Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Dini Hikayeler, dini güzel sözler
« önceki   123 ... 666768   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
sayfa 67
Mustafabey 01

11 ay önce - Prş 25 Ekm 2018, 08:58



Bu hikaye gibi ama gerçek her insan öleceğini bildiği halde ölmeyecekmiş gibi dünya hayatına sarılıyor, ahiret hayatını bildiği halde orası için hazırlık yapan, ahireti düşünen insan çok az.


Mustafabey 01

11 ay önce - Çrş 31 Ekm 2018, 08:59

Şeyh Sâdî, Bostan adlı hikemî eserinde çok ibretli bir hikâye nakleder:

“Tatlı dilli, güler yüzlü bir delikanlı bal satardı. Bu, öyle bir civanmert idi ki, gönüller onun tatlılığından yanar, erirdi. Boyu, beli saz ile bağlanmış şeker kamışına benzerdi. Müşterisinin sayısı belli değildi.

Öyle bir yiğit idi ki, faraza bal satmayıp zehir satacak olsaydı, herkes zehri onun elinden, bal gibi içerdi.

Suratsızın biri de, o yiğidin satışına özendi, kazancını kıskanıp bal satmak istedi. Bal tablası başında, sirke satan yüzüyle, mahalle mahalle dolaştı. «Bal, bal!» diye bağırdı durdu. Fakat balına müşteri değil, bir sinek bile konmadı.

Akşam oldu, eve döndü. Eline bir kuruş geçmemişti. Fenâ hâlde kızdı, bir köşeye çekildi, oturdu. Günahının cezâsından korkan günahkâra, bayram günü zindanda tutulan bedbahta benziyordu.

Hanımı ona, latîfe sûretiyle:

“–Ekşi yüzlünün balı acı olur!..” dedi.

Çirkin huy insanı cehenneme götürür. İyi huy ise cennetten çıkmıştır.

Arkadaş! Yürü, gerekirse ırmaktan sıcak su iç de, kızgın güneşte kavrulsan bile ekşi yüzlü insanın elinden soğuk şeker şerbeti içme! Kaşları diken gibi çatılmış olan kimsenin ekmeğini yemek, rûha ziyanlıktır.

Efendi, hırçınlıkla işini sarpa sardırma; çünkü hırçınlar dâimâ bedbaht olurlar. Farz edelim ki; altının, gümüşün, bir şeyin yok. Tatlı bir dilin de mi yok?”

Kaynak:
Hak Dostlarının Örnek Ahlakı-1, Erkam Yay.


Mustafabey 01

11 ay önce - Prş 01 Ksm 2018, 09:24

Salihlerden bir mübarek zât varmış.
Bir Cuma günü,
Evde un kalmayınca merkebine yüklemiş buğdayı,
Değirmene doğru koyulmuş yola...
Değirmene vardığında, çuvalı indirirken merkep kaçıyor.
Merkebi aramaya çıksa, Cuma namazı kaçacak.
Kendi kendine;
“Sen nereye gidersen git, ben Rabbimin emrinden çıkmam,
Doğru Cuma namazına gidiyorum..” diyor...
Vakit giriyor ve huşû içinde ibadetini yapıyor...

Cumadan sonra bakıyor, merkep hâlâ yok...
Tarlaya gitse merkep lazımdır. Un için zaten yine merkep lazım.
“Ben şimdilik eve gidip biraz dinleneyim, sonra çaresine bakarız” diye düşünüyor...

Eve yaklaşınca, ahırdan merkep sesi geliyor.
“Hanım, bu merkebin burada işi ne?” diyor. O da,
“Efendi, bugün ödüm patladı, az kalsın ölüyordum” diyor:
“Bir aslan merkebi önüne katmış, bir o tarafa, bir bu tarafa, derken ahıra kadar getirdi. Ben de korkudan odanın bir köşesine saklandım. Pencereden baktım, aslan geldiği gibi gitti.”
Adam;
“Hanım, bu bizim merkep değil mi?” diye soruyor. Hanım da,
“Evet bizim merkep” diye cevap veriyor.
Adam şaşırıp kalıyor... Hanımı bu arada,
“Bey, senin karnın açtır. Taze un geldi, ekmek yaptım” deyince adam hayretle,
“Hanım, un nereden geldi?” diyor.
“Sorma bey! Komşumuz değirmene gitmiş, kendi unu yerine bizim unu getirmiş, yanlışlığı anlayınca da unu bize bıraktı. Yani unumuz geldi...
Sana bir haberim daha var bey! Bizim komşu bahçesini sulamış ancak kanalı açık unutmuş, bizim bahçe de sulanmış!”

Mübarek zat, hanımından bunları duyunca ellerini açmış ve şöyle dua etmiş:
“Allah’ım!
Ben senin bir emrini yerine getirdim, sen benim üç ihtiyacımı gördün.
Sana ne kadar şükretsem azdır Ya Rabbi...”

'' Nasibe inanan yolda, Duaya inanan darda kalmaz...''



Cüneyt5316

11 ay önce - Cmt 03 Ksm 2018, 12:36

Ben de mülk suresinden bir ayetten alıntı yaparak birşey anlatayım.

Bismillah...

Yaradan bilmez olur mu? (Mülk 14)

Neyi bilmez olur mu?
İçindeki herşeyi...
Çünkü yaradanın esması “kesif mi latif mi”?
Latif... (Herşeye nüfuz eden)
Eğer latif ise, güneşin şuâ ışığı gibi heryeri ihata eder mi?
Kalbimi... Böğrümü... Yanımı... Ciğerimi...
İşte Cenab-ı Allah heryeri ihata edebildiğinden dolayı şah damarından daha yakındır...
Çünkü esması Latiftir...
Sana şah damarından daha yakın, latif olan yakınken, kesif olan haram sevdalarda haram yollarda medet ve umut arıyorsan da sana yazıklar olsun denir. Başka birşey denmez!


Cüneyt5316

11 ay önce - Prş 08 Ksm 2018, 18:58

Umumun menfaati için çalışın. Bilhassa ölüm için hazırlık yapın. Görüyorsunuz ki herkes ölüyor. Ölüm sizinde peşinizde.

Yükünüzü hafif tutun ki menzile rahat varasınız.

Önce gidenler, arkalarından gelecek olanları bekliyor.



Mustafabey 01

11 ay önce - Pts 12 Ksm 2018, 09:20

Hayatına Yön Vermek Senin Elindedir

Balıkçı bir adam bir gün güneş doğmadan sabah namazından az önce deniz kenarında oturuyormuş. Derken içi taş dolu bir torba bulur. Elini torbanın içine sokarak bir taş alır ve o taşı denize fırlatır. Taşı fırlattığı esnada suyun üzerinde çıkardığı ses adamın hoşuna gider.Tekrar ikinci bir taş alır ve onuda denize fırlatır. Çünkü taşın suya değerken çıkardığı ses balıkçıyı mutlu eder ve bu şekilde taşları teker teker fırlatır. Bu arada güneşin ışığı yavaş yavaş yaklaşır ve adamın elindeki taş dolu torbada yavaş yavaş belli olmaya başlar. Artık torbanın içinde sadece bir taş kalmıştır. Güneş açıp adam torbanın içine baktığında bir de ne görsün içindeki taşlar elmas taşlarıymış. Meğerse denize fırlattığı tüm taşlar elmasmış. Çok pişman bir şekilde şöyle demeye başlar:" Ey ahmak herif. Eğer bu taşların elmas olduğunu bilseydim sadece sesi kulağıma hoş geldiği için eğleneceğim diye onları hiç denize firlatırmıydım?" Ancak iş işten geçmiştir.
Evet kardeşim bu kıssadan çıkardığımız dersler:
1) Balıkçı sensin.
2) Aralıklarla denize fırlattığın elmaslar senin ömrün.
3) Denizin üzerinde taşın çıkarmış olduğu ses, yok olmaya mahkum dünya süsü ve şehvetleridir.
4) Gecenin karanlığı ise gaflettir (dünya hayatına dalmak).
5) Güneşin doğuşu ise geri dönüşü olmayan ölümün ta kendisidir.
5) Kardeşim! Şimdiden itibaren uyanık ol ve elmas değerinde hatta çok daha değerli olan vaktini, ömrünü faydasız şeylerle boşa harcama.Yoksa pişmanlığın fayda vermediği o çetin günde çok pişman olursun.


Cüneyt5316

11 ay önce - Çrş 14 Ksm 2018, 19:15

Bir şey isteyince insandan isteme. Zira, verirse minnettir, vermezse zillettir. Allah’tan iste ki, verirse nimettir, vermezse hikmettir.



Mustafabey 01

10 ay önce - Çrş 28 Ksm 2018, 16:45

SÖZLER ÖNEMLİ !!!

Allahlı” konuşmuyoruz artık!

• Evden ayrılırken geride kalanlara "Allaha ısmarladık", "Allah'a emanet olun" derdik, şimdi "haydi ben kaçtım", “bay bay”, “hadi öptüm!” der olduk...
• İşe gidenlere "Allah işini rast getirsin", derdik, şimdi "bol kazançlar!" der olduk
• Şaşırdığımızda "sübhânallah" derdik şimdi "vaaavvv" der olduk.
• Sevindiğimizde "elhamdülillah" derdik şimdi "olleeeyyy" der olduk.
• Başımıza bir musibet geldiğinde "Allah'ın dediği olur!", "innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn [biz Allah'tan geldik, yine O'na döneceğiz] derdik şimdi "hay aksi!, "bu da nereden çıktı!", "bittim!", "mahvoldum!" der olduk.
• Bize iyilik yapana "Allah razı olsun", "Allah ne muradın varsa versin!" diye dua ederdik, şimdi "sağol!" diyoruz.
• Bir işle uğraşanlara “Allah kolaylık versin!” derdik, şimdi “kolay gelsin!” der olduk.
• Yeni evlenenlere "Allah bir yastıkta kocatsın!" derdik, şimdi "mutluluklar!" der olduk.
• Sınava girecek olanlara "Allah zihin açıklığı versin!" diye dua edilirdi, şimdilerde "başarılar!" deniliyor.
Alıntı
• Geleceğe dair planlar yapılırken "inşallah”, “Allah izin verirse”, “Allah kısmet ederse" derdik, şimdilerde sanki gelecek bizim elimizdeymiş gibi fütursuzca konuşur olduk veya “umarım”, “tahminim o ki” gibi ne idüğü belirsiz ifadeler kullanır olduk.
• Günah işlediğini gördüğümüz kimselere “Allah ıslah etsin”, “Allah affetsin”, “Allah hidayet etsin” derdik şimdi lanet okur olduk.
• Kötü bir şeyden bahsederken “Allah korusun”, “Allah esirgesin” derdik şimdilerde "kapa şu şom ağzını!" der olduk.
Sözlerimizden “Allah” sözcüğünün çekilmesi, artık mümince düşünmediğimizi, hayata Müslümanca değil seküler bir mantıkla baktığımızı ele veriyor.
Sözlerimizden “Allah” kelimesinin çekilmesi, bir zaman sonra hayatımızdan da bereketin kaybolmasına yol açtı.
Şimdilerde mutluluğu “Allah’tan başka şeylerde” arar olduk, ama beyhude!
Ne diyelim?
“Allah sonumuzu hayretsin!”

Son sözüm şu ki, “Kendinize iyi bakın” diyecek kadar kimliksiz değilim, “Hadi Allah’a emanet olun!”


Mustafabey 01

10 ay önce - Cum 14 Arl 2018, 16:17

Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma!

Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş. “Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.

Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.

Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.

Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.

Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş: “İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”
– Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
– Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
– Asla bilmeyenle tartışma.
Cahil insanlarla tartışmayın, hiç bir zaman kazanamazsınız.


Mustafabey 01

10 ay önce - Cmt 15 Arl 2018, 20:20

Hz.İsa a.s. ve Ama adam!

İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini görür;
Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:
– Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı:
– Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:
– Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:
– Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum.
Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam:
– Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper.
Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:
– Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der.
İsa Peygamber:
– Belli olmuyor mu? deyince:
– Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der.
Tebessüm eden Hz. İsa:
– Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar.
Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
– Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:
– Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?
Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder:
– Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!..
Derler ki:
– Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.
– Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün.
Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi’si:
– Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!

EY YOLCU...!
Bil ki bu dünya iki kapili handir. Bu han icinde her davranis gizli imtihandir...
Gelip, gecenlere bir bak, kimisi KRAL kimisi ÇOBANDIR ama hepsi de ayni yola revandir...
Rabbim bizleri ahiret yoluna çalışıp yolu hep rızasına çıkanlardan eylesin. Günün Hayrı ve Bereketi sizin ve ailenezin üzerine olsun ALLAHA Emanet olun inşallah.



sayfa 67
« önceki   123 ... 666768   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET