Hükümetin 12 yıllık iktidarı zamanında yaptığı en büyük yanlış bu örgüt üyelerine görmemiş/görememiş olmasıdır. Gülen Örgütü Türkiye'nin en kirli yapılarından biri olduğunu gösterdi. Malum örgütlerin fikri, zikri belli olduğu için onlardan zaten beklerdiniz. Ancak sözde dini ve milli hizmet veren bir yapıdan böylesi beklenmezdi. Tıpkı Hz. Süleyman ve kuş hikayesinde olduğu gibi;
Alıntı:
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar;
“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
Derviş kendini savunur;
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki;
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?”
Kuş kendini savunur.
“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Kuş o anda;
“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden” diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş sebebini şöyle açıklar;
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar... Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın... Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”
Bugün ise 90 yıldır düşman olan, birbirini yok etmek için herşeyi yapanların sırf hükümete çakmak için 90 yıllık düşmanlığı, dostluğa çevirmesi ise ne kadar aciz ve acınacak durumda olduklarını gösterir.
sıra yolsuzluk yapıp paralelcileri yakalayacaz diye hedef şaşırtan kişilere de gelecektir umarım
bu yolsuzlukları,torpili,israfı görmeyip ses çıkarmayanlara yapacak bişey yok allah yardımcıları olsun ,adam olup yanlışa ses çıkarabilcekleri günleri görebilirler umarım
Devlet içinde devlet mi?
Örneğin bu ülkenin İçişleri Bakanı'nın oğlunun gözaltına alındığını o İçişleri Bakanı gözaltı sırasında öğrenirken, bir kesime dönük gözaltılar başlamadan iki gün önce sosyal medya aracılığı ile herkes bunu nasıl öğrenebilir?
Demek ki bu devlet yapısı matruşka bebeklerininki gibi... Demek ki devlet içinde devlet var...
Bir başka soru da Pensilvanya'da ikamet eden kişinin davranışlarına ilişkin olabilir... Bu kişiyi de, "Cemaat" diye isimlendirilen örgütü de hepimizden daha yakından ve daha derinine tanıyan Hüseyin Gülerce'nin şu saptamaları çarpıcı değil mi?
Eğer suçlama sahiden ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini ele geçirmek’ iddiasıysa, bu iddianın ortağı olma sıfatıyla bu milletvekillerinin de milletvekillikleri düşürülerek soruşturmaya dahil edilmelidir.. Bu kadar net ve berrak. Peki SHaber’in kıymetlileri. Ergenekon ve Balyoz yargılamalarını Silivri’de izlemeye giden milletvekillerini neden eleştirdiniz, neden o insanların da yargılanması gerektiğini savundunuz?.. O zaman yanlış olan bugün nasıl doğruya döndü?..
“Fetullah Gülen” olduğu iddia edilen “Fuat Avni” adlı şahıs;
“Yargı veya Polis’in içini çok iyi bilen birisi” olmalı ki; operasyonu “3 gün önceden” deşifre etti ve böylece “Paralel’in kamuoyu oluşturması”na, “Paralel medya”nın da “şov” yapmasına zemin hazırladı!..
Devlet bunu bulmalı.
İçeride hala köstebek var
Alıntı:
İŞARETİ GÜLEN ÇAKTI!
Hele hatırlayın... Fetullah Gülen, “2009 yılının Nisan ayı başları”nda herkul.org’da yayınlanan sohbetinde diyordu ki;
“Türkiye’de Hizbülvahşet’ten sonra bunu da icat ettiler. Yarın Tahşiye diye bir şey icat edebilirler, Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanlarla, okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışanların içine sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Ellerine de Kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, ‘Demek ki fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir’ derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirler.”
Bu sohbet, 8 Nisan 2009 tarihli Zaman gazetesinde, “Terör örgütü üretenler yeni tezgâh peşinde” başlığı ile haber yapılmış, yani “operasyon işareti” verilmişti!..
Ne enteresan değil mi;
Bu “vaaz”(!)dan, bu “sohbet”(!)ten sonra, Samanyolu Televizyonu’ndaki “dizi film”in 2 bölümünde “Tahşiye” adlı bir “örgüt”ten söz edilmeye başlandı!..
Bu, “resmen hedef gösterme”ydi!..
Nitekim;
Mustafa Kaplan adlı “gazeteci”nin evi 22 Ocak 2010 sabahı “şafak vakti” basılmış, Kaplan “gözaltı”na alınmış, daha sonra da tutuklanarak Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti!.. Hem de, “Gizli Silahlı Terör Örgütü’nün yöneticisi ve üyesi” olmak suçlamasıyla!..
Evet, Mustafa Kaplan; sadece bir “gazeteci”ydi, “yazar”dı... Eline, hayatında “silah” almamıştı... Tek bir silahı vardı, o da “kalem”iydi!..