Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Dini Hikayeler, dini güzel sözler
123 ... 666768   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
sayfa 1
(Özkan)

4 yıl önce - Cum 21 Ksm 2014, 12:39
Dini Hikayeler, dini güzel sözler


Dinimiz İslam'da bir çok hadis ve Hikaye vukuu bulmasına rağmen çoğundan bi haberiz.
Sitemizde bu konu ile alakalı başlık olmadığını tespit ettim ve bu duruma üzüldüm.
Şimdiden iyi paylaşımlar ve bol feyz almalar... inşALLAH

Allah sevgisi

Varlıkların hepsi Allahü teâlânın kudretiyle vardır. Hiç kimse, kendi kendini yaratıp, hayatını devam ettiremez. O hâlde, kişinin, kendini yaratan, çeşitli ni'metler veren, yaşatan Rabbimizi sevmemesi mümkün değildir. Eğer sevmiyorsa, kendi yaratılışını bilmediğinden, cehâletindendir. Çünkü sevgi, ma'rifetin, (ya'nî bilmek, anlamak) meyvesidir.

Bir şey önce bilinip anlaşıldıktan sonra sevilir. Ya'nî ma'rifet olmadan sevgi olmaz. Sevgi ma'rifete göredir. Ma'rifet ne nisbette ise, sevgi de o nisbette olur. Rabbini bilen elbette O'nu sever. Çünkü kendini sevenin, kendini yaratanı sevmemesi düşünülemez.

Güneşin yakıcı sıcağına mâruz kalan gölgeyi sever. Gölgeyi seven de ister istemez, gölge veren ağaçları sever. Kâinatta ne varsa, Allaha nisbetle, gölgenin ağaca nisbeti gibidir. Gölgenin varlığı ağacın varlığına bağlı olduğu gibi, her şey Allahın eseri olup, hepsinin varlığı, O'nun varlığına bağlıdır.


(Özkan)

4 yıl önce - Cum 21 Ksm 2014, 12:41

Ashabı Ağlatan Aşkın Hikayesi

Hz. Suheyf ve Şifa Hatun {R.a}

Peygamber Efendimizin (s.a.v) zamanında Şifa hatun diye biri varmış bu hanım sahabe çok ama çok güzelmiş onunla evlenebilmek için birçok sahabe kese kese altın yollamış kimi develer hediye etmiş ama Şifa hatun hiç birini kabul etmemiş.


Bir gün Şifa Hatun Peygamber Efendimize {s.a.v} Ey Allahın Resulü bana öyle bir ibadet buyurun ki Allahın rızasını kazanayım. Şifa Hatun Peygamber Efendimizden namaz veya oruç gibi şeyler beklerken Peygamber Efendimiz {s.a.v} "Ey Şifa! Bekâr insanın imanı yarımdır sen evlen ki imanın tamam olsun" Şifa Hatun; "Ey Allahın resulü ben yalnız Allah rızası için evlenirim o zaman evleneceğim kişiyi de siz belirleyin" der. Onunla Evlenmek isteyenler Peygamber Efendimize merakla bakıp acaba Peygamber Efendimiz kimi seçecek Şifa Hatunla kimin evlenmesini isteyecek. Peygamber Efendimiz {s.a.v} yarın sabah namazına ilk gelenle Şifa Hatunu evlendireceğim der. Onunla evlenmek isteyenler sabah ilk ben mescide gideceğim. Hatta bazıları acaba uyumasam da sabah ilk ben mi gitsem diye içlerinden geçirirler. Öte yandan Adı Suheyf Olan Bir Sahabe da varmış bu sahabe ise parası olmadığı hatta başını sokacak bir evi bile olmadığı için hiç böyle bir niyete dâhil olmamış. Suheyf nerde yemek bulursa orda yemek yer nerde uykusu gelse orda uyurdu. Devamlı Allah Teâlâ'ya ibadetle meşguldü. Kendisini Şifa Hatuna asla layık görmezdi. Allah Teâlâ'nın takdirine bakın ki Şifa Hatunla evlenmek için niyetlenen her sahabenin uykusu gelir ve hepsi uykuda kalır. Mescide ilk giden ise Hz. Suheyf olur namaz kılındıktan sonra Efendimiz {s.a.v} Şifa Hatunu çağırtıp Seni Suheyf İle evlendirmek istiyorum. Suheyf'e dönerek sen eşine mehir olarak ne verebilirsin buyurmuş. Hz. Suheyf her iki elini açıp Ey Allahın Resulü benim bir şeyim yok ki diyecekken Şifa Hatun Hz. Suheyf Diğer sahabelerin içinde mahcup olmasın diye bir kese içerisinde ona altın vererek bunun Mehir'i olmasını kabul eder. Evlendikleri ilk gün Hz. Suheyf hanımı Şifa Hatuna der ki Ey Şifa! Sen benimle sadece Allah (cc) rızası için evlendin. Bu nedenle sen sabretmek bende senin gibi müslüman ve dinine Sadık biri ile evlendiğim için Şükretmek zorundayız. Gel iyisi mi biz seninle bu ilk gecemizi ibadetle geçirelim. Sabaha kadar ibadet ederler. Her secde de gözyaşı dökerler. Sabah olunca Hz. Suheyf Mescide gider namazdan sonra Peygamber Efendimiz {s.a.v} Ey Suheyf gece ne yaptığınızı sen mi anlatırsın yoksa ben mi anlatayım buyurur... Bunun üzerine Hz. Suheyf Allah (cc) Resulü daha iyi bilirler der. Peygamber Efendimiz {s.a.v} Sizin gece ki halinizden dolayı Allah (cc) sizin tüm günahlarınızı affetti. Bunun üzerine ise Hz. Suheyf Ey Allah Resulü {s.a.v} ne olur bana dua edin de o halde ben bir daha günah işlemeden Allah (cc) benim ruhumu alsın der ve oracıkta ruhunu Rahman'a teslim eder.


Bu olay üzerine sahabeler Ey Allahın Resulü gece onların hali nasıldı diye merakla sorarlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz {s.a.v} buyururlar ki; Onlar bütün gecelerini Allah için ibadetle geçirdiler. Orada bulunanlar şaşırınca Efendimiz {s.a.v.} size şaşıracağınız bir haber daha veyim mi? Az önce Şifa Hatun da evde vefat etti.


(Özkan)

4 yıl önce - Cum 21 Ksm 2014, 15:24

Allah’ın Takdirine Kulun Aklı Ermez

Vehb b. Münebbih’ten rivayet edilmiştir, diyor ki:

- “İsrailoğullarının abidlerinden biri vardı ki, nehrin kenarındaki ibadethanesinde ibadet ederdi. Yakınında bir elbise tamir ve temizleyicisi vardı. Belinde para kemeri bulunan bir atlı gelip, kemerini ve elbisesini çıkarır. Nehirde elbisesini yıkar. Elbisesini giyer, fakat para kemerini orda unutup gider.

O gittikten sonra bir avcı gelip serpme ile balık avlamaya başlar. Para kemerini gören balıkçı onu alır, çekip gider. Sonra atlı gelir, para kemerini orda bulamaz. Elbise temizleyiciye:

“Para kemerimi burada unuttum” der. Adam:

“Ben onu görmedim” diye cevap verir.

Bu cevaba kızan atlı kılıcını çekip elbise temizleyiciyi öldürür.

Abid bu hali görünce, az kalsın fitneye kapılcaktı. Kendisini toplarlayan abid, Cenabı Hakk’a şöyle niyazda bulunur:

“Ey Yüce Allah’ım! Para kemerini balıkçı alır, elbise temizleyici öldürür.” Gece olup uyuduğu vakit, Allahü Teala abide rüyasında şöyle buyurur:

“Ey abid ve salih kulum, fitneye kapılma Rabbinin ilmine müdahele etme. Şunu iyi bil ki, o atlı, balıkçının babasını öldürüp malını almıştı. Para kemeri onun babasının malındandır. Elbise temizleyicisine gelince, onun sevap sahifeleri dopdolu idi. Ancak o sahifelerde günah vardı. Atlının amel defteri günahlarla dolu idi. Sevap hanesinde tek bir sevaptan başka bir şey yoktu. O elbise temizleyicisini öldürdüğü vakit, onun amel defterindeki bir tek günah silindi, atlının amel defterindeki sevab da silindi. Senin Rabbin dilediğini yapar, istediği şekilde hükmeder.”

kaynak:İhya.org



benersoy
4 yıl önce - Cum 21 Ksm 2014, 16:05

Özkan çok güzel bi fikir, hepsini okudum çok güzeldi ancak balıkçıyı anlayamadım?
Yalnız bir ricam olacak başlığı anlamsız buldum, dini hikayeler diye birşey olmaz!
Bu haşa masalmış gibi çağrışım yapıyor, zira Haşa dinde masal olmaz!
Başlığı "Hadis i Şerifler" diye değiştirmen mümkünmüdür aceb


(Özkan)

4 yıl önce - Cum 21 Ksm 2014, 16:46

Sayın Benersoy, başlık ile alakalı temenniz için teşekkür ederim, Hadis-i Şerif başlığımız hali hazırda mevcut;

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=96784

Bu arada hikayenin anlamı sadece gerçeğe yakınlık değil gerçeğin ta kendisi olduğunu herkesin bildiğini sanıyorum.



(Özkan)

4 yıl önce - Pts 24 Ksm 2014, 09:12

Allah’ın Kullarına Olan Merhameti


Zünnun-ı Mısri-nin şöyle dediği rivayet edilmiştir. Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum.

Beni onun şerrinden koruması için Cenabı Hakk’a sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler. Ben de onların arkasından yürüyüp, peşlerini takip ettim.

Nehrin karşı yakasına geçtiklerinde, akrep kurbağayı bırakıp dalları büyük, gölgesi çok olan bir ağacın yanına gitti. Birde baktım ki, ağacın altında Allah’a asi bir genç mışıl mışıl uyuyor. Kendi kendime:

“La havle vela kuvvete illa billa. Bu akrep nehrin ötesinden buraya bu genci sokmak için geldi” dedim ve içimden, akrep gence yaklaştığı zaman hemen onu öldürmeye karar verdim, Akrebe yakın bir yerde durdum. Bir de baktım ki, karşıdan büyük bir yılan, genci öldürmek için gence doğru geliyor. Akrep ona hücum etti, üzerine çıkıp başını sokmaya başladı. Akrep yılanın ölmesine kadar başını sokmaya devam etti.

Yılan öldükten sonra, akrep nehre döndü. Kurbağa da onu orda bekliyordu. Akrep kurbağanın sırtına bindi, nehrin öteki yanına geçtiler. Ben arkalarından onlara bakıp duruyordum. Nihayet dönüp gencin yanına geldim, uyuyan gencin başucunda durarak şu beyitleri söyledim:

“Ey uyuyan, Allah seni karanlığın içindeki her türlü kötülükten korur. Yüce Allah’tan gözler nasıl uyurki sana ondan bütün nimetlerin faydaları gelir.”

Genç benim bu sözlerimden uyandı. Kendisine hadiseyi anlattım. Bunun üzerine genç tevbe etti, kötülükten vazgeçip iyilerden oldu ve ölünceye kadar hayatı böyle devam etti. Allah ona rahmet etsin.

Kaynak:ihya.org


(Özkan)

4 yıl önce - Sal 25 Ksm 2014, 14:57

Ahde Vefa

Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki
-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:

-Söyledikleri doğrumu diye sorar.

Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:

-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.

Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :

-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.

Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin...

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin'de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.

Hz Ömer dayanamaz derki:

-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,

-Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As' dan başkası değildir. Hz Ömer Amr 'a dönerek

-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.

O yüce sahabi:

-Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr'ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.

Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,

-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.

Amr tam bir teslimiyet içerisinde derki,

-Biz de sözümüzün arkasındayız.

Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.

Hz Ömer gence dönerek derki,

-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.

Genç vakurla başını kaldırır ve:

-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.

Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr'a derki,

-Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?

Amr :

-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.

Sıra gençlere gelir derlerki,

-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :

-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?

Gençlerin cevabı dehşetlidir :

- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.



Ertuğrul MERTEL

4 yıl önce - Sal 25 Ksm 2014, 15:05

Sayfamıza da kopyalasaydın ...
Okurken gözüm yaşardı ...
Bizden salataya hıyar olmaz ...
Yoğurda cacık ...


(Özkan)

4 yıl önce - Çrş 26 Ksm 2014, 14:54

Adalet ve Tevazu

Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.
Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:

- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.

Fakat görevli itiraz edecek oldu:

- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.

Halife cevap verdi:

- Evet ama, Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.

Valilerin maaşlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı:

- Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın işlerine vakfederler.

Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmişti. Misafir dedi ki:

- Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin.

- Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı işi yaptırmak istemem.

- Öyleyse ben kalkıp kandile yağ koyayım.

- Olmaz, misafire iş gördürmek yiğitlikten sayılmaz.

Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi:

- Ben kalkıp iş yaparken de Ömer'dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer'im.

İki buçuk yıllık halifelik döneminde İslâm aleminde adaleti hakim kılmıştı. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kırk yaşlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmişti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiğinde, Ömer b. Abdülaziz, paraları adamdan alarak devlet hazinesine koymuş, kendisini serbest bırakmış, öldürülmekten kurtulması için de kaçmasını söylemişti.


(Özkan)

4 yıl önce - Çrş 26 Ksm 2014, 18:30

İffet Ve Nefsin Şerefi

Emir İmar b. Hamza, Melik Mansur’un yanına gelir. Mansur onu yanına oturtur. O gün, mazlumların şikayetlerini dinlediği bir gün idi.

İçlerinden bir adam ayağa kalkıp, yüksek sesle:

- "Ey Müminlerin emiri! Ben mazlum bir adamım" der. Mansur:

- "Sana kim zulmetti?" diye sorar. Adam:

- "Bana zulmeden imar b. Hamza’dır. Bu benim tarlamı aldı" der.

Mansur, İmar b. Hamza’ya hitab ederek, yerinden kalkmasını ve hasmı ile hesaplaşmasını emreder. Bunun üzerine, İmar b. Hamza:

- "Ey müminlerin emiri! Eğer tarla onun ise, ben ondan şikayetçi olmam, eğer benim ise, ben tarlayı ona hibe ettim. Tarla için, müminlerin emirinin bana ikram etmiş olduğu yerimden kalkmam" der.

Mecliste bulunanlar, İmam b Hamza’nın bu alicenaplığına taacup ederler.

Kaynak:İhya.org



sayfa 1
123 ... 666768   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET