Nostaljik manada bir katkı olarak,
Arşivimde mevcut, orjinal ELVIS PRESLEY 45 lik plaklarımdan bir kaçı...
Bu plakları 1958 senesinde Viyana'da iken satın almıştım.
(+) I BEG OF YOU
(+) HOUND DOG
(+) I NEED YOUR LOVE TONIGHT
(+) I GOTTA KNOW
.
Tam doğru değil içinde 4 değil 3 adet 1.5 volt pil bulunurdu toplam voltajı 4.5 volttu çoğu kereler iki tanesi seri bağlanarak 9 volt elde edilirdi. Daha çok bazı fenerler, Weston köprüleri ve iki tanesi seri bağlanarak dahili telefonlarda kullanılırdı. Bazı Rus fenerleri hala bu pili kullandığından hala piyasada bulmak mümkün tabi Berec ve Kiwi değil Çin malı.
1 Litre Cam şişe Cola daha yeni ondan önce Coca-Colalar ve Pepsi Colalar 75 Cl idi ve kapağı vidalı değil gazoz açacağıyla açılırdı bu yüzden açıldığı zaman hemen içilmesi gerekirdi çünkü tekrar kapatmanın imkanı yoktu bu yüzden buna Aile Boyu denirdi. 75cl şişeler 1979 lu yıllara doğru yerini 1 lt lik cam şişelere bıraktı. Bir Litrelik şişelerin kapakları pasolu olduğu için açıldıktan sonra tekrar kapamak mümkündü. Bir litre o kadar büyük göründü ki ilk zamanlar gözümüze buna alayla "Sülale Boyu" diyorduk. Zaten o zaman Coca-Cola öyle kallavi bardaklarda içilmezdi su bardağıyla içilirdi.
Alıntı:
1 Lt.lik cam kola şişesi: Belki de en sağlıklı ambalajdı, her ne kadar içindeki çok sağlıklı olmasa da. Ancak eski zamanları düşündüğümde aklıma gelenlerden biridir, Coca Cola'nın litrelik cam şişeleri.
Evet. Basri ile Fatoş. Basri'nin geceleri kalkıp buzdolabından çıkarttığı malzemelerle iki kolunu doldurması sonrada bununla sandviç yapması hala gözümün önünde. İngilizce'de bu tür bol malzemeli sandviçlere bu yüzden Dagwood Sandwich denir. Çünkü Basri'nin İngilizcedeki ismi Dagwood Bumstead.
Alıntı:
Çocukluk dönemlerimizde Hurriyet Gazetesiyle tanıyıp günümüzde Vatan gazetesinde yayınlanan Fatoş ailesi diye bildiğimiz, orjinal adıyla Blondie family.
[ Açılmayan fotoğraflar silindi.- didem_ - Cum 26 Oca 2007, 18:26 ]
Bizim gibi dinazorların hafızalarını harekete geçirdiği için Sn Akın beye bir daha sevgilerimi gönderiyorum. Kendisi İstanbul semtlerinin isimlerinin nereden geldiği ve tarihçeleri hakkında da bizleri aydınlatmıştı. Benim de hatırladıklarımın arasında Taksimdeki Kristal Gazinosu,Küçük Çiftlik Parkı Gazinosu,Nüfusu 600 bin olan İstanbul gecelerinde Hamiyet Yüceses,Müzeyyen Senar gibi sanatkarlar Makber şarkısını söylediği zaman Kabataştan işitilirmiş.Zeki Müren Küçük Çiftlik Parkında Binlerce kişiyi toplardı.İlk Spor ve Sergi Sarayı yapıldığında bütün İstanbul oradaydı.Tekelin üstü pürtük desenli rakılarına Fahrettin Kerim adı takılmıştı.Annelerimiz tahtadan yapılmış yumurtalarla topuğu eskimiş çorapları yamar,eskimeye yüz tutmuş pantolonlar tersyüz edilirdi.Dünya harpten yeni çıkmıştı.Yokluk vardı.Oktay Akbalın kitabında yazdığı gibi Önce Ekmekler Bozulmuştu.Memurlara ekmek karne ile veriliyordu.Basma da öyle.Delikli 1 kuruşluklar,2.5 kuruşluklar vardı.Tramvaylar iki mevkii idi.1.Mevkii 5 Kuruş,2.Mevkii 3 kuruştu öğrenciye.Boynuzlu Troleybüsler vardı,elektrik arızaları sık sık olduğu için trafiği düğüm yaparlardı.Birinci,Bafra,Kulüp sigaraları filtresizdi. O ZAMANKİ İNSANLAR FAKİR AMA KİBARDILAR,bir yara sarmak,bir gözyaşı silmek onları mutlu ederdi.Kabalık eden insanları(Bundan başka İstanbul yok hemşehrim)diye uyarırlardı.Gün görmüş,kibar,zarif İstanbul Beyefendileri,Yoksulu gizli gizli kollayan (Fukara Babaları),Dürüst,Yetimin,garibin hakkı ,mahallenin namusu için kavga eden, bileği kuvvetli,mangal yürekli semt kabadayıları vardı.Çok ama çok özlüyorum o çocukluk,ilk gençlik günlerimi.Sizlerin de görmenizi çok arzu ederdim.TEŞEKKÜRLER AKIN BEY.
