Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Ecevit: Vahdettin hain değildi !..
« önceki   123 ... 313233 ... 424344   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
sayfa 32
Turgay34

14 yıl önce - Sal 16 Arl 2008, 13:59
"Gerçekler ortaya çıksın da isterse kıyamet kopsun!"


Alıntı:
ben daha önce lozanla ilgili bir başlıktada yazmıştım, fikrimi tekrar yazayım.
iki şey çok gariptir bu dönemde:
1. 1918 de osmanlı ordusunu feshetti, dağıttı, silahlarını herşeyini düşmana verdi. bu kim nederse desin normal değil. barış imzalarsınız, almanyanın yaptığı gibi ama daha düşman suriyedeyken orduyu yok etmezsiniz. ingilizlerin önünde daha toroslar var anadolu bozkırı var ve içeride karabekir ordusunun bilmem kaç katı hazır birlik var. ölümüne savaşırsın öyle teslim edersin 600 senelik devleti. ama osmanlı bunu yapmadı.
2. aynı şeyi bu sefer ingilizler istiklal savaşı sonunda yaptılar. biz yunanlıları yendik diye tası tarağı ve koskoca donanmayı toplayıp gittiler. neden? bizim elimizde kayık yok, neden donanmayı marmaradan boğazlarda çıkardılar???


Çok mantıklı gibi görünen ama cevabı çok basit iki soruyla karşı karşıyayız. Öyle komplo teorilerine dayalı senaryo üretmeye hiç gerek yok..

1. 1918'deki Mondros Mütârekesi çok ağır şartları ihtivâ ediyordu. Mondros'u imzalayan Rauf Orbay başkanlığındaki Türk heyeti elinden gelen mücadeleyi yapmasına rağmen bunu kabul etmişlerdir. Çünkü Osmanlı Devleti Çanakkale, Filistin, Hicaz, Kafkasya ..vb. gibi cephelerde birçok başarı elde etmesine rağmen müttefikleri yenilince, 1.Dünya Harbi'nin mağlupları safında yer almıştı. Ve 1911 Trablusgarp, 1912-1913 Balkan savaşları ve bunun üzerine Enver paşa ve şürekâsının maceraperestlikleri yüzünden 1.Dünya harbi'ne girmiş, bir çok cephede cansiperâne savaşmış ama artık gücü de zayıflamıştı. Bu antlaşmayı imzalamama gibi bir şansı yoktu. Bu antlaşmayla en azından biraz nefes alınmış ve Kurtuluş Savaşı'nın zemini hazırlanmıştır.

2. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra İngilizler'in İstanbul'dan çekilmeleri biraz kolay olmuş gibi gözükse de, işin aslı öyle değildi. İngilizler önce Türkler'in Çanakkale'de ağır bir tokadını yemişti zaten.. Yani damarına basılınca Türkler'in neler yapabileceğini Çankkale'de test etmişlerdi. Ardından O imkansız şartlarda İstiklal Savaşı'nı kazanması karşısında, İngilizler'in Türkler'le yeniden bir kapışmayı göze alması mümkün değildi. Böyle bir hareket onlar için çok büyük risk olurdu. Türkler'in Çanakkale için 250 bin şehit verdiğine göre, İstanbul için bütün varlığını ortaya koyabileceklerini tahmin edebiliyorlardı. Hem kolay değil, İngilizler galip tarafta yer almalarına rağmen çok yıkıcı bir dünya harbinden çıkmışlardı. Yani o kadar da tuzları kuru değillerdi. Onun için 'kuzu kuzu' gitmekten başka şansları kalmamıştı.

3. Diğer taraftan Vahdettin vatanı terketmeseydi, belki asmaya cesaret edemezlerdi ama bir şekilde diğer Osmanlı Hânedanı gibi yurtdışına gönderilirdi. Onun için bence netice çok fazla değişmezdi. Zaten yeni rejim kendini haklı çıkarmak için düşman icad etmek durumundaydı. Tarihi de buna göre dizayn etmek ihtiyacı duymuşlar ve ortaya 'resmi tarih' çıkmıştır. Buna 'çakma tarih' de diyebiliriz. Ama şu bir gerçek ki, 'çakma tarih'in mumu da yatsıya kadar yanıyor. Onun için herşeyden evvel tarihimizin doğrusu, gerçeği, aslı neyse onu öğrenmemiz gerekiyor. Batılı bir düşünürün dediği gibi; "Gerçekler ortaya çıksın da isterse kıyamet kopsun!"

