İlçelerin semtlerin var oylum oylum
Ne içilir suyun ne kazılır kuyun
Canavarsın güzel görünüşlü
Yetmiş iki milleti de soydun
Ne saltanatlar devirdin yıkılmadın
Geleni aldın gideni aldın
Garipleri adam yerine koymadın
Dünyada bir seni anlamadım
Tek başına yetmişiki devlet kurdun
Kimine hoş kimine boş oldun
İçersin para sıçarsın para
Gariplerin umuduna koydun
Özkan Şahin
İstanbul
Yine bir İlkbahar gecesi
Binbir ışıklı yedi tepesi
Düşmüş üstüne mavi denizin
Mehtap ile yıldızların neşesi
Ruhum duymak ister o sesi
Hissederim o sıcak nefesi
Ne güzelleri var ama
Sevdiğim bir tanesi
Dalgalar çarpıyor rıhtıma
Bir yaz gecesi fırtına
Ne dertler yükledin de sırtıma
Bak ben yine küsmedim bahtıma
Korkut Sabah Çelik
İstanbul
İstanbul koca şehir
Kimlere ekmek verdin bana mı vermiyeceksin
Kimleri aşık ettin beni mi etmiyeceksin
Kimleri yaşamdan kopardın beni mi ayırıcaksın
Kimlere sevdaları yaşattın benden mi esirgiyeceksin
Kimleri dolaştırdın sokaklarında caddelerinde benden mi gizliceksin
Kimlere hayat dersi verdin sınıfta bıraktın beni mi geçiriceksin
bu sahilden bu vapur denizi yırta yırta kaç defa geçti şimdi mi
Geçir miyeceksin
Bak gökyüzüne sahibi olduğun o gökyüzüne
Kaç bulut gözyaşlarını bıraktı senin üstüne
Kaç kez güneş açtı o iğrenç yüzüne
Tabiat bile sakladı senden yedi güzel rengini
Kaç insan umut ekti bahçene
Söyle kaçını yeşerttin
Söyle koca şehir kaç sevenin var.
Barış Kandil
İstanbul
Deniz deniz kokmuyordu İstanbul'u özlediğimde
Tarihin izleri kalmamıştı İstanbul'u özlediğimde
Yeşil yeşil olalı bu kadar kararmamıştı
Mavi mavi olalı bu kadar kararmamıştı
Çocuk çocuk değildi İstanbul'u özlediğimde
Martılar denizden kaçıyordu İstanbul'u özlediğimde
Balıkçı Hasan amcanın balıkları yoktu
Uçan çocukların mutlulukları yoktu
Şiirlerdeki İstanbul'u özledim
Denizi martı seslerini özledim
Tarih tarih değildi İstanbul'u özlediğimde
Fatih'in İstanbul'unu özledim
Kemal'in gözlerindeki maviyi özledim
Serap Kalaycıoğlu
İstanbul
Şimdi acımasızlıklarını, karmaşalarını
Bir ateş yaktım içine atıyorum
Ey İstanbul
Bu küçük ateşte seni yakıyorum
Yıllarımı aldı yorgunlukların
Sana sebepsiz yalvarışlarım
Şimdi elimdesin ey koca şehir
Bir küçük ateşte yanıyor anılarım
Çocukluğum, gençliğim, yaşanacak yıllarım....
Hande İltir
İstanbul
İstanbul'da
Karlı bir akşamda,
Karanlıklardayım.
Umut ve sevinç yüreğimde
Hasret ve geçmişim gözlerimde
İstanbul'da
Dostlar arasında
Rahattayım.
Fatma İlan
İstanbul
Radyoda İstanbul'u anlatıyorlar
İstanbul'u düşünüyorum
Ve İstanbul'un içindeki seni
Bazen dillere destan Boğaz
Bazen de Boğaz'ın kenarındaki eşsiz saraylar
Oluyorsun
Tepelerine çıkıyorum İstanbul'un
Yamaçlarında
Akasyalar oluyorsun
Barbaros Bulvarı’ndaki
Dev ıhlamur ağacı
Beyazıt Meydanı’ndaki
Asırlık çınar seni anlatıyor
Birden İstiklal Caddesi’ndeki
Kalabalık oluyorsun
Kayboluyorum kalabalığında
Sonra Yenikapı'daki
Küçük sandallara dönüyorsun
Dalgalar sallıyor bedenini
Kollarımdaymışsın gibi
Düşünüyorum seni
Ninnisi oluyor
Dinginlenemez düşlerimin
Marmara
Kayboluyorum sokaklarında
Tarlabaşı'nın
Fakat bütün yolları
Sana çıkıyor
Bu kentin
Ve SEN
İstanbul oluyorsun
İstanbul ise GÖZLERİN
Murat Tali
İstanbul
İstanbul, İstanbul
bana bir iş bul
Al senin olsun
beş tane diploma
yirmi yıl okul
El köşe dönerken
bu garip Hıdır
boşa mı okur
İstanbul, İstanbul
bana bir iş bul
Bu da çok ise
tahsilime acı
bir minder
bir çul.
Hıdır Çam
İstanbul
Gün ve gece bir başka tablo İstanbul’da;
Sabah erken, akşam geç olur Istanbul’da...
