1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 12  |
 |
Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:04
Ben Samsuna'a giden geminin kirik dökük olduguna dair herhangi bir belge bilmiyorum, hic bir zaman da böyle bir iddiam olmadi. Geminin kirik olmasi da resmi tarih degildir, o da nereden cikti, bir iddiadir. Bunu iddia edenler de isi romantiklestirmek icin yaptiklari malum. bunlari ciddiye alarak hata yapan ben degilim. Belgelerin aksini söylerken anlatilanlara inanmamak gerekiyormus demekki, bende böyle bir özellik yok sonucta. Ben belgelere bakiyorum. Vahdettin'de belgeler ortada mektuplar arsivlerde ama kaynaksizduyumlara dayanan hikayelerle aksi iddia edilmekte.
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:12
Okhan Bey!
Ben siz dediniz diye yazmadım.
Resmi tarihe %100 güvenilmediğini ifade etmeye çalıştım.
Bunu yine tarihçiler ifade ediyor.
Bu durumda belgelerin yorumlanması farklı diyelim.
Siz ve ben farklı gözle, bakış açısıyla olaylara bakıyoruz diyelim.
Oldu mu, olmadı mı!
Zaten daha önceki mesajlardaki farklı ifadeler de bu gibi bir durumu göstermiyor mu?
|
 |
Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:22
Hayir buna belgelerin farkli yorumlanmasi denilmez, cünkü geminin kirik dökük olmasi gibi her hangi bir belge mevcut degil. Bu Vahdettin söyle demisti Damat Ferit Paşa böyle demisti tarzi belgelere dayanmayan hikayelerden biri o kadar.
Bunun dışında Sevr antlaşması uygulanmadı demişsiniz ilginç. Italyanlar, Fransızlar gezmeye mi gelmişti o zaman, Yunanlılar'da biraz tatil yaptı galiba. Sözlesmenin istenildigi gibi uygulanamamasinin sebebi Ankara Meclis'inin sözleşmeyi kabul etmeyerek başkaldırmasıdır. Bundan önce de Sevr antlaşmasını Vahdettin'in görmediğini yazmıştınız, oysaki Saltanat Surasi Vahdettin başkanlığında 22 Temmuz 1920'de toplanıp sözleşmenin incelendikten sonra imzalanmasına karar vermiş ve 10 Ağustos'ta Sevr'e gönderilen delegeler tarafindan imzalanmıştı.
|
 |
erkan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:27
| Alıntı: |
| Bunun dışında Sevr antlaşması uygulanmadı demişsiniz ilginç. Italyanlar, Fransızlar gezmeye mi gelmişti o zaman, Yunanlılar'da Izmir'de tatil yaptı galiba. |
Sevr ölü bir antlaşmadır. Yaptıkları işgali dayandırdıkları nedense mondoros ateşkes antlaşmasının 7. maddesidir. Yani kendilerini tehlikede gördükleri yerleri işgal edebilirler.
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:35
Bence yorum ve kaynak farkı!
Gemi ile ilgili anlatıların da bir kaynağı var.
Bu konu yeni bir konu değil, tarihçilerce yazılmıştı.
İşgaller Sevr olmasa da başka bir anlaşmayı kabul ettirmenin bir parçası.
Daha önce Sevr Antlaşması ile ilgili madde de değinilmişti.
Daha önce yazılan anlaşma detayını bir daha okuyun, sizin dediğiniz gibi anlaşılmıyor.
Ayrıca bunlar detay konular.
Detaylarda boğuluyoruz gibi geliyor.
Yazdıklarınız gibi bile olsa, bu Vahdettin'in haksız sıfatlarla suçlamayı doğru yapmıyor.
En son ali-yavuz tarafından Sal 19 Ağu 2008, 23:50 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
|
 |
Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:47
Iyi de Sevr Antlaşmasinın meclisin kapali olmasi nedeniyle kabul edilmedigini iddia ettiniz. Oysaki Meclis 11 Nisan'da kapatilmisti. Yani zaten Meclis diye bir sey yoktu. Sadece padişahın hükmü vardı. Sözleşme 22 Temmuz'da Saltanat Surası tarafından Vahdetti'nin başkanlığında görüşüldü ve kabul edildi (Sura'daki tutanaklar devlet arsivlerinde mevcuttur). Antlasma ise 18 gün sonra Sevr'e gönderilen delegeler tarafından imzalandı. Sözleşmenin uygulanamamasinin nedeni Ankara'daki meclis'in padişahın kabul ettiği antlaşmayı çıkan "ya istiklal ya da ölüm" karariyla tanimamasiydi.
Hani belgelerin yorumuyla ilgili konusuyorduk ya, bu belge nasil yorumlaniyor merak ettim:
| Alıntı: |
Dosya Tasnifi
Harbiye-Divan-ı Harp
DOSYA No : 70
Harbiye Nezareti
Adliye-i Askeriye Dairesi
Şube :
Adet : 705
PADİŞAH BUYRUĞU
Mehmet Vahidüddin
ONAY
“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.
Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.
24 Mayıs 1336 (1920)
Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili
Damad Ferid |
|
 |
Orhan Kınık
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:52
Bir kere arşivlerin tamamı açılmamıştır . Özellikle yakın tarihe ait arşivlere ulaşmak hala kısıtlıdır. Bu durumu bir kenara not edelim. Bakmayın siz arşivler açık denmesine. Bunu şunun için söylüyorum; yetkilendirilmiş yargıç gibi yargılarda bulunmak yanlıştır. Keskin yargılardan kaçınalım.
Yakın tarih bir gün, gün yüzüne çıkacaktır. Henüz İngiliz arşivleirne dahi ulaşılmamıştır. Hele birde İngiliz arşivleri bir açıklansın bakalım neler çıkacak altından.
Bu konuyu en iyi yorumlayacak olan Tarihçilerdir ve milletin vicdanıdır. Yakın tarih henüz yazılacak olgunluğa erişmemiştir. Zaman ihtiyaç vardır.
Demek ki ''Vahdettin haindir'' tezi ikna edici bulunmuyor ki itiraz sesleri geliyor. ''Vahdettin Haindir'' lafını ilkokuldan beri bize ezberlettiler ancak bu öğretiler bizlerin çocuk beynimizde dahi ikna edici olmamıştır. İnanan inanmaya devam eder. Bne kendi adıma inanmıyorum. Ağır bir itham olarak görüyorum. hain olmasını gerektirecek hiç bir haklı neden yok ortada.
Sevr diyoruz mesela. Evet o dönemde uluslararsı antlaşmalar meclisden onaylanması gerekiyordu. Uluşlarası antlaşmşalar, 1908 'de kabul edilen Kanun-i Esasiye göre Meclis-i Mebusandan onaylanması gerekiyordu. Tek taraflı bir antlaşmaydı ve antlaşmanın şartları yerine gelmemişti . Ondan dolayı yürürlüğe girmesi de mümkün olmamıştır. Basit bir antlaşma değil ki elçilerin imzalaması ile yürürlüğe girsin. Son onay makamı Padişah idi. Dolayısıyla meclisden geçmeyen bir antlaşamya Vahdettin'in imza atması da mümkün olamazdı.
Lozan'ıda bizden 4 kişilik heyet imzalamıştı ama mecliste onaylanarak yürürlüğe girmişti. Lozan için yapılan tartışmalarda Mecliste büyük gürültü çıkmıştı. Dönemin bir çok vekili bunun bir ihanet antlaşması olduğunu ileri sürmüştü. Kavga gürültü meclisten geçmişti.
Sevr; Lozan'a göre hezimettir. Lozan; Misak-ı Milliye göre hezimetti. Ölçümüz nedir?
Onu ortaya koyalım öncelikle. Misak-ı milliye göre; Halep, Batum, 12 Adalar , Kıbrıs, Kerkük , Batı Trakya bizim olması gerekiyordu. Ne yapalım şimdi Lozan'ı imzalayanları hain mi ilan edelim? O dönemin şartlarına göre değerlendirmek lazım bazı şeyleri.
En son Orhan Kınık tarafından Sal 19 Ağu 2008, 23:55 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:54
Kaynak konusuna ve farklılıklara değinmiştim.
|
 |
Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:57
Lozan'ı eleştirenler yeterince toprak koparamadınız diye eleştiriyordu. Sevr'de ise ülke yönetiminin yabancılara devredilmesinden bahsediliyor. Istiklalin itilaf devletlerine teslimi yani, bu ikisini kiyaslamak gercekten cok garip.
|
 |
Nihat Özcan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 23:58
İtilaf Devletleri, ülkemizdeki işgallerini kalıcı hale getirmek amacıyla İtalya’nın San Remo şehrinde toplanarak bir barış planı hazırladılar. Osmanlı Devleti bu planı kabul etmek istemeyince Yunanlılar, Türkleri barışa zorlamak amacıyla 22 Haziran 1920’de saldırıya geçti. Balıkesir Bursa ve Edirne’yi Yunanlılar işgal etti. Bu baskılar karşısında İşgal altındaki İstanbul'da kurulmuş olan Damat Ferit Hükümeti Paris’in Sevr semtine giderek 10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşmasını imzaladı.
TBMM Sevr Antlaşmasını tanımadı ve bu antlaşmayı imzalayanları vatan haini ilan etti.
Padişah Vahdettin Meclis-i Mebusan’ın onayından geçmeyen bu antlaşmayı imzalamadı. Böylece Sevr Antlaşması hukuken geçersiz hale geldi.
O günkü hukukuta da bugünkü hukukta da geçerli olan bir kural vardır. Hükümetin imzaladığı bir antlaşmanın geçerli olabilmesi için meclisin onayı gerekir. 1 Mart 2003'teki ABD askerlerinin Türk topraklarını kullanarak Irak'a saldırmasını öngören Antlaşma, Hükümet tarafından imzalandı fakat Meclis tarafından onaylanmadığı için geçersiz hale geldi.
|
 |
sayfa 12  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|