğinde Hippokrene, at çeşmesini meydana getirdiği anlatılır (Medusa, Perseus, Bellerophontes). Pegasos gökte bir burç haline getirilmiştir. Yunan Mitolojisine göre de Pegasos'un kanatlı bir at olarak, diğer tanrıları sırtında taşıyıp, gezdirdiğine inanılırmış. Eski yazarlar da Pegasos'u, şiir ilhamının sembolü olarak kabul ederlermiş.
BARİS Hellenleştirilerek Baris biçimine bürünen adın, keza lliada'dan beri Paris biçiminde tanıdığımız kişi adının, öz biçimini bilmiyoruz; güçlü olasılıkla, "Çoban" anlamında Para idi. Baris kenti de, Marmara Denizi güney kıyısında, Biga çayı/Kocabaş çayı ağzında, Karabiga'nın doğu yanıbasında idi. Daha sonra çay yatağı değiştiğinden, bu kalıntılar eski çay ağzında sular altında kalmıştır. Paris adından kaynaklanmaktadır. Paris (Aleksandros) Troya Kralı, Priamos ile karısı Hakaben'in oğludur. Şimdiki Biga çevresi de Paris'in dinlenme ve eğlenme yeridir. Baris 297 yılında Troia ile birlikte 33 şehri içine alan Hellespostos vilayetinin merkezi Kzikos (Erdek-Bandırma arası)'a bağlı idi. Kizikos aynı zamanda Hıristiyanların kabul ettikleri Metropolitlik merkezi kabul edildiğinden, dini olarak da buraya bağlıdır. Bu konuyu içeren harita Prof. Dr. REINHARD STEVVIG'in Batı Anadolu'nun Kültürel Gelişmesi kitabında gösterilmektedir. Bugünkü Biga yöresi de SIGRENE olarak adlandırılmaktadır. Granikos'un (Biga çayı, Kocabaş çayı) ortaçağda, kıyısındaki Baris kenti dolayısıyla aldığı söylenen ad; Pisidia'daki Baris kentinin halkına da Barenps'lar denirdi. (Bürcher, Re Brenos maddes) sözcüğünün aslı, Baris adının Anadolu öz biçimine (Bara Bkz. Baris) eklenen, Luwi dilinin ve ardılı dillerin "-sal, -ülkesi" anlamlarına gelen vana/ana takısıyla türetilmiştir. Hellen ağzında ise, Hellen diline göre bir akarsu adı (eril ad) ya da -"reli" sıfat -"a" ile bitmeyeceği için, -"os" bitişini almıştır. Pegai Hellen dilinde ve Rumcada Pınarlar, Pınar Halkı anlamına gelir. Yunanlılar birçok köy ve kasabalara "PEGAİ" adını vermişlerdir. Yunanistan'ın Adadia ve Negara bölgelerinde, Trakya ve Kıbrıs'ta bu adda birer şehir bulunduğu gibi; bugün de Yunanistan'da 4 köy "PEGAİ" adını taşımaktadır.
Kurulduğu yerin konumundan (Kocabaş çayı dar bir boğazı andırdığından) "Boğaz Şehri" de denilmiştir. Boğaz ile ilgili mitolojik bir öykü de yardır: Yunan Mitolojisi'ne göre kanatlı bir koç, biri erkek diğeri kız, iki kardeşi Yunanistan'dan Karadeniz kıyısındaki Kolkhis ülkesine kaçırmaktadır. Kız (adı Helles), tam Çanakkale Boğaz'a üzerinde düşer ve boğulur. Bir başka öykü de Deniz Tanrısı Possidon tarafından kurtarılarak evlenir. Boğaza da Helles Geçidi anlamına gelen HELLES-PONTUS denir. Çevreye de bu addan dolayı Hellespontos Phrygiası (Boğaz Frigyası) denir. Ancak bu "Boğaz"ın Çanakkale Boğazı olduğu açıktır. Evliya Çelebi'ye göre de ilçemiz Biga'nın İlk fatihi Sultan Alaaddin'in beylerinden Bayboğa olduğu için Biga'nın tarihteki adı değiştirilerek Boğa şehiri denilmeye başlamıştır. Eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali YÜCEL de yörenin boğalarıyla ün kazandığından XIX. yüzyıl başlarında Biga'ya Boğa dendiği yazar. Latince Eski Roma'da yarış arabası, zafer alayı arabası veya savaş arabası olarak adlandırılır. Hatta bu arabaların Bizans döneminde de kullanıldığı görülür. Bu çağlarda araba yapım sanatının hayli ilerlemiş olduğu, güzel ve iyi nitelikli, yöreye özgü arabaların Biga'da yapıldığı, başka yerlerde yapılan arabaları Biga'da yapılanlardan ayırt etmek için Biga dendiği söylenir. Bu adında Pegai-Pega ve daha sonra Biga olduğu düşünülebilir. Yakın zamana kadar gerek ilçe merkezi ve gerekse ilçeye bağlı köylerde birçok araba yapan esnafın olduğu görülür. Bugünkü adı ile Biga sözcüğünün Paga veya Pegai sözcüklerinden dönüştüğü söylenir, Ancak anlam olarak iyi araba yapılan yer olarak adlandırılması olabileceği varsayımını ortaya çıkarır.
