Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
İstanbul Küçükçekmece
« önceki   1234 ... 929394   sonraki »

ANA SAYFA -> İSTANBUL
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 3
Selcuk Aral

11 yıl önce - Pzr 30 Tem 2006, 12:19




Kücükcekmece Köprüsünde Bir Balık'avı ve Balık'ziyafeti

Sevgili WOW’cular !

Yillar önce bir gün *kader rüzgâri* beni tesadüfen Almanya’ya sürükleyince, gelirken yanimda, buralarda cok daha iyileri bulunmasina ragmen, satmaya kiyamamis, benim külüstür Rus Mali *Zenith* makinami da beraberimde getirmis. Hatta esin, dostun resmi yaninda, etrafin *coluk-cocugunun* bebeklikten-dügüne-nikâha kadar resimlerini cekip cep harcligimi dogrultmusdum.

Aradan bir müddet zaman gectikten sonra kafama film cekmeyi *süper 8* takmis ve bir de kamera almis gittigimiz-gördügümüz yerlerin filmlerini ceker olmusdum. Bugün sizlere anlatacagim olay 1973 senesinde cereyan etmisdir ve hatta hala arsivimde bir film’i mevcuttur.

Bir yaz günü Sigrid’e (henüz daha evli degiliz –ilerde mizikcilik yapmasin diye - kendisine Selcugun nereden, nasil bir hayatin icinden cikip-gelmis oldugunu gösterip, tanittigim devreler) *Gel kiz seni Kücükcekmece’de Beyti Lokantasina götüreyim: Bak bakalim, sen hic hayatinda böyle döner yedin mi ?* diyorum.

Hergün damat gibi giyindigim (Amerikan mali olmazsa sadece Galeri Edip olmali *Vakko’ya nedense bir-kac cicek desenli kravat haricinde hic ragbet etmedim* dedigim) zamanlar. Sigrid’in üzerinde de pembe renkli, büyük cicek desenli, yere kadar uzun (aslinda bir gece elbisesi) var. Yazin ortasinda böyle giyinik olmamizin sebebi, bir kac saat sonra bir yere gitmemiz gerekiyor. Ya bir yere davetliyiz ya da böyle giyinmeyi icap ettiren bir durum var (Simdi neden oldugunu unuttum).

Yukarda resmini gördügünüz Kücükcekmece köprüsünün yakininda bir yere arabayi park ediyor yürüyerek köprüyü geciyoruz. Tam kefal zamani. Yukardan bakildigi zaman suda (köprünün sol –göl- tarafinda) sürüler halinde yüzen *kolum kadar uzun ve kalin* yüzlerce kefallari görüyoruz.

Mutlaka biliyor olmalisiniz. Kefaller hem tatli suda (nehir-göl vs) hem tuzlu (deniz) yasayabilen baliklardir. Yaptiklari yumurtalarini *üremek icin* birakmaya dere-irmak agizlarina gelir ve daha sonra geldikleri yere yani denize geriye dönerler. Iste yukardan seyrettigimiz bu baliklarda hamile kadinlarin *lohasalik devirlerinde oldugu* gibi bitap ve bitgin bir durumda tekrar denize ulasmaya calisirlar.

Yalniz tek gecis yollari olan köprünün öbür tarafina koskoca bir dalyan kuruludur ve aglarin uclarinin tutturulduklari kaziklar üzerinde balikcilar ellerinde halatlar beklemektedir. Gidenin geri gelmedigini gören baliklar ürkmüs, yüzüp-yüzmemekte, gecip-gecmemekte tereddüt icinde, sinirli bir sekilde bir o yana, bir bu yana cirpinir, yunuslar gibi bir suyun dibine dalip bir havaya sicramaktadirlar.

Dördü kaziklar üzerinde, ikisi sandalin icinde bekleyen, en az bir haftadir kesilmeyen sakallarindan, saraptan kisilmis ve catlamis seslerinden ayrica kipkirmizi suratlarindan, geceden kalma olduklarini gösteren gözlerinden ilk bakista yoksulluklari anlasilan, ayakkabilarinin arkasina basmis, agizlarinda dislerinin cogu eksik balikcilar günes altinda olmalarina ragmen giydikleri yün kazaklarinin icersinde yari uyanik yari uyuklamaktadirlar.

Tetigi (pardon halati) cekmek icin bekledikleri, köprünün üzerinde bizim gibi baliklari gözleyen arkadaslarinin ellerini kullanmadan sadece dudaklarini büzerek caldigi oldukca yüksek sesli isligi'dir. Gercekten baliklar sanki baslarina gelecegini bildiklerinden köprünün gölgesinin suya vurdugu yüzde *kepcele-kepcele cikart* denilecek kadar cok olmalarina ragmen öbür tarafa kolay gecmeye niyetleri yoktur.

Yalniz her tarafta, her zaman oldugu gibi iclerinden bir *sivri kafalisi* sansini denemeye kalkar ve onu sürüden yüzlercesi takip ederler. Iste ayni anda *balikcilarin cavus'unun* aniden keskin isligi duyulur. Herkez oldugu yerden roket gibi firlayarak, hep beraber, her bir agizdan birbirlerine ritim tutup, moral verip, saya saya halatlari cekmeye baslarlar. Daha henüz aradan saniyeler gecmeden koskoca ag'dan *torba-carsaf* sudan yükselmis-cikmistir.

Dalyan'in ici *ben diyim elli sen de yüz* kiyamet kadar cok, hoplayan-ziplayan kefaller'le doludur. Iclerinde bir ikisi can havliyle sanki olympiyat rekoru kirarmiscasina sicrayarak agdan kurtulursada cogunluk icin son yolculuk baslamistir.

Artik is sadece sandal'da bekleyen iki balikcinin kürek kullanmadan agi ceke ceke agin ortasini yaklasarak baliklari teker teker elle toplamasina kalmistir. Onlar baliklari toplayip, cok büyük olanlarini kendilerini seyreden digerlerine ve alkis tutan seyircilere yukari kaldirarak gösterdikten sonra dalyan agirlik olsun diye üzerlerine tekrar tas atilarak dibe cökertilir.

Iclerinden birisinin görevi sadece *kasapliktir*. Kendisine getiren baliklarin icersinde disi olanlarinin hala yumurtasi olanlarini (havyar vaziyetleri) yakalayarak, karinlari yukari gelecek sekilde sirt üstü yatirarak, henüz yasayan dip-diri baligin karnini, elindeki pasli tenekeye benzeyen, ama tas'ta sürte sürte keskinlestirilmis bicagiyla, karnini enlemesine ve boylamasina bir put (hac) sekilde keserek, baliklarin yumurtasini zar'dan bir torba icersinde cekip cikartir ve güneste kurumasi icin ya bir yere asar veya serer.

Iste hikâyenin bu acikli olan kismini *alavere-dalavere* yaparak Sigrid'in gözünden saklayan Selcuk olayi basindan sonuna kadar hepsinin filmini kameraya ceker.

Kendi aramizda Almanca konustugumuzdan etrafimda film cektigim meraklilara da Alman TV'nundan oldugunu belgesel bir film icin calistiginin hikayesini atarak biraz bastan savar birazda *Havan batsin Selcuk ! Hahaha... Kusuruma bakmayin henüz cok genc oldugum devirler !* havasini basar. Fakat burada yapilan belgesel film'in artistleri *kazan kaldirip, protesto ederek* tamamen ters tepki gösterirler ve *yapmayin, etmeyin biz Beyti'ye döner yemege geldik* denmesine ragmen *illâ yemege davetlisiniz * kefal izgara var, imkani yok bir yere gidemezsiniz !* diye tuttururlar.

Naapsin Selcuk simdi ? Mecburen zaten uzak olmayan Kücükcekmece pazarindan yetecek kadar *coban salatasi* malzemesini ve yaninda *balikla beyaz sarap icilmesine ragmen* umumiyetin arzusuna uyarak dört-bes sise Papaz Karasi *kirmizi sarap* sirtlanir gelir. Bir taraftan bizim *kefaller odun kömürü atesinde* hindi-tüyünden yapilmis yelpazelerle yellene yellene kizarirken öbür taraftan da Sigrid koskoca tencere icersine coban salatasini hazirlar. Üstelik Kücükcekmece'nin sadece baligi-eti-sebzesi-meyvesi taninmaz, firini-ekmegide o derece meshurdur.

Simdi hatirlamadigim kulübemsi bir yerde, yer yetismedigi icin bir kismimiz ayakta bir kismimiz hasir kapli oturaklarin üzerine oturarak hep beraber baligimizi konusa konusa, güle oynaya yeriz. Vedalasma zamani geldiginde ellerine sikistirmak istedigim parayi hakaret kabul edip almayan *görünüsü yoksul, kalpleri zengin insanlari* bu kadar sene sonra bile unutmadigim gibi bu derece detayli hatirlarim.

Hoscakalin sevgili WOW'cular (Bana biraz müsade ben gözyaslarimdan islanan gözlügümü silecek biz bez aramaya gidiyorum)

NOT: Bu yazimi *Nostalji bölümüne de koyabilirdim* lâkin en yakisani burasi olduguna karar verdim.



cevat yılmaz
11 yıl önce - Cmt 05 Ağu 2006, 13:43
hızlı yapılaşma


küçükçekmeceyi azçok bende bilirim işimiz icabı sancaktülden halkalı,altınşehir ordanda hoşdereye çıkardık ama bu dediğim 79 lu yıllardı ozamanlar altınşehir halkalı virane gecekondu evleri barakalarla doluydu ama şimdi müthiş bir yapılaşma olduğunu görüyorum ve hayretler içinde takip ediyorum bu kadar hızlı yapılaşma başka bir yerde varmı acaba.

inan
11 yıl önce - Prş 23 Ksm 2006, 23:49

Gün batımında Küçükçekmece gölü ve sahil şeridi


 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)




 

(+)



 

(+)



 

(+)




ipeky

11 yıl önce - Cmt 25 Ksm 2006, 11:06




 

istanbul üniversitesi kampüsünden çekildiler


yasar_gul

11 yıl önce - Cmt 02 Arl 2006, 00:57



(+)



 

(+)



 

(+)



 

(+)




sayfa 3
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
« önceki   1234 ... 929394   sonraki »
ANA SAYFA -> İSTANBUL