Seni Seviyorum Diyesim Var
"Nefesimi Nefesine Dayayıp;
" Seni Seviyorum .!"
Diyesim Var..
"Bende Seni .!"
Demeni Beklemeksizin,
Seni Karşılıksız Sevesim Var ..
"Özledim İşte .!"
Deyip,
Başımı Omzuna Yaslayasım Var ..
Tutasım Var Ellerini Sımsıkı..
Sonra Nefesinde Kaybolasım Var,
Gözlerine Bakasım Var Uzun Uzun Bıkmaksızın ..!
KISACASI;
Sana Aşık olasım Var,
Daha Çok Sevesim...
O İki CümLeyi Kulağına Fısıldayasım
Seni Seviyorum Diyesim Var...
Alıntı
Öyle tutul ki sevdiğine o da sana öyle tutulsun
Deliler gibi sev ki o da seni deliler gibi sevsin
Öyle birini sev ki yolda bırakmasın seni
Daima yolunu bekleyip dursun
Öyle birini bekle ki sonra üzülmeyesin
Beklediğine değsin çekip gitmesin
Sana ihanet etmesin
Yemin ettiği zaman sözünü tutsun
Verdiği sözden dönmesin
Öyle bir sev ki sevdiğine değsin
Düş peşine bırakma gidip ellerin olmasın
Öyle birini sev ki
Seni seviyorum dediğinde aval aval bakmasın
Verdiğin gülleri kurutmasın
İçtiğin suyu zehretmesin
Düştüğünde elinden tutsun
Elini tuttuğunda naz etmesin
Öyle birini sev ki bir daha başka birini sevmeyesin
Başka bir kalbe gönül vermeyesin
Sadece sevdiğini düşünesin başka derdin olmasın
Özle ama senden çok o seni özlesin
Gözü senden başkasını görmesin
Öyle birini sev ki yok sen en iyisi sevme
Sevip düşme aşkın körkütük ateşine
Ne de olsa ne düşünürsen düşün öyle olmaz
Umduğunla kalırsın sonra sonun belli olmaz
Yok sen iyisi sevme çünkü kimseye değmez
İbrahim Can Güldüm
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...
II
Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...
III
Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.
Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.
Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.
Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...
Sessiz ay ışığı ve yıldızlarla dolu bir gecede
Esen rüzgarla götürüyorsun beni sımcıcak hayallere
Nasıl anlatsam seni, kelimeler yetersiz kalır bence
İnceden inceye sarıyorsun bedenimi gizlice
Susuzluğu hatırlatıyorsun bana çölde
En çok istenen bir yağmur böyle bir yerde
Ve yağmurdan sadece kalan geriye
İçimde kocaman bir ateş senden hediye
Yıllar geçse senin ateşin kalır yüreğimde
Olmaz sanma böyle bir aşk kıvılcımlar içerisinde
Rüyalarımız buluştursun bizi her gece
Uzaklık korkutmasın seni sarıl bedenime
Mutluluğumuzun büyüsü şiirimin ilk harflerinde…
Alıntı
Ben artık oluruna bıraktım bazı şeyleri.
Çünkü bazen ne yaparsan yap istediğin gibi yürümüyor her şey.
Her sabah aynı duyguyla uyanıp gün boyu aynı boşlukta savrulmak istemiyorum artık.
Belki yeterince savaşmadın diyecek bazıları ya da gerçekten isteseydin pes etmezdin diyecekler.
Ama kimsenin benim içimdeki yorgunluktan, kırgınlıktan haberi olmayacak.
Dedim ya; ben artık oluruna bıraktım.
Nasipten öte köy yok nasılsa, olsa güzel olur.
Olmazsa da nasip, kısmet...
Ezgin Kılıç
Sevdim
Ben en çok neyini sevdim biliyor musun?
Gülüşünü,
Bakışını,
Seni çok seviyorum demeni,
Sen benimsin demeni,
Ama en çokta seninle çocuklaşmayı sevdim.
Yeri geldi kızmanı sevdim
Yeri geldi kıskanmanı sevdim
Ben her şeyini ayrı ayrı sevdim
Ben senin her halini ezberlemeyi sevdim
Gözlerinin en karanlık yerinde
Kendimi bulmayı sevdim
Ellerini sevdim mesela
Yüreğime dokunan ellerini
Yanımda çocuk gibi olup gülümseyişini
Hatta bir şeyi kafaya koyup yapmanı sevdim
Ben sana ait olan her şeyi sevdim
Ve senden başka herkese kalbimi mühürledim
Kirpiklerini sevdim sevgili
Uzun uzun olan o kirpiklerini
En zor anımda umuttun bana sen
Elimden tutup karanlıktan çıkarmanı sevdim
Yüreğini sevdim...
Dönülmez bir yoldayız artık biliyorum
Sensizliğe alışmam çok zor olsa da
Artık yoksun
Ama sana inat ben yokluğunu da SEVDİM ...
Alıntı
Hoşçakal Anne | İbrahim Sadri
Ben seni ilk bildiğimde
yağmur yağardı,
önce ellerime sonra gözlerime,
evimize ve kalbimize.
Ben seni ilk bildiğimde
Anne demeyi öğrenmiştim
dünyanın bütün kelimelerinden önce...
Kim bilir belkide biraz sevinirsin
ben sana Anne deyince diye...
&&&&&
Sen şimdi hatırlamazsın
sokakta top oynardım
düşüp dizimi kanatırdım,
gizlice eve gelip, saklanırdım.
Korkardım,
öyle görünce beni üzülürsün diye...
&&&&&
Ben seni ilk bildiğimde
gökyüzü mavi, kuşlar deli dolu
toprak sen gibi kokardı
ya da sen Anne gibi kokardın
limon çiçekleri kokardı
sabahları İstanbulun,
toprakta öyle kokardı..
&&&&&
Sen yanımdaysan,
uzanıp tutardım yıldızları
kıyılarda mavnaları
telli turnaları
acıklı şarkıları
ekmeği
ezanları
bahar akşamlarını
ellerinden tutardım
yarım kalmazdı hiç bir şarkı...
&&&&&
gece uyurken
meleklerle birlikte söylediğin ninnileri
ekmeğimin içine koyduğun peyniri,
üstüne sürdüğün çilek reçelini
başımı okşarken, gözlerinde gezinen
Rabbimin merhametini,
beyaz yakalığımı, defterimi, kalemimi
cebimde çiçekli mendilimi
ben seni öyle çok sevdim ki
hiç aklıma getirmedim bir gün bile
böyle büyük sensizliği
böyle büyük sessizliği
&&&&&
Eski bir sokakta
hayat kavgasının tam ortasında
karanlık gecelerin
uğraşların, vurgunların
infazların arasında
en büyük limanım
en emin sığınağım
en çok merhametimdin...
&&&&&
Ben, ben senin yanındayken hiç büyümedim
kolum kanadım,
kapının önünde bıraktığım korkularım,
pencere önü menekşe çiçeğim,
beyaz masa örtülerim,
kaf dağlı masallarım,
her gün yeniden taradığım saçlarım,
benim büyük kahramanım,
nazım, yazım ANNEM benim...
toz kanatlı kelebeğimdin...
&&&&&
Hiç aklıma gelir miydi bu dünyanın
Sensizde Döneceği...
yitip gideceği taaa içinden
sahilleri hayallerimin küseceği.
bulutların yağmurların dineceği.
her sabah;
senin nefesinle başlayan günün
bir gün akşama döneceği...
hiç aklıma gelir miydi...
&&&&&
Bırakıp gittiğinde sen,
yalnızlık denen şeyin
hiç kımıldamadan
nasıl sardığını öğrendim her şeyimi.
Ben seni ilk bildiğimde
hiç gitmeyecekmişsin gibi bildim
öyle kabul ettim direnmeyi, kavgayı.