Kalbin uzak ise, O’na yakın olsan da;
Hasret yaman, sevda güç olur İstanbul’da!..
Birazcık gölge, bir yudum çay Çamlıca’da;
Mana derin, madde hiç olur İstanbul’da...
Gün gelip, nefes bitip, vade dolduğunda
Yıl ne zaman, saat kaç olur İstanbul’da?
Sen miydin kapıyı çalan
İstanbul
Nereden bilirdim ki
Kapıyı senin çaldığını
Körkütük uyumuşum
Oysa
Gecelerinde salınmayı
Çok isterdim
Pırıltılı elbiselerimle
Tepelerinde dans etmeyi
Bir yanıp bir sönen
Işıklarını saymayı
Çok isterdim
Galata kulesinde çay içmeyi
Kız kulesinde şarkı söylemeyi
Rumeli hisarında bitmeyen
Bir sigara içmeyi
Çok isterdim
Akıntılarında yüzmeyi
Dalyanlarında balık
Saray burnunda saray
Kadıköy’de martı olmayı
Çok isterdim
Beşiktaş’ta yıldız parkı
Üsküdar’da kız kulesi
Boğazda dilenci vapuru
Hisar’da yalı
Beykoz’da koru
Ve yine Beykoz’da
Yeniden çocuk olmayı
Çok isterdim
Çamlıca’da faytoncu
Küçüksu’da mısırcı
Sarıyer’de balıkçı
Kanlıca’da yoğurtçu
Karaköy’de börekçi
Ve yine Karaköy’de tünel
Emirgân’da lale
İstiklal’de tramvay
Eminönü’de güvercin
Paşabahçe’de çeşmibülbül
Harem’de bir akşamüstü
Adalarda mimoza olmayı
Çok isterdim
M. Gülderen Şancı
İstanbul
İstanbul;
Ahımla tutuşacak gibi
Yakamozlardan kıvılcımlar kopararak!
Metrûk varoşlarında sineme çakılan kibrit,
meyhane sokağında salaş mey kokularını yakarak
buğday renginde bir güzele aşina olur bu yangın
tutuldukça derbendi kıpkızıl bir alevle hemhâl
bir yanından su akar, özü ateşle iştigal
Yangın bu, adı İstanbul!
Farzet ki bir yar,
Bir vefadar yaren İstanbul!
Seherine vuslat suhbeden bir gecede
ıslanmış seccade, Allah’a uzanan bir kol
Kuşanmalı insan yedi ayrı tepeyi Süleymaniyeden
Haliçin nazına olmadığı gibi askerin kul
Gerdanına Kız Kulesi nakşolunmuş bir fistan gibi
Gelin oldu fatihine kızıl gonca İstanbul!
İstanbul, ne vakit dokunsam incisine
Bir çınar gibi tutuşur kökten başa içimde
Bu yangınlar, bu yangınlar ki kalbe müpteladır
İstanbul aşkı eski bir yar mendili
ıslandıkça alevlenir...
Ah bu sevda başa beladır!
İstanbul,
İstanbul...
Selman Arslanbaş
İstanbul
Sefere çıktım düştüm yollara
Fethe gidiyorum İstanbullara
Fatih gibi dil bilmem, yol bilmem ama
Onun gibi aşığım İstanbul sana
Anadolu geçit vermez, dağlar devrilmez
Frangistan bile burdayım demez
Olsun be, al beni, götür İstanbul
Akşemsettinlerin doğduğu yere
Furkan Yılmaz
İstanbul
Sokak sokak dolaştım seni İstanbul,
Satır satır yazdım.
Sen gölgemi konuk ederken evlerinin duvarlarına,
Ben şiirlere, şarkılara konu ettim seni,
Haber başlıklarına koydum,
Gazetelerin ilk sayfalarına yerleştirdim.
Sen ne yaptın bana İstanbul?
Kendine sırılsıklam aşık ettin.
Yetmedi baharının aşk büyüsüyle sarılmış kokusu,
Kışın o güzel görüntünle işkence ettin bana.
Ayrılamaz oldum senden
Rüyalarımda yalnız bırakmadın beni.
Ben hep seninleydim İstanbul
Hep sırılsıklam…
Pınar Ulusoy
İstanbul
Selam sana İstanbul
Selam sana koca şehir
Yaşlanmak bilmezsin İstanbul
Yaşlanamazsın koca şehir
Toprağın yıldızlar kadar karışık
Gözyaşın deryaları boğar gider
Kaç insan o yüzüne alışık?
Kaç insan bağrında doğar gider?
Sedat Birgül
İstanbul
İstanbul'un gözleri var
mavi boncuk misali
içinde tarih akar
yoktur dünyada emsali
İstanbul'un kulakları var
Sezen'den aşk şarkıları dinler
dinlerken mest olur
ve hafiften inler
İstanbul'un burnu var
pek bir güzel ve de hoş
içine çeker mis kokuları
çekip de oluverir sarhoş
İstanbul'un dudakları var
dolgun ve öpülesi
gündüzleri nasıl geçer bilinir
peki, ya geceleri
İstanbul'un elleri var
tutar kırmızı güller
sevgiliye uzatmak için
bir köşede durur, bekler
İstanbul'un İstanbul'u var
elinde yegane kalan
başka nesi olsun ki
daha değerli olan
Erol Ayyıldız
İstanbul
Güneş gibi doğdun yedi tepeye,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Adını duyurdun her bir cepheye,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Bin dörtyüz elli üç'te çağ atlattın,
Sultan Mehmet Han'la topu patlattın,
Bir anda Bizans'ı tarihe kattın,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Süleymaniye'nin gök kubbesiyle,
Boğazda çınlayan martı sesiyle,
Sevdayı haykıran Kız Kulesiyle,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Topkapı Sarayı, Ayasofyası,
Yerebatan ile Mısır Çarşısı,
Kapalı Çarşıdır çarşılar hası,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Altın boynuz Haliç çok caka satar,
Beyoğlu'nda nice sırların yatar,
Hisarlar rengine güzellik katar,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Taksim, Eminönü, Sultan Ahmeti,
Eyüp Sultan'dır bir kültür serveti,
Boğazda yaşamak mümkün cenneti,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Sulukule'deki hoş şatafatı,
Kimse yaşayamaz bu saltanatı,
Sensin tarihin tek şahlanan atı,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Heybeli Adayla, Kınalı Ada,
Üsküdar'ın sesi çıktı sonra da,
Bulunmaz bir eşin senin dünyada,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
Galata Kulesi çakar selamı,
Çamlıca tepesi eder kelamı,
Hayran bırakarak dünya alemi,
Asırlarca tarih yazdın İstanbul.
İstanbul, en güzel şehridir şu dünyanın,
Saymakla bitmez ki güzellikleri bu diyarın.
Tarih boyunca birçok devlete evsahipliği yapmış,
Ama en sonunda başkenti olmuş devlet-i Cihan'ın.
Nice şiirlere konu olmuştur o muhteşem Boğaz'ı.
Birleştiren bir köprüdür iki farklı kıtayı.
Uğrunda şehit olmuşken Fatih'in aslanları,
Layık olabilir mi İstanbul'a bizden başkaları?
Enes Gürbüz
İstanbul Ağrısı
kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kaynarken
şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen
eğer yine İstanbul'san
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
pancak pancak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbul'san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garı'nda tren çığlıklaıiyle bıçaklanıp
intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan
anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlayan
sen eğer yine İstanbul'san
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gozlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i
zehirleyebilirim
ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin
eğer sen yine İstanbul'san
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbul'san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbul'san
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mirc ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık
Attilâ İlhan
İstanbul Aşkım
Şu sıcak yaz sabahlarında,
İstanbul’da ben...
Taze badem kokusu, hasreti soluyorum,
Vurup gül yapraklarındaki çiğ taneleri üzerine,
Gözyaşımı döküyorum...
Bir gemi geçiyor boğazdan,
Olanca heybetiyle,
Başında kara bulutlar savurup üzerime..
Nefesin sanıyor,
Kokluyorum..
Bir tren sirkeci garında,
Avaz avaz siren sesleri
Çağırıyor beni,
Gel hadi diyor
Sevdiğine gidiyorum...
Bir güvercin Eminönü’nde
Bir değil binlercesi..
Büyük cami avlusunda..
Homurdanarak kanat çırpınışları arasından
Senin haberini veriyorlar bana..
İyi diyorlar, mutlu diyorlar,
Sen üzülme diyorlar..
Sanki seni anlatıyor hepsi bir müziğim notalarında..
Yaklaşıyorum, yaklaşmıyorlar..
Ve öğlen..
Ve ezan sesleri..
Yedi tepeli İstanbul’un,
Kasvetli havasını dağıtan...
Hepsi aynı anda, aynı tonda..
Büyük sevdamın duasını okuyorlar..
Yaramaz bir kedi var,
Bacaklarım arasında dolaşıyor..
Sen kedileri sever misin ki..?
Gözlerini dikmiş,
Bir parça simit peşinde...
Yürüyorum şimdi,
Ve yürürken seni anlatıyorum
Tahtakale sokaklarına, mercan yokuşu, kapalı çarşıya..
Sahilde balık ekmek satanlara..
Hepsi tanıyor seni artık bilesin,
Her bastığım kaldırım taşına,
Her döndüğüm köşe başına,
Senin adını verdim..
Katık ediyorum sevdanı,
İstanbul aşkıma...
28.07.2003 24:35
Levent Sarıalioğlu
İstanbul Çiftetellisi
Uzayan bir sessizliktir
İstanbul'un sabahları...
Güneşin neresinden doğduğunu
bilmeyen Eleni ve Aleksandra
uykuya dalarken Küçükparmakkapı Sokağı'nda
uyanır, düzenli adımlarla
başlayan
ağırdan bir halaydır
İstanbul'un sabahları.
Tenekelerle su dökülür
sabahçı kahvelerin önüne,
mavna sesleri gelir Haliç'ten,
ilk sebzeler varırken
eski İstanbul Hali'ne
Beyoğlu'na karşı
uyanıyordur şehir;
Fotoğrafçı Aram Efendi,
Ayla Karaca, Celal Sururi,
Naşit'in kızı ve pasajlı
Madam Anahit.
Cüneyt Ayral
İstanbul Düşman İstilası Altında İken Çamlıca’da
Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?..
Küskün duruyorsun.
Bir şey kuruyorsun.
Seyrinle ıyan et bana, ilhâm ile söyle:
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?..
Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet.
Vaktiyle ederken bu havâliyi zılâlin
Bir sâha-i nilî.
Ey neyyir-i leylî,
Matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin
Bir şeb ki, zîrinde küsûfun,
Seyrangehi olmakda tuyûfun.
Mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl..
Bir âh-ı müebbed.
Hangi güneşin mâtemidir zulmetin ey leyl,
Ey şi’r-i muakkad
Yıldızlar olur bence meâlin gibi nâ-yab
Atîde görünmezse o mâzideki mehtâb
Olmazdı sabahın da yarın gülmeye meyli
Pîşinde bu dîdar-ı mahûfun.
Kartallara baktım düşüyorlar yere bi-ta’b;
Oldum sanıyordum Melekü’l Mevt ile hem-hâb
Abdülhak Hamit Tarhan
İstanbul Gibi Bir Sevda
Ey İstanbul bakışlı yarim
Gözlerinde boğazın sonsuz derinliği
Yüreğinde şehrin eşsiz güzelliği
Ve teninde aşk kokan İstanbul geceleri...
Seni arıyorum yalnız sokaklarda
Sigaramın dumanında, içtiğim bir kadeh şarapta
Seni arıyorum...
Nerdesin ey sevgili
Bu soğuk İstanbul akşamında kim ısıtıyor bedenini
Kim yaslıyor başını omzuna
Kim öpüyor o bebek dudaklarını
Kim bu fırtınanın ortasında sevişen seninle
Kim bu şehirde seni benden çalan...
Özledim seni be sevgili
Bir bakışını, bir gülüşünü, bir dokunuşunu özledim
Bu gitmeler niye? Niye bütün bu acılar?
Aşk varsa niye hep isyan?
Seviyorum seni be sevgili
Kız Kulesi’nden İstanbul’a bakmak gibi
Kalamış sahilinde güneşin batışını seyretmek gibi
Beyoğlu’nda içip sarhoş olmak gibi...
Birtan Küçük
İstanbul Işık Işık
istanbul rüzgar rüzgar sevdiğim
kah bir lodos, denizlerden esen
ılık mı ılık
kah ustura gibi deli bir poyraz
bırak saçlarını rüzgarlarına istanbulun
bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz
istanbul bulut bulut sevdiğim
kimi beyaz mı beyaz
ince, tül gibi
kimi katran misali kara
bulutları da insanlarına benzer istanbulun
inanma sevdiğim, inanma bulutlara
istanbul yağmur yağmur sevdiğim
kah ince ince
kah bardaktan boşanırcasına
hele bir yağmur yağmaya görsün
ölürcesine yaşanır bu şehirde sevdiğim
ve yaşanırcasına ölünür
istanbul deniz deniz sevdiğim
bir çakır mavi
bir camgöbeği tuzlu su
üstünde irili ufaklı tekneler
kayıklar, yelkenliler, mavnalar
kalleştir denizleri istanbulun sevdiğim
istanbul kadar
istanbul kadeh kadeh sevdiğim
içtikçe içesi gelir insanın
sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer
ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde
seninle dolaşır, seninle gezer
Hayatım iki vasıtalı yollarda geçti.
Bir durakta ayrılık vardı,
Diğerindeyse hüzün.
Ve sen İstanbul kadar zor
Ankara kadar güzeldin.
İlk durakta bindiğim ayrılık otobüsüyle doldu yüreğim.
Sonra hüzün otobüsüne bindiğimde
Acılar, gecelerde bir ay gibi doğuyor,
Güneş gibi batıyordu yıllar birden.
Sürüden ayrılmış bir kuzu gibi
Geziyorum yolumu bulamadığım dağlarda şimdi.
Mecnunun bile hayret ettiği aşkıma
Bir sen inanmadın nedense!
Sen bana Ankara gibi yakın
İstanbul kadar uzaksın
Ey taş kalpli sevgili
Ben seni Ankara’nın soğuk ayazında,
Yılların eksiltemediği
Aksine her geçen saniyede,
Çoğalan bir sevgiyle sevdim.
Biraz dediğin acılardan
Bütün benliğime hak çıkardın.
İsmini isimsiz,
Ancak iki gece yaşadığım günlere yazdım.
Şimdi nur çiçeklerim soldu yüreğimde.
İdamlık sorulara cevap veriyorum.
Ve hiç bitmeyen bir sevgiyle,
Her gün kendimden bir şeyler eksiltiyorum.
Dedim ya
Sen İstanbul kadar zor
Ankara kadar güzelsin
Belki hatırlamazsın şimdi
Hani birer bardak çay içtiğimizi
Oturup sohbet ettiğimizi,
Her ayrılışta bir şeylerimin sende kalışını
Anla da insafa gel desem çok geç
Ben şimdi hüzün otobüsünde günlerimi saymaktayım.
Ve son durağa doğru yoldayım.
Eğer insafa gelirsen bir gün
Ben yine seni
İstanbul kadar zor
Ankara kadar güzel hatırlarım
Fatih Kuyucu
İstanbul Kanatıyor Yüreğimi
Sonbahar kaldırımlarda ağlıyor
Ve ben,
Bir mevsimin üzerinden geçip gidiyorum hiç düşünmeden..
