Ana Sayfa 930 bin Türkiye Fotoğrafı
Uşak şehir merkezi fotoğrafları
« önceki   123 ... 252627 ... 303132   sonraki »
Ana Sayfa -> Diğer Şehirler
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
arif solak

5 yıl önce - Cmt 24 Ekm 2009, 12:35



(+)



arif solak

5 yıl önce - Prş 29 Ekm 2009, 00:07



(+)



erhan64

5 yıl önce - Cmt 31 Ekm 2009, 01:00
uşak şehiriçi gezi rehberi


UŞAK KÜLTÜR VE TURİZM GELİŞTİRME YAŞATMA VE KORUMA DERNEĞİ (UTKUDER)

UŞAK ŞEHİRİÇİ GEZİ REHBERİ

KASIM 2009

İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
1.UŞAK GENEL BİLGİ
2.ATATÜRK ANITI
3.UŞAK’IN KURTULUŞU
4.BEDESTEN
5.ULU CAMİİ
6.BURMALI CAMİİ
7.HACIGEDİK HANI
8.DOKUZSELE ÇAYI
9.SAVAK ÇEŞMESİ CİVARI
10.KURŞUNLU CAMİİ CİVARI
11.TARİHİ UŞAK EVLERİ
12. ATATÜRK VE ETNOĞRAFYA MÜZESİ
13.PAŞA CADDESİ
14.UŞAK KONAĞI
15.HACI KEMAL TÜRBESİ
16.HAMZALAR EVİ
17.KÜÇÜK BEDESTEN
18.DÜLGEROĞLU OTELİ(PAŞA HANI)
19.UTAŞ KONAĞI
20.KIRIK MİNARE
21.ALİAĞA ÇEŞMESİ CİVARI
22.LATİFE HANIM BİLGİ EVİ(YÖRÜKEVİ)
23.KARAALİLER CAMİİ
24.DÖNERTAŞ
25.CİMCİM ÇEŞMESİ
26.ÇAKALOZ CAMİİ
27.UŞAK MÜZESİ
28.DİĞER GÜZELLİKLER
29.UTKUDER
30.ÖNEMLİ TELEFONLAR
UŞAK ŞİİRİ

ÖNSÖZ

1975 yılından günümüze kadar Uşak ilimizin başta tarihi dokusu, evleri ve çeşmeleri büyük bir talana ve tahribata uğramıştır. Bunun yanında geleneksel kültürümüz, adet, gelenek ve göreneklerimizde uluslararası medyanın bombardımanı neticesinde büyük bir yıkım geçirmiştir.

Yeni yetişen çocuklarımız ve gençlerimiz maalesef şehrimizin kültürüne ve sanatına yabancı nesiller olarak yetişmektedir. Yeni nesiller televizyon, sinema ve internet bağımlısı insanlar olmuştur. Günümüz insanı için, içinde yaşadığı şehirlerin kent kültürü herhangi bir anlam ifade etmemektedir. Tabiri caizse Uşak ili geleceğe dönük misyonu ve vizyonu olmayan, duygusuz insan yığınlarının yaşadığı büyükçe bir kasaba haline dönüşmüştür.

İşte bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak, bu kısırdöngüyü yıkmak için, UŞAK ilini seven insanlar olarak bir şeyler yapabilmek için bir dernek çatısı altında çalışmak, gayret göstermek amacıyla bir araya geldik.

Bu maksatla UŞAK ili ve ilçelerini her yönü ile tanıtmak, tarihi, kültürel ve sosyal, ekonomik, turistik, folklorik, el sanatları ve sanatsal özelliklerini araştırmak, geliştirmek, yaşatmak ve tanıtmayı amaçlayan UŞAK KÜLTÜR VE TURİZM GELİŞTİRME YAŞATMA VE KORUMA DERNEĞİ (UTKUDER) kurulmuştur.

Dernek olarak öncelikle anne, babalara daha sonra da ilköğretim okullarının birinci kademesinde görev yapan öğretmenlere sesleniyoruz. Mutlaka ama mutlaka çocuklarımıza içinde yaşadığımız sevgili Uşak ilimizin günde en az 15 dakika anlatılması gerektiğini düşünüyoruz.

Öncelikli olarak anne, babalara ve öğretmenlere daha sonrada ilimizi merak eden gerek hemşerilerimize gerekse Uşak ilimize gelen misafirlerimize yardımcı olmak üzere bir rehber hazırlamayı uygun bulduk. Muhakkak ki bu tür çalışmalar daha önceden de yapılmıştı. Sevgili Uşak ilimizin tanıtımı için amatör bir gayret olan bu çalışmamız daha da geliştirilebilir. Temennimiz ilimizin daha fazla sayıda çocuğumuz, hemşerimiz ve vatandaşımız tarafından bilinmesi ve tanınmasıdır.

