1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
mcagri
|
 |
Ahmet ERDEM
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 12:58
Bence haklı bir eleştiriyi etik olmayan bir üsluba devşirmiş
Ayrıca sağlıksız,hasta bir makale bence devamı gelmez.
|
 |
Halil
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 13:02
Nefret kusan bir uslupla,dusmanlikla ne alakasi var anlamadim,, ozellikle temizlik konusundaki yaziya sonuna kadar katiliyorum..
Benim dunyada gordugum en pis uc ulke Malezya, Endonezya ve Bahreyn.. ucude musluman..Diger musluman ulkelerin de pek farki yok.. Zengini de pis fakiride,, hele araplar... Bahreynde ust gecitler asansorlu, ama afedersiniz her turlu ihtiyacini gormus millet bu asansorlerde.. Herkes kokuyor..
Ayni sey bizim memleket icinde gecerli.. Dolmusta, otobuste, bahsedildigi gibi camilerde kokudan gecilmiyor.. Yalan birsey mi var,, yiyip icip herseyi etrafa atan biz, eline gecirdigini denize firlatan biz (her yaz basinda Antalya kiyilarinda temizlik dalışı yapiyoruz, cikan pislige akil sir ermez) pis ellerle nimet dedigimiz ekmekleri tek tek elleyip secen biz,
araba kirmizi isikta durunca kulleri disari doken biz, cekirdekleri citleyip citleyip yerlere atan biz, ve biz muslumaniz oylemi... Yerden goge kadar hakli kadin, bu nasil muslumanlik,
hani temizlik imandan geliyordu.. once insan kendisine saygi duymali, kendisine saygisi olmayanin baskasina hic saygisi olmaz.. Toplu yasamak, toplu tasima araclarini kullanmak, toplu ibadet etmek belirli sorumluluklar getirir.. Ben kimsenin ter kokusunu, ayak kokusunu cekmek zorunda degilim.. Herkes toplu kullanim alanlarina saygi gostermelidir, piknik yerlerinin pazar gunlerinden sonraki halini herkes bilir,, Antalyada bu tur yerlere bekci dikmek zorunda kaldilar.. Adamlar bes dakikada bir milleti uyariyor.. ama genede kimse tinmiyor..
Bes vakit namaz kilip oruc tutmakla bitmiyor hersey.. Ben bu koku yuzunden camiye gitmez oldum,, hele Antalya gibi bir yerde kokuyu siz dusunun artik,,
|
 |
mcagri
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 13:09
Müslümanlıkla temizliğin ilgisini kurmanın alemi ne onu anlamadım. Eğer toplumsal olarak böyle bir eksikliğimiz varsa bunu Müslümanlıkla falan bağdaştırarak kolaya kaçmak yerine, eğitimi arttırsak daha güzel olur.
Maksadımız üzüm mü yemek, bağcıyı mı dövmek. Kırıkkanat'ın üzüm yemek derdi falan yok. Yİne hezeyanlarıyla meşgul kadıncağız.
|
 |
Halil
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 13:25
Demek istenilen şu,
Muslumanlik temiz olmayi emreden bir din, insanlar en azindan 5 vakit namazdan once temizlensin diye abdest var,, yani temizlik Islamin TEMELINDE.. Temizlik imandan gelir sozu bunu yeterince aciklamiyormu??
Ama bunu kimsenin taktigi yok,, En temiz toplum olmasi gereken musluman toplumlar neden pis.. Bizler daha Avrupalilar sokaklarda hacetini gorup kokuyu Tuvalet suyu anlaminda olan bizim parfum dedigimiz "Eau de Toilette ile gidermeye calisirken tuvalet kulturunu bilen bir toplumun evlatlariyiz,, neden gun geldi devran dondu de adamlar aya biz yaya olduk,, Avrupalilar yikanma bilmezken hamamlarda aklanip paklanan bizler neden bu hale geldik..
Bu kadar zormu anlatilmak isteneni anlamak..
Hadi soruyorum size,, % 99 u musluman olan bir memlekette yasiyoruz ve dinimiz temiz olmayi emrediyor,, o zaman neden bu kadar pisiz?? Cuma namazinda, bayram namazinda yanindakini arkasindakini kokudan bogan, pis coraplariyla seccadeyi kirleten birisi ne kadar musluman olabilir.. Allahin yarattigi guzelim denizleri, sahilleri, ormanlari kirletenler ne kadar musluman..
|
 |
Osman Yavuz
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 13:39
Cuma namazlarina hep Kocatepe'de kilardim, arada sirada ise farkli camilerde, vakit namazlarinda ise imkanim oldugu kadar kendi oturdugum yerdeki camide kilardim, velakin simdiye kadar bir kez olsun corap kokusundan yakinmadim. Ki dusunun Kocatepe kac bin kisiyi alabilecek kapasitede bir camidir. Ter kokusu dogrudur vardir yaz aylarinda, fakat o da normaldir, cunku insan terler, Turkiye'de cogu kapali alanlarda merkezi klima sistemi olmadigi icin elbette insanlar terliyor o da koku yapiyor, fakat bu abarti bir sey olarak gelmedi hic bir zaman icin.