İçimde kavruk bir "Kasım" sancısı...
Hatırlıyorum:
"Kapalı perdelerin ardında
Bir sevgi daha katlediliyor acıtan sözlerle
Ve dışarda yalnızlığın melodilerini söylüyor yağmur"
Şimdi,
Ağzı bozuk bir sokak çocuğu
Ve tiz sesli bir simitçinin yüzü
Bir de ıslak parke taşları konaklıyor gözlerimin endişesinde
Senin gözlerin çoktan gitmiş!
Yorgunum,
İlk defa yeniğim,
Üstelik sarhoşum körkütük
Üç kuruşa heyecanlarımı satıyorum rüzgara
Bir elimde korku, diğerinde hüzün kalıyor...
Bir vapur düdüğünden yüreğime çalınıyor ayrılık
Martıların çirkin sesinde bir umursamaz alaycılık...
İstanbul kanatıyor yüreğimi
Yedi tepe, yedi ayrı mızrak bedenime...
Yokluğun kadar soğuk bu kent şimdi, üşütüyor;
Yalnızlığım kadar ıssız...
Ölüm gibi acı bu mevsim şimdi,
Gidişin gibi zamansız;
Yüreğim kanıyor...
Bilgen Uysal
İstanbul Sefası
Fırtına koptu bindiğim vapurun iskelesinden,
Derken irkilerek kalktı, çizilmişti rotası.
Bir nida yükseldi ısrarla Kızkulesinden,
Yolsa devam etti, Beşiktaş,Kadıköy arası.
Sultanahmet,Ayasofya,sirkeci ve gülhane,
Adım adım kaldırımda yürüyorum seferdeyim.
Saat'im yelkovanı, durmaksızın dönmekte,
Ne rüyalar, ne de ruhlar ben başka bir seherdeyim.
Yenicamii, Eminönü sende haz al manzaradan,
Bir tarafta masum haliç, öte yanı sen bul.
İlişir gözüme boğaz, eski alemlerde bir an,
Kendimi kaybettim sende hey gidi İSTANBUL
Yusuf Kaplan
İstanbul Türküsü
İstanbul'da Boğaziçi'nde,
Bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
O rumelihisarı'na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum;
"İstanbulun mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanır hicran yaşları;
Edalı'm,
Senin yüzünden bu halim."
"İstanbulun orta yeri sinama;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş; bana ne?
Sevdalı'm,
Boynuna vebalim!"
İstanbul'da, Boğaziçi'ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Veli'nin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.
Orhan Veli Kanık
İstanbul ve Gülten
bir günlüğüne diyorum
bir günlüğüne boşaltın İstanbul'u
el ele sokak sokak sarmaş dolaş Gülten'le
sevdamız ancak böyle sığar bu kente
İhsan Topçu
İstanbul ve O
Boğazın en gergin köprüsü benim.
Bir yanım Anadolu'ya,
Bir yanım Rumeli'ye uzanmış.
Üzerimden arabalar geçiyor yığın yığın.
Ortaköy'de bir cami çağırıyor ölümü.
Ben böyle miydim senin ellerindeyken?
Yazık! Bir tek gemiler anlıyor halimden.
Çığlığı vapurlara bulaşmış,
Bir cenaze kalkıyor
Yorgun yüreğimden.
Şimdi git diyorsun.
İçimdeki ateşi görmezden gelip,
Bedenimden sıyrıl git.
Mehtabının kızıllığı benden...
Yangınım sana geldiği günden İstanbul.
Seni içime onunla çekiyorum.
Otobüslerin camlarından haykırıyorum sana.
Gözümde yaşlarla yalvarıyorum.
İstanbul sen uzaklaştıkça,
Ben sana geliyorum.
Vapurlar damarlarımda akıyor.
İstanbul, o sana emanet.
Sende güzel ne varsa,
Ondan sana biliyorum.
İstanbul sen uzaklaştıkça,
Ben sana geliyorum.
Günün birinde
İstanbul’da yaşiyorum.
Istanbul’da seni yaşiyorum.
Karanlik sokaklarin işigindan aliyorum ilhamini
Yudum yudum sana içiyorum Kadiköy’ün çay bahçelerinde
Çuval bezinden duvarlara yazıyorum
Sığınağın mısralarını.
Sen ki;
Anıların sığınağı
Yalnızların sığınağı
Dostların sığınağı
Aşıkların sığınağı...
Fikret Çalışlar
İstanbul ve Sen
Pencereden süzülen ışık,
Seni getirdi bir akşamüstü.
Her gün gibi, her yeni gün gibi
Topladın dağılan hücrelerimi.
Senin adınla başlayan sohbetlerin,
Dahası gülüşünle devam eden ürkekliğim.
Her yağmur sonrası kokun tenimde.
Razıysan gel benimle, gel gidelim seninle.
Buram buram sen tütüyorsun,
Yüksek binalarla çevrili yalnızlığımın
Tam ortasında.
Alnının çatından vurmak sensizliği
Kim bilir ilk dokunuş, ilk bakış
Kuytu sokaklarda, çocuk sesleri
Getirir mi seni bana,
Bir martının kanat çırpışında
Görür müyüm seni.
