Burada bahsedildi mi bilmiyorum ama bugün eski bir adeti (hayretler içinde) öğrendim :
Eskiden Cumartesileri de okul varmış. Bu nasıl ve ne zaman kalktı bilmiyorum, anıları
olanlar paylaşırsa sevinirim..
İlkokul yıllarımın başında yani 1973 yılında cumartesi günleri yarım gün eğitim olduğunu hatırlar gibiyim. Emin olamamakla birlikte bu uygulamanın 1974 ya da 1975 yılında kaldırıldığını düşünüyorum. Hatta yanlış hatırlamıyorsam banka ve resmi daireler'de bu uygulamaya dahildi.
İnsanın nüfus cüzdanı eskidikçe milad öncesi seneleri hatırlamakta zorlanıyor.
Burada bahsi geçen bazı nostaljik nesneler, örneğin eski traş bıçakları, bisküvit,deterjan,dergi ve benzeri eşya Sunay Akın'ın kurmuş olduğu Oyuncak Müzesi'nin alt katında sergileniyor.
1967 Yılında ilkokul 1 nci sınıfa başladığımda sabahçı-öğleci ayrımı uygulanmıyor, tek tedrisat olarak eğitim veriliyordu. Bu nedenle dersler 09.00 - 15.30 arası yapılıyor, öğlenleri 30 dakika beslenme saati veriliyordu. Haftalık ders saatlerini tutturabilmek adına da cumartesi günleri 09.00 - 12.00 arası ( 3 ders ) eğitimi vardı. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama sanırım ben ortaokula başladığımda sabahçı-öğleci uygulamasına geçilerek cumartesi yarım gün eğitimin kalktığını hatırlıyorum. Ama ilkokullarda devam ettimi etmedimi bilemiyeceğim. Bu da yıl olarak bakarsak 1973 - 1974 yılı gibi kalkmış olabilir.
cumartesi günleri yarım gün eğitim vardı evet ben lise 2.sınıfa kadar hatırlıyorum.ilkokul ve ortaokulu tamgün eğitim okuduk vede çok ilginçi ortaokulda birde başımızda tıpkı subaylar gibi lacivert şapka vardı.sabah 8 de okula gider öğle saat 12 de öğle paydosu olurdu 13.00 de tekrar derse girer 16,30 da eğitim biterdi birde öyle iki resmi tatillerin arasındaki günlerdede eğitim devam ederdi şimdiki gibi iki tatili birleştirme yoktu.
Son mesajlarda dikkatimi çeken bir şey oldu.Neredeyse kimse o yılları tam olarak hatırlayamıyor.Cumartesi günleri yapılan yarım günlük tedrî-sât'tan nasibini almış bir öğrenci olarak,şöyle bir düşündüm de bende net olarak hatırlayamıyorum.Büyük olasılıkla ilkokulu bu şekilde bitirmişimdir ancak ortaokulda böyle bir uygulama varmıydı yokmuydu hatırlayamıyorum.Üç ilkokul değiştirdiğimden,aklımda kalan tam gün öğrenim görülen okullarda 12'de zil çalardı.Sabahçı-öğlenci uygulamasında,sabahçılar 10 gibi öğlenciler ise 12 gibi bırakılırdı.Bu uygulamada doğal olarak yarım gün değilde,çeyrek gün olmuş olurdu,cumartesilere mahsus olarak.
Bu uygulama normal(gündüzcü) öğrenciler için yine bir derece,çok kötü sayılmazdı belki ama yatılı öğrenciler için çok zordu.Cumartesi öğleden sonra eve gidebiliyorlar sadece bir gece evde kalıp pazar günü akşamıda tekrar okulda olmak zorunda kalıyorlardı.Çünkü sabah erken saatte etüdleri oluyordu yani ders çalışma saati.Benim büyüğüm o şekilde okudu.
60'lı 70'li yıllarda büyümüş birisi olarak, cumartesi yarım gün okula gitmek öyle zalimce
geliyorduki bana çocuk aklımla. O gün yapılan dersten de pek bir şey anlamıyordum.
Ama o günleri hatırladıkça ne kadar mutlu bir çocukluk yaşamış olduğumu düşünüp
şimdiki çocuklar için ve hatta oğlum için üzülüyorum. Bizim zamanımızda emniyet
kemeri veya hava yastıkları yoktu arabalarda belki yada içme suyunu para verip almıyorduk,
bahçe hortumuna veya evdeki musluklara ağzımızı dayayıp kana kana su içebiliyorduk
hiç bir mikrop kapma endişesi yaşamadan... sokakta doyasıya oynuyorduk..
tek şart akşam ezanı okunduğunda evde olmaktı.. ve eve geldiğimde yüzümdeki, dizimdeki
yaralar annemi çok endişelendirmezdi.. hemen yıkayıp kolonya sürdük mü tamamdı..Grip aşısı
olmadan da kışı çok rahat geçirebiliyorduk...
yeri geldiğinde arkadaşlarımızla aynı ekmeği paylaşabiliyorduk, aynı çatalı, kaşığı
kullanabiliyorduk hastalık kapabileceğimiz
korkusu nedir bilmeden.. Çünkü hiç kimse bu yüzden ölmüyordu... mahalledeki tavuklarla,
civcivlerle kuşgribi olur muyum aceba?? diye tereddütlerimiz olmadan oynardık..hatta komşunun
kümesine girip yumurtaları aşırıp bomba yerine kullanabiliyorduk
Bilgisayarım, internetim, uydu tv'miz yoktu ama bir sürü arkadaşımız vardı.. böyle
teknolojilere ihtiyacımız yoktu zaten.. Tv'ler siyah beyaz ve bazı evlerdeydi..
akşam oldumu hep beraber o evde toplanıp tv seyredilirdi..ta ki İstiklal Marşı okunup
Bayrağımız göndere çekilene kadar... Ev sahibinin ikramları
sabırsızlıkla beklenir çok sevdiysek birtane daha istenebilirdi.. tabii annemizin gözünün
içine bakarak:) Okulda öğretmenler başarılı olmayan öğrencileri sınıfta bırakabilirlerdi
ve bu yüzden ne şikayet edilirler ne de velilerden tepki alırlardı...çevremizde üstüne
çıkıp meyva yiyebileceğimiz ağaçlar vardı.. ve 5 kuruşa bir avuç akide şekeri alabiliyorduk
bakkaldan... Büyük bir olasılıkla genç arkadaşlar bu anlattıklarımı okuyunca bizim yaşanmışlıklarımızı sıkıcı belkide olanaksızlıklardan dolayı acınası bulabilirler.. Fakat bence biz yani 60'lı 70'li yıllarda büyüyenler çok güzel, çok mutlu, çok dolu dolu ve çok doğal yaşadık...
biz çocuk olabildik.. çocuk gibi yaşayabildik.. ve bir sürü anılarımız oldu anlatabileceğimiz,
gülebileceğimiz...
Bende seksen çoçuğuyum 60-70lere yetişemedik.Bizim kuşak Türkiye'nin değişimine tanıklık etti.Tek kanallı televizyondan çok kanalıyla geçişi de.Zeki Müren'e yetiştik. Rıdvan ve Tanju Kahramanlarımızdı.Her sabah voltran'ı izlemekte büyük keyifti.Sonra körfez şavaşını gördü.45 gün trt Cnn ile ortak ortak yayın yapmıştı. Topi top,baycan sakız futbolcu kartları vardı.Okula Siyah önlükle başlayıp Mavi ile devam ettik. Tam bir geçiş kuşağı olduk.Hızla gelişen teknoloji den önceki hayatı gördük.Ama sanki o zaman daha güzeldi.Büyük alıveriş merkezleri yoktu.Gök kafeste öyle.barış Manço ile adam olma yolundaydık.Dah güzeldi herşey
Birde yerde yilan seklinde kanal cizip, Cizginin disina cikmadan
En uc noktaya kadar en once gitmeye calistigimiz oyun.....
Biz bu oyuna Şibidik Kostik derdik.
Sayılanlara ek olarak, Benden de yıllar öncesine ait (1960 lı yıllar) birkaç katkı ;
* ) Yaz akşamları kapı önleri sulanıp süpürülüp, serilen hasırın üzerine
kilim ve yastıklar getirildikten sonra büyüklerimizin toplanıp gecenin geç saatine kadar
sohbet etmeleri. Tabi biz çocuklar da az ileride kendi oyunlarımızı oynardık.
*) Sokak çeşmeleri,
*) Akşam üzeri alınan ortasından iple bağlı buz kalıpları,
*) Kese kağıdı,
*) Pazar sepetleri ve fileler,
*) Tertemiz giyinip faytonla, İzmir Fuarına gitmeler,
*) 9 Eylül Kurtuluş Baytamlarında İzmir'in ağzına kadar dolması,
Bayram kortejinin şimdiki Mürsel paşa Bulvarında toplanıp, Fuar 9 Eylül
Meydanından başlayan yürüyüşünün, Çankaya Kavşağından Mezarlıkbaşı
yolu ile Eşrefpaşa'ya tırmanışı, Varyanttan inerek Konak Meydanı yolu ile
Heykele kadar gelip tamamlanması.
*) İnciraltı'nın plajları ve bu plajların pazar günleri dolup dolup taşması,
Ulaşım Konak İskelesinden kalkan Körfez Vapurları ile sağlanıyordu.
Eskiden Cumartesileri de okul varmış. Bu nasıl ve ne zaman kalktı bilmiyorum, anıları
olanlar paylaşırsa sevinirim..
İzmir Çiğli hava üssünde Hava Lisesi vardı.1973 yılında bu okula girdim. Eylül 1973 tarihinden mart veya nisan 1974 tarihine kadar cumartesi günleri okul ve mesai vardı.O tarihten sonra Ecevit hükümeti cumartesi günlerini tam gün tatil yaptı.
70'li yılların başında İzmir'de Hıdırellez sabahı konağa (tarla da denilirdi) inilir dilek taşları denize atılır ve piknik yapılırdı.Tabi pek çok arkadaşım konağın ohalini hatırlamayacaklardır.O zaman Ordu Evinin bahçesi yoktu.Ordu Evi ve devlet tiyatrosu denizin kenarındaydı.
Şimdi oluyor mu bilmiyorum 9 eylül şenliklerinde upuzun bir kortej olur ,korteje katılan firmalar ürünlerinden küçük numuneler dağıtırlardı.Onlardan kapmak için birbirimizi ezerdik.
Küçük yerlere cambazlar gelirdi ve en zevkli bayram eğlencesi olurdu.Bunların en meşhuru da
boncuk lakaplı olanıydı.(Urla'ya en cok gelen oydu.) Hatıralarımız çoğalmasına yaşlanmak diyorlar herhalde.Sağlıkla kalın.