Öyle kabul ettim
elini öperdim düzelirdi dünyam.
erik ağaclarım çiçeğe dururdu.
süt liman olurdu ruhumun denizleri.
gözlerini gözlerime sürerdin,
su içer gibi inerdi yangını kalbimin...
&&&&&
Ben aynı bıraktığın yerde
evimizin küçük odasında
hani o eski kanepenin yanında
sana bakıp bakıp duruyorum
kapının aralığından
terliklerini hazırlıyorum
baş örtünü katlayıp
sehbahanın yanına koyuyorum
saçlarımı uzatıyorum
belki yine tararsın diye
mendilimi, reçelli ekmeğimi
duanı edip beni uğurlamanı bekliyorum
hep bekliyorum hep bekliyorum
&&&&&
çünkü ben seni ilk
bildiğimde yağmur yağardı
önce ellerime sonra gözlerime ,
evimize ve kalbime
ben seni ilk bildiğimde
anne demeyi öğrenmiştim
dünyanın bütün kelimelerinden önce...
kim bilir belkide biraz sevinirsin
ben sana Anne deyince diye
&&&&&
çünkü ben seni ilk bildiğimde
hiç gitmeyecekmişsin gibi bildim
ve gittiğinde sensizlikti
benim ilk Kıyametim..
HOŞÇAKAL... ANNE...
HOŞÇAKAL...
Seviyorum İşte
Uzaktan seviyorum seni..
Öyle aylara, yıllara bölmeden
Saatlere, dakikalara bakmadan
Zamana takılmadan...
Nerdesin, kimlesin bilmeden
Ne yersin, ne içersin
Ne seversin düşünmeden
Ötesini berisini sormadan
Bıkmadan, bıktırmadan..
Yüreğimin en beyazıyla
Sadece benimmiş gibi
Sevgilerin en güzeliyle
Yüreklice
Hesapsızca
Sorgusuzca
Ve kendimce..
Seviyorum işte...
Alıntı
İlk Defa Seviyorum
Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci
Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde
Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup da
Beni sardığı bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun, siyah saçların yada kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye değil
Fikirlerinle, konuşmandaki güzelliğin ve benim o kor halde yanan yüreğimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atışımda vücudumun dört bir köşesine yayıldığını
Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim
Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni ısıttığın
Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğu
Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim
Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı
Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda
O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim
Ben seni o sensiz anlardaki boş ve değersiz geçen dakikalarda
Kayıp zamanlarımızda, seni arayıp bulamadığım
Çaresizlik içinde olduğum, anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa
Bende seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan ateşin ile
Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim anları beklerken
Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda
Gelip bu ateşi alevlendirerek
Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim
Korkuyorum!
Hakettiğin mutluluğu sana verememekten korkuyorum.
Seni beni sevdiğinden fazla sevememekten korkuyorum.
Senin sevgine layık olduktan sonra başkaları tarafından o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum.
Seni kazandım derken kaybetmekten korkuyorum.
Aramızdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.
Senin kalbini daha fazla kırmaktan korkuyorum.
O temiz ve masum göz yaşlarını daha fazla akıtmaktan korkuyorum.
Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.
Yada yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
Uçurumun kenarında yalnız kalmaktan korkuyorum.
Dostluğuna doyamadan uluorta yalnız kalmaktan korkuyorum.
Yüreğimdeki o ince sızının bir gün çoğalmasından ve beni sarmasından korkuyorum.
Sevgi denen güzelliğinin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.
Dostluğun ölüp yerine nefretin yeşermesinden korkuyorum.
Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten
Bir çiçek misali ne ellemeye nede koparmaya kıyamıyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;
Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.
Ömründe yaşadığın mutluluğu huzuru sana yaşatamamaktan korkuyorum.
Sana kalbimden fazlasını verememekten korkuyorum.
Sonunda sana gözyaşından başka bir şey bırakamamaktan korkuyorum.
Seni sevmekten değil;
dostluğunu suiistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve değerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum.
Belki de çok fazla korkuyorum