Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Ecevit: Vahdettin hain değildi !..
« önceki   123 ... 101112 ... 424344   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
sayfa 11
Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 20:23



ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 20:30



Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 20:53

Alıntı:
Bu çabasının takdir edilmeyişine tepki gösterdiği bir konuşmasında sonraları şu anlamlı cümleleri söylemiştir: "Facialara ve olaylara kalkan olamadı isem de, paratoner vazifesi gördüm. Bütün musibetleri üzerime çektim, kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım."


Yukarıdaki mesajdaki alıntı Vahdettin'in mektubundan yapılmıştır, aynı mektubun devamında (
Tam metni daha önce de yazılmıştı: http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=153965#153965)

Vahdettin mektubun devamında şunları yazmıştır:

Alıntı:
SEVR’İ İMZALAMAYACAKTIM: ‘O Sevr Andlaşması ki, elime ilk aldığımda keskin bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim. ...Sevr bana göre ne bir andlaşmaydı ne de bir pakttı; kötülüğün baştan aşağı ta kendisiydi.
Bana gelince; mecburi ve geçici imza taktiğiyle biraz zaman kazanmaya çalıştım. Saltanat Şûrası’nı da zaten her türlü mes’uliyeti üzerime alarak galipleri ve zaferlerinden sonra Türkiye’ye karşı aşırı düşmanca bir tavır içine giren bu memleketlerin kamuoyunu biraz sakinleştirmek için teşkil etmiştim. Gelişmeleri bu şekilde beklerken biraz zaman kazanmaya çalıştım, zira olayların gidişatını normale sadece zaman çevirebilirdi.

...Eğer işler kötü gider ve bu oyalamakta muvaffak olamazsam, andlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.’


Bir mektuptan alıntı yapıp, o mektubun devamını es geçerek Vahdettin Sevr antlaşmasını ne eline almıştır, ne de kabul etmiştir" demek nasıl bir anlayıştır? Madem bu mektupta yazılanlar doğru o zaman o mektupta Vahdettin'in antlaşmayı zaman kazanmak bahanesiyle (antlaşma zaten ülkenin elden gitmesi demek neyin zamanını kazanıyorsa) kabul ettiğini yazmasını neden es geçiyoruz. (o terimi kendi kullansa da imzalamasını demiyorum, yine fiilen gidip kendi kalemiyle imzalamadı falan diyenler olacaktır )


ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 21:19



Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 21:24

Alıntı:
Dersaadet İşgal Orduları Başkumandanı
General Harington Cenaplarına

İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devlet-i fahimanesine iltica ve bir an evvel mahall-i ahare naklimi talep ederim efendim. 16 Teşrinisani 1922

Halife-i Müslimin

Mehmed Vahidettin


http://img154.imageshack.us/img154/405/vahdetug4.jpg



ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 21:35

Alıntı:
O zaman tümünü okumadığınız bir mektuptan alıntı yapmayın.


Söz konusu mektupta ve yazdıklarımda atlanmış veya yanlış bir husus görmüyorum.

Sevr antlaşması uygulanmadı.
Neden?
Çünkü İtilaf Devletlerince bu zorlamanın uygulanma zemini yoktu.
İtalya antlaşmadan hoşnutsuzluğunu açıkça bildirerek Osmanlı'dan yana tavır aldı.
Fransa hükümeti antlaşmadan dolayı parlamentoda ve şekilde eleştirildi.
ABD zaten bu sırada iç politik gelişmeler nedeniyle her türlü uluslararası girişimden çekilmişti.
İtalya ile Fransanın onaylamamasının asıl nedeni ise İzmirin Yunanlılara verilmesidir.

Bahsettiğiniz mektuba gelince,
Malta Köşkü'nün küçük bir odasında 16 Kasım 1922 tarihinde Vahdettin, ömrünün en kabus dolu gecelerinden birini yaşamaktadır.
Osmanlı Padişahı Mehmed Vahdettin o gün İngilizlerin İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington'a bir mektup yazarak İstanbul'da hayatını tehlikede gördüğü için sığınma talebinde bulunmuş, "Bir an evvel İstanbul'dan mahal-i âhare" (bir başka yere) naklini istemiştir.
İmza yerinde "Padişah" değil, yalnızca "Halife-i Müslimîn Mehmed Vahdettin" yazısı okunmaktadır. Çünkü 15 gün önce saltanat Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmış ve Osmanoğulları üzerinde yalnızca Hilafet makamı bırakılmış, bu da TBMM'nin meşru hakkı sayılarak "Türkiye Devleti makam-ı Hilafetin istinadgâhıdır" hükmünü içeren önergenin 6. maddesiyle kanunlaşmıştır.

Vahdettin hakkında en çok sorulan soru, ister istemez neden vatanını bırakıp düşmanların eline gittiği üzerinde odaklanmaktadır. Gerçekten de cevaplanması çok zor görünen bir sorudur bu.