Sana özlemle sarılmak duygusu
Keşkelerin sonunda seni kaybetmemek.
Seni seviyorum, bu kenti seviyorum
Ve İstanbul ve sen
İkinizi de ne çok sevdim bir bilsen...
Baran Özbey
İstanbul İçin
Nisan
imkansız şey
Şiir yazmak
Aşıksan eğer;
Ve yazmamak,
Aylardan Nisansa.
Arzular ve Hatıralar
Arzular başka şey,
Hatıralar başka.
Güneşi görmeyen şehirde,
Söyle nasıl yaşanır?
Böcekler
Düşünme
Arzu et sade!
Bak böcekler de öyle yapıyor.
Davet
Bekliyorum
Öyle bir havada gel ki,
VAZGEÇMEK MÜMKÜN OLMASIN
Orhan Veli Kanık
İstanbul Şairleri
Bilemezsin neler çeker İstanbul şairleri.
Hepsinde bir keder, yıkılmış sevgileri.
Kıyılarda beklenir dönmeyen umut gemileri.
Bilemezsin çok acıdır beklemek gidenleri.
Sisli kentin umutlarına karışır sevdalar.
Gecelerin sabahlarında kaybolur aşklar.
Bilemezsin hangi yolda yürür onlar.
Kah bir sevdalı, kah bir belalıdır İstanbul şairleri.
Hiçbir istisnası yok, hepsi veremli.
İnce bir hastalıktır onlardaki.
Hep aynı şarkıdır dudaklardaki.
Vuslatı bekler hasretle İstanbul şairleri.
Işığını kendinden bilme güneş,
Gecemi de aydınlatan sen misin?
İçin elveriyorsa bu sırrı deş!
Karanlığı delen sen değil misin?
Sabahı
Vapurda
Sırrımı
Avucumda
Hissetmek
Tamam da,
Aç artık
Kapını
Şiirin
Kadını
Martılar
Saçını
Özledi
İstanbul!
Celaleddin Çelik
İstanbul’a Ağıt
Kaybettiğim eski İstanbul bir gün
Yaşlı, hasta bir beyefendinin,
Terekesinden çıkacak
- vefatından hayli sonra -
Ben o günü sanmam ki göreyim
Fakat o gün geldiğinde
Büyük bir sarı zarf içinde
Üstünde "muhibbim" filan beyefendiye
İthafıyla yaldızlı bir kent
Yarı küflenmiş fakat olağanüstü güzel
Zuhur edecek bir evden...
O zaman kentimiz çoktan,
Hani erkek çocukları ürperden
Hımar tıraşından geçerek
İmar görmüş tepeleriyle
New İstanbul olacağından
İş işten geçmiş olacak
Sadece gönül sahipleri umarım
Derinden ve insanın içine işleyen
Bir musıki duyacaklar kısa süre
Beton tepeler üzerinde...
"İşte onların mahvolmuş yurtları".
Hüsrev Hatemi
İstanbul’a Doğru
İstanbul’da buluşmak
İstanbul’a yanmaktı rüyalarım
Semaya doğru dileklerim
Ve sen yanımda İstanbul
Bir yanım artık ateş
Bir gemi yanaşıyor usuldan İstanbul alev alev yanacaksın
Kalelerine bayrağımı dikmesem de
Surlarını parçalamasam da
Issızdan çalacağım bedenini senden
Ve hem gecene yıldız çizeceğim
Hem de gün doğuşuna aşk salacağım
Öptüğümü bile duymayacaksın
Senin bahsine girdiğim aşkı kazanacağım
Hem de hile bile yapmadan
Zulama bir şiir saklayıp senin yedi tepende okuyacağım
Galata’yı dibinden kesecek kadar pişkinim sana
Koşuşturmalarıma çelme takamadan
Üzerinden anadoluya sıçrayıp
Selimiye, Haydarpaşa
Önüme diz çökecek
Aşk dileyecek geceler boyu
Ve sen İstanbul olduğuna pişman olacaksın
İnceden inceden.
Aman dilesen boş
Ağlasan nafile
Ya İstanbul ben aşk dolu geleceğim demiştim
Su dolduracağın pınarlarım olacak
Yağmurda su damlası isteyeceksin
Sabahın doğmasına izin vereceğim
Güneş nereden doğarsa
Orda aşkımı göreceksin
Çatmadan kaşlarımı
Gülecek
Ve dalga geçeceğim
Ben şen şakrak
Neşe dolu
Keyiften saçlarıma biryantin süreceğim
Cici elbiselerimi giyip
O güzelle buluşacağım senin sokaklarında
Sağa sola tekme atacağım
Şımardıkça şımaracağım.
Ve ben Edebali
Şeyhliğimi ilan edeceğim
Kimseye sormadan senin gecelerinde aşk yaşayacağım
İstanbul'da mor salkımlı bir sabah
İnce ağrılar depreşir içimde
Keskin bıçak geziniyor sinemde
Gurbet türküleri inler dilimde
Beyaz atlı bir hükümdar değildim
İstanbul'a türkülerle girdim ben
İstanbul'da mor salkımlı bir sabah
Meltemler seni düşürdü aklıma
Türkülerle sardım yaralarımı
Cigaramın dumanında efkar var
Cigaramın dumanında sen varsın
Ne haliç dinledim, ne zincir, kalyon
İstanbul'a türkülerle girdim ben
Boğaziçi, katar katar turnalar.
Turnaların kanadında sevdan var
Mahmur Marmara üstünde hayalin
İstanbul'un sabahları sen kokar
"Ya ben seni alırım ya sen beni"
Gönül süvarisi yardı denizi
Gayri yol yoktur inan bana gülüm
Mor salkımım, dolunayım, fosforlum
İstanbul'a türkülerle girdim ben
İstanbul'a sevdan ile girdim ben
Hayati Yavuzer
İstanbul’da 17 Yaş
Bilmedigim akşamlardan birinde,
Sahilde bir bankta oturuyorum.
Bir ara sen iliştin gözüme,
Bulutlarin denizi öptügü yerde.
Uzandim, saçlarina dokundum.
Duydugum soguklukla uyandim.
Sen diye tuttugumun,
Bankin kenari oldugunu anladim.
Yüksel Demir
İstanbul’da Bir Gece...
İstanbul’da bir gece sana uzanıyorum
Tüm denizlerimi akıtarak yeniden doğuyorum.
Karanlığın güzelliğini düşünerek
Tekrardan yaratıyorum aşkın ferini.
Baharın sıcağında bir anlamı kalmıyor
Geçmişe örtü çekmenin.
Fikret Çalışlar
İstanbul’da Kış
Soğuk ve ağır bir mevsim bu kış dedikleri
Baharı unutturuyor, zamanı yavaşlatıyor.
Sorgulatıyor insana kendini
Doğruyu yanlışı birbirine karıştırıyor.
Ne kışlar geçti bu da geçer deniliyor;
Her geçen ayrı bir şeyler alıp götürüyor.
Dayanılır mı hiç bu soğukluğa yalnız?
Ve en soğuk ülke değil midir
Yalnız sevgililer ülkesi?
Sıcak bir el, ateşten bir yürek
Donduramaz ki kış bile duyguları
Isınır sevdiğini yanında bulan,
Isınır sevdiğini doyasıya haykıran.
Soğuk yalnızlık rüzgârlarıyla dolu,
Hasret yağmurlarıyla ıslanmış
Ve vuslat sarhoşluğunda yalpalanan zamanlarda
Var mı ki sığınacak başka kapı
Seni sensiz sevmekten başka?
Bunca yıl sonra, ben vazgeçtim
Buralarda yaşamaktan deyip,
Geri gelse Orhan Veli...
Gelir mi gelir...
Özlemişse İstanbul’unu
Kimse tutamaz onu oralarda...
Hadi geldi diyelim, geldi de...
Şiirlerinde biraktigi gibi
Bulabilir mi Istanbul’unu...
Şimdilerde çingirak çalmiyor sucular
Ne kayikhaneler var yalilarda
Ne fistik agaçlari kaldi tepelerde...
Suya degmiyor bir kadinin ayaklari
Yosmalar bile geçmiyor kaldirimlardan
Tramvaylar tarihe gömüldü çoktan...
Kapali Çarşi’yı, hisarları görünce
Evet işte burası diye sevinir de
Ne yaptınız benim Galata köprüme
Diye sormaz mı önüne gelene...
Onca gürültünün arasından
Duyabilir mi lodosların uğultusunu...
Kız kulesi, Galata kulesi dururken
Şiir yazar mı camdan kulelere...
Ya Rumeli Hisarı’na oturup,
Bir türkü tutturmaya kalkar da
Sesini kendine bile duyuramazsa...
Asıl güzelim boğazın üzerindeki
Demir yığınlarına ne der görünce...
Hele üstünden yürüyerek değil de
Sadece arabayla, üstelik de parayla
Geçmeyi kabul eder mi acaba...
Hiç sanmıyorum...
Sevgili Orhan Veli sakın gelme
Kal orada desem, küsersin biliyorum...
Beni dinlemeyip gelirsin
Onu da biliyorum...
Bak dostum, çok istiyorsan gel
Bizler de seni özledik aslında...
Ama sana göre hiçbir şey
Kalmadı ki; İstanbul’da...
Bu arada unutmadan,
Şiirlerinin bazilari şarki dilimizde
Bir çogu da ezberimizde...
Onlarda yaşiyoruz Istanbul’u...
Senin ceplerin kevgir gibi delikti
Yine de umutlarınla avare ve mutlu
Dolaşırdın İstanbul sokaklarında...
Bizler paraya taptık senden sonra
Bir de dikdörtgen şeklindeki beyaz cama...
Bu yüzden sinirli, umutsuz ve mutsuz
Dolaşıyoruz bütün sokaklarda...
İstanbul sokakları da dahil buna...
Oysa biz de Süheyla’ya vurulmak
Eleni ile öpüşürken görülmek
Yüksek kaldirimdan güpegündüz
Melahat’i alıp, Alemdar’a gitmek
Kafaları çekip, çekip Galata’ya dadanmak
Mualla’yı sandala atıp, ruhumuzda
Hicranını söyletmek isterdik...
Biliyor musun? Artık kız çocuklarına
Süheyla, Eleni, Melahat, Mualla
Benzeri isimler verilmiyor sıkça...
Senin iki adın ise hala revaçta...
Daha anlatacağım çok şey var sana
Geldiğinde çok ama çok
Dikkatli olmalısın dostum...
Sen görmeyeli her şeyi abarttık biz
Belediyenin çukurları bile abartılı
İnan ki; rekora koşuyor belediye
Çukur kapatmama rekoruna...
Birinden kurtulsan bile
Ötekinden kurtulman imkansız...
İnsanları bir görsen, çılgın gibiler
Neredeyse boğaz boğaza yaşıyorlar
Sayıca da bir hayli fazlalaştılar...
Binaları görsen küçük dilini yutarsın
Bir de arabalarımız var ki;
Gözlerine inanamaz, şaşar kalırsın
Yerli, yabancı, tüplü, tüpsüz
Körüklü, körüksüz, tek katlı, çift katlı
Gündüz vakti caddelere sığmıyorlar
Akşam olunca da boncuk gibi diziliyorlar
Her sokağın iki yanına çift sıra...
Vallahi doğru söylüyorum...
Yine de istiyorsan gel
Günah benden gitti dostum
Uyarmadı diyemezsin...
Meraklandın biliyorum
Hiç yolu yok geleceksin
Onu da biliyorum...
Anlatmayı unuttuklarım da
Vardır mutlaka...
Onları da gelince görürsün...
Beğenmezsen İstanbul’umuzu
Geldiğin yere geri dönersin belki,
Belki de; kederli bir balık olarak,
Sonsuza dek kalırsın, rakı şişesinde...
İstanbul’un başındayım
Henüz on yedi yaşındayım
Beni ararsan eğer
Aç bu şiiri karşındayım
Hayatta ağlamak yerine hep
Gülmek olsun
Eğer günün birinde
Ağlarsan o da sevinç
Gözyaşları olsun
Hayat bir yapraktır
Elbet bir gün solacaktır
Ama arkadaşlığımız
Ömür boyu sürecektir...
Alparslan Emre Ergün
İstanbul’un Yağmurlu Geceleri
Bana öyle bir huzur veriyor ki,
Yağmurlu günlerde yaşamak,
İfadesi ne sözlerde mümkün,
Ne de anlamsız şekillerde.
Her yağmur tanesinde yalnızlığım saklı; biliyorum,
Ve, her yağmur yağdıkça yalnızlığıma bürünüyorum.
Benim yağmurlu gecelerim, bir başka olur bu şehirde,
İstanbul’a ağlarım ben bu gecelerde
İstanbul’un yalnızlığını birtek İstanbul bilir,
Benim yalnızlığımı ise bir tek sen...
KOR KIZILI YALNIZLIĞIM VARDIR BENİM BİLİRMİSİN
YÜREĞİMİN TAM ORTASINDA
ELLERİNE ALDIĞINDA SENİ YAKAN
UZAKTAN ISITSIN AVUÇLARINI
YADA SOKAKTA YÜRÜRKEN YALNIZ BAŞIMA DİLİMDE ÇALDIĞIM ISLIKLAR VARDIR...HÜZÜN DOLU.....KEDER DOLU
SEN DOLU....
YAMAN SEVDALARA DÜŞMÜŞ BU YORGUN
BU BİTMİŞ BU KENDİNİ BİLMEZ YÜREĞİM
HER SEFERİNDE TÖKEZLEYİP DÜŞMÜŞ
BİR YERLERİ KANAMIŞ BİR YERLERİ ACIMIŞ
VE YENİDEN
BİR ANKA KUŞU GİBİ KENDİNİ
KENDİ KÜLLERİNDEN YARATMIŞ....
SENİN O AĞLARKEN SÖYLEDİĞİN SÖZLER
ŞİMDİ DÜN GİBİ AKLIMDA
KEŞKE DİYEREK VURUYORSAM DİZLERİME
SEBEBİ SEN
KEŞKE DİYEREK SIKIYORSAM YUMRUKLARIMI
VE BİR İKİ DAMLADA BEN AĞLIYORSAM....
SEVİYORUM DEMEYE KORKAR OLDUM YILLARDIR
YILLARDIR BİR SEN...YILLARDIR BİR SENİN SICAKLIĞIN
EKSİKMİŞ DEMEK Kİ BENDE
AMA BİLİYORUM VERMEYECEKSİN
BEN BİR ESKİCİ...
SEN ESKİ OLMAYAN BİR YÜREK TAŞIYORSUN SOL YANINDA...
BENİM YÜREĞİMİ ELİME ALIPTA TAŞIDIĞIM GİBİ BURAMDA.....
KOR KIZILI YALNIZLIĞIM VARDIR BENİM BİLİRMİSİN
YÜREĞİMİN TAM ORTASINDA
ELLERİNE ALDIĞINDA SENİ YAKAN
UZAKTAN ISITAN AVUÇLARINI
YADA SOKAKTA YÜRÜRKEN YALNIZ BAŞIMA DİLİMDE ÇALDIĞIM ISLIKLAR VARDIR...HÜZÜN DOLU.....KEDER DOLU
SEN DOLU....