Amerika'da bulundugum sureler icerisinde hic bir zaman cami'de ayak kokusundan yakinmadim, cunku hic bir zaman oyle bir problem olmadi. Ter kokusu da yok diyebiliriz cunku burda merkezi klima sistemleri her binada uygulaniyor.
Ben bunu kendi tecrubelerime dayanarak yaziyorum ki Allah'a cok sukur cuma namazlarini kacirmam, ve de gidebildigim zamanda vakit namazlarini da camide kilarim, kendi tecrubelerime gore yazar hanfendinin dedikleri ile karsilasmadim.
Bir de ufak bir sorum olacak yazar hanimefendiye, kendisi gidip te camide namaz kilip ta mi bu deneyimleri paylasmis yoksa kulaktan dolma Islam'i her halikulade kotulemeyi kendilerine bir is tutmus insanlarin fikirleri soylediklerini duyarak mi yazmis bu yaziyi?
|
 |
Halil
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 14:22
Osmancigim,, olayi sadece camideki kokuya indirmeyelim.. Cami elbette herkesin cok daha temiz ve titiz olmasi gereken bir yer ki bu bile malesef dikkate alinmiyor.. Kocatepede kilmadim ama genel olarak namaz kildigim camilerde bu tur problemlerle karsilastim.. kadinin ne dededigi onemli degil.. belliki ucuk bir kadin,, ama biz genede kendimizi sorgulamaliyiz.. Dedigim gibi, bir bak etrafina, herkes eline geleni atiyor yerlere,
kucugunden buyugune, denizlerimizi kendi ellerimizle kirletiyoruz.. Herzaman televizyona cikiyor pastanelerin, firinlarin, restoranlarin, kebabcilarin ne kadar hijyenik!! ortamlarda uretim yaptiklari.. Bu insana saygisizlik, dine saygisizlik degilmidir?? Muslumanlikla bagdasirmi?? Temizlik insanin icinde olacak bir kere, bizde T si yok..
Bu oyle yabana atilacak bir konu degil bence,, ilkokuldan baslanarak temizlik (kisisel temizlik olsun, cevre temizligi olsun) cocuklarin beynine ve yuregine islenmeli,, ama esas gorev yine ailenin..
|
 |
Sina
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 14:50
Gayet haklı bir yazı, üslup olarak da hiç de düşmanca veya kin kusar değil.
Örnek arıyorsanız, iyi örnek de vardır kötü örnek de elbette ama İslam'ın temizliğe verdiği önem muhakkak kılık kıyafet için de geçerlidir. Nasl vücudun belli başlı yerleri temiz olarak secde ediliyorsa Allah huzurunda bu temizlik kılık kıyafet için de aynı önem derecesine sahiptir. Hanginiz, kömürlükten çıkmış, terli ve kirli kıyafetlerle namaza durur?
Çorabın kirliliği ve pis kokması da aynısı değil midir?
İlahiyat mezunu sevgili babam da aynı konudan birçok kez müzdarip olmuştur ve yeri geldiğinde beni de bu konuda hassas olmaya davet etmiştir.
Diyeceksiniz ki "ee ama kardeşm, insan gün içinde terliyor bu sıcakta nasıl yapacağız? Her vakit çorap mı değiştirelim?"
Bunun cevabı çorap da değildir ne yazıkki, kokan ve kokuyu bulaştıran genellikle ayakkabıdır. Ayakkabı değiştirdiği veya yıkandığı takdirde bu illetten kurtuluş mümkündür.
Esenlikle kalın,
|
 |
Emre_Uzan
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 14:55
Ayar verebilen insanlara bayılıyorum, buyrun efendim:
| Alıntı: |
Taze ırkçılar…
Bir zamanlar (daha çok 30’lu 40’lı yıllarda) Türkiye’de ırkçılık adı sanı belli bir ideolojiydi. Türk ırkının diğer ırklardan her bakımdan üstün olduğunu iddia ederdi. Bu ideolojiyi benimseyen ve benimsetmeye çalışan ırkçılara göre, Türkler açık renk gözlü, uzun boylu, geniş omuzlu, çok akıllı, dünyaya kültür, dil, medeniyet falan ne varsa öğretmiş olan çok ama çok gurur duyulacak bir ırktı… Ya da üç aşağı beş yukarı buna benzer iddiaları vardı. Ama öte yandan, dünyanın herhangi bir yerinde de bulunabilecek türden bir ideolojiydi bu; özellikle modern Batı’nın üstünlüğü karşısında ezilmemeye çalışan; bunu da gene o Batı’dan devşirdiği referanslarla taklit ederek becermeye çalışan ve Batılı beyaz adamın ırkçılığını kendine uygun hale getirip eziklikten kurtulmayı hedefleyen bir ırkçılıktı bu…
Şimdi zaman değişti… Bir türlü beyazlaşamayan, beyaz adam karşısında komplekslerinden bir türlü kurtulmayan ırkçıların yeni versiyonları artık genel olarak Türk ırkının üstünlüklerinden bahsetmiyorlar. Dışarısı karşısında kendi üstünlük iddialarını anlatmak yerine içeri döndüler ve kendilerine atfettikleri ve kendilerinden menkul “üstünlüklere” binaen, bulabildikleri her türlü hakaretle sabah akşam içerideki “aşağılık yaratıklardan” ne kadar nefret ettiklerini haykırıyorlar.