1975 Eurovision Türkiye elemelerinden bir şarkıyı hayal meyal hatırlıyorum.
Esin Afşar söylüyordu:
Bir adam vardı canı sıkılan
Bir kadın vardı canı sıkılan
Buluştular bir gün sıkılmamak için...
Çocuk aklımla bile "amma da saçma şarkı" dediğim bu ezgilerin 30 yıl sonra bir reklam kampanyasında herkesin diline düşeceğini nasıl tahmin edebilirdim...
80 li yılları hemen hemen site sakinlerini çoğu hatırlaması lazım ama 60 lı yılların sonlarıydı ozamanlar televizyon yok varsa yoksa radyo oda zırıltılı hışırtılı çekerdi işte ozamanlar odur budur çok büyük tutkuyla takdir ettiğim hafif batı müziği(ozamanlar radyoda öyle anons edilirdi)sanatçısı dağlar,dağlar ile barış manço'yu dinleyerek tanıdım,daha sonralar bir gazetenin sayfasında sevdiğiniz sanatçıların adresleri bölümünde barış mançonun adresini bulup ona mektup yazmıştım ortaokul ikiye gidiyordum bir zaman sonra ozaman renkli fotoğraf yokken bana imzalı renkli fotoğrafını yollamıştı nasıl sevinmiştim anlatamam,fotoğrafı hala saklarım.70 li yıllarda şehirde arabaları biraraya toplasanız sayardınız hey gidi günler en kral araba chevrolet 56 lar meşhurdu,impalası,pleymut,kadillak unutulmaz arabalardı hani derlerya tüfek icad oldu mertlik bozuldu,işte ozamanlar murat 124 ve renolar üretime başlayınca bu arabalarında yavaş yavaş adı sanı kaybolmaya başladı ama hala şehirde sayılıda olsa bu arabalardan var.
Biraz evvel *Sabahatin'nin ayakkabi cikartmadan iceri sokmadigi, Hahaha...) Ramazan Basligini dolasirken: Mine Beyaz'in yukarda URL'ini verdigim yazisina rasladim. Aktualite'den dolayi yanlis yerlestirilmemis olmasina ragmen *eski Ramazanlardan bahsettigi icin* tahminimce buradaki vitrine de cok yakisacaktir.
Yazarin edebiyat'a kacmadan, okuyucunun kendi ev erkaninin konustugu tarzda, ecissiz-bücüssüz, saf, akici, birazda feminin, *Hahaha..., Papa gibi benim de agzimdan kacti, düzeltiyorum: yumusak olacakti) bir üslubû var. Yazdiklari benim hosuma gidiyor, sizlere de tavsiye ederim.
Hoscakalin !
ILAVE NOT: Ben bu basligin *Sabahattin tarafindan acildigini zannediyordum*. Yanilmisim, basligi *tdi.karahasanoglu* acmis. Tekrar baktigimda kisa yazisinin altinda koymus oldugu bir URL'de gözüme carpiveriyor. Onu takip ettigimde: Bu basligin ne amacla acilmis oldugunu anlayiveriyorum.
Bizlere kücükken daha cok, sokakta her gördügümüzu istemeyelim diye, annelerimiz *Olmaz, kaka-pis, adam elini burnuna sokar-yikamaz, gelir sonra eliyle onu bunu tutar* gibi laflar edilirdi. Ben bu gibi olaylarin aradan gecen zaman sarfinda mevcut olan gelismelerle lüzumsuz oldugunu zannediyordum. Lakin bu laflarin aktuelligini kaybetmedigini bugün bir defa daha gördüm.
Herneyse, bu ikaziyla, Karahasangiller en azindan bir Selcuk arti puani hakettiler.