Alıntı:
Osmanlıdan barış medeniyet ve huzur isteyenmi olmuştu?


Osmanlı "îlâyi kelimetullah" (Allah Kelâmı'nı yaymak) için fütühât yapmıştır. Allah'ın emri ortada dururken başka kimsenin istemesine gerek yoktu..


En son Turgay34 tarafından Sal 16 Arl 2008, 19:13 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


teoman1
14 yıl önce - Çrş 17 Arl 2008, 16:01

Alıntı:
Bu antlaşmayı imzalamama gibi bir şansı yoktu. Bu antlaşmayla en azından biraz nefes alınmış ve Kurtuluş Savaşı'nın zemini hazırlanmıştır.

2 sene nefes almak için ülkele ordularını dağıtmaz, topraklarını vermez, silahlarını teslim etmez. 2 senede değişen bir şey olamaz, ne yeni bir jenerasyon gelecektir ne yeni kaynaklar bulunacaktır nede ülke içerisinde ki otoriteyi oluşturmak kolay olacaktır.
rauf orbay osmanlı derin devletinde üst düzeydir ve karar mekanizmalarındadır. ne yaptığını bilmektedir. yoksa 1918 te mondrosu imzalayan adamın 1920 de anadolu direnişinin içinde ne işi var. baştan direnmek varken.
Alıntı:
müttefikleri yenilince, 1.Dünya Harbi'nin mağlupları safında yer almıştı

mağlup safında yer alınmaz, mağlup olunur.
Alıntı:
İngilizler'in Türkler'le yeniden bir kapışmayı göze alması mümkün değildi

30 ağustostan sonra iki ordu siper kazıp aylarca karşılıklı bekledi. herşeyi göze aldıklarına emin olabilirsiniz.


selmankahya

14 yıl önce - Çrş 17 Arl 2008, 16:08



Turgay34

14 yıl önce - Çrş 17 Arl 2008, 17:20

Alıntı:
2 sene nefes almak için ülkele ordularını dağıtmaz, topraklarını vermez, silahlarını teslim etmez. 2 senede değişen bir şey olamaz,




Bakınız 1918-1920 arasında geçen iki senede Milli mücadelenin temelini oluşturmak üzere ana hatlarıyla aşağıdaki adımlar atılmış ve tabiri caizse İstiklal Savaşı'nın projesi çizilmiştir:

M.Kemal Samsun'a çıkışı (19 Mayıs 1919)
Amasya Protokolü (22 Haziran 1919)
Erzurum kongresi (23 Temmuz 1919)
Sivas Kongresi (11 Eylül 1919)
TBMM açılışı (23 Nisan 1920)

Bütün bunlar bu kısa devrede atılan adımlardır. Ayrıca zaten Kazım Karabekir, A.Fuat Cebesoy gibi milli mücadelenin önde gelen kumandanları ordularının başındaydı. Ordularını terhis etmemişlerdi. Ama bu hazırlıklar yapılmadan Mondros antlaşması imzalanmasaydı, belki o zaman çok daha feci sonuçlar ortaya çıkabilirdi. Unutmayın bazen iyi bir hücum için biraz gerilemek daha iyi olabilir.


Alıntı:
yoksa 1918 te mondrosu imzalayan adamın 1920 de anadolu direnişinin içinde ne işi var. baştan direnmek varken.


Rauf Orbay Meclis-i Mebusân'ın tayini ve Padişahın irade ve talimatıyla gönderilmiştir..Sanki başkası gitse imzalamayacaktı ama Rauf bey hemen imzaladı gibi bir intiba veriliyor. Bu çok yanlış olur. Bil'akis uzun mücadelelerden sonra imza edilmiştir. O gitmeseydi başkası imzalamayacak mıydı? Veya daha iyi şartları mı kabul ettirecekti? Bunu bilmek mümkün değil. O günün şartlarında en uygun Rauf Bey görülmüştür.

Diğer taraftan Rauf Orbay'ın "Osmanlı derin devletinden" olduğu iddiasının dayanağını çözemedim. Rauf Orbay bildiğim kadarıyla vatansever, kahraman (lâkabı; Hamidiye Kahramanıdır) bir insandır. Onun için her vatanseverin yapması gereken gibi davranmış ve milli mücadelenin en ön safında yer almıştır. Bu bir nâkısa değil bil'akis gurur vesilesidir. Cumhuriyet'ten sonraki hareket tarzı tedkik edilirse bu daha iyi anlaşılır.


