Zaten ben bu sebepten vapurların isimlerinin değiştirilmesine karşıyım. Bir vapura hangi isim verildiyse bu vapur başka bir şehre de gönderilse asla ismi hiç bir sebeple (herhangi birini onurlandırmak için olsa bile) değiştirilmemelidir.
Kesinlikle doğru!... Noktasına kadar katılıyorum... Vapur isimleri, kişilerin onurlandırılması için bir araç olmamalıdır. Yeni bir cadde açılır, oraya isimleri verilebilir. Veya yeni bir vapur inşa edilir, ismi sözkonusu şahısların ismini taşıyabilir. Ama, evvelden varolan bir ismin değiştirilmesi, herşeyden önce o şehrin halkına yapılan bir haksızlıktır. Çünkü biz o vapurları, ilk isimleriyle tanıdık (Bostancı, Sedefadası, İnciburnu, Bahçekapı...). Bu vapurlar, ilk isimleriyle şehrin malı oldular, şiirlere, romanlara bu isimleriyle girdiler.
Bu durumda, İzmir'den Karşıyaka (Suvak) ile beraber gönderilen Göztepe vapurunun akibiteni de araştırırsanız sevinirim.
Göztepe Vapurunun Karşıyaka (Suvak)'dan 1-2 sene önce İstanbula gönderildiği biliniyor. Eğer bu yıllarda İstanbul'da 69 nolu Göztepe vapuru varsa o halde İzmir'den giden Göztepe vapurunun ismi değiştirilmiş olmalı.
Öte yandan İzmir'deki Göztepe vapuru İzmir'e 1923 sonrası İstanbul'dan gönderilmiş olabir bu durumda vapur İstanbul'dan İzmir'e, İzmir'den Tekrar İstanbul'a da gönderilmiş olabilir.
Biz Göztepe vapurunun 1923 ila 1930 arasında (bir -iki sene hata payıyla) İzmir'de çalıştığını biliyoruz. Bu durumda 69 numaralı Göztepe vapurunun 1923-1930 arasında bulunduğuna dair bir kayıt var mı?
Çünkü 1940 sonlarında Tarz-ı Nevin, 1950 sonlarına dair de Sütlüce vapuru İzmir'de kısa süre çalışmışlardır.
Ben vapurların bile bir ruhu olduğuna inanıyorum. Bugün son model bir tekneye bindiğimizde her türlü konfora rağmen eski vapurlarımızdaki keyfi ve hazzı alamamamızın sebebi işte bu ruhtur.
Bu vapurlar bu isimlerle anılmışlardır, bu isimlerle bilinmişlerdir İzmir'deki Hasköy vapurunun ismini Gölcük yaptıklarımda içim sızladı, aynı şekilde İstinye vapuruna "İhsan Alyanak" ismini verdiklerinde. Evet İhsan Alyanak elbette İzmir için önemli bir şahsiyettir ismi dediğiniz gibi yeni sokaklara, meydanlara parklara hatta yeni yapılacak vapurlara verilebilir. Ama ismi kartpostallara, romanlara, eski filmlere geçmiş İstinye, Hasköy gibi vapurlara değil.
Alıntı:
Vapur isimleri, kişilerin onurlandırılması için bir araç olmamalıdır. Yeni bir cadde açılır, oraya isimleri verilebilir.
Doğru okumuşsunuz her ne kadar süslü de yazılsa da Osmanlıca'da He-Kef-Be ile başlayan tek kelime vardır o da Heybe orada Heybeli yazısı açık okunuyor ama ada yazısı dediğiniz gibi süslü yazıldığından Elif-Tı-He harfleri seçilmiyor. Ama sırf "Heybeli" ibaresi bile yeterlidir sanırım.
Alıntı:
Ümit Bey, resimde Köprü "6" numaraya bağlayan vapurun ismi; "Heybeliada" (yanlış okumadıysam) Osmanlıca yazıyla ve biraz da kübik formda yazıldığı için pek kolay okunmuyor ama, ben bu şekilde okudum.
9 Ekim tarihinde eski Sarıyer, şimdinin Paradise eğlence gemisine dair bir kısa notu burada yayınlamıştım. Hem kaybolan fotoğrafı telafi etmek hem de Paradise'yi Sarıyer iken gösteren bir fotoğraf göndermek için yazma ihtiyacı duydum. Fotoğraflara bakanların nereden nereye dememesi mümkün mü?
Sevgli arkadaşım ve dostum Murat Koraltürk'ün sitemize üye olması ve resim göndermesi beni fazlası ile mutlu etti Şirket-i Hayriye'nin tarihçesi üzerinde araştıma yapan bu güne kadar yapılmış en iyi araştırma ki bu söz benim değil Sayın Eser Tutel'indir. sitemize değer katacağını eminim kendisine hoş geldin diyorum
Fotoğraflara bakanların nereden nereye dememesi mümkün mü?
Bu durumda nereden nereye demeyen biri olursa ilk tepkim şaşırmak olurdu. Çünkü 20 Ağustos 2006 günü yapılan Wow Turkey Boğaz gezisi'nde, içinde bulunduğumuz tekne, bu geminin bir hayli yakınından geçmişti. Sevgili Ali Bozoğlu hocam bu geminin Şirket-i Hayriye'den kalma 76 numaralı Sarıyer vapuru olduğunu söyleyince şaşkınlığımı gizleyememiştim. Paradise eğlence gemisinin yakınından geçerken, dikkatli inceleme şansına erişmiştim. Ne yazık ki orjinal hiçbir yanı kalmamış. Ancak bir detayı konusunda naçizane görüşümü belirtmek isterim.
Resimde görüldüğü gibi geminin ojinal denebilecek görünümü kanımca daire içine aldığım kısım olsa gerek. Çünkü bu vapur kadro dışı bırakıldığında hatırlamayacak kadar küçük olsam'da elimde bulunan materyaller doğrultusunda mukayese ettiğimde, eski halinde'de ve şu an ki halinde'de kıç kısmında (daire içine alınan bölüm) hafif çıkıntılı olması gözümden kaçmamıştı.
Ancak tanınmayacak halde baştan aşağı çok değişmiş Sarıyer hatta şekilsizleşmiş. Zaten dünya üzerinde kıymet bilmeyen, orjinaliteyi zedeleyip, güzelliğinden eser bırakmayıp koca bir ucube'ye çevirebilme yeteneğine sahip kaç ülke var acaba? 76 numaralı Sarıyer vapuru misali İstanbul'a yakışan eski görünümünü bozmayıp, istediği şekilde değerlendirilse ne kayıp olurdu acaba? Ancak bu benim zevkim lafının arkasına saklanıp, kaş yaparken göz çıkardığının farkında bile değiller. Ne yazık ki şu an bu vapura baktığımda tarih değil koca bir hiç görüyorum.
En son simon tarafından Cum 20 Ekm 2006, 02:37 tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi
Şirket-i Hayriye'nin 66 numaralı Boğaziçi Vapuru veya Boğaziçi Müzikli Eğlence Gemisi
Ya buna ne demeli!
Vapurlar doğdukları gibi bir gün ölürler de. Teknik ve ekonomik ömürlerinin sonuna gelen vapurlar sökülür. Bu, gemilerin kötü günüdür. Ancak bir de zamansız ölümler vardır. Bazen bir kaza veya sabotaj buna neden olur. Bir vapur için belki de en kötüsü, ölümden de acı olanı kimliğini yitirmektir; inşa ediliş amacı dışında, tahrip edilerek kullanılmaya başlanmaktır. Geçmişte bazı güngörmüş vapurlar kamuya mal olmuş varlıklar iken kafe veya eğlence gemisi gibi tüketime yönelik mekanlara dönüştürülmüşlerdir. İşte bu durum, bir vapur için yaşarken ölmek demek olsa gerek. Tıpkı daha önce fotoğraflarını yayınladığımız Şirket-i Hayriye'den yadigar kalan Sarıyer Vapuru veya sonraki adı ile Parasido eğlence gemisi gibi.
Aşağıda ise bir başka hazin tablonun fotoğraflarını göreceksiniz. Şirket-i Hayriye’nin 66 numaralı Boğaziçi Vapuru veya sonra aldığı isim ile Boğaziçi Müzikli Eğlence Gemisi. 1910'da, İskoçya’da inşa edilen Bogaziçi Vapuru 1981’de hizmet dışı kaldı. Daha sonra yüzer lokanta haline getirildi. Yandı, onarıldı tekrar yüzer lokanta olarak kullanılmaya başlandı. Sayın Eser Tutel'in verdiği bilgiye göre 1992 Lloyd kayıtları geminin Marmaris Belediyesine ait olduğunu gösteriyormuş. 1995'te ise Bogaziçi'nde bir Rumen gemisi bu garip vapura çarpmış ve ardından tekrar elden çıkarılmış. (Tutel'in 1997 yılında 2. baskısı yapılmış Şirket-i Hayriye kitabına göre) Şimdi nerede bilen varsa haber versin lütfen.
Boğaziçi'nin orjinal haline ait fotoğraflar Sayın Ali Bozoğlu'ndan edinildi.
Son haline ait olan fotoğraf ise bir reklamdan alınmıştır.
En azından 80'den evvel. Çünkü "Paşabahçe" Galata Köprüsü üzerindeki 6 numaralı ekspres iskelesine bağlamış. Hatta, daha da geriye çekebiliyoruz galiba tarihi. Gerilerde gözüken herhangi bir Boğaziçi Köprüsü silûeti yok. Yani, 1973'den (hatta 1971-72'den) de evvel... Çamlıca TV verici anten kulesi de görünürlerde yok... İstanbul sırtları bayağı çıplak... Karaköy dubalıya bağlayan bir Glasgow göründüğüne göre, 1961'den de sonra... Çamlıca tepeleri koyu yeşile dönmüş. Sonbahar günleri...
Vapurun burnuna düşen Galata Köprüsü'nün kendine özgü direklerinden birinin gölgesinin uzunluğu ve açısına bakılacak olursa, öğleden sonra 16:00-17:00 sıraları (Gölge, direğin 1.5 katı mesafelerinde)... Zaten Karaköy iskelesinde pik'e giren Glasgow'dan belli. Paşabahçe de muhtemelen Ada veya Yalova ekspresini yapmak üzere hazırlanıyor. Tek-tük yolcular binmeye başlamışlar. Ön alt dışta birkaç kişi en güzel yerleri kapmışlar bile... Vapurun burnu Eminönü'ne dönük (1970'lerin başına doğru, köprü iskelelerine bağlayan vapurların yönleri Karaköy'e dönüyor nedense).
Vapurun üzerine düşen direğin gölgesinde, troleybüs havaî tellerini tutan metal kollar yansımamış. Demek ki tramvayların kaldırıldığı Ağustos 1961'den sonra ama Galata Köprüsü üzerinden troleybüs geçmediği o ara dönem... 1962 yılının sonu-1963'ün ilk aylarından itibaren Galata Köprüsü üzerinden troleybüs geçmeye başlıyor.
Herhalde 60'ların ilk yarısında, muhtemelen 1962'nin bir sonbahar ikindisi vakti, saat 16-17 civarları...