Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 4
Cemoli D18
2 yıl önce - Prş 14 Oca 2021, 23:48



Hakan_ank89
2 yıl önce - Prş 14 Oca 2021, 23:50

Alıntı:
Özel sektörün büyük bir kısmı kamu iştiraki şirketlerde buna dahil olmak üzere yabancı menşeili uygulama, program ve sistem kullanmakta. Yerli yazılımla bunları çözmeliyiz.


1 milyon yazılımcı projesi var, sen de bize katıl !

-malı , - meli ekleri ile olmuyor bu işler. Çalışmak çalışmak çalışmak. İşte bütün mesele bu.

https://1milyonistihdam.hmb.gov.tr/


Kenanwow
2 yıl önce - Pts 03 May 2021, 00:41



Toğan
1 yıl önce - Cum 26 Ksm 2021, 00:07
BU TÜRK DÜNYAYA BEDEL




BJK 5106
1 yıl önce - Sal 07 Arl 2021, 22:44

Alıntı:



TÜRKİYE BOROFEN ÜRETEBİLEN SAYILI ÜLKELER ARASINA GİRDİ

Bilim dünyasının ‘yeni süper malzeme’ dediği ve fiyatına paha biçilemeyen ‘Borofen’ ülkemizde ilk kez ürünleştirilme çalışmalarına konu oldu. Dünyada çok az ülkenin üretebildiği bu ürün Ankara’nın elini çok farklı alanlarda oldukça güçlendirecek.

Teknoloji süratle gelişiyor ve aynı hızda toplumun her kesimine yayılıyor… Elimizi attığımız neredeyse her şey dijitalleşiyor. Bu durum çok ciddi bir ‘şarj’ sorununu beraberinde getiriyor. Sorun önemli çünkü cep telefonumuzdan diş fırçamıza, saatlerimizden elektrikli arabalara pek çok kullanım alanı olan bataryaların daha efektif hale getirilmesi kaçınılmaz.

Bu nedenle dünyanın en önemli konu başlıklarından biri ‘çok hızlı bir şekilde şarj olan ve kullanım süresi artan’ bataryalar üretmek. İşte bu noktada yeni bir teknoloji bilim dünyanın gözdesi konumunda. ‘Yeni süper malzeme’ olarak adlandırılan Borofen ile ilgili çalışmalar oldukça önemli. Dünyada çok az sayıda ülke bu maddeyi üretebiliyor. Türkiye de onlardan biri.



[Türkiye'nin sahip olduğu Bor minerallerinin çokluğu Borofen'i daha özel bir noktaya taşıyor.]

Borofen’in neden önemli olduğunu, kullanım alanlarını, imalat ve savunma sanayiindeki yerini ve diğer kritik detayları öğrenmek üzere bu başarı hikayesinin yazıldığı yerin, Sabancı Üniversitesi SUNUM Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin yolunu tuttuk.

Strateji ve İş Geliştirmeden Sorumlu Direktör Yardımcısı Mert Umut Özkaynak ile İş Geliştirme Sorumlusu Özgür Ekin Felek ile sürecin detaylarını konuştuk.

Ulusal Araştırma Merkezi statüsü kazanan sayılı yerlerden

İş Geliştirme Sorumlusu Özgür Ekin Felek projeden önce bulunduğumuz alanla ilgili bazı bilgiler veriyor. Burası 2010 yılında Sabancı Üniversitesi ve Sabancı Vakfı tarafından Devlet Planlama Teşkilatı desteği de alınarak 35 milyon dolar yatırımla kurulmuş bir ARGE merkezi. Farklı sektörel uygulamalara yönelik olarak nanoteknoloji alanında çalışmalar yürütülüyor.

2017 yılında farklı bir süreç yaşandığını söylüyor Felek ve Kalkınma Bakanlığı tarafından oldukça yoğun bir değerlendirme sonucu SUNUM’un ‘Ulusal Araştırma Merkezi’ statüsüne kavuştuğu anlatıyor. O tarihten bu yana da 6550 sayılı kanun kapsamında Sabancı Üniversitesi bünyesinde, Sanayii ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak çalışmalarını sürdürüyorlar.



Grafen’den çok daha güçlü ve esnek

Son dönemlerde pek çoğumuzun kulağına çalınan ‘grafen’ maddesinin çok farklı alanlarda kullanılacak kritik bir malzeme olduğu biliniyor. Borofen’in ondan bile daha iyi olduğunun altını çiziyor Özgür Ekin Felek ve “Borofen, bor elementinin iki boyutlu formu. Dediğiniz gibi Grafen bilim dünyasında çok biliniyor, konuşuluyor. Ancak Borofen, Grafen’den daha güçlü ve daha esnek özelliklere sahip, yeni çalışılmaya başlayan bir malzeme” ifadesini kullanıyor.

Aslına bakarsanız Borofen 1990’lı yıllar itibariyle teorik olarak üretilebileceği kanıtlanmış bir madde. 2010 yılının ikinci yarısından itibaren de ilk kez laboratuvarlarda üretilmiş. Anlaşılan o ki Türkiye bu süreci çok iyi takip etmiş.

Çok kritik alanlarda kullanılabilecek bir madde

Peki Borofen nerelerde kullanılıyor? “En yaygın kullanım alanı enerji” diyor Özgür Ekin Felek ve devam ediyor:

“Enerji depolama sistemleri öne çıkan ilk başlık. Çünkü enerji sistemlerinde hem verimi hem de kapasiteyi oldukça yukarı noktalara çekiyor. Bunun dışında savunma sanayiinde, kompozitlerde, mikro nano sensörlerde de kullanılıyor. Çünkü bor elementinin sahip olduğu çok özel değerler var. Bu durum onu farklı alanlarda başrol oyuncusu yapıyor. Haliyle de bilim dünyasında ümit vadeden ‘yeni süper malzeme’ olarak adlandırılıyor.

Borofen’in birçok fonksiyonel özellikleri açısından grafen’den daha güçlü olduğunu biliyoruz. Bu nedenle balistik uygulamalarda kullanılabilir. Anti radar yani radara yakalanmama konusunda kullanımı oldukça muhtemel. Bu alanda da zaten bizim farklı Sanayii sektörleri ile görüşmelerimiz devam ediyor.”



[Borofen'in enerji bataryalarındaki katkıları otomotiv sanayiini de değiştirecek türden.]

Kapasiteleri artırıyor, şarj süresini kısaltıyor

Borofen’in laboratuvar sonuçlarının nasıl olduğunu merak ediyoruz. Özgür Ekin Felek hemen rakamlardan bahsetmeye başlıyor… SUNUM ve Sabancı üniversitesi araştırmacıları ve teknik ekiplerinin gerçekleştirdiği testlerde, standart bir Li-on batarya üretiminde yüzde 3 miktarda Borofen kullanmışlar. Bataryanın kapasitesi yüzde 20-30 aralığında artmış. “Bu oldukça tatmin edici bir sonuç.” diyor Ekin.

Çok büyük oranda enerji depolama kapasitesine sahip süper kapasitörler için de bir çalışma yapmışlar. Standart bir süper kapasitörü yüzde 10 oranında uygun Borofen ile desteklemişler. Kapasite yüzde 75 artmış. Teknik ekip burada ilginç bir nokta yakalamış ve bu testi yaparken şarj süresinin de yüzde 68 daha kısa sürdüğünü gözlemlemiş. Yani çok kısa zamanda şarj edilen ve kapasitesi çok daha artan bataryalardan bahsediliyor.

Dünyada üreten ülke sayısı çok az


Borofen’in test sonuçları bizi oldukça şaşırtıyor. Ancak Özgür Ekin Felek bizi daha da şaşırtmayı başarıyor. Borofen’i dünyada çok az sayıda ülkenin üretebildiği bilgisini paylaşıyor. Sayı vermekten kaçınıyor ancak “Bir elin parmaklarından daha az olduğuna emin olabilirsiniz.” diyor. Türkiye’nin böylesine kritik bir teknolojide başı çeken ülkelerle aynı yerde olması son derece değerli.



Türkiye’nin Borofen macerası nasıl başladı?

Sabancı Üniversitesi SUNUM Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi ziyaretimizde bize eşlik eden isimlerden biri de kurumun Strateji ve İş Geliştirmeden Sorumlu Direktör Yardımcısı Mert Umut Özkaynak.

Değişik sektörlere ve uygulamalara hizmet eden çok sayıda laboratuvarı görünce merak edip soruyoruz… Özkaynak bize bu merkezde yürütülen araştırmalarla birbirinden farklı ürünlerde çok ciddi geliştirmeler yapıldığını aktarıyor. Son derece değerli örnekler de sıralıyor ancak kimisi halen gizli olduğu için burada yazamıyoruz. Yeniden ‘süper malzeme’ye yani Borofen’e dönüyoruz.

Türkiye’nin bu süreci nasıl bu kadar erkenden sahiplendiğini merak ediyoruz. Özkaynak bu durumu, “Türkiye’nin sahip olduğu en önemli elementlerden biri olan bor son derece kritik. SUNUM ve Sabancı üniversitesi araştırmacıları ve teknik uzmanları ile Bor’dan üretebileceğimiz ve dünya pazarında adımızdan söz ettireceğimiz bir ürün arayışına girdik. Ve Borofen üretmeye karar verdik” cümleleriyle özetliyor.



[Enerji bataryalarının pazar büyüklüğü yakın gelecekte 100 milyar doları aşacak.]

Enerji bataryalarının pazar büyüklüğü 105 milyar dolara ulaşacak

Mert Umut Özkaynak, bu kapsamda dünya pazarını taradıklarını, öne çıkan sektörleri belirlediklerini söylüyor. Enerji haliyle en önde gelen alanlardan biri. Bu nedenle Borofen çalışmalarını ilk etapta enerji uygulamalarına yönlendirdiklerini anlatıyor.

Özkaynak’ın verdiği bilgilere göre 2025 yılında Enerji Bataryalarının pazar büyüklüğü 105 milyar dolar olacak. “Buradan Borofen teknolojileriyle pay almak ve Türkiye’nin de bu alanda dışa bağımlılığını azaltmak temel hedefimiz” diyor Özkaynak ve devam ediyor:

“Gün geçtikçe enerjinin yanına savunma, otomotiv, kompozit gibi farklı alanları da ekledik. Buralarda da çalışıyoruz. Ürünü çeşitlendirdik...

Enerji alanında yaptığımız çalışmalarda ortaya konan ilk ürün için patent başvurumuzu tamamlamak üzereyiz. Bu patent başvurusunun anlamı şu; dünyada bu çalışmanın örneği yok. Ticarileşme ve potansiyeli yüksek. Şu an geldiğimiz noktada dünya çapında girişimcilerle, sanayicilerle görüşüyoruz. Ama tabi ki önceliğimiz Türkiye. Ülkemizdeki sanayi dünyasıyla ilerlemek ve burada katma değer yaratmak şimdilik en öncelikli hedefimiz.”



[Türkiye'nin yakın gelecekteki kimi kritik projelerinde Borofen en önemli oyunculardan biri olacak.]

Türkiye’nin kritik projelerinde kullanılacak

Borofen’in bataryalar ve savunma sanayiindeki meziyetlerini duyunca aklımıza hem TOGG hem de Milli Savaş Uçağı başta olmak üzere diğer kritik projeler geliyor. ‘Borofen buralarda kullanılacak mı?’ diye merak ediyoruz. Mert Umut Özkaynak proje isimleri üzerinden konuşmaktan kaçınıyor. Ancak net olarak söylediği şey; evet, Türkiye kendi imkanlarıyla ürettiği bu kritik malzemeyi milli projelerinde kullanmaya başlayacak.

Sohbetimizin sonuna gelirken Özkaynak çok ilginç bir bilgi paylaşıyor. Geçmişte teknoloji gelişir, ancak ürünleşme noktasında sanayi yetersiz kalmış. “Şu an Türkiye’de sanayi öyle bir noktaya geldi ki, Borofen gibi özgün bir teknolojiyi kendi ürünlerine doğrudan adapte edebilecek seviyede çok sayıda firma var.” diyor Özkaynak ve tüm bunların, giderek artan ve gelişen Kamu Ar-Ge destekleriyle mümkün olduğunun altını çiziyor. SUNUM’un da bu tür kamu Ar-Ge desteklerinden yararlanarak bu tür projeleri sürdürebildiğini vurguluyor.

Sertaç Aksan - Özge Güngörmüş - Ünsel Ayhan Aybek
TRT Haber




BJK 5106
1 yıl önce - Çrş 08 Arl 2021, 19:37

Alıntı:
Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Direktörü Prof. Dr. Hilmi Volkan Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bilkent UNAM liderliğinde, TÜBİTAK tarafından kritik yüksek teknolojilerin kazandırılması amacıyla desteklenen TÜBİTAK 1004-Mükemmeliyet Merkezi Destek Programı kapsamında, 60 milyon liranın üzerinde bir fon ile çalışma yürüttüklerini ifade etti.

Bu fonu kullanarak, ülke için kritik teknolojiler geliştirmek amacıyla Bilkent Üniversitesi UNAM liderliğinde, Türkiye'nin en önemli lokomotif sanayi kuruluşları olan TUSAŞ, Vestel ve Şişecam ile Bilkent, Eskişehir Teknik, Abdullah Gül (AGÜ) ve TOBB ETÜ üniversiteleri ile büyük bir takım olan A1-Platformu'nu kurduklarını anlatan Demir, takımda ayrıca Ar-Ge filiz şirketleri ile 20'ye yakın paydaş kurumla ortak çalıştıklarını belirtti.

Ekiplerinin, "nanomalzemeler", "şeffaflar", "yapısallar", "aviyonik ekranlar" ve "ileri cam teknolojileri" olmak üzere birbirini besleyen 5 dalda çalışmalar yürüttüğünü aktaran Demir, "Bu programın tetiklediği nihai, yan ve ara olmak üzere 60'ın üzerinde ürünün teknolojisi geliştirilecek. Buradan beklenen ülkemize katma değeri oldukça yüksek malzeme teknolojilerini sağlamak. Bunun farklı patent uygulamaları olacak ve dolayısıyla patent portföyü ile beraber ülkemize kendi dallarında lokomotif olan bu şirketlerimize kritik teknolojileri kazandırmış olacağız." dedi.

Demir, "Dört yıl boyunca A1 takımı paydaşlarıyla TÜBİTAK 1004-Mükemmeliyet Merkezi Destek Programı'nda kazandırılan çok sayıda teknoloji başta savunma sanayi, dayanıklı tüketim ürünleri, elektronik, cam olmak üzere çeşitli sektörlerde katma değerli yüksek teknoloji ürünleri olarak can bulurken ülke ekonomisine doğrudan katkı yaratacak." bilgisini verdi.

Hilmi Volkan Demir, platformun, ülke ekonomisine milyarlarca dolar katkı vermesinin beklendiğini ifade etti.

Kokpitler içindeki mekanik bileşenlerden şeffaf malzemelere

Milli uçakta da kullanılacak, kokpiti saran saydam yapı kanopilerin üzerine yerli ve milli özellikler kazandırmak için geliştirileceğini belirten Demir, "yapısallar" adını verdikleri özel nanokompozit malzeme grubunda ise kokpitler içerisindeki farklı mekanik bileşenlere yönelik çalışma yürütüldüğünü, bunun için TUSAŞ ve UNAM'ın yakın iş birliği içinde çalıştığını bildirdi.

Nanokristallerin yerli ve milli üretimi geliştirildi


Prof. Dr. Demir, iletişim, navigasyon, birden fazla sistemin görüntülenmesi ve yönetimi ve bireysel işlevleri gerçekleştirmek için uçaklara takılan yüzlerce sistem anlamına gelebilecek "aviyonik" ekranların, yine kokpitler için kritik olduğunu dile getirerek, şu bilgileri verdi:

"Bu son teknolojik noktaya giderken yol üstünde küçük format ekran, televizyon, sayısal gösterge paneli, araba paneli gibi farklı çıktılarıyla ve en sonunda da aviyonik uygulamaya uyumlu olan nanokristal renk teknolojisinin özel ekran teknolojilerini geliştirmek üzere çalışıyoruz. Ekranların içerisine renk kalitesini yükseltmek için renk dönüştürücü olarak nanokristaller yerleştiriyoruz. Normalde bu nanokristaller, yurt dışından satın alınıyor. Platform olarak ekran teknolojileri ile uyumlu olan nanokristalleri geliştiriyoruz. Bu altyapıdan yaptığımız filmleri bir televizyon ekranının arkasına yerleştirdiğimizde izleyicilere çok daha canlı renkler sunabiliyoruz."

Nitelikli Ar-Ge gücü oluşturuluyor


Prof. Dr. Hilmi Volkan Demir, yürüttükleri çalışmalara ilişkin şu bilgileri verdi:

"Türkiye'nin etki-değeri yüksek bilim, katma değeri yüksek teknoloji ve küresel seviyede inovasyon için yararlı ve değerli bilgi üreterek rekabetçi olmasını, sadece ekonomik değil, aynı zamanda ülkemiz için toplumsal fayda ve nitelikli Ar-Ge iş gücü yaratmayı, üniversite-sanayi iş birliğinin de gücüyle derin teknoloji geliştirmek için 'kar topu' etkisi tetiklemeyi ve uluslararası seviyede rekabet eden global ürünleşme için gerekli kabiliyeti geliştirmeyi amaçlıyoruz. Türkiye'ye 4 yıl içinde 5 farklı dalda kritik malzeme teknolojilerini kazandırmak için çalışıyoruz.

Dört yıl sürecek program süresince teknoloji hazırlık seviyesi 3, 4, 5 olarak sınıflandırılan teknolojilerin 6, 7, 8, 9 seviyelerine çıkartılması ve bu şekilde katma-değerli yüksek bu teknolojilerin yerli ve milli üretimi amaçlı ülkemize kazandırılmasını hedefliyoruz. Bunlarla birlikte, programa dahil olan tüm kurumların kendi sektörlerindeki özgün ürünlerin geliştirilmesi için teknolojik kazanımlarının her aşamada ortak ve çok yönlü fayda sağlamasını amaçlıyoruz." Anadolu Ajansı





BJK 5106
1 yıl önce - Cmt 11 Arl 2021, 16:48

Alıntı:
2004 yılında kurulan Dora Makina, 2016 yılında kısmi üye olduktan sonra CERN'e parça veren ilk Türk firması olarak yurt dışındaki bilinirliğini de artırdı. Firma, OSTİM'de yer alan ve 150 kişinin istihdam edildiği üretim tesisinde, otomotiv, enerji, sağlık, savunma sanayisi ve nükleer gibi alanlarda makine ekipmanları ve yedek parçası imalatı gerçekleştiriyor. Firma, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde yerli üretilen solunum cihazlarının oransal valflerinin üretimini de gerçekleştirdi.

Dora Makina Genel Müdürü Bekir Sağlamyürek, AA muhabirine, iş kapasitelerinin her geçen gün arttığını ve üretim kapasitesini artırma planı yaptıklarını belirterek, teknik eleman bulma sıkıntısı yaşadıklarını ve şu anda 15 teknisyen ihtiyaçları olduğunu söyledi.

CERN ile ilk sipariş aldıkları 2016 yılından beri iş yaptıklarını ifade eden Sağlamyürek, "Pandemi döneminde işler bir miktar azalsa da son olarak CERN'den 2 paketlik daha iş aldık. Bu paketlerden birini geçen hafta yolladık. Bizim yolladığımız ürünler katma değeri yüksek parçalar. CERN'in hızlandırıcı sistemlerindeki makine parçalarının imalatını yapıyoruz. Bunlar her türlü mekanik parça olabilir. Bu ihracatın kilogram fiyatı ortalama 150 dolar civarında. Bu yaptığımız ihracatta rakamlara değil, stratejik olarak oraya iş yapmaya önem veriyoruz." dedi.

Sağlamyürek, CERN ile yaptıkları çalışma sonunda Türkiye'de de fizik ve nükleerle ilgili kurumlara paket işler gerçekleştirmeye başladıklarını bildirdi.

Son dönemde Çin yerine makine parçası taleplerinin kendilerine kaydığına işaret eden Sağlamyürek, "Bu talepler daha çok Avrupa ülkelerinden geliyor. Şu anda yeni olarak 5-6 firma için üretim yapıyoruz. Firma olarak İsviçre, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerden 19 firmaya ihracat gerçekleştiriyoruz. Uluslararası ilişkilerin artmasıyla ister istemez iş ilişkileri de büyüyor. Türkiye'nin kurduğu ilişkiler çerçevesinde ihracatın da bu yönde şekillenmesini bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Sağlamyürek, gelecek dönemde her yıl 3 yeni firmayı ihracat portföylerine eklemek istediklerini dile getirdi.

"Beyin göçünün faydasını gördük"

Sağlamyürek, Türkiye'den gerçekleşen beyin göçünün firma olarak faydasını gördüklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Beyin göçüyle Türkiye'den gidenler, buradaki firmaların niteliğini ve potansiyelini daha iyi bildiği için gittikleri yerlerde bizim gibi firmalarla iş yapılmasını sağlıyor. Bizim bazı taleplerimiz bu şekilde geliyor. Örnek verecek olursak firmamızda staj yapmış bir arkadaş yurt dışında uluslararası bir firmada işe girmiş. Orada bizim tanıtımımızı yapmış. Bize onlardan parça talebi geldi. Bu şekilde Türkiye'de bazı firmalarda çalışıp yurt dışına gidenlerin çalıştığı 5 yeni yabancı firmayla çalışmaya başladık."

Bir yıl içinde 3 bin metrekarelik kapalı alanı bulunan üretim merkezlerini 10 bin metrekareye çıkaracaklarını belirten Sağlamyürek, "İhracat adına daha büyük ekip kuracağız. Ar-Ge ve tasarım birimimizi güçlendirip kendi ürünlerimizi yapacağız." dedi. Sağlamyürek, kurlardaki yükselişin ham madde tedarikinde girdi maliyetlerini olumsuz etkilendiğine işaret ederek, "Malzemelerimizin yüzde 80'ı yerli ancak yüksek katma değerli ürün ürettiğimiz için bir miktar dışa bağımlılık söz konusu." diye konuştu. AA





BJK 5106
1 yıl önce - Çrş 19 Oca 2022, 18:49

Alıntı:
Dayanıklılık, esneklik, termal ve elektriksel iletkenlik özellikleriyle çok farklı sanayi alanlarında kullanılabilen grafeni Türkiye'de ilk kez seri olarak üreten şirket, ürünlerini 80 ülkeye ihraç etmenin yanı sıra ileri teknoloji malzeme alanında ithalatın azalmasına da katkıda bulunuyor.

​​​​​​​Çelikten 200 kat daha mukavemetli, bakırdan yüzlerce kat daha iletken, bir o kadar esnek ve hafif olan grafen, hava araçları, su geçirmez kaplamalar, otomotiv, elektronik cihazlar, dokunmatik ekranlar gibi birçok üründe kullanılıyor.

Nanografi Nanoteknoloji AŞ'nin geçen yıl açılışı gerçekleştirilen Ankara'daki grafen seri üretim tesisi de Türkiye'nin ileri teknoloji malzeme alanında önemli bir ihtiyacını karşılıyor.

Şirketin çevre dostu endüstrileşmeye uygun ve düşük maliyetli özgün bir yöntemle üretim yaptığı tesiste, grafen başta olmak üzere ileri malzeme teknolojileri alanında Ar-Ge çalışmaları da yürütülüyor.

"Ticaret hacmimizin büyük bölümünü ihracat oluşturuyor"

Nanografi Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Emre Deli, AA muhabirine, seri üretim tesislerinin KOSGEB’in Teknoyatırım Programı kapsamında desteklendiğini söyledi. Grafeni yüksek kapasite, performans ve verimlilikte ürettiklerini belirten Deli, sürdürdükleri son ürün çalışmalarıyla katma değer oranını artırmayı hedeflediklerini bildirdi. Deli, "Toplam ticaret hacmimizin büyük bölümünü ihracat oluşturuyor. Nanografi olarak kurduğumuz seri üretim tesisinden elde ettiğimiz grafeni farklı boyut, nitelik ve miktarlarda 57 ülkeye ihraç etmeyi başardık. İhraç ettiğimiz diğer ürünlerle de toplam 80 ülkeye ulaştık. Ürünlerimizi ihraç ettiğimiz ülkelerin gelişmiş endüstriler ve nanoteknolojide rekabetçi pazarlara sahip olması bizim açımızdan oldukça önemli." dedi.

Deli, Türkiye’de üretilen grafeni Airbus, LG gibi dev teknoloji şirketleriyle Harvard, Stanford gibi dünyanın önde gelen üniversitelerine ihraç ettiklerini dile getirdi.

"Gram başına ihracat değeri 150 doları buluyor"


Ürettikleri grafenin gram başına ihracat değerinin 100-150 dolar civarında olduğu bilgisini veren Deli, şöyle konuştu:

"Türkiye'de yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayisi ihracatı içindeki payı yüzde 3 düzeylerinde. Grafen ihracatımızın imalat sanayisi ürünlerimiz içinde bulunan yüksek ve orta yüksek teknolojiye sahip ürünlerimizin oranının yükselmesine de katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Bu yatırımımızın gerek kilogram başına elde ettiğimiz ihracat gelirini gerekse katma değerli ürün üretimine bağlı olarak personel istihdamını ve ülkeye döviz girdisini artıracağına inanıyoruz."

Deli, grafeni yerli olarak üretmekle hem ihracat kalemi oluşturduklarına hem de ileri teknoloji malzeme alanında önemli bir ithalatın önüne geçtiklerine, böylelikle de cari dengeye katkıda bulunduklarına dikkati çekti.

Yıllık 100 tonluk kapasiteyle üretim yaptıkları grafenle yurt içinde de ihtiyaç duyulan nanomalzeme ihtiyacını karşıladıklarına işaret eden Deli, "Üretimimiz sayesinde tüm dünyada satışı belli başlı kaidelere bağlı olan grafeni, savunma sanayisi şirketlerimiz, araştırma enstitülerimiz ve Ar-Ge merkezlerimiz, daha kolay ve düşük maliyetle ulaşabiliyor. Grafen ve nanomalzemelerin tedariki ülkemizin bilim insanları için bir zorluk olmaktan çıkıyor." ifadelerini kullandı.

Deli, grafen ürünlerinin elektronikten havacılığa, biosensörlerden kompozitlere, batarya teknolojilerinden yeni nesil barkod teknolojilerine kadar büyük bir uzmanlık alanında kullanıldığını bildirdi.

"Nano ve biyoteknoloji alanında 'unicorn' olmak istiyoruz"


Yüksek kapasiteli laboratuvarlarda Ar-Ge çalışmalarına devam ettiklerini vurgulayan Deli, şu değerlendirmede bulundu:

"Grafen katkılı son ürünler için yeni yöntemler üzerinde çalışıyoruz. Grafenin sahip olduğu katma değeri, onu ara mamul olarak değerlendirerek nanokompozit, yüksek kapasiteli bataryalar, uzun ömürlü ve yüksek performanslı kaplama ürünleri ve yeni nesil barkodlama teknolojilerinde ürünler ortaya koyarak daha da artırabileceğimizi düşünüyoruz. Bu sebeple bir yandan grafen üretimini gerçekleştirirken diğer yandan da teknolojik ürünler ortaya koyarak yüksek teknolojiye sahip ürün yelpazemizi genişletiyoruz."

Uluslararası alanda yüksek prestije sahip enstitü ve kurumlarla da yakın iş birliği halinde olduklarına dikkati çeken Deli, şunları kaydetti:

"Henüz yüzde 100 kapasitemizi hayata geçirmemiş olmamıza rağmen katettiğimiz mesafe bizim için umut verici. Avrupa Birliği tarafından grafen üretimimiz mükemmeliyet derecesiyle taltif edilmişken günlük hayatımızda isimlerini sıkça duyduğumuz yüksek teknoloji şirketleriyle müşterek Ar-Ge projeleri yürütüyor ve yakın zamanda hayatımıza girecek teknolojik ürünleri birlikte geliştiriyoruz. Sahip olduğumuz teknolojik bilgi birikimimiz ve uzmanlıklarımızı göz önünde bulundurduğumuzda gelecekte ismimizden çok daha fazla söz ettirecek, özellikle nano ve biyoteknoloji alanlarında yeni trendleri belirleyecek bir yetkinliğe kavuşabileceğimizi düşünüyoruz. Bu alanda bir ‘unicorn’ olmak da hedeflerimiz arasında."(AA)




BJK 5106
1 yıl önce - Cum 04 Şub 2022, 00:32

Alıntı:
Malatya'da bir grup akademisyen, 10 farklı türden ürettikleri karbon kaynaklı malzemeyle lityum-iyon pillerin performansını arttırmak amacıyla deneyler yaptı. Araştırma neticesinde akademisyenler, bu pillerin performansını arttıran iki farklı bileşik üretmeyi başardı.

Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Yaşar, AA muhabirine, lityum-iyon bataryaların elektronik cihazların önemli bir parçası olduğunu, bunların elektrikli otomobillerle daha da fazla gündemde olduğunu söyledi.

Birçok ülkenin lityum-iyon batarya üretimi için yatırıma yöneldiğini, kendilerinin de bu yönde çalışma yaptıklarını belirten Yaşar, bu kapsamda bir süredir "Karbon Destekli ve Porlu Yapıya Sahip Malzemelerden Süperkapasitör ve Elektrot Malzemelerin Üretilmesi ve Elektrokimyasal Özelliklerinin İncelenmesi" projesi üzerinde çalıştıklarını aktardı.

Fizik Bölümünden Doç. Dr. Emine Altın ve Dr. Nesrin Buğday ile yaklaşık 1 yıldır çalışmalar yürüttüklerini anlatan Yaşar, "10 farklı türde karbon kaynaklı malzeme ürettik. Yaptığımız testlerde 2 malzemenin grafite göre yaklaşık 5 kat üstün performans sağladığını gözlemledik. Ürettiğimiz malzemeleri CR 2032 tipi pillerde denedik ve oldukça yüksek kararlılıkla beraber çok güçlü bir elektriksel iletkenlik elde ettik." diye konuştu.

Prof. Dr. Yaşar, maliyetleri de düşürmeye çalıştıklarına işaret ederek şöyle konuştu:

"Ürettiğimiz malzeme, atmosferik şartlarda yaklaşık 250 çevrimde (doldur- boşalt) stabil özellik sergilemekte. Şu ana kadar 250 çevrim ölçtük. Sonuç olarak elde ettiğimiz malzeme ticari olarak üretilen, pillerde kullanılan grafit malzemesinden pek çok yönden oldukça üstün özelliklere ve elektriksel iletkenliğe sahip. Bu bizi heyecanlandırıyor. Geliştirdiğimiz malzemeyi grafitle beraber kombinasyonları deneyerek, üretim maliyetlerini düşürmeye çalışacağız. Tek başına veya grafitle beraber pillerde kullanarak ileride çok yüksek güç ihtiyacı olan alanlarda kullanılacak pillerde bu malzemeyi kullanmayı hedeflemekteyiz."

"Ucuz, etkili ve kararlı piller üretmek istiyoruz"

Çalışma neticesinde yeni tür anot elektrot malzemelerini sentezlediklerini ifade eden Yaşar, şunları kaydetti:

"Ticari olarak kullanılan grafit anot malzemesinden kapasite olarak yaklaşık 5 kat daha iyi bir sonuç elde ettik. Grafit anot malzemesinin kapasitesi yaklaşık 240 miliamper saat/gram iken bizim ürettiğimiz malzemeden elde ettiğimiz sonuç yaklaşık 1200 miliamper saat/gram. Bu çalışmamız üniversitemizin destekleriyle patent kurulundan geçti, ulusal ve uluslararası patent için girişimlere başladık. Çalışmamızla ticari pillerin güç yoğunluğunu arttırarak, daha ucuz, etkili ve kararlı piller üretmek istiyoruz." (AA)






Toğan
1 yıl önce - Cum 04 Şub 2022, 23:33
ÜNLÜ ROBOT TÜRK DEVİNDE STAJDA




sayfa 4
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET