1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Erdem1909
7 yıl önce - Sal 12 Oca 2016, 02:13
Abdülhamid Han'ın Kitaplarını Çöpe Atmışlar!
yazı biraz uzun ama okuyun lütfen
''Böyle bir kültür katliamı ve kitap kıyımı Moğollar’ın 1258’de Bağdat’ı işgalleri sırasında bile yaşanmadı! Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun rektörlüğü döneminde, Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in Sultan Abdülhamid’e hediye ettiği kitaplar ve daha binlerce nadir eser çöpe atılmış
‘‘Kitap katliamı” dendiğinde hemen hatıra gelen bir hadise vardır: Moğollar 1258’de Bağdat’ı işgal ettikleri zaman, içerisinde halifelerin asırlar boyunca topladıkları kitapların bulunduğu muazzam kütüphaneyi yakıp yıkmışlar, bir eşi olmayan elyazmalarını Dicle’ye atmışlar ve mürekkebe bulanan Dicle güya günlerce simsiyah akmıştır!
İddianın bir kısmı, meselâ Moğol ordularının kütüphaneyi tahrip ettiği belki doğrudur ama Dicle’nin günlerce kapkara akması gibisinden ifadelerin Moğollar’a karşı duyulan nefret yüzünden ortaya çıkmış bir abartı olduğu ve zamanla efsane hâlini aldığı bellidir...
Dolayısı ile siz siz olun, Bağdat Kütüphanesi hakkında anlatılanların tamamına pek inanmayın...
28 Şubat döneminde işlenmiş bir kültür cinayeti yıllar sonra öğrenildi ve 1909’a kadar Sultan Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’ndaki özel kütüphanesi olan, daha sonra İstanbul Üniversitesi’ne devredilen İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kitaplığı’ndaki son derece kıymetli binlerce eserin Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun 28 Şubat zamanındaki rektörlüğü sırasında çöpe atıldığı ortaya çıktı! İstanbul Belediyesi’ne bağlı Atatürk Kitaplığı’nın müdürü Ramazan Minder, katledilen kitaplardan bulabildiği 4 bin 500 kadarını Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın sağladığı malî destek ile geçtiğimiz birkaç ay içerisinde toparlayıp kendi kütüphanesine nakletti. Şimdi yapılması gereken iki önemli iş var: Moğol talanından beter bu kültür cinayetinin hesabının mutlaka sorulması ve İstanbul Üniversitesi’ne ait olan kütüphanenin aslî yerine, yani Yıldız Sarayı’na nakledilmesi!
PROFESÖR ÜÇLÜ’NÜN ESERİ
Türkiye’de 1990’ların sonunda İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde meydana gelen, şimdiye kadar bilinmeyen, hafta başında öğrendiğim ve sizlere bugün nakledeceğim bir başka “kitap kıyımı” var ki, Bağdat’ta 1258’de yaşanan kültür tahribatına rahmet okutur, Moğollar’ın işledikleri kitap cinayetleri bu rezaletin yanında ibadet gibi kalır!
İşte, 18-19 sene boyunca gizli kalan, haberdar olunamayan, üstelik Moğollar’a bile rahmet okutan kitap katliamı:
Prof. Kemal Gürüz’ün YÖK’ün Başkanı, Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun İstanbul Üniversitesi’nin rektörü ve Prof. Meral Alpay’ın da Üniversite Kütüphanesi’nin başında bulunduğu 28 Şubat döneminde kütüphanenin “Nadir Eserler Bölümü”nde bulunan binlerce kitap çöpe atılmış, sonra kapanın elinde kalmış!
MOĞOL TALANINDAN BETER
Katliama sahne olan kütüphanenin geçmişini kısaca hatırlatayım: İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nin “Nadir Eserler Bölümü”, Sultan Abdülhamid’in özel kütüphanesidir ve hükümdarın 33 senelik iktidarı sırasında binbir zahmetle toplayıp Yıldız Sarayı’na getirttiği herbiri birbirinden kıymetli kitapları barındırır... Yıldız Sarayı’nın 31 Mart ayaklanmasından sonra defalarca uğradığı yağmalardan kurtulabilmiş tek bölümü olan kütüphane, Cumhuriyet’in ilânından sonra kararname ile İstanbul Üniversitesi’ne verilmiş, uzun seneler ciddî bir ilim merkezi olmuş ama Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun devr-i iktidarında Moğol talanından beter şekilde mahvedilmiştir!
