Ben de 58 de ilkokula, 63 de ortaokula başladım. Arkadaşların bahsettiği gibi cumartesi öğleye kadar okul vardı. Ayrıca ortaokulda çarşamba öğleden sonraları da tatildi.
Bir de ortaokulda şapka giyme zorunluluğu vardı.
Bu gün belediye zabıta memurlarının giydiği şapkalara benzeyen lâcivert renkli, siperlikli, etrafında parlak sarı şeriti, ön kısmında yine parlak sarı metal arması vardı. Sokakta giymeyi sevmediğimiz için koltuğumuzun altında taşır, okulun bahçesinden girerken kafamıza geçirirdik.
Aklıma gelen bir şeyi daha ekleyeyim: Kalemlerimizi açmak için şimdiki gibi kalemtraşlar olmadığından herkes cebinde küçük bir çakı bıçağı taşırdı.
Hey gidi günler heeyyy...
80'lerde, ailelerimiz biraraya geldiğinde, biz de çocuklar olarak Nordmende markalı siyah beyaz televizyonumuzda reklamları seyrederken kendi aramızda yarışırdık.
"Reklamları KİM Bilecek?"
Oyunun adı buydu. Bir reklam başladığında o reklamın neyin reklamı olduğunu kim daha önce söylerse o bir puan alırdı. Hatta bir sonraki reklam için tahmin hakkımız da olurdu. Ki bir sonraki reklamı doğru tahmin eden iki puan birden alırdı. Sonra kanallar çoğaldı mertlik bozuldu. Şimdi televizyonun da keyfi kalmadı. O zamanlar televizyon şimdiki gibi kalleş değildi.
Burada bahsedildi mi bilmiyorum ama bugün eski bir adeti (hayretler içinde) öğrendim :
Eskiden Cumartesileri de okul varmış. Bu nasıl ve ne zaman kalktı bilmiyorum, anıları
olanlar paylaşırsa sevinirim..
* Cumartesi okula giderdik ama genelde gün kısa diye okulu asardık. Cumartesi günleri eğitim kurumları ve resmi daireler saat 13.00' de tatile girerdi. Aslında cumartesileri eğlenceli bir okul günüydü. Öğrencilerin sevdiği bütün dersler (Beden eğitimi, Müzik, İşteknik) o gün yapılırdı. Öğrenciler adeta tatil havasına sokulurdu. Ama pazartesileri nekadar kazık dersler varsa haftaya onlarla başlanırdı. Cumartesileri öğleden sonra pek eve giden olmaz, sinema kapıları öğrencileri merak eden velilerle dolardı. Güzel günlerdi vesselam.
* Ayrıca akşam karanlığıda bundan birsaat önce başlardı. Ben Ankara' da yaşadığım için kışın saat 15.30' da hava kararırdı. Yani iftar saati kış ayına denk gelen yıllarda 15.30' da olurdu. Bunun nedeni, şu anda uygulanan kış saati o yıllarda yaz saati olarak uygulanırdı. Enerji tasarrufunu daha fazla yapabilmek için o dönemin hükümeti Bakanlar Kurulu kararı çıkartarak şimdiki kullandığımız bu saati sabitledi ve bunun üzerine yaz-kış bir saat daha ileri-geri alıp mevcut saat dilimini oluşturdular. Yani yazın iki saat, kışında bir saat normalde olması gereken saat diliminden ilerdeyiz.
* Son bir not daha. Türkiye Grenwitch' e göre 2. ve 3. saat dilimlerinde olduğundan ileri ve geri saat uygulaması yapılmaktadır.
Ben kadıkölüyüm ve 50 yaşındayım benim akranlarım hatırlarmı acaba Altıyol nokta şimdi boğanın durduğu yerin karşı sokağı yani KADIKÖYÜN MERKEZİNDE FENERBAHÇE gazoz fabrikası ve dereağzı tesislerinin yanında ÇAMLICA GAZOZ fabrikası olduğunu
İstanbul o dönemlerde ve siyah beyaz haliyle bile güzel...
Barbaros Bulvarı'nın o zamanlardaki hali...
Sanırım Beşiktaş-Ortaköy kıyı şeridi...
Bir sene kış o kadar sert geçmişki İstanbul'da.. Deniz bile donmuş denirdi.. İşte kanıtı size
Beşiktaş iskelesinin hali.. İnsanlar donmuş denizin üzerinde yürüyor
Teknoloji ilerledikçe ve evlere bilgisayar girdikçe unutulmaya yüztutan bir meslek ....
Bizim jenerasyonda olupta horoz şekeri yemeyen var mıdır?
Hala tadı damağımdadır ...
Şimdilerde büyük alışveriş merkezlerinde yine satılıyor ama eski tadı yok...
Bizim zamanımızda başka bir alternatif yoktu ki..
Bu resme bakınca o zamanlar yoğurtçuların mahalle aralarında dolaşırken elinde sallayarak çaldığı zilin sesi kulaklarımda çınladı...O zaman herkes yoğurdu bu şekilde alırdı.. hiç kimse de hijyen olmayan bu alışverişten ne hastalanırdı, nede mikrop kapardı.. [/i]
Çok uzun yıllar evvel, herkesin evinde bulunmayan o kadranlı siyah renkli telefonların, mutlaka birer de tahta sehpası olurdu. Cihaz bunun üzerine özenle yerleştirilirdi. Pardon, sehpayla arasında mutlaka eğimli yerleştirilmiş, kenarları işlemeli bir de zemin örtüsü bulunurdu. Bu sehpaların adı; "telefonluk"tu. Altlarında çoğunlukla sadece bir adet raf bulunur ve bu rafa da İstanbul'un iki ciltlik telefon rehberi konulurdu. İlk cilt ev telefonları için, ikinci cilt ise işyeri telefonları için... Bu rehberlerin üzeri renkli kalın kartonla hazırlanmış olur, ön ve arka cephesine de nefis birer İstanbul fotoğrafı basılırdı. Çaprazlamasına bir bandın üzerinde de ait olduğu yılı yazılırdı.
Rehberlerin içinde, ilk birkaç sayfada; çeşitli kısaltmalar, telefon kullanma âdâbı, şehirlerarası ve milletlerarası kodlar ile, önemli telefon servislerinin numaraları bulunurdu (01, 02, 03, 04... gibi). O yıllarda servis numaraları sadece iki haneli idi. İstihbarat: 01 idi meselâ... Beklemeli arama gibi enteresan servisler de mevcuttu bu numaraların içinde...
Rehberlerdeki kayıtlar ise, o yılların profilini çizen eşsiz birer kaynaktılar (Elimde, eski yılların bol miktarda telefon rehberi mevcut ve arasıra içlerini rastgele karıştırarak okurum Delilik işte... ). Kısaltmalar günümüzdekinden oldukça farklıydı: Şrk. diye bir kısaltma vardı meselâ: Şürekâsı demekti. Ya da Brd.: Biraderler, Mhd.: Mahdumları... Ne kadar hoş kısaltmalarmış şimdi geriye dönüp de bakıldığında. Ayrıca resmî ya da özel birtakım oluşumların sonlarında T.A.Ş. yazardı. Şimdiki Türk Anonim Şirketi'nin kısaltılmış şekli. Artık günümüzde yalnızca AŞ yazılıyor. Benzer şekilde: T.L.Ş. kısaltması da vardı: Türk Limited Şirketi...
Bilhassa Sultanhamam, Sirkeci, Çarşıkapı, Mercan, Karaköy, Bayazıd, Galata, İstiklâl... civarındaki önemli işhanlarının adresleri yerine sadece Han ismi yazılı olurdu rehberde. İş Gürün 8 yazardı: Gürün Han, No:8'deki işyeri demek olurdu bu. Çünkü İstanbul'da bir tek Gürün Han Sultanhamam'da idi. Detaya gerek duyulmazdı.
Değişimin önüne geçilemiyor, herşey değiştiği gibi bunlar da artık tarih oldular... Ara ara, eldeki eski rehberlerin tozlu sarı sayfaları rastgele karıştırılıp da bu kayıtlar günyüzüne çıkartılmadıkça, satır aralarında unutulup gider oldular, birçok hâtırat gibi...
hadi birde müzik nostalji yapalım.gönül bahçemizden kimler geçti hamiyyet yüceses,müzeyyen senar,zekai tunca,zeki müren,yaşar özel,mustafa sağyaşar,selami şahin,özay gönlüm,arif sağ,neşet ertaş,mehmet erenler,orhan gencebay,ferdi tayfur,dünyayı fetheden barış manço,güçlü sesi ve yorumuyla cem karaca,erkin koray,okay temiz,avrupayı fetheden üç hürel grubu,moğollar,kurtalan ekspres,ersen ve dadaşlar,avrupada abba grubu,stiv wondır,dünyanın enbüyük ceyms last orkestrası hayatta olanları sevgi ve saygılarımla aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum.
Akin bey Bastan size tesekkür etmek istiyorum
Beni de eskilere götürdükleri icin tüm arkadaslarada tesekkürler. Aklima gelen birkac sey bende serpistirmek istedim.
> Velosolex Motorsikltler (Motoru ön tererlekte olan)
>Kartus bant denilen büyük müzik kasetleri
>Sip Sak Fotocular (Geneldearkalarinda .......... Hatirasi yazan bez bulunur)
>Biyikli polisler (Biyiksizi yok denecek kadar azdi)
>Merdaneli camasir makineleri
>Iran,Irak savasi Neredeyse tüm dönemlerde
>Tahta kasalarda Tekel Birasi
>Erol Büyükburc
>Nacar marka kol saatleri
>Cikolatali Golden cikletleri
>Baris ve Sipahi sigaralari
>ELMOOOOR (Televizyondaki cati kaplama reklami)
>Dolmuslada ve Otobüslerde sigara icilmesi