bence günümüzden en önemli farkı tv nin hayatımızdaki yerinin sınırlı olması onun yerine trt radyolarının olması idi. insanlar tv karşısında değil biribirleriyle geçirirdi vakitlerini. radyo tiyatrosu dinlmek için komşuya misafirliğe gidilirdi mesela
radyo tiyatroları ve günde üç kez yayınlanan piyesler bugünkü 24 saat tv yayınından kat kat daha değerliydi.
herkesin cebinde telefon olmadığı için akşam olunca yollar gözlenirdi hep.
Yaşım daha 25 olduğunda o günleri göremediğim için üzgünüm,keşke o nostaljik dönemi bende görebilseydim.İçerisinde bulunduğumuz dönemde hormonlu ünlüler ve sebzelerinden,spot Çin mallarından daha iyi olurdu kesin.Ahh ahh
nedense nostalji diyince aklıma ilk orası gelir ve yüzümde muzip bir gülümseme belirir.. .
not: bence ;hakkında kitap yazılabilecek bir mekandı güneş sineması .
Peki zamanında Osmanbeydeki Efsane ''kristal'' büfenin hamburgerleri ve özellikle amerikan salatalı sandwichlerini yiyen, tadan varmı içinizde ??
veya , altımıza kapalı çarşıdan birbir zorlukla alınan 'AIR NIKE' ları çekip jordache marka kotları giyip vakkorama ya takılmaya gittiğimiz günler ....
Sadece 35-40’liklar bilmez daha yasli olanlarida bilir. Hahaha...
Simdi sana bir bayram sabahi (Saat 11’ Matinesi ögrencilere yari fiyatina’ydi) *Günes Sinema’sinda* basimdan gecen, unutulmasi mümkün olmayan bir animi anlatayim da: Biraz gül !
Sanirim 60-70’li yillarda en büyük eglencemiz *Sinema’lar di*. Icimizden en zügürt olanimiz bile *geri kalmaz* en azindan haftada 2-3 defa, hem semtin, hem de semtin haricinde (daha cok Beyoglu-Pangalti-Osmanbey, Sehzadebasi sinemalarinda 3 veya 4-Film birarada daha cok zamaninin *sözümona* seks filmleri oynardi ve degerleri coktan düsmüstü) yerli veya yabanci film seyretmeye giderdik.
Herneyse arkadaslarla birlikte Aksaray’in (Meydan’dan Yenikapi’ya dogru giderken sag tarafta) Günes sinamasinda bir taraftan bir kovboy film’i seyrederken, bir taraftanda antrakta satin aldigimiz dondurma *Frigo* yu yiyoruz. Film’in en heyecanli, tüyleri ürpertiren sahnelerinden birisinde, arkamda oturan *bizim yaslarimizda olan* kazma’lardan birisi (Hahaha...) elindeki mantar tabancasini *paattt...* diye patlativerince, korkudan (bos bulunan Selcuk) elindeki Frigo’nun tamamini yutuveriyor.
Hop-mop derken *Frigo* migdeye iniyor ondan sonrada sanki *buz parcasi yutmuscasina* basliyor inlemeler, sizlamalar, aglayip, kivranmalar. Aradan o kadar küsur sene gecti. Ben ne o sinemayi, ne *Frigo’yu* ne de sinema icinde tabanca atan kazma’yi unutabildim. Hahaha…
herzaman düşünmüşümdür. çoçukken benim icin sinemaya gitmek mi daha ilginçdi ,yoksa sinemada frigo yemekmi şimdi dişarda satilan frigoya benziyen dondurmalar bana frigo kadar tatli gelmiyor
Frigo dondurmayi bilmeyenler olabilir, Cunki O Farkli Bir Dondurma.. Ozelligi ise Sinemada yenmesi...
Birkaç yıldır piyasada, özellikle zincir marketlerde kasa önlerindeki dondurucularda. Çocuklar ne olduğunu bile bilmiyor, müşterisi genelde koca koca adamlar, hanımlar
Alaskanin, frigo ve kokonun ambalajlari eski den oldugu gibi midir ?
Sormak istedigim biz eskiler ambalaj bizlere birsey hatirlattigi icin mi aliniyor, yoksa tadi icin mi aliniyor?
Rahmetli buyukdedem Beyoglu sinemalarinin ilk makinisti idi (Sumer Sinemasi), daha sonra yanilmiyorsam, adi Ruya sinemasi olarak degistirildi. Daha sonralari egitmis oldugu gencler,Yeni Melek, Emek, Luks, Yeni Ar, Yeni Melek ve Lale Sinemalarida makinistlik yaptilar.
Her Pazartesi sabahi Yeni Ar sinemasina, sansur heyeti gelirdi, simdi bilmiyorum ama o zamanlar ilk seans saat 12.30 baslardi ve gunun obur seanslara nispeten daha ucuuz idi ve filimler her pazartesi sabahi degisirdi. Saat 9 - 10 siralarinda. Birinci ile Koltuk mevkisinin ayrildigi genis koridorda veya balkon kesiminin en onude yer varsa bir ufak masa konulup sansur heyeti is basi yapardi. Makinist dairesinde, makinistin elinde itina ile kesilmis uzunlamasina beyaz kagitlar vardi, sansur heyeti bir opusme sahnesi gorunce "Kagit" diye bagirirdi, makinist, donen bobinin ararsina kagidi koyar, daha sonra hangi yerden filmi kesecek diye isaret koyardi.