Biraz da gönül muhabbetlerinin evrimini inceleyim. (2006 da tam olarak öyle degiliz ama 2026 da asagidaki gibi degismez bu muhabbetler umarim )
Yıl: 1965
"Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı
şerifleriniz hayrolsun' dedim.."
Yıl: 1975
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım
titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı..
Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."
Yıl: 1985
"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle
'hayırlı akşamlar' dedim.."
Yıl: 1995
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fenâ hâlde kal geldi yâni.. Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim.. Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm'dedim.."
Yıl: 2006
"Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni.. Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin..
'Hav ar yu
yavrum?'"
Yıl: 2026
"Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbiyaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita..
'Hay beybi..'"
Önceleri sokaklar vardı, sokak ahalileri. Herkes birbirini tanır, güneş biraz kendini kaybettirmeye başladığında yani ikindi vakitlerinde, kapı önlerine atılan minderlere oturulur, hanımlar el işi örerlerdi. Biz de o sırada; bir ucu elektrik direği diğer ucu taş olan kalelere gol atmaya çalışırdık. Hem gol atmaya hem de oturanlara topu atmamaya..
Doğalgaz olmadığından, kış yaklaşırken skodaların kasalarında tahta parçaları veya odunlar gelir evin önüne yığılırdı. Ben de sokakta nerde öyle bir odun yığını görsem koşar bodruma taşımalarına yardım ederdim, "oğlum o kadar çok alma belini incitirsin" uyarıları altında. Eh o kadar yorulduk ya ardından salçalı ekmek ya da mümkünse bir bardak kola ile ödüllendirilirdik =)
küçüktük, pantolonlarımız da kısaydı =)
En son Hakan Aslantürk tarafından Cum 24 Ksm 2006, 14:07 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Yıl: 1975
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim, heyecandan ayaklarım
titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı..
Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."
Yıl: 1985
"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle
'hayırlı akşamlar' dedim.."
Bileniniz ya da hatırlayanınız vardır mutlaka kuymağı. Bildiğiniz un, sadece kavrulmuş hali. Önceleri özellikle kahvaltılarda sık sık karşımıza çıkardı. Belki 10-15 yıl oldu hiç yemedim. Kuymak aklıma geldiğinde aklıma hep bir maddi sıkıntı ve yoksulluk gelir. Sanki bu bir tek kuymakda değildir de eskide kalan bir çok şeyde vardır. Düşünsenize bir kere; un kavurması yiyorsunuz, yanında da ekmek.
Özellikle 2000 yılından sonra doğanlar muhtemelen kuymak dendiğinde anlamsızca bakacaklar. Hatta bir kaç sene sonra kahvaltılara sobanın üzerinde ekmek kızarttığımızı duyunca bile şaşıracaklar. Çünkü kahvaltı sofralarına, Mısır gevrekleri girmeye başladı. Kellogs, Corf Flakes vs. Ne acı =/
çok eskilerden değilim ama bende çocukluğumdaki biçok şeyi çoook özlüyorum.heidi çizgi filminintadı bir başkaydı ben çocukken.gece 12 lere kadar top oynamak,ip atlamak,saklambaç oynamak,ruh çağırmak,büyüklerimizin anlattığı perili cinli hikayeleri dinlemek,sabahın 6 sında kalkıp çizgi film izlemek,oyun oynarken sırf vakit kaybetmeyeyim diye ananemin yufkanın arasına yoğurt ve toz şeker koyarak hazırladığı pratik "yemeğimi" yemek,soğuk kış günlerinde sobanın yanında tombala oynamak....daha birçok şey daha güzeldi.şimdinin çocuklarının eğlencesi internette oyun oynamak,pokemon tarzı çizgi filmler izlemek.biz mi daha mutluyduk onlarmı daha mutlu tartışmaya açık bir konu.
İşte benim de Babamdan kalan en değerli hatıralarla dolu ,unutamadığım "makaralı müzik dinleme cihazım"
TK14 GRUNDİG ..Ben bugün de severek MP3lerde dinlediğim tüm şarkıları onda tanıdım,dinledim,küçücükken.
Erkin Koray,Pink Floyd,King Crimson,Wishbo Nash,Black Sabbath,Fikret Kızılok,Erkut Taçkın,Mavi Işıklar,Silüetler,Miles Davis,Duke Ellington bütün bu ağır adamları bu aletle dinledim. Isındıkça homurdanan,etrafındaki deliklerin hepsi hoparlör olan, bu makaralı bantlarının gıcırtısını duyduğunuz cihaz, ilk eve geldiğinde çok sevindiğimizi hayal meyal da olsa hatırlıyorum.Abim ile birlikte paylaşamazdık.
Hatıradır ,kimse mani olamaz..