Boğaz ve Boğa adları sonradan verilmek işlenmişse de tutmamıştır. Pegosos adını incelediğimizde Lampsokos (Lapseki) şehrinin parasının simgesi olarak karşımıza çıkıyor. O halde pınar kaynak anlamları olan Paga, Pigas, Pegai adları ile Baris ve Biga adları çeşitli dönemlerde çeşitli uygarlıkların verdiği isimler olarak düşünmek yerinde olur. İlçe adı pınar kaynak anlamına gelen Pegai olarak düşünüldüğünde bugün göze çarpan Kozpınar, Ören kavağı (Balıkkaya'nın güney doğusu) kaynaklarından başka kaynak yoktur. Ancak önceleri Balıkkaya'dan akan ve şimdi kurumuş olan kaynak ile geçmişte ilçe merkezindeki evlerin su sarnıçları da gözönüne alınıp, dünyanın ekolojik dengesinin de bozulduğu ve bu kaynakların kuruduğu bir gerçek olarak karşımıza çıkar. ilçemizin adı gibi kuruluşu hakkında da kesin bir bilgi yoktur. Bu konudaki incelemelerde şu kaynaklarla da karşılaşılmıştır:
BİGA Çanakkale iline bağlı ilçe merkezi, kasaba. "Eskiden Osmanlıların Biga dediği kent, Marmara Denizi kıyısında, şimdi Karabiga Kalesi olarak anılan kalıntıların bulunduğu alanda idi (Osmanlı, eşkıya yatağı olduğu için onu yakıp yıkınca adına Kara-Biga yani Yanık-Biga dedi) ve İlkçağ Priapos kentinin ardılıydı. Onun Biga adının aslı, Pegai idi. Pegai, Hellen dilinde ve Rumca'da, a-Pınarlar, b-Pınar Halkı anlamına gelir. Bu eski Pegai, 14. yüzyıl başında eşkıya Katalan'lann barınağı olmuştu. Sultan 1. Murat kenti aldırdı, yaktırdı, yıktırdı, onun ardılı olmak üzere yakın yörede şimdiki Biga'yı kurdurdu." (Neşri tarihi, Köymen metninde) Arkeolog Selahattin Kandemir, Truva Harabeleri adlı eserinde XII. yüzyılda yaşamış Bizans tarihçisi Anna Komnenos'a dayanarak Biga'nın Truva Kralı Ancomenen tarafından İ.Ö. 2000-1900 yılları arasında bir koloni kenti olarak kurulduğunu yazmaktadır. "Pegai" kentin şimdiki Çiçeklidede mezaryığının 1 km. kadar güneybatısında kalan Öğlen (Ören) Kavakları denilen yerde kurulduğunu, yörede eski temel kalıntılarına bolca rastlandığı gibi burada birkaç tane de kaynak olduğunu kaydeder. Bu yörede su kaynaklarının bulunması ve bunlardan yakın zamana kadar faydalanılması nedeniyle antik Pegai kentinin bu yörede kurulmuş olabileceği ihtimali vardır.
Antik kent Pegai'nin Biga'nın 3 km. batısında, Akpınar Köyü yakınındaki büyük su kaynağı (Biga'nın bir kısım suyu buradan gelir) ve bu kaynak etrafındaki eski temel ile tuğla ve mermer kalıntıları (ki bu kalıntalar Akyaprak Göleti'ne kadar uzanır) ile buralardan çeşitli rastlantılarla çıkan bakır paralar, bu yörede kurulmuş olabileceği varsayımını da gözönüne almak gerekir. Bu yörede de hiçbir bilimsel kazı yapılmamıştır. Prof. W. M. RAMŞAY'm Küçük Asya'nın Tarihi Coğrafyası isimli eserinde yöreden şöyle bahsedilir: "Baris, (Granicus nehri olduğu anlaşılan) Barenos nehrinin ağzındadır. 774'te Thrakisias'lı kıtaların araplar tarafından uğradıkları müthiş hezimete sahne olmuş olması muhtemeldir. Theophanes (s. 456) bu harbin Darenos ve buna civar olan Banes isminde bir yerde cereyan ettiğini söyler. Banes umumiyetle Nikomedia gölü olarak kabul edilmiştir; sonraki müellifler bu gölden Baanes adıyla bahsetmektedirler ye Zonaras da böyle kabul eder. Lakin her ikisinin de tashih edilmesi ve ibarenin şu şekli alması lazım gelir: "Baritos denilen bir yerdeki Baris şehrini zaptetti". Vaziyet de bunu icabettirir; halbuki Nikomedia Gölü üstünde olmasına imkan yoktur. Harun, Chrysopalis üzerinden Bdsphpr'a kadar ilerledi: Şu halde demek ki gölün batısında bulunuyordu. Bourniche'yi ayırarak Asia'ya yolladı ve bu bölük (belki Constantinople'u müdafaa için ilerleyen) Thrakesialı kumandanı mağlup etti. Muharebe Opsikia ile, Thrakesia vilayetleri arasındaki, hududa yakın lakin Opsikia dahilinde, Barisin batısında cerayan etti; lakin Constantinople'den yetişen taze kuvvetler Baris'i zaptederek Arapların ricat yolunu kestiler. Baris belki de nehrin geçit noktasına hakimdi. Anastasis, bunu Barim şeklinde yazar.
Theophanes tarafından tesis edilmiş bir manastır vardı. (Tbeophan II. sah. 7, 19, 26); doğu hududunu teşkil ettiği söylenilen Büyük Nehir belki Rhyndakos idi. Sık sık bahsi geçen Pegai ismindeki liman Sigriane'nin doğusunda idi; çünkü John Vetatzes, Lampsakos'dan Pegai'ye yürüdüğü vakit bu taraftan geçmişti. (Georg.Acrop. sah. 73). Latinler, Kenkherai ile Lampsakos'dan Pegai'ye yürüdükleri zaman yollarının üstünde, Cyzicos'un yanındaki Keramides kalesini zaptetmişlerdi. Biga'nın antik kent Pegai'nin yerinde kurulduğu 12 yy. Bizans tarihçesi Anna Komnena'n PİGAS (Menbalar) adıyla andığı, ancak Pegai'den günümüze hiçbir iz kalmadığını belirtmiştir. Strabpn'un Anadolu Coğrafyası'nda Biga, Pegai, Pigas adlı bir şehirden bahsetmez ve haritada da gösterilmez. Oysa diğer şehirlerden (Parion, Pitya, Linon, Priapos, Harpagia, Adrestia, Kolonai) kısa da olsa bahsedilmektedir. Heredotos'a göre Biga'nın yerli halkı Gergithes (Gergis)'lerdir. M.Ö. 1. Binyılın İlk çeyreğinde Marmara Denizi'nin güney ve doğu kıyılarına Anadolu'nun yerli halklarından Bebrykler'in tanrısı Priapos'un {Bereket tanrısı) hakim olduğunu M.Ö. 1000-700 yılları arasında Anadolu'nun Ege kıyılarının ve Biga Yarımadası'nın Hellenleştiğini kaydeder.
Yöre bir geçiş merkezi olduğundan sık sık Balkanlardan veya Anadolu'dan gelen göçlerin etkisiyle, M.Ö. XII.-XI. yüzyıllarda Firiglerin M.Ö. XI.-X. yüzyıllarda Mysialıların (Misler) eline geçmiştir. Mysialıların elbiselerinin, tilki derisinden bir külah ile zeira (pelerin) denilen bir nevi üstlükle örtülmüş yelek ve ayaklarında geyik derisinden çizme, ellerinde kısa bir hançer ile bir de mızrak ve müdafaa aleti olarak ufak bir kalkan olduğunu tarihçi Heredot yazar. (Heredot Tarihi) Doğa güçlerine tapan Mysialılar haralarıyla tanınmış olup meralarında pek çok kısrak beslerlerdi. (İ.H. Uzunçarşılı-Anadolu Beylikleri). M.Ö. 850-650 yılları arasında da yine Balkanlardan gelen ve Dorların önünden kaçan, önce İzmir Aydın ili topraklarına, daha sonra da kuzeye doğru gelip yöreye yerleşen İyonyalılarm egemenliğine girmiştir. İyonlar Batı Anadolu'da büyük uygarlık kurmuşlardır. M.Ö. 560-546 yılları arasında Lidya Kralı Krezus tarafından Lidya Krallığına bağlanmışsa da, Pers Kralı Kiros'un Lidya Kralı Krezus'u yenmesiyle Biga yöresi M.Ö. 546-334 yılları arasında Perslerin egemenliğine girmiştir. Pers Krallığı ülkesi, hükümdar Darus zamanında 17 Satraplığa (Valilik) ayrıldığında, Biga yöresi de "Çparda" adlı bir Satrap'lık olarak bu krallığın toprakları arasında yer almıştır. (Mithat SERTOĞLU-Dünya Tarihi]
|
 |
enderakay
|
 |
enderakay
17 yıl önce - Sal 22 Ksm 2005, 18:28
GRANİKOS MEYDAN SAVAŞI (M.Ö. 333)
Sayın Alper özkök Beyefendi'nin affına sığınarak bu fotoğrafı yüklüyorum.
(+)
GRANİKOS MEYDAN SAVAŞI (M.Ö. 333) Pers İmparatorluğumu yıkmak ve ülkelerini ele geçirmek için M.Ö. 334 yılında sefere çıkan Makedonya Kralı Aleksandros (İskender'in ilk kez İran İmparatorluk ordusuyla, daha doğrusu İran İmparatorluğu batı Anadolu satraplarmm ordusuyla karşılaştığı ve savaştığı yer; Biga ile Karabiga arasında, (Dimetoka) Gümüşcay bucağının kuzeyinde Çınarköprü Köyü kuzey bitişiğindedir. İskender işte tam orada atlılarını ırmağa sürerek Pers ordusuna saldırmıştı. Arrianos, dünya tarihini yönlendiren bu savaşı şöyle anlatır: "İskender, Granikos nehrine artık yaklaşmıştı ki, keşif için yollanmış atlılardan birkaçı Ilgarla geldiler ve nehrin öbür tarafında Pers ordusunun savaş nizamında durduğunu haber verdiler. Bunun üzerine İskender bütün ordusunu savaş için nizama koydu... 3000 kadar y ayadan ve 5000 kadar atlıdan oluşan İskender ordusuna karşılık, Perslerin atlıları 20.000 kişiyi buluyordu ve yabancı (çoğu Hellen) ücretli askerlerden oluşan yayası da 2000'den biraz eksikti. Atlılar nehir boyunca yayılmış bir hat halinde kıyıda, yay da atlıların arasında duruyordu: Çünkü nehrin öbür kıyısı daha yüksekti. Silahlarını parıltısı ve etrafındakilerin saygılı hareketlerinden tanınan İskender'in, kendi sol kanatlarına karşı ilerlediğini gördükleri yere Persler, atlılarını-kalabalık bir şekilde yığmışlardı.
Bir müddet iki ordu, biraz sonra olacaklardan ürkerek, nehir kenarında kımıldamadan durdu. Her iki tarafta da derin bir sessizlik hüküm sürüyordu. Persler, karaya tırmanırken saldırmak için, Makedonyalıların nehre girmelerini bekliyorlardı. Fakat İskender, atına atladı, maiyetine, peşisıra gelmelerini, bağırarak söyledi. Atlı öncülere,... Paionia'lılara ve bir yaya kıt'asına, hepsinden önce de ... Ptolemais'un atlılarına, ilk olarak nehre girmelerini emretti. Kendisi de boru sesleri ve savaş şarkıları arasında sağ kanatla suya girdi ve hattını nehirde, aşağıya doğru mail istikamette açtı. Böylece, karaya çıkarken Perslerin yandan taarruz edememelerini ve kendisinin de mümkün olduğu kadar bir hat halinde onlarla savaş edebilmesini temin etmek istiyordu. Pers'ler de yukarıdan aşağıya taarruza giriştiler. Bazıları nehrin yüksek yerlerinden nehre taş ve ok atmaya başladı. Diğerleri de, alçak kısımlarda suya kadar geldiler.... Pers'ler tarafından yığınla harbe uçuşuyor, Makedonyalılar da kendilerini mızrak/arıyla müdafaa ediyorlardı. Fakat bunlar, hele kaygan zemin üzerinde üstelik nehirden yukarıya doğru kendilerini müdafaaya mecbur kaldıkları, sayıca az oldukları için daha ilk hücumda çokça kayıp verdiler. ... O kadar cesaretle döğüştükleri halde yine Pers'ler tarafından yere serildiler. Yalnız, ilerlemekte olan, İskender'in yanına çekilenler kurtuldu. İskender, sağ kanatta, ... Pers atlılarının en sıkışık kütlesinin ve bizzat ordu komutanlarının bulundukları noktaya atıldı. O zaman etrafında kızgın bir savaş başladı. Bu devam ederken Makedonyalıların kıt'aları birbiri arkasından ve artık hiç zorluk çekmeden nehri geçebildiler. ... Şurada Makedonyalılar Pers'leri nehirden tamamıyla söküp, açık alanlara sürmeyi, burada Pers 'ler Makedonyalıları kıyıya çıkarmamaya ve onları nehre dökmeye savaşıyordu.
Bu sırada İskender'in adamlarının kuvvetleri ve savaş görgülerinin yanında, kızılcık ağacından uzun mızraklarla kısa harbelere karşı dövüşmek gibi birde üstünlükleri vardı. Bu savaşta İskender de mızrağını kırdı. Krallık İmrahoru Aretis' den başka bir mızrak istedi. Fakat o da savaşın kızgınlığı arasında kendisininkini kırmıştı. Hala yiğitçesine dövüşmesinde kullandığı kırık silahının yarısını krala göstererek, başka birinden istemesini söyledi. O sırada maiyet hassa askerlerinden biri... kendisininkini verdi. İskender onu aldı ve Dareios 'un damadı olan Mithridates'in diğerlerinden çok önde olarak ılgar ettiğini ve turna katarı şeklinde (V biçiminde) bir atlılar kıtasını kendisine karşı sevkettiğini görünce, o da yanındakilerden ileriye atını sürdü. Mızrağını Mithiridates' in yüzüne sapladı ve böylece onu yere serdi. Bu anda Roisakes (adlı iranlı-Umar) İskender'in üstüne at sürerek başına bir kılıç çaldı. Bu kılıç onun tolgasından bir parça kopardı, fakat tolga kılıcın hızını kesti, İskender de mızrağını, onun zırhını delerek, göğsüne sapladı. Tam bu sırada Spithridates, İskender'e arkadan kılıçla saldırmıştı, fakat Dropidas'ın oğlu Klitos daha evvel davranarak bir vuruşta onun kılıç tutan kolunu omuzundan ayırdı. Bu sıralarda mümkün olabildiği kadar çok atlı nehri geçerek İskender'in yanındakilere katılıyordu. Şimdi Pers'ler, gerek atlarının ve gerek kendilerinin her yandan mızraklarla yüzlerinden yaralanmaları, bir taraftan da atlılar arasına dağılmış hafif silahların kendilerine çok kayıp verdirmeleri yüzünden, İskender'in en başta olarak döğüştüğü taraftan kaçmaya başladılar. Fakat, merkezleri de geri çekilmek zorunda kalınca, tabiatıyla her iki kanattaki atlıları da yerlerinden söküldüler. Kaçış artık umumi oldu. Pers atlılarının 1000 kadarı ölmüştü... İskender, azimden ziyade... düştükleri şaşkınlıkla ilk mevzilerinde sebat eden ücretli ecnebi askerler üzerine dönmüştü... Bunlar... onaya alınarak az zamanda yol edildiler. Ölüler arasına saklanabilenlerden başka kimse kurtulamadı.
2000 kadar esir alındı. Pers komutanlarından Niphates, Petines, Lydias Satrap'ı Spithridates, Kappadokia Satrap Muavini Mithrabuzanes, Doreios oğlu ve Artakserkses'in torunu Arbupales Dadalos'un karısının kardeşi Pharzanes ve yabancı askerler komutanı Omares öldüler. (Troas-Bilge UMAR)" Böylece Biga yöresi Büyük İskender'in egemenliğine girdi. Büyük İskender henüz 33 yaşında, Arabistan'ı almak üzere iken, malarya humması (zehirli sıtma) hastalığına yakalanarak, Babil Sarayı'ndaölür. {M.Ö. 323) Büyük İskender'in ölümünden sonra, İmparatorluk toprakları, komutanları tarafından 15'in üzerinde küçük küçük krallıklara bölünmüştür. Biga yöresinin Marmara Denizi'ne bakan bölümleri Trakya Kralı Lysmochos'un yönetimine, diğer yöreler de Bergama Krallığı'nın eline geçmişse de, sonra bölge tamamıyla Bergama Krallığı'nın egemenliğine girmiştir. Mysia bölgesi kısa bir süre Bitinya hakimiyetine girmiş olmasına rağmen, Helenistik kralllıklardan Selevkoslar'ın zayıflamasıyla bölgemizde KralAttalos l. (M.Ö. 241-197)'den itibaren Bergama hegemonyası görülür. Gönen'in de bulunduğu Mysia bölgesi, M.Ö. 216 yılında Bergama ile Selevkoslar arasında yapılmış bir antlaşma sonucu, Selevkos Kralı III. Antİokhos'a terkedilmiştir. Bu dönemde Batı Anadolu'daki eyalet Şelevkoslar'ın bölge Valisi Zeuxis tarafından yönetilmiştir.
Selevkps Kralı IIJ. Antiokhos'un Magnesia muharebesinde (M.Ö. 190) Roma kuvvetlerine yenilmesi üzerine, yapılan Apameia Barışı (M.Ö. 188) ile Biga çevresi ve Mysia toprakları yeniden Bergama Krallığı'na Bağlandı. Bergama Kralı Attalos III.'ün ölümü sonrasında (M.Ö. 133), vasiyetnamesi gereğince krallık Rpmalılar'ın eline geçti. Bergama Devleti arazisi, Anadolu'da ilk Roma Eyaleti (Proyinci Asia) adı altında Roma'ya bağlandı. M.Ö. 129'da Karya'dan hareket eden Romalı kumandan Auillius, Mysia üzerine yürüdü. Yolda küçük kaleleri ve kıyı Hailen kentlerini egemenliği altına aldı. Su kaynaklarını zehirlemek suretiyle baş kaldıranları ve dağlara kaçanları çökertti. İç güvenliği sağladıktan sonra Mysia'yı da içine alan "Asia Eyaleti" (Prpvinci Asia) kuruldu. Böylece Biga da Roma hakimiyetine girmiş oldu. M.Ö. 126'ya kadar bölgede kalan Aguillius eyaletin işlerini düzenlemekle ilgilendi. Özellikle yönetim ye ordu için yol işlerine ağırlık verildi. Eyaletin başkenti Ephesos'dan Bergama'ya, Sardes'ten Tralles'e uzanan geniş yollar yapıldı. M.Ö. 70-73 yıllarında Biga yöresi kısa bir süre, Postos Kralı VII. Mithiridates'in egemenliği altında kalmışsa da M.Ö. 73 yılında, Romalı komutan Lukullus'un, Granikos Çayı kenarında yaptığı savaşta, VII. Mithiridates'i, yenmesiyle bölge tekrar Romalıların eline geçmiştir. Bu savaşın Çavuşköy, Kaldırımbaşı, Savaştepe, Aziziye ve Akköprü köyleri arasında kalan ovada yapıldığı sanılmaktadır.
|
 |
enderakay
17 yıl önce - Sal 22 Ksm 2005, 18:33
roma-bizans döneminde biga
Biga, Roma İmparatoru Augustus döneminde, Pariana Âgusta diye bir koloni olarak bilinirdi. Burada heykeltraş Hermekreon'ca yapılmış ve Apollos Ataios'a adanmış görkemli bir sunakla alınırmış. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle, Biga ve çevresi Doğu Roma (Bizans) toprakları içinde kaldı. Bu dönemde yörede büyük İmar çalışmaları yapılmıştır. İslav-Avar istilasının Balkan yarımadası ve İran saldırısının eyaletler üzerine döküldüğü p korkulu yıllar (M.S. 611-619) içinde, Bizans'ta içten sağlamlaşma oluşumu başlar. Anadolu'daki arazisi askeri bölgeler olan "Thema'lara taksim edilir. Anadolu themaları tamamen askeri mahiyette idare birlikleridir. Themaların başında, bölgelerinde en yüksek askeri ve sivil kudretleri uygulayan "Strategoslar (geniş yetkili generaller) bulunur. Konstantin Porfirogenidos döneminde Mysia'nın büyük kısmı "Opsekium" theması'na bırakılmıştır. Bizans döneminde Opsekium theması'nın bölgemizdeki en önemli şehri Karabiga ve Kapıdağ idi. Henüz Büyük Selçuklu Devleti kurulmazdan önce, çok güçlü şartların sonucu olarak, Anadolu'yu ileride yurt yapmak amacıyla bir keşif seferi yapılması kararını vermiş olan Selçuklular, Çağrı Bey komutasında akınlara başlar. Üçbin Türk atlısıyla 1015'te başlayan bu akınlar için, Ermeni kaynakları Selçuklu Türklerini "Mızrak, ok ve yaydan oluşan silahları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgar gibi uçan Türk atlıları" olarak tarif ederler "Yağmur gibi atılan oklar" karşısında Bizans'ın tutunamadığı ifade edilir.
1171 yılında Selçukluların, beyliklerine son verdiği Danişment oğullan da Biga yöresine gelmişlerdir. (1071) Biga'nın batısındaki Danişment köyü ve Ezine'nin 1 km. kuzeybatısında da Danişment Sırtı harabesi vardır. Buraya yerleşenler sonra Ezine'ye göçmüşlerdir. 1189-1192 yılları arasında, Kudüs'ü almak için düzenlenen ve Alman Kralı Frederik Barbaros'un da katıldığı 3. haçlı Seferi Ordusu, Biga yöresinden de geçerek, Kudüs'e doğru yollarına devam etmişlerdir. 13 Nisan 1204 tarihinde Bizans'ın başkenti İstanbul'un Latinlerce fethedilmesinden sonra Biga yöresi de Latinler'in eline geçer. 1205 tarihinde patlak veren isyan sonucunda, Latinler tam bir yıl sonra Anadolu topraklarından çıkarılır. Sadece Biga (Pegai) şehri ellerinde kalır. Daha sonra Bizans, Latinler'i buradan çıkarmış ve yöreye tekrar hakim olmuştur. 1288 yılında son Selçuklu hükümdarı Alaeddin, ilk Osmanlı Beyi Osman Bey (Kara Osman) Karacahisar'ı geri alırken, çoğu Tatar olan Bizans ordusu Çanakkale'den gelip, Biga yönünde ilerlemeye başlar. Son Anadolu Selçuk Hükümdarı Alaeddin, düşmanı Biga ovasında (Savaştepe Köyü yakınlarında) karşılayıp yenilgiye uğratır. 1263 yılından beri Bizanslıların ücretli askeri olan Tatarlara çok kızan Hakan Alaeddin'in, burada Tatarların ölülerini bile cezalandırdığı belirtilir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin XIII. yüzyıl sonlarında ve XIV. yüzyıl başlarında parçalanıp, ortaya çıkan küçük beyliklerden biri de şimdiki Balıkesir ili ve çevresi üzerinde kurulmuş Karesi Beyliği'dir. Karesi Beyliği Biga yöresinin bir kısmını ele geçirmişlerse de yöre daha sonra yine Bizans'ın kontrolüne geçmiştir. Osmanlı Devleti'nin kurucusu ve ilk padişahı Osman Bey, Marmara Denizi'nin güneyinde pek çok yeri ele geçirmiş, sadece Erdek, Biga ve Ulubat dolaylarıyla denize yakın küçük bir saha Bizans'ın eljnde kalmıştır.
Gittikçe güçsüzleşen Bizans İmparatorluğu ve İmparator II. Andronikos'un çaresizliği vardır. İşte tam bu sıkışık anında beklenmedik bir yardım teklifi yapılır. Katalan'lar savaş birliğinin ünlü başkanı Rogerde Flor, Türklere karşı mücadele etmek üzere kendisinin ve adamlarının hizmetini arzeder. Bu başarılı Katalan birliği Sicilya Kralı Friedrich'e, Anjouluların ülkeyi geri almak teşebbüslerine karşı yapılan mücadelede yardım etmiştir. Anjou-Aragon savaşına son veren Sicilya'nın Arağon Hanedanı bağımsızlığını tesis eden Caltabellota barışından sonra, Katalan ücretli savaşçıları işsiz kalmış olup, yeni bir faaliyet alanı aramaktadırlar. Bizans İmparatoru bunların tekliflerini sevinçle kabul etti ve Roger de Flor 1303 yılı sonlarında 6500 savaşçısı ile İstanbul'a geldi. Bütün ümidini Katalanlara bağlanmış olan II. Andronikos Paleoegos, Rogerde Flor'a "Büyük Duka" unvanı vermiştir. Gelen paralı askerlerin çoğunluğu İspanya'nın Katalanya Ey aleti'nden olduklarından kendilerine Katalanlar denmiştir. Rogerde Flor komutasındaki Katalanlar, Anadolu'ya geçtiklerinde verdikler sözde durmayarak, Trakya'daki şehirleri bile yağmalarlar. Bizans İmparatoru Michael'den 11000 akçe aldıkları halde, paralarını almadıklarını öne sürerek doğuya Türklere karşı savaşmaya gitmeyip, Biga, Erdek ve Uluabat çevresine yerleşirler. 1306 yılında, Edirne'de bir ziyafet sırasında, Roger de Flor arkadaşlarıyla birlikte kılıçtan geçirilir. Bu olay Rumlarla Katalanlar arasında birçok çatışmalara neden olur. Aydın'dan gelen Türk Melik İshak komutasındaki Türklerle birleşirler. Gelibolu ve Marmara Sahilleri yakılıp yıkılır. Biga ve çevresine hakim olan Katalanlar çevreye zarar verip rahatsız etmeye başlarlar. Çevredeki Türkopollar (Hazar Denizi'nin kuzeyinden Balkanlar üzerinden göç eden Hıristiyanlaşmış Türkler) ile güç birliği yapıp, Bizans'a karşı bir ittifak oluştururlar. Trakya İstanbul'a kadar yağma edilir. Katalanlar, Türklere Atina havalisinde yer verdilerse de, Türkler kabul etmeyip geri dönerler. Bunlardan Halil Ece, Türk atlıları ile Anadolu'ya geçmek üzere Gelibolu'ya geldi.
II. Andronikos geçişe izin verip, yardım için Senahrim komutasında 3000 Bizans askerini görevlendirmiştir. Ancak, Türklerin 1500 kişi kadar olduğu görülünce kuşatılıp yakalanmak istenir. Türkler durumu anlayıp, Veliahd Mihal'i kaçırırlar. Bizans karargahı yağma edilir. Ertesi yıl Filips Türkleri kuşatır. Halil Ece şehit olur, diğer komutanlar önce 1353' te Biga ve yöresi almış, hatta Gelibolu' dan döndükten sonra, Biga civarında attan düşerek vefat etmiş ve Bolayır' a götürülüp oraya gömülmüştür.(Düstumame. s. 82.) Bir tarihi Takvimde de l. Murad' in 761' de (1359- 60) burayı kimliği tam olarak bilinmeyen Melik Nasır' dan aldığı belirtilir. (Yınanç, s. 60-61) Süleyman Paşa' nm vefatı hadisesinde görüldüğü gibi, bu kaynakların verdikleri bilgiler tamamen doğru olmamakla birlikte, Biga1 yi Süleyman Paşa' nin fethettiği, daha sonra burayı geçirdiği anlaşılan Melik Nasır' dan I. Murad tarafından alındığı, sahildeki Karabiga' nm ise 1364' te zaptedildiği belirtilir. Orhan Bey zamanında fethedilen şehir, üzerinde fazla durulmdığı için, yeniden Katalanlarm elin e geçmiştir. Daha sonra 5. Urben' in teşviki ile düzenlenen Haçlı Seferi üzerine, Sırpsmdğı Savaşı1 ndan önce l. Murat Rumli' ye geçmeden Biga ve çevresini tamamıyla feth eder. Karabiga Kalesi' nin fethi, çevreden 20 yıl gecikme ile olmuştur. Çünkü, burası korsan ve eşkıya olan Katalanlar' m barınma yeridir. Karabiga Kalesi ve çevresinin fethi l. Murat döneminde tamamlanmıştır (1364). Ünlü Timurtaş Paşa' nm oğlu Gazi Umur Bey, Biga' da cami, medrese ve şadırvan yaptırılmıştır.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> Diğer Şehirler
|