Bir zamanların ırkçılarının yalan yanlış da olsa arkasına saklandıkları “bilimsel” bir görünüm vardı; “araştırmalara” dayandıklarını söylüyorlar, örnekler sunuyorlar; teorik modeller ileri sürüyorlardı… Şimdi öyle bir dertleri de yok; mühendislik hesaplarıyla dönüştüremedikleri, kendilerine benzetemedikleri, ellerinden kaçan her türlü kültürel, etnik, dinsel, toplumsal grup karşısında sadece kendilerinin “en doğru”, “en estetik”, “en vatanperver” olanı temsil ettiklerini iddia ediyorlar. Dönüştürmeyi beceremediklerini gördükçe giderek daha da saldırganlaşıyorlar. Bu taptaze yeni ırkçılarımıza göre, ötekiler en basit tabirle “çirkin şeyler”… O “çirkin, azgelişmiş şeyler” insan kategorisine bile girmiyorlar… Tabii ki, bu ifadeleri en hafif düzeyde kalamıyor; artık bilimsellik falan gibi kulplar bile aramak zahmetine katlanmadan, giderek daha çok “hain” damgasını basıyorlar…
Bu ırkçıların her biri aslında bir “kaybedişin” hikayesini yaşıyor. Çünkü, bir zamanlar “beyaz adam” sayesinde ortalıkta dolaşmakta olan ırkçılık teorilerinden beslenirken, şimdi öyle bir destek de kalmadı. Farklı toplumsallık ve kültürelliklerden “ses” üreten, konuşmaya ve varolmaya çalışan insan grupları ortalıkta daha çok görünür oldukça bu ırkçıların nefret söylemi de sınır ve edep tanıyamaz hale geliyor. Korkunç bir panik halinde herşeyi birbirine karıştırıyorlar: dindar insanlardan ve alt toplumsal sınıflardan nefreti veya başörtüsüyle ihaneti ya da etnik bir grupla bölücülüğü…
Örneğin, 10 yazısından 9’unu Türkiye’de Müslümanları aşağılamaya adayan bir tanesi Mine G. Kırıkkanat geçenlerde “Halkımız eğleniyor” başlıklı yazısında döktürmüş gene… Ona göre, örneğin, “İstanbul Atatürk Havalimanı Türkiye’nin ‘Arap olmayan’ yüzünü ağartmaktadır.” Ama Pazar günleri havaalanından gelirken sahil yolunda gördüğü “Türk’ün mangal tutkusu”, “dağları taşları saran kebap dumanı ‘Keşke çiğ yeseler’ dedirtirken, kesif et kokusu yamyam olmadıklarına hayıflandırmaktadır.”
“Medenileşme süreci”nden geçmiş, “estetik ve rafine” zevklere sahip bu yazar o yol kenarında “çimde etlenen” aşağılık yaratıkları da o muhteşem tasvir gücüyle şöyle anlatıyor: “Don paça soyunmuş adamlar geviş getirerek yatarken, siyah çarşaflı ya da türbanlı, istisnasız hepsi tesettürlü kadınlar mangal yellemekte, çay demlemekte ve ayaklarında ve salıncakta bebe sallamaktadırlar. Her 10 metrekarede, bu manzara tekrarlanmakta, kara halkımız kıçını döndüğü deniz kenarında mutlaka et pişirip yemektedir. Aralarında, mangalında balık pişiren tek bir aileye rastlayamazsınız. Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!”
Kıllı adamlarla, salıncakta sallanan bebeklerle dolu ve beyazlaşamayan bir toplumla içiçe değil, yan yana bile yaşamaya tahammül edemeyen yazar “aşağılama” konusunda sınırları dörtnala aşıyor: “Arabistan bile değil, Etiyopya’nın ete doymuş hali, ‘Etobur İslamistan’ başlıyor, sayın okurlar. İstanbul olmayan ne varsa, İstanbullu olmayan kim varsa orada: Son beş yılda 4.5 milyon artıp, 3 milyonu İstanbul’a akan nüfusun güruhu çimde etleniyor pazar günleri.”
Seçkin ve safkan yazarımız sonra Rumeli’den Anadolu’ya, yenilenen Caddebostan plajına zıplıyor çevik bir hareketle: “Ümraniye plaja indi. Bırakın mayoyla denize girmek, sahilde laf atılmadan yürümek imkânsızlaştı. Tesettür anaları kumsalda mangal yeller, babaları don paça yatarken, irili ufaklı danaları da pamukludan dalgıç tulumlarıyla suda cıp cıp yapıyorlardı.”
Anlaşılan, kültürel seçkinciliğini sınıfsal bir üstünlük duygusuyla harmanlayarak, yok olmakta olan aristokrat bir özenti içinde yaşamaya çalışan söz konusu yazarın içinde bulunduğu taze ırkçılığı ise bugün en saf haliyle, siyasal bir oluşum olarak CHP temsil ediyor.
Kuşkusuz, bu ırkçılık CHP dışında, daha sulanmış hallerde bulunuyor. Ama bugünkü CHP’de hakim olan anlayış her türlü ırkçılığı konsantre bir biçimde taşıyor. Başka sulanmış durumlarla, başka yerlerle de eklemlenemediği için hayat perspektifi de daralıyor. Bugün geçmişinden başka hiçbir şeyi kalmayan bu parti içindeki “doğru”yu bilen, “vatanseverlik uzmanları”na göre, başörtüsü hakkını savunmak “sıkmabaş” hakkını savunmaktır, “takiyyecilik” yapmaktır, “insanları kışkırtmaktır”. CHP içinde bu konuları konuşmak ise “CHP’yi ele geçirmeye çalışmaktır”. Dolayısıyla “buram buram Cumhuriyet düşmanlığı kokan” bu çalışmaları yapanları tabii ki CHP ırkçıları “affedemez”.
Onlara göre “her zaman” memlekette “her zamankinden daha çok kritik bir durum mevcuttur” ve “mücadele ülkenin en kritik olduğu bir zamanda halkı devlete karşı sıkmabaş kalkışmasına sürükleyenler ile doğru peşindekilerin mücadelesidir.”
Eskiler kafatası ölçülerine falan dayanarak “bilimsellik” görünümü sunmaya çalışırken, yeniler “sıkmabaş”, “kıllı, uzun kollu, kısa bacaklı” gibi “en akıllı tespitler” eşliğinde ırkçılık yaparlar. Bu “rafine” ve “estetik”, “çok gelişmiş”, “çok medeni”, “herşeyi çok iyi bilen”, “en çok vatansever” seçkinci ırkçı anlayışa göre, Müslümanlardan, Ermenilerden, Kürtlerden bahsetmek; onların başörtü taleplerinden, bellek haklarından, dil haklarından bahsetmek ancak ihanettir. Çünkü bütün bu insanlar, subay olamayan Ermeniler, mangalda et pişiren ya da oğlunun kızının diploma törenine giremeyen tesettürlü kadınlar, nüfus kağıdının doğum yeri hanesinde Diyarbakır yazdığı için her polis kontrolunda özel muameleye tabii tutulan insanlar “tam insan” değildirler; bu yüzden bu “alt-insanlar” ancak kendi gecekondu mahallelerinde, gettolarında yaşamaya müstahaktırlar; onlar, bizim göz ve akıl konforumuzu bozmamak için ne yapıp edip görünmez olmalıdırlar; onlar ancak bizim verdiğimizle yetinmelidirler ve bunun dışına çıkıp ihanet etmemelidirler. Bu ırkçılar giderek daha çok belirginleşen haykırışlarıyla, eskilere kıyasla “taze” bir görüntü sunuyorlar… Ama çok kötü kokuyorlar… Havasız, karanlık bir yerde kalmış olmanın, çürümenin getirdiği pis bir koku bu…
|
|
 |
Ahmet ERDEM
18 yıl önce - Cum 29 Tem 2005, 16:01
Konu ile alakalı Halil beye ve Emre beye sonuna kadar katılıyor ve destekliyorum...
lakin;ulusal bir gazetenin köşe yazarının daha etik bir üslup ve daha yapıcı cümleler sarf etmesini beklerdim.Sokak ağzı terimler ve'varoşlarda yaşıyor olsalar dahi bunlar bizim insanımız deyip kurduğu cümlelerde hayvanlara atfedilen geviş getirme vb aşağılayıcı cümleleri talihsizlik olarak değerlendiriyorum.
Bir önceki yazımda hasta bir yazı demiştim;evet hasta bir yazı ve yazarın ciddi bir tedaviye ihtiyacı var bence.
bu da benim şahsi kanaatim,eleştirmek herkesin hakkı tabi.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|