Rehberin hazırlanmasında emeği geçen başta Uşak İl Kültür ve Turizm Müdürü Şerif ARITÜRK olmak üzere bütün Uşak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü personeline ve dernek yönetim kurulu üyelerimize teşekkür ediyorum.



Erhan KARSLI
UTKUDER Genel Sekreteri

1.UŞAK GENEL BİLGİ


Ege Bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde yer alan Uşak, kuzeyde Kütahya, doğuda Afyon, güneyde Denizli ve batıda Manisa illeri ile çevrilidir. İl arazisi genel olarak dalgalı plato görünümündedir. Kuzey ve doğu kesimleri dağlık, güney ve batı kesimleri ise ovalar ve dalgalı arazilerden oluşmaktadır. İçbatı Anadolu Bölümünün orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerinde kurulmuş olan Uşak’ın kuzeyini Murat Dağı, doğusunu Ahır Dağı( 1.915 m.) ile Bulkaz Dağlarının batı uzantıları engebelendirir. İlin en yüksek noktası Murat Dağı’nda Kartaltepe’dir (2.309 m.). İl merkezindeki Elma Dağı (1.805 m), Tahtalı Tepe (1.644 m.) ve Kocatepe (1.298 m.) ilin diğer yükseltileridir. Bunlardan Elmalı Dağı’nın üzerinde geniş yayla ve otlaklar bulunmaktadır.

İl toprakları vadilerle yarılmış, engebeli yaylalar görünümündedir. Gediz vadi tabanının genişlediği alanlarda Küçük Banaz ve Uşak ovaları bulunmaktadır. Bu ovalar akarsuların taşıdığı alüvyonlarla kaplı olup, il yüzölçümünün %5,5’luk bölümünü kaplarlar.

Uşak Ovası il merkezinin kenarında, deniz seviyesinden 890 m. yüksekliğinde, doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Bu ovanın üzerinde yüksekliği az olan volkanik tepeler sıralanmıştır. Büyük Menderes Nehrinin önemli kollarından Banaz Çayı kenarında, kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan Banaz Ovası yer almaktadır.

İl topraklarından kaynaklanan sular Büyük Menderes Nehri ve Gediz Nehri aracılığı ile Ege Denizi’ne dökülür. Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda akan Banaz Çayı Ulubey’in yakınlarında Kazancı (Yavu) Deresi ile birleştikten sonra il sınırları dışında Büyük menderes Nehri’ne katılır. İl topraklarından kaynaklanan Hamam Çayı da yine il sınırları dışında Büyük Menderes Nehrine katılır. Karayol (Güre) Çayı ise kuzeybatıdaki Gediz Nehri’ne katılır. Büyük Menderes Nehri üzerindeki sulama, enerji ve taşkınları önleme amaçlı Adıgüzel Baraj Gölünün kuzey kesimi de il sınırları içerisindedir. Bunun dışında il toprakları içerisinde doğal bir göl bulunmamaktadır.

İlin yüzölçümü 5.341 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 322.313’tür.

Akdeniz iklimi ile Karasal iklim arasında geçiş özelliği gösteren bir iklime sahiptir. Sıcaklık ve yağış, Ege bölgesine göre düşük, İç Anadolu bölgesine göre daha yüksektir. Kışlar Ege’ye göre daha sert geçmektedir. Yağışlarda ilkbahara doğru bir kayma dikkati çekmektedir.
Yıllık sıcaklık ortalaması değeri 12,3 derecedir.

Uşak’ın bitki örtüsü genelde step görünümünde olup, Nehir boylarında söğüt, kavak ağaçları ve tarım alanları yer almaktadır. İlin yüksek kesimlerinde meşe, kızılçam, karaçam ve ardıç ağaçlarından oluşan ormanlar bulunmaktadır.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, ormancılık, dokumacılık, turizm ve sanayiye dayalıdır. İlde yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; arpa, buğday, şeker pancarı, nohut, mısır, yulaf, soğan, tütün, baklagiller, armut, vişne, karpuz, üzüm, domates ve diğer sebze çeşitleri ve gelmektedir. Az miktarda da pamuk, haşhaş, anason ve susam yetiştirilir. Hayvancılıkta sığır, koyun, kıl keçisi yetiştirilir. Tavukçuluk ve arıcılık da yapılmaktadır.
Uşak ve yöresinde üretilen Uşak halıları XVI. yüzyılda büyük bir üretim merkezi konumunda idi. Burada üretilen halılar Osmanlı saray ve camilerinde kullanılmış ve aynı zamanda da ihraç edilmiştir. Eski Uşak halılarında kiremit rengi bazen de lacivert zeminli madalyonlar sonsuz sıralar halinde birbirini izlemiştir.
Bu madalyonlarda mavinin çeşitli tonları, kahverengi, sarı ve beyaz renkler uygulanmıştır. Ayrıca baklava biçimli ve sekiz köşeli yıldız motiflerinin bulunduğu halılar da halı sanatı yönünden önem taşımaktadır. Kuş motifli halılar yörenin önemli halı örneklerinden olup, bunlar Türk ve İslam Eserleri Müzesi başta olmak üzere yerli ve yabancı müzelerde bulunmaktadır. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda yan yana mihrap desenlerinin bulunduğu Uşak halılarının da ayrı bir değeri vardır.