Alıntı:
mağlup safında yer alınmaz, mağlup olunur.


Müttefikleriniz mağlup olmuşlarsa, sizin tek başınıza zafer kazanmanız birşey ifade etmez. Maalesef siz de mağlup sayılırsınız. Aynen Osmanlı'nın düştüğü durum gibi. Nitekim Çanakkale'de zafer kazanmamıza rağmen savaşı kaybedenler gibi muamele gördük öyle değil mi..?


teoman1
14 yıl önce - Cum 19 Arl 2008, 00:24

Alıntı:
Ben kısaca "Geçmişine küfredenin geleceği olamaz" sözünü tekrar etmek istiyorum.

altına imzamı atarım.
ama geçmişini anlayamayanın geleceği onun bunun elinde oyuncak olmaktır ve sonucu hepsinde kötü olur. ama bunları bilelim ama konuşmayalım diyorsanız haklısınız.



Mehmet Kasım
14 yıl önce - Cmt 20 Arl 2008, 17:44
İHANET DEĞİL




Mustafa Mert07
14 yıl önce - Cmt 20 Arl 2008, 18:19



ömer..
14 yıl önce - Cmt 20 Arl 2008, 20:21

Alıntı:
Bu yakin Tarihimiz hakkinda, ILBERT ORTAYLI hocanin yorumlarina ihtiyacimiz var...

Böyle düşünmüyorum. İlber Ortaylı önemli bir tarihçi olmakla birlikte durum netleşmiş. Onun aksi beyanı olsa bile ki hiç mi hiç zannetmiyorum, durumu değiştirmiyor.


teoman1
14 yıl önce - Pzr 21 Arl 2008, 15:30

Alıntı:
Bu yakin Tarihimiz hakkinda, ILBERT ORTAYLI hocanin yorumlarina ihtiyacimiz var...
Bu konuda elinde Ilber Hocanin makalesi, roportaji olan var mi?




ben bizzat sordum hocaya. dirak vahdettini sormadım ama ingilizlerin donanma ve askerlerini neden çektiklerini sordum. "hiç düşünmemiştim, nerden aklına geldi bu soru" dedi.
nerden aklıma geldi bende bilemiyorum. ilahi ilber hoca.


teoman1
14 yıl önce - Pzr 21 Arl 2008, 15:53

Alıntı:
bu raddeye geldiğine göre bende bir bakla çıkarayım ağzımdan sevgili wowcular:
sakarya savaşı sonrasında vahidettin istanbulda zaferi kutlamak için bir hatıra parası bastırıyor. bu hatıra parası ingilizlerce depolardan çıkartılmıyor. istanbul kurtarılıncada ilk iş bu paralar eritiliyor, yok ediliyor.
şu an bir kaç örneği kolleksiyonerlerin elinde dolaşır ve çok çok değerlidir.
başka söze hacet varmıdır bilmem.

galiba hatıra parası değil düpedüz madalyaymış ve doğru yerede ulaşmış:
Mustafa Armağan / Zaman:

Alıntı:
1922'de Mudanya'da Fransa'nın eski bakanlarından Franklin Bouillon ile kol kola çektirdiği resimde İsmet Paşa'nın göğsündeki madalya dikkatimizi çeker. Henüz İstiklal Madalyası çıkarılmadığına göre ne madalyasıdır bu? Dikkatle baktığınızda onun İnönü Müzesi'nde sergilenen "Sakarya Madalyası" olduğunu görürsünüz. İyi de bu madalyanın gerçek hikâyesi nedir?
Pembe Köşk'teki İnönü Müzesi'nde bulunan Sakarya madalyası. Osmanlı arması ve tuğra açıkça görülebiliyor.
Konuya zihnimi çelen, Prof. Mete Tunçay oldu. "Tarih ve Toplum" dergisinin Aralık 1990 tarihli sayısının kapağında fotoğrafını gördüğümüz Sakarya Madalyası hakkında yaptığı kısa açıklamada bir süre önce Pembe Köşk'te İnönü Vakfı'nca açılış hazırlıkları sürdürülen müzeyi ziyaret ettiğini ve teşhirdeki bir "altın Osmanlı madalyası"nın dikkatini çektiğini söyler. Zaten ilk sorunun pimini de orada çekmiştir:
"Damat Ferit Paşa'nın toplamı 1 yıl, 1 ay süren beş hükümetinin Anadolu karşıtlığını, dört yıl süren bütün Mütareke ve Kurtuluş Savaşı dönemine genelleyerek, bizim o yıllarda yalnız istilâcı Yunanlılara ve diğer İtilaf devletlerine karşı savaşmakla yetinmediğimizi, İstanbul hükümetiyle [de] aramızda bir tür iç savaş olduğunu ileri sürenler, bu madalyayı nasıl açıklayacaklar?"
Mete Tunçay, bu sarsıcı sorudan sonra İnönü'nün kızı Özden Toker'in kendisine madalyanın beratını bulamadıklarını aktarır. Yine de madalyanın İstanbul hükümeti tarafından verilmiş olması gerektiği kanaatindedir. İyi ama bu durumda Atatürk'e verilen madalyalar arasında neden bir "Sakarya madalyası" mevcut değildir? Madalya TBMM tarafından verilmişse bile Ankara'nın kendi askerlerini ödüllendirmek için "iç savaş" halinde olduğu Osmanlı devlet armasını taşıyan bir madalya kullanması yeterince çarpıcı bir durum değil midir?
Artık bir ipucu geçirmiştim elime. İlk hedef, İnönü Müzesi, ileri!
Yetkililer müzenin kapalı olduğunu ancak telefonla yardımcı olabileceklerini söylediler. Bu kötü haber bir iyi haberle teselli buldu: "Sakarya madalyası"nın aranan beratı (yani nişanın kim tarafından, ne için, kime vs. verildiğine dair açıklaması) bulunmuştu. Çözüm yolunda ufak da olsa bir adım atılmış demekti. Beratta şunlar yazılıymış:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkitabeti
Evrak ve Tahrirat Müdiriyeti
Aded:
29 Eylül 1337 (1921) Ankara
Garb Cephesi Kumandanı
Mirliva İsmet Paşa hazretlerine
Sakarya Meydan Muharebesi'nin zaferle tezevvücünü [buluşmasını] temin hususunda himmet ve gayret-i fevkalâdenize [olağanüstü gayretinize] mükâfaten işbu meydan muharebesinin bir hatırası olmak üzere bir kıt'a altın imtiyaz madalyasıyla taltîfiniz [ödüllendirilmeniz] tensîb kılınmıştır [uygun bulunmuştur] efendim.
Gazi Mustafa Kemal
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
Böylece Sakarya madalyasının İstanbul hükümeti tarafından değil, Ankara TBMM Hükümeti ve Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından verildiğini öğrenmiş bulunuyoruz.
Yine de sorun hallolmuş sayılmaz. Çünkü madalyanın üzerindeki anlı şanlı Osmanlı arması ve Sultan Vahdettin'e ait olan tuğra meselesi izaha muhtaçtır. İnkılap tarihlerimizde nicedir İstanbul hükümetiyle aralarındaki bütün köprüleri attığı söylenen TBMM, 1921 sonu gibi artık politik ayrışmanın iyice belirginleştiği bir tarihte bir madalya çıkarsın ve üzerine de kendi amblem, nam ve nişanını değil, sözde "hain" padişahın tuğrasını ve Osmanlı devlet armasını bassın.
Gerçekten de tuhaf bir durum karşısındayız. Ya bu madalya sahtedir ya da TBMM Osmanlı'ya özenerek gerekli izni almadan madalya kalpazanlığına girişmiş, sözüm ona savaş halinde olduğu bir 'devlet'in (Osmanlı'nın) ayırıcı işareti olan armayı kendi arması olarak kabullenmekte herhangi bir sakınca görmemiştir.
Sorulara devam edelim mi?
Madalya için İstanbul'dan izin alınmış mıdır? Eğer alınmışsa yazışmalar nerededir? Ve eğer böyle bir izin verilmiş ise TBMM, bırakın bir iç savaş halinde olmayı, Osmanlı Devleti'ni de, Padişah'ını da bal gibi 'metbu' tanıyor, yani kendisini ona hukuken bağlı kabul ediyor demektir. Nitekim İnönü Müzesi'nde gördüğümüz madalya, Mustafa Kemal'in 1 Eylül 1915'te aldığı gümüş imtiyaz madalyasının görünüş bakımından aynısıdır. Sadece berat kısmında Padişah'ın değil, Meclis Başkanı'nın imzası vardır. O kadar.
"Sakarya madalyası", düşüncelerimizi sarsıyor ve idrakimize sesleniyor: Tarihini iyi bilmeyenler şaşırmaya mahkumdurlar.




sayfa 32
« önceki   123 ... 313233 ... 424344   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET