Ana Sayfa 892 bin Türkiye Fotoğrafı
İstanbul Marmara'da balıkçılık, olta balıkçılığı ve fotoğrafları
123 ... 666768   sonraki »
Ana Sayfa -> İSTANBUL
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Sina

9 yıl önce - Çrş 18 May 2005, 00:33
Marmara'da balıkçılık, olta balıkçılığı ve fotoğrafları


Merhaba Wowturkey Dostları, M.Sina Demiral

"Bu başlık da nereden çıktı?" demeyin bir anda esti, oluşturmak istedim, öncelikle biraz amatör de olsa sizlerin de katkılarıyla Marmara'da ve özelinde İstanbul'da balıkçılık ve balık türleri, balık avı zamanları, yöntemleri ve fotoğraflarıyla dolduracağız. Kaynak olarak kullandığım kitap ve internet adreslerini belirttim. Fakat yine de salt bu adreslerden faydalanmadım, güzel bir harman oluştu, keyifle okuyun. Başlıyoruz...

Bir Balığın Anatomisi



1. Kafatası 11. Yüzme kesesi
2. Alt çene 12. Karaciğer
3. Omurga 13. Safrakesesi
4. Sırt yüzgeç bağlantıları 14. Böbrek-idrar yolu
5. Sırt yüzgeç kılçıkları 15. Yumurtalık
6. Beyin 16. Vücut
7. Omurilik 17. Kalp
8. Göz 18. Solungaç arterleri
9. Burun boşluğu 19. Solungaç aralıkları
10. Mide 20. Aort


LÜFER


Av Dönemi: Lüfer avı 1 Nisan...31 Ağustos arasında yasak olup bu dönem dışında günde en fazla 5 kg balık avlanmasına izin verilir. Avlanmasına izin verilen asgari boy 14 cm dir.

Tanımı:
Latince :Pomatomus saltatrix
İngilizce: Bluefish

Boğaz sularının sultanı,efendisi diye tanımlanan gezici balıklardan olan Lüfer Karadeniz'le Ege denizi arasında dolaşır, büyümesinin aşamalarında, aşağıda tabloda gösterilen değişik isimler alır.

Ustura gibi keskin dişlere sahip olan lüfer, Hemcinsleri dahil hemen her türlü balığa saldırır, parçalar ve yer. Lüfer sonbahar-kış aylarında en lezzetli ve olgun devrini yaşar. Yaz ortalarından sonbahara kadar da kışlamaya geçerler.

Yumurta bırakmak için (Üremeleri bahar sonu ile yaz başıdır. Kademeli olarak 60-80.000 yumurta verir) yaz aylarında Ege'den Marmara'ya ve oradan da Karadeniz'e çıkan lüfer sürüleri eylül ortasından itibaren çeşitli planktonlarla beslenip iyice yağlanmış olarak, Palamutların ardından Eylül sonuna doğru Boğaz'a , Marmara'ya, Çanakkale Boğazı'na oradan da Ege'ye inerler. Boğaz'da ve Marmara'da uzun süre kalıp av verir. Ilık suların 10 ila 200 m. derinliklerinde yaşar. Etinin lezzetiyle ekonomik değeri çok yüksek olan bir balıktır.

Nerelerde tutulur:
Lüfer Gezici bir balık olduğu için İstanbul Boğazı, Marmara ve Çanakkale boğazında pek çok yerde yakalanabilmektedir. Boğaz'da ;Anadolu ve Rumeli fenerleri önünden hemen hemen tüm boğaz kıyıları, Kandilli, Çengelköy, Kanlıca, İstinye, Yeniköy, Bebek, Küçüksu, Ortaköy, Beşiktaş, Kabataş arasındaki bölge, Sarayburnu ve Yenikapı hâlâ kıyıdan verimli avlar yapılabilecek yerlerdir. Çanakkale'de;Kepez iskelesi, Barut iskelesi, Büyük motor iskelesi, Seddülbahir,Kilitbahir av yapılabilecek yerlerdir.

Yemler:
Lüfer hem cinsleri dahil her türlü balığa saldırır. O nedenle en iyi lüfer yemi canlı yemdir.Baş yemi izmarit ve zargana olup, istavrit,sardalya,hamsi,kolyoz,kupes,kocagöz'de kullanılır .

Av Zamanı:
Gün içinde de avlanmasına rağmen ; Aksam üstü güneş batımından gece 01.00 e ve Sabah güneş doğmaya yakın Lüfer avı için en ideal zamanlardır.

KARAGÖZ


Av Dönemi: Karagöz avı 1 Nisan...31 Temmuz arasında yasak olup bu dönem dışında günde en fazla 5 kg balık avlanmasına izin verilir. Avlanmasına izin verilen asgari boy 15 cm dir.

Tanımı:
Latince adı : Diplodus Vulgaris
İngilizce adı: Bream

Nerelerde Bulunur:
Karagöz, taşlık kayalık yerlerde, su altı adacıklarının etrafında, burun çevrelerinde, akıntıların kesişme noktalarında bulunur. Avcılığı sabah saatleri ve akşam gün batımına 4 saat kala başlar. Denizin hareketine ve ayın durumuna göre sabaha kadar sürer. Ayın parlak olduğu gecelerde su yüzüne kadar çıktıkları görülür. Ülkemizde Ege Denizi, Akdeniz ve Çanakkale Boğazı’nda çok bol av vermektedir.

Beslenmesi ve Yemleri:
Sardalya, karides, kurt, sülünes, teke başlıca yemleridir. Yemi bir görüşte kapma gibi bir davranış sergilemez. Dikkatlice inceledikten sonra, ağız yapısının küçük olmasının da etkisiyle, kısa ve sert vuruşlarla yemi diklemeye başlar. İki üç vuruştan sonra yemi aniden kapar. Bunun için olta her vuruş sonrasında çekiştirilmemeli, balık ürkütülmemelidir. Takımda sert vuruşlar ve bir çekme hisedildiğinde kısa bir tasma atıp olta boşluk vermeden çekilmelidir.
Karagöz hırçın bir balıktır. Yakalandığında sert kafa vuruşları yapar. Orta sularda darbeler azalmakla birlikte tekneyi gördüğünde tekrar direnmeye başlar. Takıma güveniliyorsa hiç bekletmeden tek hamlede tekneye alınır. Oltaya iri bir karagöz geldiğinde, sert kafa vuruşlarında misina elimizden hafif hafif kayacak şekilde tutulmalıdır. Eğer balık sabit kafa darbeleriyle geliyorsa riskli bir durum yoktur; su yüzüne geldiğinde kepçe ile ya da bir hamlede tekneye alınır. Usta balıkçı balığın kafa darbelerine konsantre olur, balığın su üstündeki fişeklemesinden hemen önceki anda balığın direnmesine fırsat vermeden tek hamle ile içeri alır.