Uşak, Türkiye’de ilk sanayi kuruluşlarının ortaya çıktığı yörelerimizden biridir. XIX. yüzyılda yabancı sermayeli Osmanlı Bankası, Uşak ve Alaşehir’de şube açmıştır. Uşak’ta imalat sanayinin kurulmasında halı ve kilim dokumacılığının büyük payı olmuştur. Geleneksel metotlarla üretilen halılar daha sonra fabrikasyon üretime geçmiştir. İlk olarak 1905 yılında iplik fabrikası kurulmuş, bunu 1910’da açılan iplik ve şayak fabrikası izlemiştir.


Türkiye’deki ilk şeker fabrikası da 1926’da Uşak’ta açılmıştır. Cumhuriyetin il yıllarında Türkiye’nin sanayileşme çalışmalarına Uşak öncülük etmiştir.


Tarihi MÖ. V.yüzyıla kadar inen dericilik Uşak’ta önde gelen ve sürekli gelişen bir sanayi dalıdır. Ayrıca ilde tekstil giyim ve deri sanayi de önde gelmektedir. İlde, gıda, tütün, taş, metal eşya, makine ve teçhizatı, kereste ürünleri, kimya ve plastik sanayi dallarında faaliyet gösteren işletmeler bulunmaktadır.

İl toprakları yeraltı kaynakları yönünden zengindir. Banaz’da asbest, cıva, kaolin ve manganez, Eşme’de uranyum, Sivaslı’da asbest, Ulubey’de zımpara taşı yatakları bulunmaktadır. Ayrıca maden suları da değerlendirilmektedir.
Uşak yöresinde yapılan kazı ve araştırmalar yöredeki ilk yerleşmenin MÖ.4000 yıllarında Kalkolitik Çağda başladığını göstermektedir. Bu yerleşim İlk Tunç Çağında daha da yoğunlaşmış, MÖ.2000’de Anadolu’da ilk siyasi birliği kuran Hititler yöreye yerleşmiştir. Hititler Assuvalılarla savaşmış, MÖ. XII. yüzyılda yöreye yerleşen Frigler Assuvalılarla kaynaşmıştır. Friglerden sonra MÖ.676’da Kimmerler ardından da MÖ. VII. yüzyılda Lidyalılar buraya hakim olmuştur. Dünyada ilk sikke basan ve dönemin en zengin krallığı olan Lydialılar, MÖ.546 yılında Persler tarafından yıkılıncaya kadar yöre ticaretinde Kral Yolundan da yararlanarak etkili olmuşlardır. MÖ.546’da Lydia kralı Kroisos ile Pers kralı Kyros arasında Sardes’te yapılan savaştan sonra Persler yöreye egemen olmuşlardır. Bu durum MÖ.334’e kadar devam etmiştir. Makedonya kralı Büyük İskender’in Anadolu seferi sonunda da Persler Anadolu’dan çekilmiş, yöre Büyük İskender’in egemenliği altına girmiştir.

Büyük İskender’in ölümünden sonra Uşak yöresi generallerinden Lysimakhos’un payına düşmüştür. Bundan sonra Pergamon Krallığı yöreye egemen olmuştur. MÖ.189 yılında Pergamon Kralı III.Attalos’un topraklarını vasiyet yolu ile Roma’ya bırakmasından sonra da Romalılar buraya hakim olmuşlardır.

