Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Müjdat

12 yıl önce - Cum 22 Tem 2005, 07:11
Diyarbakır - Sur - Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi (Kültür Müzesi)


Cahit Sıtkı Tarancı Müze-Evi (Kültür Müzesi)

Diyarbakır il merkezinde, Cami-i Kebir Mahallesi, Cahit Sıtkı Tarancı Sokak'ta bulunan yapı 1820 yılına tarihlenmektedir. Diyarbakır sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak günümüze ulaşmıştır.

Haremlik ve selâmlık olarak inşa edilen evin selâmlık kısmı sonradan yıkılmıştır. İki katlı bir yapıdır ve kesme siyah bazalt taşından inşa edilmiştir.

Bu binada içe dönük mimari plan uygulanmış olup, cepheler iç avluya bakmaktadır. Tek katlı ahşap giriş kapısı dar bir koridorla avluya açılmaktadır.

Binada mekânlar, iklim şartlarına uygun olarak mevsimlere göre cephelere yerleştirilmiştir.Beyaz renkli "ciz" veya "kehal" denilen süslemeler bu binada da en güzel şekilde kullanılmıştır.

1973 yılında Bakanlığımıza intikal eden Cahit Sıtkı Tarancı Evi, şairin eşyaları ile Diyarbakır yöresinin etnografik nitelikli eserleriyle düzenlenerek müze-ev olarak ziyarete açılmıştır.
Kaynak: http://www.discoverturkey.com/bakanlik/b-a-diyarbakir.html



(+)





(+)





(+)





(+)



Sevgilye kalın



Sina

12 yıl önce - Cum 25 Ksm 2005, 04:49

Müjdat gerekli açıklamayı yapmış.

Bun ek olarak Cahit Sıtkı Tarancı, Diyarbakır'ın ve Cumhuriyet sonrası Türkiye'nin en büyük şairlerinden ve edebiyatçılarında biri olarak karşımıza çıkar. Şiirlerinde çoğunlukla ölümü konu aldığı ve korkuyla karışık hüzün hissi yaşatır. "Otuz Beş Yaş" şiiri buna en güzel örnektir. Ve ne yazıkki genç yaşta kaybettiğimiz bir değerdir

Kısa bir özgeçmişinde şöyle yazar.

 


Alıntı:
Cahit Sıtkı Tarancı 1910-1956
Diyarbakır'da doğdu, İlk öğrenimini aynı şehirde yaptı. Orta öğrenimi için İstanbul'a gönderilerek, Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne yazıldı. Burada dört yıl okuduktan sonra Galatasaray Lisesi'ne geçti. Mülkiye Mektebi'ne girdi. Buradaki öğrenimini tamamlamadan paris'e gitti.

İkinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine yurda döndü. Anadolu Ajansı ve Çalışma Bakanlığı'nda çevirmen olarak çalıştı. 1954'te ağır bir hastalığa yakalandı. Türkiye'de tedavisi sonuç vermeyince Viyana'ya götürüldü. 13 Ekim 1956'da orada bir hastanede öldü. Ankara'da toprağa verildi.

'Sanat için sanat' ilkesine bağlı kaldı. Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.  
 
ESERLERİ
Şiir kitapları: Ömrümde Sükut (1933), Otuz Beş Yaş (1946), Düşten Güzel (1952), Sonrası (1957)  


http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=5 ...ster=hayat


 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)


Sina

12 yıl önce - Cum 25 Ksm 2005, 05:09

Cahit Sıtkı Tarancı'nın Otuz Beş Yaş şiirinin yanı sıra aslında kulakların aşina olduğu başka şiirleri de vardır fakat Otuz Beş Yaş kadar ünlenmemiştir. Daha doğrusu Otuz Beş Yaş denilince Cahit Sıtkı Tarancı'nın akıllara gelmesi kadar diğer şiirlerde bu çağrışım pek yaşanmamaktadır. Onlardan birisi de Abbas'tır.


Abbas
   

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
 


 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)


Kara Sevda

Bir kere sevdaya tutulmaya gör;
Ateşlere yandığının resmidir.
Aşık dediğin, Mecnun misali kor;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

Dünya bir yana, o hayal bir yana;
Bir meşaledir pervaneyim ona.
Altında bir omur done dolana
Ağladığım yer penceresi midir?

Bir köşeye mahzun çekilen için,
Yemekten içmekten kesilen için,
Sensiz uykuyu haram bilen için,
Ayrılık olumun diğer ismidir...


Yaşadığı rsağlık problemleriyle nedeniyle ölümü çokça düşündüğü ve bunu çoğu şiirine konu edindiği fikrine istinaden,

Ben Ölecek Adam Değilim

Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.

Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
Yemişlerine doymadığım ağaçların,
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli çıksam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten olamam doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râmolmuş;
Sanki devrilmiş bir heykel?

Ellerim ne der sonra bana?
Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
Utanmaz mıyım ayaklarımdan?

Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere,
Kalkan vapurlara.
Bilmeliyim,
Gölgelerin boyundan,
Saatin kaç olduğunu...
Islık çalmalıyım.
Türkü söylemeliyim
Yol boyunca,
Keyfimden ya hüznümden.
Geçmiş günleri hatırlamalıyım,
Dalıp dalıp akarsuya,
Hayaller kurmalıyım,
Güzel geleceğe dair.
Yanımdan geçenler olmalı,
Selâm almalıyım;
Robenson'u düşünmeliyim,
Garipliğini:
Şükretmeliyim
İnsanlar arasında olduğuma.
Nedir ki eninde sonunda ölüm?
Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?

Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.




Levent Ülgen
11 yıl önce - Cum 09 Hzr 2006, 10:15
Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi




(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)


Levent Ülgen
11 yıl önce - Cum 09 Hzr 2006, 10:32



(+)



 

(+)





 

(+)






sayfa 1
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
123 ... 121314   sonraki »
ANA SAYFA -> Diğer Şehirler