SİNARİT


Av Dönemi: Sinarit avı 1 Nisan...1 Temmuz arasında yasak olup bu dönem dışında günde en fazla 5 kg balık avlanmasına izin verilir. Avlanmasına izin verilen asgari boy 20 cm dir.

Tanımı:
Latince adı : Dentex Dentex
İngilizce adı: Dentex, Porgy

28-30 yıl kadar yaşarlar. Nadiren 1 metre boya ve 10 kg ağırlığa ulaşırlar. Sinarit sivri dişlere ve kuvvetli bir çeneye sahiptir. Ancak dişleri seyrek olduğu için misinayı kolay kesemez. Yemi yoklamaktan ziyade hücum edip bir anda kaparlar. Hemen hemen her türlü balık ve yumuşakça ile beslenirler. Gezici bir balık olduğu için uzun yollar giderek avlanabilirler. Ancak genellikle bir kaya gölgesinde bekler, önünden geçen ava saldırılar. Bu yüzden yer seçimini iyi yapıp bulunduğu yere yemi indirmek daha doğru olur. Saldırgan bir yapıya sahip oldukları için parlak, aksak ve hareketli cisimlere ilgi duyarlar. Bir çok deniz canlısı gibi hava durumuna bağlı olarak yer değiştirirler. Bu nedenle yaşayabileceği alanları taramakta fayda vardır.

Nerelerde Bulunur:
Genellikle 10-50 metre arasındaki taşlık ve kayalık bir dibe sahip olan yerlerde, açık sulardaki topuk etrafları ve gemi enkazları etrafında bulunur. Ege Denizi, Akdeniz, Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezi’nde avı yapılmaktadır.

Beslenmesi ve Yemleri:
Yemli avcılıkta kalamar, sübye, kolyoz, saradalya, zargana, gelincik, izmarit, kefal kullanılabildiği gibi, iskorpit, hanos gibi taş balıklarıyla her türlü canlı balık da yem olarak kullanılabilir. İdeal yem boyu 6-10 cm dir.

Avcılığı :
Sinarit avında hep aynı bölgede avlanmak avlağın bozulmasına, sinarit ve diğer canlıların bölgeyi terk etmesine neden olacağından, zaman zaman değişik bölgelerde avlanmakta fayda vardır. Bu gerçekte bütün dip balıkları için geçerlidir. Parakete, savurma olta, bırakma olta ve sırtı çekerek avlanabilir. Sinaritin sert yapısına bakarak gereğinden kalın malzemeler kullanmaktan kaçınılmalıdır.

TRANÇA


Av Dönemi:
Trança avı 1 Nisan...1 Temmuz arasında yasak olup bu dönem dışında günde en fazla 5 kg balık avlanmasına izin verilir. Sirkülerde avlanmasına asgari boy tanımlanmamaktadır.

Tanımı:
Latince adı : Pagru ehrenbergi (Dentex gibbosus)
İngilizce adı: Pagry, Goldeney

Trança kuvvetli bir çeneye sahip güçlü bir balıktır. 50 metre ve civarı sularda oltaya takıldığında göstereceği direnme tüylerinizi diken diken edecektir. Avı amatörler arasında çok yaygın olmamakla birlikte çok zevklidir.

Nerelerde Bulunur:
Taşlık, kayalık derin sularda yaşar. Nadiren kıyılara yaklaşırlar.

Beslenmesi ve Yemleri:
Sardalya, kolyoz, sübye, kalamar, ahtapot, iri karides trançanın sevdiği yemlerdir. 7-8 cm boyunda olanlar yemler bütün olarak, daha büyükler ise yaklaşık olarak bu boyda kesilerek kullanılır. Sübye ve kalamar da küçükse bütün olarak, büyükse sadece kafası bütün olarak , gövdesi ise yaprak yem şeklinde kesilip yem olarak kullanılır. Fazla derin olmayan sularda ise yaprak yem olarak kesilmiş balıklar kullanılır.

ÇUPRA (ÇİPURA)


Av Dönemi:
Çupra avı 1 Nisan...1 Temmuz arasında yasak olup bu dönem dışında günde en fazla 5kg balık avlanmasına izin verilir. Avlanmasına izin verilen asgari boy 15 cm dir.

Tanımı:
Latince adı : Sparus Auratus
İngilizce adı: Gillthead Seabream

Oltacıların en sevdiği balıklardandır. Çupra avcılığı özellikle Ege’de bir sanat gibi algılanır. Çupra avlamayı öğrenen bir avcı hassasiyeti ve sesizliği öğrenmiş demektir. 100 – 150 gr civarında olanlarına lidaki denir. Akdeniz’deki adı ise mendiktir. 250 gr dan sonra çupra olarak anılır ve 5-7 kg ağırlığa kadar ulaşabilirler. Bu boylarda olanları alyanak olarak anılır.

Nerelerde Bulunur:
Taşlık kayalık diplerde yaşarlar. Sabahları kıyılara sokulur; öğlenleri 10 – 20 metre arası derinliklere çekilirler. İrileştikçedaha derin sulara çekilirler. Göçmen olarak yaşadıkları gibi aynı bölgede sabit olarak yşayanları da vardır. Göç sırasında derin sular dan geçerler. Çupra ustaları balığın ne zaman hangi sulardan geçeceğini bilir ve her sene o sularda avlanırlar.

Beslenmesi ve Yemleri:
Balıklardan ziyade küçük deniz canlıları ile beslenirler. Karides, teke, mamun, yengeç yavrusu, sulina, midye ve dilimlenmiş sardalya ya da hamsi kullanılabilir.

Avcılığı:
Çupra çok dikkatli ve tedirgin bir balıktır. Yeme hemen saldırmaz, iyice kontrol edip emin olduktan sonra küçük darbeler vurmaya başlar. Sanki oltaya küçük balık vuruyormuş hissi verir. Bu sırada takımı hiç oynatmadan beklemek gerekir. Darbeler sıklaşmaya ve şiddetli vuruşlar almaya başlayınca artık balığın oltada olduğu anlaşılır. Kısa ve sert bir tasma ile iğne damağa oturtulur ve boşluk vermeden çekilir. Çupra tekneye alınana kadar kafa darbelerini kesmez. Tekneye alınırken kepçe kullanılması tercih edilir. Eğer avlanılan noktada fazla gürültü yapılmaz ve ilk balık da sakince alınabilirse, sonraki balıkların yemi fazla yoklamadan ani vuruşlarla oltaya geldiği görülür.
Çok kuvvetli bir çene yapısına sahiptir. Midye ve diğer deniz canlılarını rahatlıkla kırıp yer. Bunun için kullanılan iğnenin çelik dövme veya fazla büyük olmayan kalın yapılı olması gerekir. Misinayı kesmekten ziyade koparma ve iğneyi kırma olasılığının olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.
Avlanılan bölgede çupranın varlığı kesin olarak biliniyorsa yem olarak yengeç yavrusu kullanılmalıdır. Diğer balıklar bu yeme dokunamadığından meydan çipuraya kalacak ve şansınız artacaktır. Sığ ve hafif akıntılı sularda zoka ile, derin sularda ise sarkıtma olta ile avlanılır.
Beden 0.40 misinadan yapılır. Beden ucuna 1/0 fırdöndü bağlanır. 0.30 misina ucuna kasa gözü düğümü yapılıp fırdöndünün diğer gözüne takılır. Bir karış sonra 10 cm lik bir köstek eklenir. 15 cm ara ile iki köstek daha eklenir. Üçüncü köstekten 25 cm sonra 20 cm uzunlukta bir köstek daha eklenir. İğneler 2300, 2297 ya da 2310 model 11-15 no arası olarak seçilir. Bölge balığının iriliğine göre misina kalınlıkları ayarlanmalıdır.

LEVREK


Av Dönemi:
Levrek avı 1 Nisan...31 Temmuz arasında yasak olup bu dönem dışında günde en fazla 5 kg balık avlanmasına izin verilir. Avlanmasına izin verilen asgari boy 18 cm dir.

Tanımı:
Latince adı : Dicentrarchus labrax
İngilizce adı: Bass, Sea bass

Korkusuz, hırçın ve saldırgan yapıya sahip et obur bir balıktır. Kıyılarda salına salına gezen sert görüntüsü ile balıkçıların gözdesidir. Gözleri en ufak kıpırtıyı bile görebilir. Şimşek gibi hareket ederek, yutabileceği balıksa yutar, daha büyükse bir anda ikiye böler. Ağzında altlı üstlü kadife dişler vardır. Galsemalarında ve solungaç kapaklarında testere gibi tırtıklar ve ayrıca iki adet sivri dikeni vardır. Yakalandığı zaman, dişinden ziyade fırsatını yakalarsa yan dönerek solungaçları ile misinayı keser. Bunun için oltaya boşluk vermeden çekilmesi gerekir. Su üstü, orta su ve dipten yemlenen bir balıktır. Levreğin olduğu bilinen bir bölgede av yapmadan önce yemleme yapmak verimi arttırır. Levrek yerli bir balıktır ve kıyılarda gezer. Küçüklerine ispendek denir. 1 metre uzunluğa ve 15 kg ağırlığa kadar ulaşabilir.

Nerelerde Bulunur:
Kıyıların sıfır noktasına kadar yanaşır. Bol yiyecek bulabildiği için tatlı suların denize döküldüğü yerleri çok sever; hatta akarsuların içlerine girerek karşılarına bir engel çıkana dek ilerler. Kumluk, taşlık yerlerdeki iskele bacakları civarında, gece aydınlanan kıyılarda, sakin, durgun koylarda, kayalık, taşlık sığ sularda , liman içi ve ağızlarında ve park etmiş balıkçı teknesi gölgelerinde bulunurlar. İnsanların denize girdiği bölge levreğin yaşam bölgesi ise açıkta bekler,akşam olupta insanlar çekildiği zaman kıyıya yaklaşır. Ülkemizde daha ziyade Ege, Akdeniz kıyıları, Saroz ve Çanakkale Boğazı’nda bulunmaktadır. Eski günlerde İstanbul Boğazı’nda da çok bulunan levrek günümüzde ne yazık ki çok az miktarlarda ve kısıtlı bir zamanda İstanbul’da av vermektedir.

Beslenmesi ve Yemleri:
Hemen hemen yiyebileceği boydaki her balık levreğin avı olur. Kefal, istavrit, kalamar, sübye, zargana, yılanbalığı, sardalya, hamsi, karides, gümüş balığının canlısı, ölüsü ve filetosu levrek için yem olabilir.

ZARGANA


Av Dönemi:
Zargana avı 1 Nisan...1 Temmuz arasında yasak olup bu dönem dışında günde en fazla 5 kg balık avlanmasına izin verilir.


Tanımı:
Latince adı :
İngilizce adı:

Uzun gaga şeklinde bir ağız yapısına ve ince sık dişlere sahiptir.

Nerelerde Bulunur:
Su yüzünde yemlenir. Sardalya, kolyoz,aterina ve hamsi gibi balıklarla beslenir. Saldırgan bir yapıya sahip olduğu için gücünün yettiği her balığa saldırmaktan çekinmez.

Ayrıca hemen hemen her türlü balığın avlanılmasında yem olarak kullanılır. Sahile yakın bölgelerde devriye gezer, tatlı suların denize döküldüğü yerleri çok sever 1.5 metre boyuna kadar büyüyebilir.

İstanbul boğazından başlayıp Ege denizinin Akdenizle buluştuğu bölgeye kadar her kıyı şeridinde bulunur. Havaların sogumaya başlamasıyla beraber kıyıya iyice yaklaşır.
( Eylül ayı ) Sırtı çekerek yapma yemlerle avlanabildiği gibi tabii yemlerle gezici olta takımları ile kamışlı takımlarla sahilden atıp çekme şeklinde de avı yapılır. Kullanılan misina ince ve çekeri fazla kaliteli misina olmalıdır.

KEFAL


Tanıyalım:
Kefaller dişli balıkların en sevdiği av olduklar için tedirgin ve dikkatli balıklardır.

Nerelerde bulunur:
Sığ sularda kıyı boyunca dere ve nehir ağızlarında ve hatta içerilere girip gezerler. Parçalanmış yemler , küçük karidesler, teke, ekmek gibi yiyeceklerle beslenirler. Dolaşmaları devamlı olur,belirli bir yaşam bölgeleri olmadığı için avlandığımız bölgede tutabilmek için bölge yem olarak kullandığımız balıkların parçalarıyla veya ekmek gibi yiyeceklerle yemlenebilir. Ekmek ,sardalye,kolyoz veya garos kefal için kullanabileceğimiz en iyi yemlerdir. Kefal avı genellikle kıyıdan yapıldığı için balığı ürkütecek ses ve görüntü vermemek gerekir.

MERCAN


Tanıyalım:
Her balıkçının zevkle yakaladığı nefis bir balıktır.Balıkçılık genelde kenardan kefal,ısparoz,mırmır avı ile başlar.Bu avlar deniz avcılığının ilk aşısıdır,daha sonra yavaş yavaş bu avcılık yetmemeye daha iri balıklar aranmaya başlanır .Karagöz,sargoz zaman zaman levrek avlanılsa da tatmin ediciliği kısa sürer ve denize açılarak avlanma özlemi başlar.Denize açılmaya başladığımız zaman önce karşımıza izmarit,kupes,kırma mercan çıkar.Ama aklımız hep mercandadır tamamda mercanı nasıl buluruz .Usta balıkçılardan soruşturmak ve gözlemlemekle kolayca öğrenebilirsiniz.Ancak balıkçılar arasında bilinen bölgeleri herkese göstermemek gibi tatlı bir kıskançlık vardır.Bunun için bizim bu konuda bilgi sahibi olmamız en doğrusudur.

Nerelerde bulunur:
Mercan genellikle taşlık,kayalık bölgelerde ve civarlarında yaşar.Bu yerleri denize dik olan kıyı hizalar ada etrafları gibi yerlerde arayabiliriz. Avlanmak için durduğumuz zaman kurşunu dibe vurdurmak suretiyle dibin kumluk mu taşlık mı olduğunu anlayabiliriz. Hiçbir tahminde bulunamıyorsak arama yoluyla bu yerleri bulabiliriz. Bunun için şöyle bir sistem uygulanır ,tekne çapa atmadan serbestçe bırakılır takımlar yemlenerek avlanılmaya başlanır balığın vurduğu yerde kerteriz alınarak yada şamandıra bırakılarak işaretlenir.Akıntıya göre çapa balığın vurduğu yerin ilerisine atılıp çapa ipi salınarak tekne avlanma noktasının üzerine getirilir.Antalya da su derinliği fazla olduğu için parça parça küçük döküntü taşlık alanları taramak amacıyla çapa bırakılmaz tekne akıntıya bırakılarak avlanılır fakat teknenin yavaş akması için paraşüt denilen bir sistem kullanılır.Bu sistem yaklaşık 2x2 metre ebadında brandanın dört köşesine ip bağlayıp ortada birleştirerek paraşüt şekline getirilmesi ve 4-5 metre kadar ip salarak suya bırakıp teknenin akışını yavaşlatması şeklinde kullanılır.

Bir başka arama şeklide tahmini mercan bulunabilecek yere çapa atılıp avlanmaya başlanır.Balık vurmuyorsa çapa ipi parti parti salınıp balık bulununcaya kadar aramaya devam edilir.Eğer balık bulucu,deniz derinliğini ve şeklini gösteren elektronik bir aletiniz varsa bu iş çok daha basit olacaktır.Mercanın bulunduğu bölgelerde diğer taş balıklarının da bulunma olasılığı olduğu için bunlara uygun takımları hazır bulundurmakta fayda vardır.
Mercanın en iyi yemi taze sardalyedir.Taze hamsi, sülünez, mamun, teke, kurt, karides, dilimlenmiş kalamar, sübye ve kolyoz istavrit gibi beyaz balıkların filetoları da yem olarak kullanılabilir. Mercan olta takımları suyun akıntısına ve derinliğine göre düzenlenir.

Kaynak : http://www.geocities.com/rastgele_der/deniz.html

Balıkseverler için yaralı bir adres,
http://www.amator-balikcilik.com/

Sina'nın Objektifinden 17 Mayıs 2004 Çarşamba 18-20 saatleri arası İstanbul Maltepe Sahilden Manzaralar (Bizzat kendisi çekmiştir )



(+)





(+)





(+)





(+)





(+)


Devam edecek...


En son Sina tarafından Çrş 18 May 2005, 02:15 tarihinde değiştirildi, toplamda 7 kere değiştirildi


Sina

9 yıl önce - Çrş 18 May 2005, 00:38
İSTANBUL’DA BALIKLAR


İSTANBUL’DA BALIKLAR

İstanbul suları öteden beri balık çeşitlerinin bolluğu ile ünlüydü. Farklı özellikleri olan iki deniz ve bunları birbirine bağlayan Boğaz bu çeşit fazlalığının başlıca sebebiydi. Günümüzde bazı türler neredeyse tükenmiş, pek çoğu da azalmış olmakla birlikte, kent hala önemli bir balık merkezidir.

İstanbul`da balıkçılık, eskiçağda da çok önemli bir gelir kaynağıydı. Her yıl Boğaz`dan geçerek Karadeniz`den Ege`ye göç eden palamutlar neredeyse kentin simgesi omuştu. Özellikle, "Altın Boynuz" olarak ün yapan Haliç, palamut kaynamaktadaydı. Balıkçılığın Byzantion için çok önemli olduğu, kentte basılmış sikkelerin üstünde yer alan balıklardan ve balıkçılıkla ilgili araç gereç betimlemelerinden anlaşılmaktadır. Nitekim Strabon da akıntının palamutları Khalkedon önlerinden Byzantion yönüne süreklediğini anlatırken Boğaz`daki palamut zenginliğinden söz etmekte; hatta Haliç`te palamutların elle yakalanacak kadar bol olduğunu söylemektedir. Byzantion!un Roma imparatorluk Dönemi sikkelerinden bazen yan yana iki palamut balığı bazen de iki palamut balığı arasında bir yunus betimlenmiştir.

İstanbul sularında bulunun balıklar yerli ve geçici (göçmen) olarak ikiye ayrılabilir. Geçici balıklar her yıl bahar aylarında Karadeniz'e çıkarak burada üredikten sonra, güz aylarında kışı geçirmek üzere Marmara ve Ege'ye dönerler. Bu balıklar İstanbul'da Boğaz'dan geçit yaptıkları dönemde avlanabilirler. Yerli balıklar ise yıl boyunca İstanbul sularında bulunur. İstanbul sularında yaşayan çok sayıda balık türü arasında İstanbul balıkçılığı ve mutfağı açısından en önemli olanlar lüfer, palamut, uskumru, kolyoz, tekir, barbunya, kefal ve bol bol avlanan istavrittir.

İstanbul sularında ve sofralarında her dönem yer almış balıkların en önemlileri şunlardır:

LÜFER (Pomatomus saltator):
Lüfer geçit balıklarının en lezzetlisidir. Büyüklüğüne göre değişik adlar alır. Boyu 10 cm’ye kadar olan lüferlere defneyaprağı, 10-18 cm arasında olanlara çinakop, 18-25 cm arasında olanlara sarıkanat, 20-25 cm arasında olanlara lüfer, 35 cm'den fazla olanlara kofana denir. Akdeniz'de ve Atlas Okyanusunda boyu 1 m'ye yaklaşan lüferler bulunursa da bu kadar büyüğüne İstanbul'da rastlanmaz. Lüferin sırtı menevişli, koyu mavi-yeşildir. Yanlara doğru bu renk açılarak kurşunÎye ve karında beyaza döner. Yüzgeçleri sarımtıraktır. Güçlü çeneleri, sivri ve keskin dişlerinin gösterdiği gibi lüfer çok yırtıcı bir balıktır. Kendi boyunda, hatta kendisinden iri balıklara saldırıp parçaladığı olur. Lüfer saldırganlığını yakalanınca da devam ettirir. Olta balıkçıları lüferi iğneden çıkartırken dikkatli olmazlarsa lüfer parmaklarını epey kanatacak kadar ısırır. Eskiden ağların pamuk ipliğinden örüldüğü dönemde lüferin ağları parçalamaması için ağ kayığa çekildiğinde ağın üstüne kum serpilir, kum taneleri dişlerinin arasına girdiği için lüferler ağı dişleyemez ve ölmeleri beklenip ağdan çıkarılırlarmış. Lüferin yırtıcılığı yüzünden İstanbul balıkçıları arasındaki takma adı "dişli" olmuştur. Lüferin başlıca besini hamsi, istavrit, sardalye, uskumru, kolyoz gibi sürü halinde gezen küçük ve orta boy balıklardır. Bununla birlikte dişine göre bulduğu her tür balığa saldırır.

Yazı Karadeniz'de geçiren lüferler havaların serinlemeye yüz tutmasıyla eylül ortalarından itibaren Boğaz'a girmeye başlarlar. Göç genellikle aralık sonuna kadar devam eder. Balıklar göçe başlamadan iyice yağlandıklarından lüferin en lezzetli olduğu dönem göç zamanıdır. Boğaz'ı geçen lüferlerin çoğu Marmara'da kışlar; bir bölümü de Ege Denizine geçer. Yumuşak geçen kışlarda lüferlerin bir bölümü Boğaz'ı terketmeyerek kanalda yatar. Kanal, Marmara'nın tuzlu ve ılık sularını kuzeye taşıyan ve büyük bölümü Boğaz'ın ortasından geçen ortalama 50 m derinlikteki olukta yer alan alt akıntıdır. Hidrolojik olarak kanal Marmara'nın devamı sayılabilir. Ilıman kışlarda lüferin kanal içinde Paşabahçe önlerine dek çıktığı görülür. Mayısta lüferin Karadeniz'e çıkışı başlar ve Haziran başına kadar sürer. Bu dönemde yağını kaybettiğinden lezzeti azalmış olur.

Etinin lezzeti ve avının zevkli olması nedeniyle 19. yüzyıldan itibaren Boğaziçi'nin balıkçı olmayan ahalisi de kayıklarla oltayla lüfere çıkmaya başlamışlardır. Lüfer meraklıları arasında devlet ricalinden kimseler de bulunurdu. Bunlardan Abraham Paşa lüfer avında üşümemek için üstü camekânlı, dibinde olta sarkıtmak için küpeşteli bir delik bulunan özel bir kayık yaptırmıştı. Sultan Abdülaziz'in de lüfer avına çıktığı bilinmektedir. Lüfer gündüz de tutulmakla beraber olta avına daha çok geceleri ve eskiden yağ kandiliyle, sonraları lüks lambasıyla çıkılırdı. Bazı ehlikeyif zevatın sandalında mangal bulunur, tutulan lüferler derhal pişirilerek yenirdi. Hem lüfer avı, hem de mehtap sefası yapmak isteyenlerin en çok rağbet ettiği av yeri ise Kanlıca Körfeziydi.

PALAMUT (Sarda sarda):


Palamut da lüfer gibi büyüklüğüne göre değişik adlar alır. Boyları 15 cm'ye kadar olanlara palamut vonozu, 15-28 cm olanlara çingenepalamudu, 28-40 olanlara palamut, 40-45 cm olanlara kestanepalamudu, 45-50 cm olanlara zindandelen, 50- 60 cm olanlara torik, 60-65 cm olanlara sivri, 65-70 cm olanlara altıparmak ve 70 cm'nin üstünde olanlara peçuta denir. Ancak bu sınıflandırma yaygın değildir. Halk arasında sadece küçüklerine çingenepalamudu, orta boylarına palamut ve büyüklerine torik denir. Sırtı yeşilimsi koyu mavi zemin üzerine çapraz lacivert çizgilidir. Ölünce sırtı kararır. Yanları ve karnı beyaz, kuyruğu çataldır. Hamsi, çaça, istavrit, sardalye, uskumru ve kolyoz gibi balıklarla beslenir. Ege'nin kuzeyinde ve Marmara'da da üreyen palamutlar olmakla birlikte çoğu Karadeniz'de yumurta bırakır. Karadeniz'de üreyenler Eylül ortasından itibaren Boğaz'a akmaya başlarlar. Boğaz'ı hızla geçtikten sonra Marmara'ya ve Ege Denizinin kuzeyine yayılırlar. Torikler ise Ekim ortalarında Boğaz'a girdikten sonra palamut sürülerinin güzergâhını izleyerek güneye kayarlar. Yumuşak geçen kışlarda torikler Boğaz'ın Marmara ağzından Beykoz'a uzanan kesiminde kanalda yatarlar. Torik ve palamutlar Nisan sonundan Haziran başına kadar Karadeniz'e çıkış yaparlar.

İstanbul mutfağının gözde mezelerinden lâkerda torikten elde edilir. Başı, kuyruğu ve yüzgeçleri ayrılan, bağırsakları, kanı ve iliği temizlenen torik tuza yatırılır. 10-15 gün içinde lâkerda haline gelir.

Karadeniz ve Marmaranın en ünlü balığıdır. Bahar aylarında beslenmek için Karadenize çıkıp, sonbahardan itibaren kışlamak için Marmaraya, Çanakkaleye kadar iner. Süratli ve iyi yüzücüdür. Sürü halindeki uskumru, kolyoz, istavrit, hamsi, sardalya gibi balıklara saldırarak yer. 180 - 200C. sularda 400.000'den birkaç milyona kadar yumurta dökerek açık denizde ürer. Yetiştikten sonra büyümesine göre:

.......... cm Vanoz - Gaco
10 - 25 cm Kestane Palamudu
30 - 35 cm Çingene Palamudu
40 - 45 cm Palamut
50 - 55 cm Altıparmak
60 - 65 cm Torik
65 - 70 cm Zindandelen
70 cm ve üstü Peçuta olarak adlandırılır.

Taze tüketimi, ihraç ve endüstri yönleriyle çok değerli bu balığın üretimindeki azalma, ekonomik değerini tahlikeli boyutlara indirmektedir.

Pişirme Biçimi
Tava, ızgara (şiş, fleto), balık köftesi, papaz yahnisi, buğlama, haşalama, lakerda, füme, plaki

Dönem
Eylül - Aralık


USKUMRU (Scomber scombrus):


Uskumrunun ortalama boyu 20-22 cm'dir. Sırtı yeşil ve lacivert menevişli, karnı beyazdır Hamsi, sardalye, gümüşbalığı gibi küçük balıklar ve planktonik omurgasızlarla beslenir. Yakın zamana kadar İstanbul'un geçit balıklarının en bolu ve en ucuzu olan uskumru günümüzde Karadeniz ve Marmara'da hemen hemen hiç kalmamıştır.

Karadeniz'de yazı geçirerek üreyen ve yağlanan uskumrular Kasım ayında Boğaz'a akmaya başlardı. Boğaz'dan yavaş yavaş Marmara'ya ilerlerler, bir bölümü Ege’ye kadar giderdi. Yumuşak geçen kışlarda Ocak sonu, hatta Şubat ortasına kadar kanalda yatarak Boğaz’da kalırlardı. Ara sıra beslenmek amacıyla sürüler kanaldan ayrılarak kıyılara ve yüzeye çıkarlardı. Buna balığın kabarması denir, bu arada iyi av yapılırdı. Ancak amansız düşmanları olan torik ve kofana kanalda yattığı takdirde uskumru kanalda barınamaz, hızla Boğaz’ı terk ederdi. Çok ılıman geçen kışlarda çok sayıda torik ve kofananın Boğaz’da yatması uskumru akışını aksatır, uskumru ya Karadeniz'de kalır ya da av vermeden hızla Boğaz'ı geçerek Marmara'ya kaçardı. 1882-1887 ile 1911-1913 arasında ve 1967'de bu sebepten uskumru kıtlığı olmuştu. Uskumrunun Marmara’dan Karadeniz’e dönüşü ise Nisan ve Mayıs aylarında olurdu. 1970’lerde kışlak yeri olan Marmara'nın aşırı kirlenmesi sonucunda uskumru Marmara-Karadeniz bölgesini terk ederek Kuzey Ege'ye yerleşmiş ve İstanbul'da uskumru çıkmaz olmuştur.

Uskumrunun en yağsız olduğu Nisan başı-Mayıs ortası döneminde çirozu yapılırdı . Çiroz, temizlenip tuzlanan uskumruların kuyruklarından iplere dizilerek rüzgr ve güneş alan yerlerde bir hafta kadar kurutulmasıyla elde edilir.

Pişirme Biçimi
Tava, ızgara, dolma, kağıt kebabı, plaki, papaz yahnisi, haşlama, buğlama, tuzlama, çiroz, köfte, füme

Dönem
Temmuz - Kasım, Aralık

KOLYOZ (Scomber colias):


Kolyoz uskumruyla aynı boyda, uskumruya çok benzeyen ve onun yakın akrabası olan bir balıktır. Ağzının ve özellikle gözünün büyük, sırt desenlerinin daha karmaşık ve birinci sırt yüzgecinin daha uzun olmasıyla uskumrudan ayrılır. Eti uskumruya göre lezzetsiz olduğundan uskumrunun bol çıktığı dönemde kolyoza pek rağbet edilmezdi. Uskumrunun ortadan kalkmasından sonra birçok balıkçı kolyozu uskumru diye satmaya başlamıştır. Uskumru gibi göçmen olmayan kolyoz Marmara'nın yerli balığıdır. Küçük bir bölümü yazın Boğaz’dan Karadeniz önlerine kadar kısa gezintiler yapar.

Pişirme Biçimi
Tava, tuzlama, buğlama, plaki, füme, çiroz

Dönem
Temmuz - Eylül

İSTAVRİT (Trachurus):


Denizlerimizde Sarıkanat İstavrit (Akdeniz) ve Karagöz İstavrit (Karadeniz - Marmara) olarak iki türü yaşar. Boyları Karagöz'de 15 - 25 cm, en çok 30 cm, Sarıkanat'ta ise 30 - 50 cm. olur. Küçüklerine Kraça denir. Gezici balıklardır. Hamsi, Çaça, Çamuka gibi küçük balıkların yavrularıyla beslenir. Mayıs - Ağustos arası sürüler halinde ürer.
Lezzetli eti, çeşitli yemekleri ve bol avlanmasıyla ekonomik değeri en yüksek balıklardandır.

İstanbul sularında iki istavrit türüne rastlanır: Karagöz istavrit (Trachurus trachurus) ve sarıkuyruk istavrit (Trachurus mediterraneus). Karagöz istavrit Boğaz ve Marmara'nın yerli balığıdır. Sarıya çalan kuyruğuyla karagöz istavritten ayrılan sarıkuyruk istavrit ise yazı Karadeniz'de, kışı Marmara'da geçirir. İstanbul sularında her iki türün de ortalama boyu 15 cm' dir. İstavrit yavrularına kıraça denir. Kıraçaları yıl boyunca Boğaz kıyılarında yüzeye yakın olarak beslenirken görmek mümkündür. İstavrit başta kıyıdan avlananlar olmak üzere, İstanbul'un amatör olta balıkçılarının yüzünü güldüren balıktır. Uskumru, lüfer ve palamutun azalması sebebiyle son yıllarda sofralardaki itibarı da artmıştır. Uskumru bulunamadığından son zamanlarda iri istavritlerden çiroz yapılmaya başlanmıştır.

Pişirme Biçimi
Tava, çiroz

Dönem
Sonbahar ve kış ayları Ekim, Kasım

İZMARİT (Spicara maerna):


İzmarit uzunluğu 15 cm civarında, değirmi gövdeli, sırt ve kıç yüzgeçleri dikenli, gümüşî bir balıktır. Boğaz'ın ve Marmara’nın yerlisidir. Soğuktan hoşlanmadığı için kışın kanalda yatar. Yazın kıyılara yaklaşır ve amatör balıkçıların yüzünü güldürür. İzmaritin derisini balığı parçalamadan "tulum" çıkartarak yapılan tavası meşhurdur.

Pişirme Biçimi
Tava, ızgara, buğlama , tuzlama

Dönem
Ağustos - Ekim

TEKİR (Mulus surmuletus) -BARBUNYA (Mulus barbatus):
Yakın akraba olan tekir ve barbunya balıkları benzerliklerinden dolayı çoğu zaman birbirine karıştırılır. İkisinin de rengi kızıla çalan sarımsı açık kahverengidir. Barbunyanın kırmızısı daha canlıdır. Altçenelerinin iki yanında bıyık denen birer uzantı vardır. Tekir yanlarındaki üçer ince, sarı çizgi ile barbunyadan ayırt edilebilir. Tekirin ortalama boyu 10-12 cm'dir; nadiren 25 cm'yi bulanlarına rastlanır. Balıkçılar tekirin küçüklerine mıcır, büyüklerine çuka derler. Barbunyanın ortalama boyu 17-18 cm'dir. Ender olarak rastlanan 55- 40 cm boyundaki barbunya azmanlarına balıkçılar arasında eşek barbunyası adı verilir. Her iki tür de dip balığıdır. Kumlu, çamurlu zemini tercih ederler. Deniz dibinde bulunan kurtlar, kabuklular, derisidikenliler gibi omurgasızlarla beslenirler. Tekir ve barbunya Marmara'nın yerli balıklarıdır, fakat bir bölümü yazın Boğaz'dan Karadeniz'in Boğaz'a yakın kesimlerine kadar gezer. Kışın derinlere çekildiklerinden avlanmaları zordur. Az tutulmaları ve lezzetli olmaları sebebiyle pahalı balıklar arasındadırlar.

Tekir


Karadeniz dışında diğer denizlerimizde yazın rastlanır. Boyları 15 - 35, en çok 25 cm. olabilir. Kumluk, çamur veya taşlık kıyı kesimlerinin 3 m'den 100 m'ye kadar derinlerinde gidip gelerek yaşar. Diplerdeki kabuklular, böcekler ve diğer canlılarla beslenir. Yaz aylarında üreyip yapışkan yumurtalarını 10 - 60 m. derinlere bırakır. Etinin lezzeti Eski Roma çağlarından beri namlıdır. Bol avlanılan, ekonomik değeri yüksek bir balıktır.

Pişirme Biçimi
Tava, ızgara, balık çorbasına (ilave edilir), kağıt kebabı, buğlama

Dönem
İlkbahar başlarında, mart, nisan

Barbunya


Sıcak ve ılık denizlerin kumlu, çamurlu sahillerinde 300 m'ye varan derinliklerinde sürüler halinde yaşar. Ortalama 12 - 15 cm'den en çok 40 cm. büyür. Suyun ısı şartlarında derinlerden sahile mevsimsel göçler yapar. 10 yıl yaşayabilir. Nisan - Haziran arası 15.000 - 100.000 yumurta döker. Etinin lezzeti ve bol avlanılmasıyla ekonomik değeri yüksektir.

Pişirme Biçimi
Tava, ızgara, balık çorbasına (ilave edilir), kağıt kebabı, buğlama

Dönem
İlkbahar başlarında, mart, nisan


KEFAL (Mugil ve Liza):


Denizlerimizde yaygın bulunan bir Kefal türüdür. Ortalama 35 - 50, en çok 75 cm. boyda olabilir. Bütün Kefaller gibi ürkek ve çevik bir balıktır. Açık denizle sahiller arasında gidip gelirler. Bazen beslenmek için sürüler halinde acısulara, lagünlere, hatta nehirlerin içlerine girerler. Denizdibi bitkileri ve yumuşakçalarla beslenir. Yaz aylarında üreyip 150.000 - 1.000.000 yumurta verir. Beyaz etinin lezzeti ve mumlanarak pazarlanan 'havyar' yumurtasıyla ekonomik değeri çok yüksektir.

İstanbul'da bulunan başlıca kefal türleri has kefal (Mugil cephalus), altınbaş kefal (Liza aurata) ve pulatarinadır (Liza ramada). En lezzetlisi has kefaldir. Has kefalin yumurtaları mumlanarak kefal yumurtası adıyla satılır. Tütsülenmiş pulatarina da likorinos adıyla pazarlanır. Balıkçılar has kefal ve altınbaş kefalin yavrularına ganbut, pulatarinanın yavrularına ilarya derler. Kefalin başlıca besini yosun gibi su bitkileridir. Bunların yanısıra kurtlar, balık yumurtaları ve planktonlarla da beslenir. Kefal farklı tuzlulukta veya az oksijenli sularda yaşayabilir ve çok sığ suda bile yüzebilir. Bu özellikleri sayesinde kıyılarda, akarsu ağızlarında yem arar; çoğu zaman akarsuların içine kadar girer. Eskiden Haliç ile Göksu ve Küçüksu gibi Boğaz'a dökülen derelerin önleri kefal yatağıydı. G ünümüzde İstanbul'da tutulan kefallerin önemli bölümü lağım ağızlarında ya da lağımlaşmış dere ağızlarında yakalanmaktadır. Bu balıkların yenmesi sağlıklı değildir.

Pişirme Biçimi
Tava, buğlama, yahni, haşlama mayonezli, kağıtkebabı, salata, füme, plaki, yumurtasından tarama

Dönem
Nisan - Mayıs ve kış ayları

KILIÇBALIĞI (Xiphias gladius):


Sıcak ve ılık sularda bireysel veya çift yaşar. Açıkdeniz balığıdır. 800 m. derinliğe inebilir. Genelde 150 - 160C'li sularda ve deniz yüzeyinde, zaman zaman suyun dışına fırlayarak dolaşırlar.

Ortalama 2 - 3,5 m. boy ve 60 - 150 kg'a kadar ağırlıkta olabilirler. Boyları 4 - 5 m'ye kadar ulaşabilir. Suların ısınmasıyla, üremeleri Nisan ayından başlayarak Temmuz ayına kadar devam eder. Isı şartlarına göre Marmara ve Karadeniz arasında dolaşıp Akdeniz'e göçerler. Etçil bir balık olup, sürü halindeki diğer küçük balıkları yiyerek beslenir. Ekonomik değeri çok yüksek bir balıktır. Çeşitli nedenlerle türü gittikçe azalmaktadır

Kılıçbalığı bir zamanlar etinin lezzetiyle İstanbul'un en gözde balıkları arasındaydı. Boyu 2 m'den fazla olabilen bu dev balık Mayıstan yaz ortasına kadar Ege ve Marmara'dan Karadeniz'e çıkar, Eylül-Kasım arasında da Marmara'ya dönerdi. İstanbul'da kılıçbalığı geleneksel olarak Boğaziçi dalyanlarında avlanırdı. Evliya Çelebi 17. yyüzyılda Beykoz dalyanında kılıçbalığı avını anlatır. 1935'ten itibaren zıpkınla da avlanmaya başlanmıştır. Kılıçbalığı Nisanda suların ısınmasıyla su yüzüne çıkarak bir süre yatar, zıpkınla bu sırada avlanabilirdi. Kılıçbalığı 1970’lerde Boğaz’da görülmez oldu. 1989’dan beri Çanakkale Boğazına kadar gelip Marmara’ya girmemektedir.

Pişirme Biçimi
Izgara (fleto veya şiş), kağıt kebabı, fırında domatesli

Dönem
Ağustos - Ocak arası

İstanbul’da Yunus ve Fok
Balık türlerinin yanısıra İstanbul’un deniz faunası içinde iki deniz memelisinin, fok ve yunusun da önemli yeri vardır. Halk arasında ayıbalığı da denen fokun Türkiye’de rastlanan türü Akdeniz Fokudur (Monachus monachus). 1960’lara kadar Akdeniz Foku Türkiye’nin bütün kıyı bölgelerinde yaşıyordu. İstanbul’da fok özellikle Adalar ve Tuzla kıyılarında ürer, kışın daha geniş bir alanda görülür, bazıları Boğaz’ın sakin koylarında barınır, hatta kışın boşalan yalıların kayıkhanelerinde yatarlardı. Fokun Boğaz’da özellikle levrekle beslendiği gözlenmiştir. Zeki bir hayvan olan fok yavruyken yakalanarak eğitilir, sahipleri Galata ve Eminönü’nde foklara gösteri yaptırarak para kazanırlardı. Gösteri foklarının sonuncusu ve en ünlüsü 1960’lara kadar Galata Köprüsünün Eminönü ayağına yakın bir çadırda hünerlerini sergileyen Yaşar adlı foktu. 1970’lere gelindiğinde çevre kirliliği ve yavruladıkları kumsalların yerleşim birimlerine dönüşmesi sebebiyle İstanbul’da fok tarihe karışmıştı.

Yunuslar ise başta lüfer olmak üzere balık sürülerinin peşinden Boğaz’a girerler. Boğaz’da görülen türler balıkçıların tırtak dediği asıl yunus (Delphinus delphis), balıkçıların afalina dediği boz yunus (Tursiops truncatus) ve muturdur (Phocoena phocoena). 1577’de İstanbul’a gelen Gerlach Boğaz’da yunusların 200-300’lük sürüler halinde görüldüğünü belirtir. Avlanırken balıkları kıyıya sürdüğü için eski balıkçılar yunusa “ mübarek hayvan” der, uğurlu sayarlardı. Bununla beraber yunus bazen ağlara girip hem balıkları kaçırır, hem de ağı parçalardı. 1950’lerden itibaren yunusların Karadeniz’de yağları için zıpkınla avlanmaya başlanması ve deniz kirliliği sebebiyle sayıları azaldığından bir zamanlar Adalar’a giden vapur ve teknelerle yarış eden ve İstanbul halkının eğlencelerinden biri olan yunuslara artık Marmara’da ve Boğaz’da pek seyrek rastlanmaktadır.

Bibliyografya: C.Vada, Boğaziçi; F. Akşiray, Türkiye Deniz Balıkları ve Tayin Anahtarı. İstanbul, 1987; Evliya Çelebi, Seyahatname, I; H. Şehsuvaroğlu, Boğaziçi; S. Üner, Balık Avcılığı ve Yemekleri, İstanbul, 1992.

Hangi Balık Ne Zaman?


(Balık Sezonu)


Hangi Balık Hangi Yöntemle Tutulur?


(yöntemlerA/K)





(YöntemlerL/Z)


Kaynaklar:
1. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2, 1994.
2. http://www.denizce.com/dbalik.asp


En son Sina tarafından Cum 03 Hzr 2005, 17:51 tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi


Tunc

9 yıl önce - Çrş 18 May 2005, 00:57

Sina Sen Cok yasa emi...... Ne guzel bir baslik actin, Son zamanlardaki istanbul ile ilgili olan basliklara ve haberlere bakiyorumda cok olumlu seyler oluyor, Burc bey kumburgazdan iyi haber verdi deniz ile ilgili, Faruk bey Yunuslarla ilgili..... gerek Halicte gerekse Marmara denizinde, Yuzme ile ilgili olsun , Denizin temizligi ile ilgili Olsun, Hatta Marmaradaki Yunus baliklari, Bunlar cok guzel olumlu haberler, Benim cok sevdigim hobilerimden birisi de balik tutmak, hemde olta baligi oyle karadanda Degil, Daha once Goksu deresi ile ilgili Topikde de belirttim, Ekim ayi geldimi nizde balikciliga baslariz ... Goksu deresinde Teknemiz vardi, Kamerali Ve Motorlu onunla Geceleri Umur yerine gider balik Tutardik, Gece lokusler ile birlikte, Sari kanat, Lufer, Kofana Bazen yem olarak istavrilt kullanirdik, bazende kepce ile zargana yakalardik......Sen Birde bu olta balikciligi ile ilgili sayfaya Tekne ile balik tutanlarin resminide koy bak Avrupali ve Amerikali gorsun Istanbul Bogazinda balik nasil tutuluyor.

Ayrica sana ve diger balik tutkunlarina bir soru.
sinan demiski..
Alıntı:
Lüfer geçit balıklarının en lezzetlisidir. Büyüklüğüne göre değişik adlar alır. Boyu 10 cm’ye kadar olan lüferlere defneyaprağı, 10-18 cm arasında olanlara çinakop, 18-25 cm arasında olanlara sarıkanat, 20-25 cm arasında olanlara lüfer, 35 cm'den fazla olanlara kofana denir



Bu lufer varya acayip saldirgan baliktir sakin bir tarafinizi kaptirmayin.....

18-25 cm arasında olanlara sarıkanat diyoruz... tamam

20-25 cm arasında olanlara lüfer, diyoruz.

Peki simdi..... 19 cm olanlara ne deriz????

veya 25 - 35 arasindakilere ne diyelim???

Hadi bakalim Ansiklopedileri karistirin....


kemalsoylemez

9 yıl önce - Çrş 18 May 2005, 08:16

Alıntı:
Sen Birde bu olta balikciligi ile ilgili sayfaya Tekne ile balik tutanlarin resminide koy bak Avrupali ve Amerikali gorsun Istanbul Bogazinda balik nasil tutuluyor.


Sen istersin biz koymazmıyız Saffetum.
İşte size zarganalı yem ile lüfer avı. (Mevki : İdealtepe açıkları.)
Kısaca özetlemek gerekirse:
Önceden zarganalar temin edilir. Ama kendiniz tutmaya bakın,
çünkü lüfer mevsimi zargana altın gibi değerlenir.


Zargana büyükçe bir parça halinde oltaya takılır.


Sabırla beklenir. Bu sırada tekne rölantide dolaşılır.


Ve işte lüfer, yoksa kofana mı desek?


Tunc

9 yıl önce - Çrş 18 May 2005, 22:29

Lufer kardesim o hemde harbi harbi lufer, Ama Amca butun zarganayi gonderdi asaga... Zargana ile tabi daha iyi, Ama bulamayanlar, Istavrilt alip fleto kesecek ve zokaya dolafimi tamam. Umur yerinde hem gemilerden de etkilenmeden Demirleyerek Lufer tutabilirsiniz, ayrica ekim ayinda bogazdan gecis oldugu icin, Galatasaray adasinin onunde de Tutabilirsiniz.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> İSTANBUL