Roma İmparatorluğunun 395’te ikiye ayrılmasından sonra Anadolu’nun bir bölümü ile birlikte Uşak yöresi de Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun hâkimiyetine girmiştir. Bizans döneminde Anatolikon Theması’nın sınırları içerisinde olan yöre, zaman zaman Selçuklular ile Bizanslılar arasında el değiştirmiştir. Selçuklu sultanı II.Kılıçarslan ile Bizans İmparatoru Manuel Komnenos arasında yapılan Miryakefalon Savaşı sonucunda yöre Selçukluların yönetimine geçmiştir. Bundan sonra Anadolu Selçukluları sınırlarını Denizli’ye kadar genişletmiştir. Sultan II.Kılıçarslan 1185’te topraklarını on bir oğlu arasında paylaştırmıştır. Bunun sonucunda da Kütahya, Uşak ve Uluborlu bölgesi Gıyaseddin Keyhüsrev’in payına düşmüştür. I.Gıyaseddin Keyhüsrev 1192 tarihinde devletin başına geçmeyi başarmışsa da bu durum fazla uzun sürmemiş, 1196’da kardeşi II. Süleyman Şah tarafından sürgüne gönderilmiştir. Selçuklu sultanlarının aralarındaki bu mücadeleden yararlanan Bizanslılar da Kütahya ve Uşak yöresini yeniden ele geçirmişlerdir. Bu durum 1233 tarihine kadar sürmüştür.
XIII. yüzyılın ilk yarısında Alaaddin Keykubat Uşak yöresini Anadolu Selçuklu topraklarına katmış ve bu dönemde Malatya yöresinden gelen Germiyanoğulları Uşak ve çevresine yerleşmişlerdir. Germiyanoğulları 1300 yılında burada bağımsızlığını ilan etmiş, bu durum Yıldırım Beyazıt’ın 1390’da yöreyi Osmanlı topraklarına katmasına kadar sürmüştür. Ancak Yıldırım Beyazıt Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’a yenilince, Timur yöreyi yeniden Germiyanoğullarına vermiştir. Uşak ve yöresi 1429’da Germiyanoğullarının son hükümdarı II.Yakup Bey’in vasiyeti ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Osmanlı döneminde Anadolu eyaletinin Kütahya sancağına bağlı bir kaza konumunda olan Uşak, XVI. yüzyılda Celali İsyanlarından, XVIII. yüzyılda da Ayanların baskılarından etkilenmiştir.
XIX. yüzyıl sonlarında Hüdavendigâr (Bursa) vilayetinin Kütahya sancağına bağlı bir kaza olarak yönetilmiştir. 1867 yılında Belediyesi kurulmuştur.
Balkan Savaşları ve I.Dünya Savaşı’ndan sonra Makedonya ve Trakya göçmenlerinin bir bölümü buraya yerleştirilmiştir.

Kurtuluş Savaşı sırasında 29 Ağustos 1920–2 Eylül 1922 arasında Yunan işgalinde kalmıştır. Yunan generali Trikopis Uşak’ta Elma Dağı’nda Türk kuvvetlerine teslim olmuştur. Bu dönemde Uşak yakılmıştır. Bu yangında Uşak kaza merkezindeki Kurtuluş Mahallesinin yarısı, Hamidiye, Sarayaltı ve Durak Mahallesinin tamamı yanmıştır.
Uşak Ticaret ve Sanayi Odası tarafından yapılan incelemelerde 650 ev, l resmi bina, 3 hamam, 2 mektep, l hastane, 5 han ve otel. 5 cami ve mescit. 4 medrese. 2 kiremithane. 2 fabrika. 26 çeşme ve su terazisinin yandığı tespit edilmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra Uşak, Kütahya vilayetinin bir kazası olarak kalmış, Teşkilat-i Esasiye Kanunu ile Banaz, Sivaslı, Karahallı ve Ulubey Nahiyeleri, Uşak Kazasına bağlanmıştır. 1953 yılında Uşak il konumuna getirilmiş, Manisa İlinden Eşme buraya bağlanmış ve diğer nahiyeler kaza konumuna getirilmiştir.

Uşak ve çevresinde günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Blandaus Antik Kent kalıntıları, höyükler, Tümülüsler, Sivaslı’da Antik Sebaste kenti Roma ve Bizans kalıntıları, Ulubey Kanyonları, Selçikler Erice Köyü Ballıkaya Kilisesi, Bulkaz Dağı yamacındaki Delikkaya Kilisesi, Uşak Ulu Camisi (XV. yüzyıl), Burmalı Cami (XVI. yüzyıl), Çakoloz Camisi (XIX.yüzyıl), Şeyh Hacı kemal Türbesi (1892), Aliağa Çeşmesi (XVI.yüzyıl), Cimcim Çeşmesi (XIX.yüzyıl), Çanlı Köprü (1256), Beyler Han Köprüsü, Halı Pazarı Köprüsü ve Türk sivil mimari örneklerinden Uşak evleri bulunmaktadır

2.ATATÜRK ANITI
Heykeltıraş Prof. Dr. Tankut ÖKTEM tarafından tasarlanan Atatürk ve Kurtuluş Anıtı, 30 metre uzunluğunda, 17m.yüksekliğinde, anıt, bir kaidenin üzerinde, üç ana grupta toplanan figürlerden meydana gelmiştir. 10 Kasım 2000 tarihinde tamamlanmıştır.
Birinci grupta, Uşak’ın Türk süvarileri tarafından kurtarılışını simgeleyen süvari figürleri bulunmaktadır. Kaide üzerinde, Türk ulusu’nun tutsak edilemeyeceğini, sonsuza kadar özgür kalacağını simgeleyen zafer sütunu yükselmektedir. Bu sütunun önüne yerleştirilen, Atatürk ile üzerinde bilim ve sanat yazan kitapları taşıyan genç kız ve erkek figürleri ise Cumhuriyetin kuruluşunu ve gençlere emanet edilişini, eğitime verilen önemi simgelemektedir. Üçüncü grubu oluşturan kompozisyonda ise, Türk kadınının kahramanlığını ve cesaretini, Kurtuluş Savaşında ordumuza desteği simgeleyen kadın figürleri ve mermi yüklü kağnı yer almaktadır. Bütün figürlerin üzerine yerleştirildiği kaide ile bütünleşmiş bir biçimde 17 m. yüksekliğe erişen bloğun çevresinde ise Atatürk’ün sanat, kültür ve cumhuriyet üzerine söylediği sözler bulunmaktadır.
Büyük Taarruz’da Türk ordusunun zaferi, işgal orduları komutanının Uşak ilinde esir alınmasıyla tescil edilmiştir. Bu zaferden sonra işgal orduları Anadolu’da bir daha tutunamamış ve yurdumuzu sembolize eden Atatürk ve Kurtuluş Anıtı ile halkımız; modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk’e kahraman ordumuza, fedakâr kadınlarımıza, şehit ve gazilerimize şükranlarını sunmaktadır.


erhan64

5 yıl önce - Cmt 31 Ekm 2009, 01:03
uşak şehiriçi gezi rehberi


3.UŞAK’IN KURTULUŞU

Uşak’ın düşman işgali altında kaldığı tam iki sene içinde Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Garp Cephesi’ni kuvvetli bir hale getirdi. Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü, İnönü Savaşları’nı kazandı. Ordular Sakarya Meydan Muharebesi’nde düşmanı yendi. Bunu Mustafa Kemal Paşa’nın Afyon-Dumlupınar Savaşı zaferi takip etti.
Mustafa Kemal Paşa’nın idare ettiği Türk kuvvetleri 30 Ağustos 1922 tarihinde Murat Dağları’nın doğu eteklerinde Çal Köyü mıntıkasında istilacı düşman ordularının büyük kısmını kuşatarak yok etti. Türk ordularının imha hareketinden kurtulabilen ve General Franko kumandasında toplanan I. ve II. Yunan piyade tümenleriyle, bir süvari tugayı ve meşhur Palantras Müfrezesi, I. kolordunun taarruzu karşısında 30 ve 31 Ağustos günlerinde Hallaçlar-Kaplangı dağı hattında kesin bir mağlubiyete uğratıldı. General Franko, 1 Eylül 1922 günü ümitsiz bir halde Uşak’ın Kapaklar-Kusura Deresi-Elma Dağıhattında tutunmaya çalıştı. Sonra da Karlık istikametinde ilerleyen 6. Tümenin önünde tutunamayarak kaçtı.

Birlikler, 1 Eylül 1922 günün ikindi vakti Uşak ovasında şehre doğru süratle ilerlerken, şehir yanıyordu. Bu sırada şehre ilerleyen birliklerin başında Kumandan İzzettin Çalışlar bulunuyordu ve 2 Eylül 1922′de Uşak düşman işgalinden kesinlikle kurtuldu.
Yunan Başkomutanı Trikopis’in Esir Alınışı
Uşak için gurur kaynağı olan konulardan biri de Yunan başkomutanı Trikopis’ in, Eylül 1922′de Atatürk’ün komutasında bulunan Kafkas Tümen Komutanı Halit Bey tarafından Uşak’ta yakalanmasıdır.
30 Ağustos 1922′de Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nde bozguna uğrayan Yunan Ordusu’nun büyük bir kısmı, Dumlu, Büyükoturak, Banaz, Kızılhisar ve Kapaklar üzerinden Uşak’a doğru çekilirken Yunan orduları başkomutanı General Trikopis’in de içinde bulunduğu büyük bir birlik, Comburt Ovası’nı geçerek
2 Eylül 1922 günü Aşağıkaracahisar köyüne gelmişti.
Aynı gün 5. Kafkas Tümeni’ne mensup birlikler, muhtelif savaşlar vererek ve Elma Dağı’nın güneydoğusunda bulunan Göğem Köyü’nün doğu yakasına yaklaştığında, Karacahisar ve Çumyuva (Mıngırap) köylerinin yanmakta olduğu haberini almışlardı.

Bir müddet sonra küçük rütbeli bir Yunan subayı, tümen kumandanının yanına gelerek General Trikopis’in teslim olmaya karar verdiğini söyledi. 5. Kafkas Fırkası Kumandanı Halit Bey, Liva Komutanı Hopalı Ali Rıza Bey’e Yunan subayının getirdiği haberi bildirdi ve gidip Yunanlar’ı teslim almasını emretti.

2 Eylül 1922 gecesi saat 22:30 sıralarında Süvari Bölüğü Komutanı Sivaslı Yüzbaşı Ahmed Bey, esir generaller ile maiyetlerini Bölmeli Tepe’deki (Çakmaklı Tepe) 5. Kafkas Fırkası Komutanı Albay Dadaylı Halit Bey’in (Halit Akmansü) yanına getirdi. Yunan komutanının Uşak’ta Atatürk’ün huzuruna çıkarıldığı ev şu an müze olarak ziyarete açıktır.







4.BEDESTEN
Osmanlıda, kumaş, mücevher ve çeşitli kıymetli eşyaların alım satımının yapıldığı, eşit büyüklükte kubbelerle örtülü, bir çeşit kapalı çarşı olup bu yapıların ilk örneklerine 13. yüzyıl başlarında Anadolu’da rastlanmıştır.
Sözcüğe Türkçede ilk bezzazistan olarak Selçuklular döneminde rastlıyoruz. Kelime anlamıyla bezzaz kumaşçılar demektir. Bunun arkasına eklenen –istan ekiyle ise kumaşçılar çarşısı anlamına ulaşıyoruz. Bu sözcük 17. Yüzyıla kadar özgün şekliyle kullanılırken, Anadolu Türkçesine evrilmesi sırasında "dat" harfinin okunuşunun getirdiği karışıklıkla “bedesten” olarak söylenmeye başlanmıştır. Mimari yapı tipi olarak ortaya çıkışı Beylikler Döneminde olmakla birlikte, Osmanlılar Döneminde yazışmalarda giderek daha sık rastlanmasından dolayı özgün işlevinin bu dönemde belirginlik kazandığını anlıyoruz.
Bedestenler başlangıçta değerli kumaşların hırsız ve yangından korunması ve korunaklı bir ortamda satışının yapılması amacıyla ortaya çıkmış olmakla birlikte daha sonraki dönemlerde her türlü yükte hafif pahada ağır malın saklandığı ve satıldığı bir Osmanlı yapı türü haline gelmiştir. 18. Yüzyıla kadar bazı hanların bezzazlar hanı, iplikçiler hanı, dokumacılar hanı gibi uzmanlaştığını görüyoruz.
Aynı yüzyılın ikinci yarısında artık bedestenleri özgün şekliyle ortaya çıktığını ve işlevinin tüm değerli emtia ve menkul değerleri de kapsayacak şekilde belirginleştiğini görüyoruz. Osmanlılar döneminde bedestenlere kuyumcularda yerleşmeye başlamışlardır. Bedestenler bu işlevleri yanında bugün bankaların yerine getirdiği para saklamak, akreditif karşılığı ödeme yapmak gibi işlevleri de üstlenmişlerdi.
Bu arada bedestenlerde yapılan değerli mal hareketlerinin ve satışının rahatlıkla izlenebilmesi nedeniyle değerli mallardan alınan Mizan Resminin toplanmasını da kolaylaştırmaktaydılar. Bütün bu işlevlerinden dolayı Osmanlı ekonomik yaşamında çok önemli yer tutmaktaydılar.
Uşak il merkezinde bulunan bu bedestenin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber bazı kaynaklarda bir İtalyan mimar tarafından 1901’de yaptırıldığına dair bilgi bulunmaktadır.
Bedesten kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, dikdörtgenin iki ucu arasına da birer giriş kapısı yerleştirilmiştir. İnce uzun bir koridorun çevresinde odalar sıralanmıştır. Yapı üslubu XX. yüzyılın başlarına ait herhangi bir ekole uymamaktadır. Bedesten uzun süre harap durumda kalmış 1980’li yıllarda restore edilmiştir. Bu restorasyon sırasında tamamen özgünlüğünden uzaklaşmış olup, XX. yüzyılın sonlarına ait modern bir mimari özelliği göstermektedir.
Günümüzde Sarraflar Çarşısı olarak kullanılmaktadır.



ARASTA


5.ULUCAMİ


Uşak il merkezinde bulunan Uşak Ulu Camisi’nin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, Germiyanoğulları dönemi mimari
özelliklerini yansıtmaktadır. Caminin giriş kapısı üzerindeki Arapça yazılı sülüs kitabesi bulunuyorsa da bu kitabe cami ile bağlantılı değildir. Bir çeşmeye ait olan bu
kitabe caminin yapım tarihi ile ilgili bir bakıma bilgi vermektedir.

Bu kitabede “Germiyan illerinin beyi Süleyman Şah oğlu Yakup Bey h.822 (1419) yılında yaptırdı ve suyunu getirdi” yazılıdır.

Cami ile ilgili araştırma yapan Mahmut Akok: “Meskür çeşme evvelce camiin kuzey avlusunun bir kenarında iken son yapılan tamirler ve avlunun tanzimi sırasında buradan kaldırılmış ve üzerinde bulunan kitabe de caminin yapılış tarihine uyması bakımından bugün bulunduğu yere konulmuştur” demektedir.
Uşak Ulu Camisi Germiyanoğulları devri, özellikle Beylikler devri ile Osmanlı mimarisi arasında bir geçiş dönemini yansıtmaktadır. Bununla beraber bu yapı daha geç dönemlerde onarılmış, XIX. yüzyılda ampir üslubunda bezenmiştir. Yine bu dönemde önüne bir son cemaat yeri eklenmiştir.


Cami kesme taştan bir yapı olup, önündeki son cemaat yeri ve ibadet mekânı ile bütün halinde tek bir kütle görünümündedir. Avlusunun mihrap ve kısmen de doğu yönünde bir mezarlık bulunmaktadır.

Taş döşeli avlusu ise günümüzde yol seviyesinden birkaç metre daha aşağıda kalmıştır. Caminin doğu duvarına sonradan bitişik olarak yapılan minaresi de ayrı bir kütle görünümündedir. Son cemaat yeri pandantifli, dıştan sekiz köşe kasnaklı beş kubbe ile örtülü, üç kapılıdır. Cephe görünümünü geniş sivri kemerlerin oluşturduğu kalın taş sütunlar oluşturmaktadır. Son yıllarda bu taş sütunlar camekânla kapatılmıştır.

Son cemaat yerinden ibadet mekânına ampir üslubunda bir kapıdan girilmektedir. İbadet mekânı 18.50x22.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı dört kütlevi paye ile üç sahna bölünmüştür.
Bunlardan girişin önünde sivri tonozla örtülü bir nevi giriş holü, bunun arkasında 10 m. çapında büyük bir kubbenin örttüğü asıl ibadet mekânı bulunmaktadır. Bu bölümün üzerini örten kubbe geniş kemerlerin yardımı ve payeler ile çevre duvarlarının üzerine oturtulmuştur. Bunun yanı sıra kubbe dışında kalan iki yan bölümler üçer küçük kubbe ile örtülüdür.

Mihrap taş oymadan olup, geç dönemlerde yapılan onarımlar sırasında orijinalliğinden oldukça uzaklaşmış ve bezemelerle de ampir üslubuna dönüşmüştür. Minber ise orijinalliğinden uzak bir görünümdedir. Eski minbere ait bazı parçalar yeni yapılan minber üzerine eklenmiştir.

Uşak Ulu Camisi kendine özgü bir yapı olmasına rağmen aynı dönemde yapılmış diğer yapılarla da ortak benzerlikler göstermektedir. Edirne Eski Cami, Sofya Büyük Cami ve Filibe Cuma Camisi ile plan yönünden ilginç benzerlikleri vardır. Bu konuda araştırma yapan Mahmut Akok; “Orta sahna verilen kıymet ve burada yaratılmış olan genişlik ve irtifa ile müteakip çağlarda inkişaf ettirilmiş merkezi tek sahanlı camilerin bir nevi prototipi gibi durmaktadır” demektedir.
Caminin yanındaki minare beden duvarlarına kadar yükselen dikdörtgen taş kaide üzerinde Türk üçgenlerinin yardımı ile tek şerefeli yuvarlak gövdeye geçilmektedir


erhan64

5 yıl önce - Cmt 31 Ekm 2009, 01:04
uşak şehiriçi gezi rehberi


6.BURMA CAMİ
Uşak İl merkezinde, eski Şeker fabrikası ile eski Buğday Pazarı’nı ayıran yolların köşesinde bulunan bu caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ayrıca kitabesi de günümüze gelemediğinden banisinin ve mimarının isimleri bilinmemektedir. Bununla beraber yapı üslubundan XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Caminin giriş kapısının sağında yer alan onarım kitabesinden de h.1185 (1769) yılında onarıldığı öğrenilmektedir.

Kitabe:
“Çün harabe müşerref oldu bu cami ey hüncaz
Hoş delalet kıldı tamirine Abdullah izam
Hayre sai olduğu içün ol azizi muhterem
Yeğinle buldu hayatı kubbe şadırvan can
Çün minare giyecek başına bir zerrin külah
Dedi tarihi bir müferriş camii oldu bu tamam hicri sene 1185 (1769).”

Kesme taştan yapılmış olan camiye merdivenli bir avludan girilmektedir. Giriş portalinin önü sonradan camekânla kapatılmıştır. İki kare mekânın birleşmesinden meydana gelen caminin ibadet yerinin önündeki bölüm basık kubbelidir.
Bu kısmın sonradan eklendiği sanılmaktadır. Son cemaat yeri niteliğindeki bu kısmın duvarlarında sivri kemerli nişler bulunmaktadır. Bu bölümün üzerini örten kubbe sekizgen bir kasnak üzerine oturmaktadır. Böylece ibadet mekânını
örten ana kubbeye uyum sağlanmak istenmiştir.

İbadet mekânının duvarları 1.50 m. kalınlığında olup, 9.00x9.00 m. ölçüsünde kare planlıdır. Bu bölümün üzerini örten kubbe sekizgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Kubbenin basık oluşu iç mekâna ağır bir görünüm vermiştir.
İbadet mekânı küçük pencerelerle aydınlatılmış olmasına rağmen iç mekân loştur. İç mekânı süsleyen bezemeler XIX. yüzyılda yapılmıştır.

Mihrap üçgen bir niş şeklinde çıkıntılı olup, taşa oyulma sureti ile yapılmış, üzeri mukarnasla sonuçlandırılmıştır. Geç devirde yapılmış olan ahşap minberin üzerine eski minbere ait eski parçalar da eklenmiştir.

Girişin sağında yer alan minare ilk mekânın uzantısı ile birleştirilmiştir. Sekizgen kaide üzerine kırmızı tuğladan silindirik olarak yapılan gövde tek şerefelidir. Gövde üzerindeki kırmızı tuğladan yivler helezoni bir şekilde dizilerek minareye değişik bir görünüm kazandırılmıştır.


7.HACIGEDİK HANI
Şehrin halı pazarı yönünde iki üç dönümlük alan üzerinde kurulu iki katlı taş yapıdır. Üst katta 30 oda, alt katta da yine otuz kadar dükkân ve kahvehane bulunmaktadır. Bu büyük binanın sahibi ve yaptıranı şimdi hacı gedikler ailesinin dip dedesi Ali Oğlu Hacı Mustafa Efendidir. Uşak’ı baştan aşağı yakan 1894 yangınında taş bina olması nedeniyle yanmamıştır.
Bankalar ve tüm dükkânlar, manifatura mağazaları, paşa hanı ve bedesten yapılana dek bu han da kalmışlardır. Bu büyük yapı bugün de han olarak kullanılmaktadır ve dış dükkânlar esnaf ve sanatkârımızın iş yeri gereksinimini karşılamaktadır.

8.DOKUZSELE ÇAYI

9.SAVAK ÇEŞMESİ CİVARI(SAVAK ÇEŞMESİ-SÜNNET ÇEŞMESİ)

10.KURŞUNLU CAMİ CİVARI(HACI VELİ ÇEŞMESİ, CELEP CEŞMESİ)

11.TARİHİ UŞAK EVLERİ
Uşak’taki tarihi evler çoğunlukla iki katlı olarak inşa edilmiştir. Tek ya da üç katlı olanlarda vardır. Zemin katlar tasarruflu bir düşünceyle günlük ve kışlık ihtiyaca göre düzenlenmiştir. Birinci katlar esas ikamet bölümü olduğu için daha fazla önem kazanmış, evin ası planı da burada teşekkül etmiştir. Üç katlı evlerde ise, genellikle yazlık olarak düşünülmüştür.

Türk evleri için karakteristik diyebileceğimiz kat aralarındaki kışlık odalar bazı Uşak Evlerinde de bulunmaktadır. Bunlar çoğunlukla kapısı merdiven sahanlığına açılan, ocaklı bir odadan ibaret mekânlar halindedir.

Kullanılan inşa malzemesinin sağladığı imkânla, katlar arasında plan serbestliğine az da olsa rastlanır. Ancak, çıkmaların dışında buna pek gerek görülmediği; sağlamlık açısından mümkün olduğu kadar alt kattan yükselen beden duvarlarına uyulmak istendiği gözlenir.

Uşak evlerinin planlanmasında haremlik-selamlık ayrımına rastlanmamıştır. Ancak, söz konusu anlayış, erkeklerle kadınların ayrı oturmaları şeklinde uygulanmıştır.
Tarihi uşak evlerinin en belirleyici özelliği ve merkezi sofa’lardır. Uşak’taki tarihi evlerin hemen hemen hepsinde küçük bir avlu ve bahçesi vardır. Evlerin avlu ve bahçeleri birbirinden farklılık gösterirler. Ancak, çoğunun ortak özelliği, içlerinde fırın, ocak ve ekmek evi gibi elemanlarının bulunması, ön avlularında kayrak taşlarıyla döşeli taşlık denilen bir kısmının yer almasıdır. İlimizde bu evlere Aybey, Işık ve Karaağaç Mahallerinde rastlamak mümkündür.

Uşak’ta halı imalatı geçmiş dönemlerde çok yaygın olarak vardı. Halıcılık evlerin altında oluşturulan özel bölümlerde yapılır, hem de üstünde yaşanırdı. “Uşak’ta orta sofalı, dış sofalı ve iç sofalı olmak üzere değişik plan tipinde evler vardır. Sofa, eski değim ile salona benzeyen yazın oturulup kalkılan çevresi açık bölümdür. Evde misafirlerine kabul edildiği başoda, aynı zamanda ailelerin yaşadığı odalar vardır.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> Diğer Şehirler