Her şeyden önce o karanlık günlerin koordinatlarını zihnimizde iyi tespit etmemiz gerek.
Birincisi, yukarıda belirttiğimiz gibi, Saltanat 1 Kasım'da TBMM tarafından kaldırılmış ve Vahdettin'in üzerinde yalnız Halifelik makamı kalmıştır; yani o giderken padişah olarak gitmemiştir!
İkincisi, 5 Kasım akşamı İsmet Paşa ve heyeti trenle Lozan'a hareket etmiştir.
Dahası, İngiltere, Fransa ve İtalya barış görüşmelerine Osmanlı hükümetinin de katılmasını istemektedirler.
Hatta bu isteklerini Sadrazam Tevfik Paşa'ya da bildirmişlerdir.
Ancak Tevfik Paşa, Ankara hükümetine de haber vermiş, görüşmelere beraber katılınmasını teklif etmiştir.
Ortam gerginleşmiş, savaşı kazanan Ankara hükümeti, İstanbul'un bu işe ortak edilmesini istememiştir.
TBMM "kızgın ve asabî"dir Rauf Orbay'ın deyişiyle.
Her şeye rağmen, artık yalnız Halife de olsa Vahdettin'in tarafını tutanlar ile muzaffer Ankara hükümeti yanlıları arasındaki uçurum gitgide büyümektedir.
İşte 16 Kasım'da Vahdettin'in aldığı üzücü kararın arkasındaki siyasi zemin budur.

Bu durumda şu soruları soralım:
1- Vahdettin 'Ben bu işte yokum' diyerek gitmekle Ankara'nın işini kolaylaştırmamış mıdır?
2- Eğer kalsaydı, muhtemelen Lozan'da işler daha da karışmayacak ve zaten bocalayan diplomasimizin elleri daha fazla bağlanmayacak mıydı?
3- Nitekim hemen ertesi günü (18 Kasım 1922) Abdülmecid, TBMM tarafından halife seçilmemiş midir?
Burada bir parantez daha açarak şunu söylemek lazım ki, herkes Vahdettin'in bir İngiliz zırhlısına binerek ülkeden ayrıldığını söylerken, devrin şartlarını görmezden gelinebilmektedir.
O yıllarda abluka altında olan Osmanlı topraklarında veya denizlerinde seyahat etmek, ya Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a gidişinde olduğu gibi, İngiliz kuvvetlerinden izin almak şartıyla mümkündü, ya da bizzat İngiliz tren ve gemilerine binmek suretiyle.


En son ali-yavuz tarafından Sal 19 Ağu 2008, 21:52 tarihinde değiştirildi, toplamda 10 kere değiştirildi


Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 21:56

Alıntı:
Söz konusu mektupta ve yazdıklarımda atlanmış veya yanlış bir husus görmüyorum.


Öyle mi bir bakalım o zaman

Mektuptan alıntı yaparak iddianız sevr antlaşmasının Vahdettin'in masasına bile gitmediğiydi:

Alıntı:
SEVR ANTLAŞMASI VAHDETTİN TARAFINDAN İMZALANDI MI?

Hayır, imzalanmadı. Neden?

Çünkü o sırada Osmanlı Meclisi kapatılmıştı. Önce Meclis-i Mebusan’ın antlaşmayı görüşüp kabul etmesi, sonra da imzalamak üzere Vahdettin’e göndermesi gerekiyordu. Tabii Meclis kapalı olduğu için görüşülemedi, dolayısıyla Vahdettin’in masasına bile gitmedi Sevr Antlaşması. Ama kime sorsanız, "Hain Vahdettin Sevr’i imzalamamış mıydı?" derler....

Bu çabasının takdir edilmeyişine tepki gösterdiği bir konuşmasında sonraları şu anlamlı cümleleri söylemiştir: "Facialara ve olaylara kalkan olamadı isem de, paratoner vazifesi gördüm. Bütün musibetleri üzerime çektim, kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım." ....



Alıntı yaptığınız mektubun devamında Vahdettin'in kaleminden yazılan şu:

Alıntı:
O Sevr Andlaşması ki, elime ilk aldığımda keskin bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim. ...Sevr bana göre ne bir andlaşmaydı ne de bir pakttı; kötülüğün baştan aşağı ta kendisiydi.
Bana gelince; mecburi ve geçici imza taktiğiyle biraz zaman kazanmaya çalıştım. Saltanat Şûrası’nı da zaten her türlü mes’uliyeti üzerime alarak galipleri ve zaferlerinden sonra Türkiye’ye karşı aşırı düşmanca bir tavır içine giren bu memleketlerin kamuoyunu biraz sakinleştirmek için teşkil etmiştim. Gelişmeleri bu şekilde beklerken biraz zaman kazanmaya çalıştım, zira olayların gidişatını normale sadece zaman çevirebilirdi.

...Eğer işler kötü gider ve bu oyalamakta muvaffak olamazsam, andlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.’


Hmm gerçekten bir çelişki yok mu sizce?[/quote]


ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 22:15

Alıntı:
Bana gelince; mecburi ve geçici imza taktiğiyle biraz zaman kazanmaya çalıştım. Saltanat Şûrası’nı da zaten her türlü mes’uliyeti üzerime alarak galipleri ve zaferlerinden sonra Türkiye’ye karşı aşırı düşmanca bir tavır içine giren bu memleketlerin kamuoyunu biraz sakinleştirmek için teşkil etmiştim. Gelişmeleri bu şekilde beklerken biraz zaman kazanmaya çalıştım, zira olayların gidişatını normale sadece zaman çevirebilirdi.

...Eğer işler kötü gider ve bu oyalamakta muvaffak olamazsam, andlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.’


Okhan
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 22:37



ali-yavuz
15 yıl önce - Sal 19 Ağu 2008, 22:53



En son ali-yavuz tarafından Sal 19 Ağu 2008, 23:06 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


sayfa 11
« önceki   123 ... 101112 ... 424344   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET