Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Aydinsert
14 yıl önce - Prş 28 Nis 2005, 16:58
[İST-B1.46] - Taşkızak Tersanesi İstanbullu'ya Açılıyor!



Alıntı:
Haliç'te Taşkızak Tersanesi'nin de içinde bulunduğu sahil bandı İstanbullulara açılıyor... İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Haliç'teki Milli Savunma Bakanlığı'na ait Taşkızak Tershanesi'nin arazisini takas yoluyla devralıyor. Arazi tarihi ve kültürel dokuya kazandırılacak.

Taşkızak Tersanesi'nin devrine ilişkin ön protokolü imzalayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mimar Kadir Topbaş, gazetecilere konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Protokolün Ankara'dan onay almasıyla devir işleminin tamamlanacağını belirten Başkan Kadir Topbaş, şöyle konuştu;

"Haliç tersanelerinin devriyle ilgili bir yıldan beri görüşmelerimiz sürüyordu. Şimdi bir noktaya gelindi, sonuca yaklaştık. Sayın Deniz Kuvvetleri Komutanımız, Genelkurmay Başkanımız, Milli Savunma Bakanımız ve Başbakanımız olumlu cevap verirse devir işlemini tamamlayacağız. Görüşmeler ve değerlendirmeler çok zaman alıyor. Ancak biz zaman kazanmak için bir taraftan da proje çalışmasını sürdürüyoruz."

Protokolün Ankara'dan onay almasıyla Haliç'teki Taşkızak Tersanesi'nin de içinde bulunduğu ve askeriyenin kullanmakta olduğu 2 tersaneyi İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak devralacaklarını belirten Başkan Kadir Topbaş, "Daha önce Şehir Hatları'yla birlikte Haliç Tersanesi'nin devri bize geçmişti. Bu tersanelerin yer aldığı Haliç'teki geniş sahil bandını kültür-sanat ve aktivite merkezi haline getireceğiz. Konuyla ilgili çalışmalarımız tamamlanmak üzere" dedi.



Kaynak:İstanbul Büyükşehir Belediyesi Web Sitesi


Başdoğan

14 yıl önce - Pzr 15 May 2005, 04:08

Her ne kadar tersaneler ilgimi çekmişsede sehirin göbeginde olmasi insani rahatsiz ediyordu. Kaldirsalarda tersaneyi hatirlatacak ufak bir müze gibi bir sey yapilsa iyi olur diyorum.

Adil Akgül
10 yıl önce - Sal 03 Mar 2009, 16:39

Cık cık cık cık cık.....

"Şehrin göbeği" dediğiniz Haliç bölgesi, coğrafi yapısından ötürü bir doğal limandır; öncelikle bunu unutmamanız lazım. Liman şehirleri, adları üstlerinde olduğu gibi, limanların etrafında gelişirler; İstanbul da aslında bunun bir örneği olmuştur. Limanın da en makulü, gerek yapım, gerekse bakım masrafları dikkate alınırsa "doğal liman" olarak tabir ettiğimiz deniz etkilerinden (dalga, akıntı, kumlanma vb.) korunmuş alanlardır.
Bu sebepten, bu alanların -en azından mevcut olanların- liman yahut tersane amaçları dışında kullanılmasına, öncelikli olarak, bir kıyı ve liman mühendisi olarak sonuna kadar karşıyım.
Burada şehir gelişimi kapsamında yapılan en önemli hata, tersaneler bölgesi yakınını iskana açmak olmuştur ki bu tesislerin gelişimine ciddi bir darbe indirmiş; üretilebilir gemi tonajının sınırlanmasına sebep olmuş ve yan sanayi tesislerinin gelişimini engellemiştir. Buna rağmen, Haliç Tersaneleri yakın tarihimize kadar pek çok büyük tonajlı geminin üretimini başarı ile gerçekleştirmişlerdir (Detaylı bilgi için bkz. Gemiler, Süvariler, İskeleler. Eser TUTEL, İletişim Yayınevi).
Bunun dışında, İstanbul'un tarih ve kültürüne sahip çıkmak gayretinde olduğunu belirten bir belediye yönetimi, 500 seneyi aşkın bir süredir aktif olarak üretimini sürdürebilmiş Haliç tersanelerini ortadan kaldırmakla bir "mıntıka temizliği" değil, bir kültür katliamı yapacaktır.
"Siluetini" beğenmediğinizi iddia ettiğiniz tesisler, oldukları gibi, tüm envanterleri ile birer tarih mirasıdır ve korunmaları ve olabildiğince aktif tutulmaları bizler için gurur kaynağı olmalıdır. (Ben de Haliç bölgesinde eski Galata Köprüsünün siluetini beğenmiyorum; Atatürk Köprüsünün siluetini beğenmiyorum; ama bu çirkinlikleri nedense kimse kaldır(a)mıyor ya da makyajlayamıyor??)

Elbet ki, -eğer başarılabilir ise-, tersane aktif tutularak bir canlı müze haline gelebilse, yapılabilecek en mükemmel çalışmaya ulaşılır. Kısmen de olsa ziyaretçiye açık ve çalışan bir tersanenin boş havuz ve kızaklar ve sökülmüş vinçlerden daha çok ilgi uyandıracağı açık. Yahut bunların hepsinin kaldırılıp yerine dükkan, motel, kıraathane yahut sinema platosu inşa edilmesi, kültür katliamı ve alanın peşkeş çekilmesi anlamına gelecektir.

Not: Aslında bu yazıyı yazmamın sebebi, şu anda Gemi Mühendisleri Odasınca Camialtı Tersanesi'nin film platosuna dönüştürülmesine karşı yürütülen, imza kampanyasına dair sizleri bilgilendirmek idi. Kampanya metnini aslı gibi ekliyorum; olduğu gibi okuyun, sonra bir daha okuyun, sonra da bir daha düşünün:
Alıntı:
Sayın Abdullah GÜL,
Cumhurbaşkanı
ANKARA
2 Şubat 2009 tarihli gazetelerde yer alan haberlerden, bir süre önce öğle yemeğinde ağırladığınız
sinemacıların önerisi üzerine, 6 asırlık Osmanlı TERSANE‐İ AMİRE’si içinde yer alan Camialtı Tersanesi’nin bir sinema platosuna dönüştürülmesi için çalışma başlatıldığı, talimatınız üzerine harekete geçen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin girişimi ile başlatılan işlemlerin, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nce yürütüldüğü öğrenilmiştir.
Biz aşağıda imzası bulunan, ülkemiz gemi yapım, bakım ve onarım sanayiine, ülke denizciliğine gönül ve yıllarca emek vermiş yönetici, mühendis, işçi ve ilgili yurttaşlar olarak; dünyanın yaşayan en eski 2. tersanesinin, dünya üzerinde başka örneği bulunmayan şekilde ve yaklaşık 6 asırdır gemi yapım işlevini sürdüren bir endüstriyel arkeolojik SİT’in bir sinema platosuna dönüştürülmesi düşüncesini kabullenemediğimizi bilgilerinize sunmak istiyoruz.
Camialtı Tersanesi, İstanbul’un fethinin hemen ardından Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmaya
başlanan ve Taşkızak ve Haliç Tersaneleri ile birlikte 16. yüzyılda dünyanın en büyük tersanesi haline gelen Tersane‐i Amire’nin bir parçasını oluşturmaktadır. Kuruluşundan özelleştirme kapsamına alındığı 10 Ağustos 1993 tarihine kadar da ülkemizin en büyük ve modern gemilerinin yapıldığı önemli bir sanayi ve üretim merkezi, ayrıca gemi inşa sektörümüze binlerce teknik eleman ve mühendis yetiştiren bir okul olmuştur. Bugün hala birçok tersanemizin yapamayacağı büyüklükte olan 18.000 tonluk gemiler yıllar önce Camialtı Tersanesinde inşa edilmiştir.
Özelleştirme İdaresi yönetimi altındaki uzun ve atıl bekleme süreçlerine ilaveten, yeni inşa edilen Galata Köprüsü’nün teknik sorunlardan dolayı yıllarca açılamayan hidrolik kanatları ile başlayan olumsuz süreç sonunda bugünlere gelen tersane, eski günlerindeki gibi olmasa da halen gemi yapım faaliyeti yürütülen; bu özelliği ile de ‐bazı tarihçilerin Bizans öncesi ve Bizans dönemlerinde de o bölgede tersanelere rastlandığına ilişkin ifadeleri olmakla birlikte en azından‐ 6 asırdır hala işlevini sürdüren dünya üzerindeki tek sanayi işletmesidir. Ülkemizde mühendislik eğitiminin başlangıcı kabul edilen ve günümüz İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temelini oluşturan Mühendishane‐i Bahri‐i Hümayun da Tersane‐i Amire’nin içinde yer almaktadır. Tarihi süreç içinde pek çok tahribata uğramasına rağmen, bugün hala bu tersaneden günümüze intikal eden önemli yapılar ve eserler de bulunmaktadır. Bunların koruma altına alınması, mevcut araç, gereç ve malzemelerin muhafazası, hayatî önem taşımaktadır.
Öte yandan, bir “tarih kenti” olmanın yanı sıra bir “deniz kenti” de olan İstanbul için kent içi deniz
ulaşımı, değerlendirilmesi gereken önemli bir potansiyel oluşturmakta; Haliç içinde yer alan
tersanelerimiz ise bu konuda hem yeni gemilerin yapımı, hem de mevcutların bakım ve onarımı
konusunda yıllardır sürdürdükleri faaliyetle yetkinliklerini kanıtlamış bulunmaktadırlar. İstanbul’un aynı zamanda bir “deprem kenti” de olduğu, Ülkemizin Haliç içinde yer alan Haliç, Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri dışında kalan önemli tersanelerinin çok büyük bölümünün, Kuzey Anadolu Fay Hattına çok yakın olan Yalova, İzmit‐Pendik arası kıyı bölgesinde ve dolgu arazi üzerine yerleşik bulunduğu
düşünülürse, fay hattına daha uzak ve sağlam zeminde kurulu olan ve yüzyıllardır muhtelif
büyüklüklerdeki depremlere dayanıklılıkları kanıtlanmış Haliç içindeki tersanelerin, olası bir Marmara
depreminin ardından ne denli önem kazanacakları da gözden uzak tutulmamalıdır.
Danıştay 13. Dairesi’nin, söz konusu tersanenin İl Özel İdaresi’ne devredilmesine ilişkin 18.04.2000 tarihli
Özelleştirme Yüksek Kurulu kararını, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “tersanelerin mevcut kapasite ve
kabiliyetlerini kaybetmeleri durumunda savaş gücünü olumsuz etkileyeceği, dolayısıyla tersanelerin
mevcut kapasite ve kabiliyetlerini muhafaza etmeleri kaydıyla faaliyetlerinin kamu yönetiminde veya özelleştirilmek suretiyle devam ettirilmesinin uygun olacağı”na ilişkin görüşünde değişiklik olmadığı gerekçesi ile iptal etmiş olması da diğer bir önemli husustur.
Kamu arşivlerinde de yer alan muhtelif raporlardan da kolayca görülebileceği üzere Film Platosu’na
dönüştürülmek istenen Camialtı Tersanesi’nin ikame maliyeti 300‐325 milyon TL (190‐200 milyon USD) dolayındadır. Ayrıca, Camialtı Tersanesi’nin doğrudan istihdam potansiyelinin 2.000 kişinin üzerinde olduğu; gemi üretiminin yaratacağı/geliştireceği yan sanayiinin dolaylı istihdamı ile bu sayının toplam 10.000 kişiye ulaşacağı; bu istihdam potansiyelinin Beyoğlu, Fatih, Eyüp ve Kağıthane ilçeleri nüfusu için önemi göz ardı edilmemelidir. Ülkemizde 1 kişiye istihdam sağlamak için yapılması gereken yatırım harcamasının 150.000.‐TL’ye (yaklaşık 95.000.‐USD) yaklaştığı günümüzde, Camialtı Tersanesi’nin ve mevcut istihdam potansiyelinin yok edilmesinin ülkeye maliyetinin 1.5 milyar TL (yaklaşık 1 milyar USD) dolayında olacağı da ayrıca hesaba katılmalıdır.
Bu girişim, Camialtı Tersanesi ve diğer tersaneler ile ilgili olarak yakın geçmişte alınmış her “karar”ın, gerek tarihi gerekse ekonomik ve stratejik açıdan bu kadar önem taşıyan bir konuda, hala bütünlüklü bir strateji geliştirilememiş olduğunu; dünya endüstriyel arkeolojik mirası olarak kesinlikle korunması gereken bölgenin, basit bir “kent arsası ” olarak değerlendirilmeye çalışıldığını göstermesi açısından da son derece üzücüdür.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle, fazla yatırım gerektirmeden çok kısa sürede ekonomiye yeniden kazandırılması mümkün ve gerekli olan, başka bir amaçla kullanılmak üzere tahsisi, yalnızca önemli bir potansiyel istihdam imkanının ve maddi değerin değil, aynı zamanda ‐İSTANBUL 2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ arifesinde, dünyanın en az 6 asırdır hala üretimini sürdüren tek sanayi tesisinin, gemi yapım işlevini devam ettiren tek endüstriyel arkeolojik SİT’in yok edilmesi anlamına geleceğinden‐ gelecek kuşaklara aktarmamız gereken tarihsel mirasın ve manevi değerin de heba edilmesi ile sonuçlanacak olan bu girişimin durdurularak; Camialtı Tersanesi’nin Taşkızak ve Haliç Tersaneleri ile birlikte ülkemizin ve İstanbul’un ihtiyacı olan gemilerin yapımını, bakım ve onarımını gerçekleştirmek üzere yeniden yapılandırılması çalışmalarına başlanması doğrultusunda ilgililerin talimatlandırılması hususunu saygılarımızla arz ederiz.

Kampanyaya katılım ve daha detaylı bilgi için:
http://www.gmo.org.tr/v2/index.asp



Metin Eksen
10 yıl önce - Sal 03 Mar 2009, 18:02

Adil Bey'in yazmış olduğu mesajtan sonra zaten sevmediğim Yeni Galata Köprüsün'den artık ciddi anlamda nefret ediyorum



ANA SAYFA -> ULAŞIM