TALAN FAKÜLTELERDE BAŞLADI
Şimdi katliamın nasıl yaşandığından ve o senelerde kurban edilen kitapların sadece bir bölümünün tekrar nasıl bulunduğundan bahsedeyim:
Prof. Alemdaroğlu’nun rektör olduğu günlerde, Üniversite Kütüphanesi’nde birşeyler yaşanmak üzere olduğu işitiliyordu... Bir gün, fakültelerin yine gayet kıymetli eserlerin bulunduğu ve onbinlerce cildi barındıran seminer kitaplıkları “yer sıkıntısı” gerekçesi ve rektörün talimatı ile kapatıldı, kitaplar kolilere doldurulup mahzenlere atıldı.
Derken 1999 depremi geldi, Bayezid’den Süleymaniye’ye uzanan yolun üzerinde bulunan ve Üniversite Kütüphanesi’nin Nadir Eserler Bölümü olan bina hasar gördü, buradaki kitaplar da boşaltıldı, bina restorasyona alındı ve senelerce kapalı kaldı.
KURTARABİLDİĞİNİ KURTARDI
O günlerde, piyasayı üzerinde Üniversite Kütüphanesi’nin damgası olan kitaplar sardı! Sultan Abdülhamid’e ait eserler sergilerde, dükkânlarda ve mezatlarda boygösteriyor; üstelik bazı kitap kolilerinin kamyonlara konup çöpe gönderildiği de söyleniyordu. Ogünlerde meseleyi defalarca yazdım, Prof. Alemdaroğlu ile bazı toplantılarda tartıştım ve rektörden hep aynı cevabı aldım: “Kütüphane, restorasyonun tamamlanmasının ardından daha mükemmel ve Atatürkçü bir şekilde tekrar hizmete girecekti!”...
Bina daha sonra tekrar hizmete açıldı, Alemdaroğlu’nun ardından seminer kitaplıklarındaki eserlerden kalanlar da yeniden eski yerlerine taşındı ama binlerce cilt maalesef kayıptı!
Bu binlerce kitabın âkıbetini, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Taksim’deki Atatürk Kitaplığı’nın müdürü Ramazan Minder, bundan birkaç ay önce ortaya çıkardı. Bazı kitap kolleksiyonerleri, çöpe atılan koliler dolusu kitapları bulmuş, satın almış ve kendi kütüphanelerine koymuşlardı. Sultan Abdülhamid’e ait olan eserlerin toparlanabildiği kadarının yeniden bir kütüphaneye gitmesi için gerekli finansmanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş sağladı ve Atatürk Kitaplığı’nın müdürü Ramazan Minder 4 bin 500 kadar eseri geçtiğimiz aylarda satın alarak başında bulunduğu Atatürk Kitaplığı’na yerleştirdi.
Çöpe giden kitapların iç kapağında yeralan ve Yıldız Kütüphanesi’ne ait olduklarını gösteren demirbaş kaydı ve Sultan Abdülhamid’e hediye ettiği kitaplar çöpe giden Alman İmparatoru İkinci Wilhelm.
HEDİYELERI BİLE ATMIŞLAR
Geçen gün Atatürk Kitaplığı’na gittim, Prof. Kemal Gürüz-Prof. Kemal Alemdaroğlu ve Prof. Meral Alpay üçlüsü tarafından kurban edilen eserlerden hayatta kalabilenleri görme inkânını buldum ve dehşeti çok yakından hissettim: Atılan eserler arasında neler vardı neler! Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in Sultan Abdülhamid’e hediye ettiği ve kapağının bir tarafında Wilhelm’in antetinin, diğer tarafında da hükümdarın mensubu olduğu Hohenzollern Hanedanı’nın armasının bulunduğu nefis cildli ilmî yayınlar, bazıları şimdi onbinlerce dolar eden ama bulunması imkânsız gibi olan serîler ve iç kapaklarında Yıldız Kütüphanesi’nin demirbaş kaydının yeraldığı daha binlerce nadir eser!
Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in üzerinde kendi anteti ile Hohenzollern Hanedanı’nın armasını bastırıp Abdülhamid’e hediye ettiği bu kitaplar da çöpe gitmiş.
Kültür, bilim ve sanat dünyası “Üniversite”ye, daha doğrusu “Yıldız” Kütüphanesi’ne ait olup da 28 Şubat’ın kurbanları arasında yeralan ve ne kadarı katledildiği maalesef bilinmeyen binlerce kitaptan 4 bin 500 kadarının kurtulabilmesi için gerekli malî desteği hemen sağlayan Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile bu eserlerin bir kütüphanede tekrar yer bulmalarını sağlayan Atatürk Kitaplığı’nın müdürü Ramazan Minder’e şükran duymalıdır...
CÜRMÜN HESABI SORULMALI!
Ama Moğol çapulculuğundan beter bu rezaletin üzerinde mutlaka durulması gereken bir başka boyutu daha var: Kitap katliamının hukukî, hattâ cezaî sorumluluğu...
Daha açık söyleyeyim: Türkiye’nin vaktiyle en mükemmel ve en zengin kitaplıklarından olan İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Bölümü’ndeki emsalsiz eserleri çöplüğe lâyık gören üçlüden; yani her biri “Profesör” unvanını taşıyan Kemal Alemdaroğlu’ndan, Kemal Gürüz’den ve Meral Alpay’dan işledikleri cürmün hesabının sorulması gerekir!
TEK ÇARE: YILDIZ’A NAKLETMEK
Hukukçu değilim, böyle bir cürüm ile ilgili zamanaşımının kaç sene olduğunu ve şu anda bitip bitmediğini bilmiyorum, üstelik hayatımda hiçbir zaman “muhbir vatandaş” olmadım ama şimdi ilk defa ihbarda bulunuyorum: Bu hadise hakkında savcılığın adlî, İstanbul Üniversitesi’nin tarihçi rektörü Prof. Mahmut Ak’ın da idarî soruşturma açmaları ve Prof. Ak’ın kütüphanede ilk defa ciddî bir sayım yaptırması gerekten de öte şart gibidir!
Daha önce yazmıştım, şimdi tekrar edeceğim:
Sultan Abdülhamid’in kütüphanesinin eski şaşaalı ve ilim merkezi olduğu günlere tekrar dönebilmesi için el değiştirmesi artık bir mecburiyettir! İstanbul Üniversitesi’nin böyle bir kütüphaneye sahip olmanın gereklerini yerine getiremediği açıkça ortaya çıkmıştır ve seneler boyu her şekilde perişan edilen kütüphanedeki 18 bin 600 adet elyazmasının da başına bir işlerin gelmemesinin yolu, bu yazmaların ve diğer kolleksiyonların aslî yerine, yani yakında “Cumhurbaşkanlığı İstanbul Külliyesi” hâline gelecek olan Yıldız Sarayı’na nakledilmelerinden geçer.
-Murat Bardakçı
Abdülhamid Han birilerine öyle koymuş ki acısını 100 yıl sonra bile hissedenler moğol kafasıyla neler yapmış
En son Erdem1909 tarafından Sal 12 Oca 2016, 02:44 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
alim80
7 yıl önce - Sal 12 Oca 2016, 02:17
Ben bunlar Moğollardan beterler diye boşuna demiyorum..
|
 |
cihangir kalkan
7 yıl önce - Sal 12 Oca 2016, 09:44
Sebep olan hocaların unvanlarını almak yetmez. Diplomalarını da iptal etmek gerekir. Vazifesini idrak edinceye kadar tahsil görmeye devam etmeliler.
|
 |
Erdem1909
7 yıl önce - Pts 18 Oca 2016, 20:06
28 Şubat Zihniyeti=Moğol Zihniyeti
Murat Bardakçı
İstanbul Üniversitesi’nde 28 Şubat günlerinde yaşanan bir başka kültür katliamı: Aralarında üniversitenin kurucularına ve Türkiye’nin en önemi âlimleri ile sanatçılarına ait sicil dosyaları da çöpe gitmiş ve arşivi Tarih Kurumu’nun eski başkanı Prof. Dr. Ali Birinci kurtarmış!
http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/ ...ope-gitmis
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Murat Bardakçı
Bitmeyen reddimiras: Daha ne arşivler çöpe gitti, bir bilseniz!
http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/ ...r-bilseniz
|
 |
ali şükrü bey
7 yıl önce - Pts 18 Oca 2016, 20:14
Bu Kemalist zihniyetin tek bir derdi var İttihatçı ve Jön Türklerin hedeflerini yerine getirmek.Osmanlı medeniyetine düşman yobazlar.
|
 |
Misafir 911
7 yıl önce - Pts 18 Oca 2016, 20:20
İttihatcilarin amacı zaten Osmanlıyi tekrar ayağa kaldırmaktı. Bu yüzden sağa sola gücüne bakmadan saldırıp boylarının ölçüsünü aldılar. Osmanlı medeniyeti Bizans medeniyetinin devamıdır. Kimin bu medeniyetlere düşman olduğu ortada.
|
 |
yusufyuşa
7 yıl önce - Pts 18 Oca 2016, 20:39
Bu kafa ile iki adım öteye gidemedik. Çok şükür eskisi kadar baskınlıkları yok. Bilim üreteceklerine yıllardır laiklik, başörtü söylemeleri dillendirdiler. Müslümanları, insanları hor gördüler itip kaktılar. Bunun adını da demokrasi, özgürlük koydular.
|
 |
alim80
7 yıl önce - Pts 18 Oca 2016, 20:43
| Alıntı: |
| İttihatcilarin amacı zaten Osmanlıyi tekrar ayağa kaldırmaktı. Bu yüzden sağa sola gücüne bakmadan saldırıp boylarının ölçüsünü aldılar. Osmanlı medeniyeti Bizans medeniyetinin devamıdır. Kimin bu medeniyetlere düşman olduğu ortada |
Hayatınız cehalet
Osmanli bizansın devamı değildir. Se!lcuklunun devamıdır. Osmanli bizansın egemenlik alanına oturmuş ve bizansın mirasından yararlanmıştır
İttihatçıların osmanlıyı ayağa kaldırma gibi bir derdi yoktur. Bunlar bati tarafından beyni yıkanmış, batı medeniyetine ram olmuş mankurtlardir.
|
 |
OkanY
7 yıl önce - Pts 18 Oca 2016, 22:43
| Alıntı: |
| 28 Şubat Zihniyeti=Moğol Zihniyeti |
aslında igneleme yapayım derken genetik ve kültürel faktörlere değinmişsin farkında olmadan
bağdat'ı yağmalayan, kütüphaneleri yakıp taş üstünde taş bırakmayan "moğalların" daha sonra vicdan yapıp müslüman olmaları
moğallar arasında selçuklu diye bir kabilenin üstünlük kurması sonrasında osmanlıoğulları diye bir kabilenin üstünlük kurup imparatorluk olması ve devamını da hepimizin bildiği yaşanmışlığı düşününce pek de yabancı gelmiyor.
bu moğol eleştirisini bir arap veya kürdün yapması daha mantıklı olurdu.
biz kendimizi kendimize benzetmemiz komik olmuş biraz
|
 |
özdere
7 yıl önce - Sal 19 Oca 2016, 01:25
| Alıntı: |
| Bu kafa ile iki adım öteye gidemedik. Çok şükür eskisi kadar baskınlıkları yok. Bilim üreteceklerine yıllardır laiklik, başörtü söylemeleri dillendirdiler. Müslümanları, insanları hor gördüler itip kaktılar. Bunun adını da demokrasi, özgürlük koydular. |
Çok şükür her olaya at gözlüğü ile bakan bu zihniyetten kurtulduk..
Daha doğrusu 13 yıllık iktidar bizi kurtardı..
Neydi o öyle her sabah çocukları ayakta bekletip "Türküm...Doğruyum..." diye bas bas bağırtmak !
İçimizdeki kendini Türk olarak hissetmeyenler için ne kadar işkence idi düşünebilir misiniz ?
Kemalistlerin sesi kısıldı da rahat ettik..
Ergenekon'dan içeri tıkılmasaydılar susacakları yoktu ya..
Neyse..
Konuyu dağıtmayalım...
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|