Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Gökhan Gök

14 yıl önce - Cum 22 Nis 2005, 21:14
Vatanseverliğe şovenizm diyorlar


[aynen .. ]

Mehmet.


Emre_Uzan
14 yıl önce - Cum 22 Nis 2005, 21:27

Haydar Bas gibi fevkalade gereksiz birisinin dusuncelerinin bu forumda yer almasi uzucu. Kendisinin ne halt oldugu ortadadir. 4 karili, 20 cocuklu adam. (ki butun cocuklari tek nikahli olan ilk karisinin ustunedir. evrakta sahteceligin kralidir bu).


http://www.haydarbastarikati.com/ www.haydarbasharemi.org adreslerinde eski muridlerinin soke edici aciklamalari mevcuttu ama siteler bu aksam ustu kapanmis durumda. Ghan emin ol Haydar Bas'in hemen hemen her konusmasini izledim tv'de ve inan bu kadar sacma bu kadar mantiksiz bu kadar gereksiz konusan baska insan gormedim Turk siyasi tarihinde. Haa bir de Kamer Genc vardi hakkini yemeyelim.


En son Emre_Uzan tarafından Cum 22 Nis 2005, 21:57 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Emre_Uzan
14 yıl önce - Cum 22 Nis 2005, 21:34

Profesorlugu ile iligili haber:

http://www.milliyet.com.tr/2002/04/07/guncel/gun01.html

Ve kendisi ile ilgili yazilardan birisi. Bu yazi www.haydarbasharemi.org adresinde yer aliyordu:



haydar baş’ ın kaşiye tarikatına katıldığım zaman,
yaşam zikir demekti. haydar baş kutup denilen en yüce
manevi kişilikti benim için. onun her hali örnek
alınmaya değerdi. şimdi ise adını bile duymak
istemiyorum.

o zaman, “türkiye şıhlar, dervişler, müritler,
meczuplar ülkesi olmayacaktır” sözü en çok kızdığım,
hatta duymağa tahammül edemediğim bir sözdü. şimdi de
öyle… çünkü, bu sözleri bayraklaştıranların şıhlarla
nasıl kol kola, kuzu sarması olduğunu gördüm.

hasan songar’ ın, allah rızası aş kitabında yazdığı şu
cümleler bana artık daha anlamlı geliyor: “her bir
kaşiye tarikatı müridinden iki önemli faaliyet
bekleniyordu. biricisi tarikata ait güya fikir ve
haber dergilerinin satılması, yani tüccarlık; ikincisi
ise tarikatın vakfına bağış toplamak…” aynı oranda
önemli gelen bir cümle daha var şimdi: “vatan için
çalışıyorum” diyenlere dikkatle bakmak. çünkü
“tarikat” diyerek götürenlerle, “vatan” diyerek
götürenler birbirleri ile çok rahat anlaşabiliyorlar.
sonuçta birleştikleri nokta “götürmek” ama bu
kelimenin akla getirdiği çağrışımların hepsini
kapsayacak kadar “götürmek”.

haydar baş istanbul ağır ceza reisinin hukuk fakültesi
mezunu kızını, 4. karısı olarak “götürdüğü” zaman,
koskoca reisin aciz kalışını görünce, bu durumu şeyhin
manevi gücüne vermiştik. birde reis beyin orgeneral
teoman koman’ ın arkadaşı olduğunu öğrenince, şeyhin
manevi gücü gözümüzde daha da büyümüştü. bu işte bir
bit yeniği olabileceği aklımıza bile gelmemişti. bu
olay, milliyet gazetesinde dizi olarak yayınlanmaya
başlanınca gazete basılmış, dizi engellenmiş, aynı
kızcağızın kaldığı ev polis tarafından basılmış,
sonradan polisler kuzu kuzu çekilip gitmişti. bunlar
bize çok basit geliyordu. çünkü bizler daha
büyüklerine şartlanmış, şeyh haydar baş ın daha fazla
kerametlere sahip olduğuna inanmıştık.

mesela, şeyhin kalbinden iki ışık zuhur ettiğini,
birinci ışığın rusya yı yıktığını, ikinci ışığın da
amerika’yı yerle bir edip, başta türkiye olmak üzere
bütün ülkelerde bulunan amerikan kuklası yöneticileri
alaşağı edeceğine inanmıştık. bu ışıklardan sonra da,
tc yöneticileri güya şeyhin huzuruna gelip muhterem
hocamızdan af dileyecekler ve türkiye’nin idaresini
şeyh efendinin emin ellerine teslim edeceklerdi.
bunların gerçekleşmesi için her sene tarikat
bütçesinden hacca giden şeyh efendi, çeşitli ülke
hacılarından kendisine mürit ediniyordu. bu hacılar
kendi ülkelerine dönünce de, gizlice büyük dünya islam
devletinin kuruluşu için güya çalışıyorlardı.

şeyhin erbakan’a karşıda özel bir kini vardı. çünkü
zamanında refah partisinden milletvekili olmak
istemiş, erbakan onu aday göstermemişti.

siyasi hırsı bir türlü dinmemiş, hemşehrilik damarını
kullanarak eyüp aşık ın tekel bakanlığı döneminde
bakan danışmanı olmuştu.

hırsı daha fazlasını istiyordu. 1995’te dyp yi
destekledi.alparslan türkeşin vefatından sonra da
orada etkin olabileceğini düşünerek mhp yi destekledi.
tayyip erdoğan’ın artan başarısı ise onu çileden
çıkaran son halka oldu.

emire kalkancı, fadime şahin, müslüm gündüz ve ali
kalkancı olayları patladığı zaman, boşadığı
karılarından fatma hanımın evine kimliği bilinmeyen
iki kişi gelmiş ve çekim yapmışlardı. haydar baş bunu
nasıl olduysa öğrendi ve harem alemlerinin gün yüzüne
çıkmasından ve cemaatin dağılacağından çok
korkmuştu.bu olaydan sonra şeyh efendi günlerce
uyuyamadı ve kimseyle görüşmek istemedi. sonunda bu
işi yaptıran kişinin tayyip erdoğan olduğunu yayarak,
kasetin basında çıkması halinde hem kendisini
kurtardı.hem de müritlerini tayyip erdoğan’a karşı
kışkırttı. ondan sonra günlerce “kahhar halkaları ve
tespihleri” oluşturularak tayyip erdoğan’ın kahrı için
beddua edildi. sonra da, fatma hanımın kasede alınan
konuşmaları problem oluşturmasın diye yandaşlarını
kullanarak fatma hanıma deli raporu aldırttı.

sadece politika hırsı değil, cinsel istekleri de
bitmek bilmiyordu. gece saat 23’ten sonra tarikata ait
üniversitede okuyan kızların kaldığı evlere gidiyor,
kendilerinden çekinmemeleri gerektiğini anlatarak
kızların yatak kıyafetleriyle derdini dinliyordu.
sonra beğendiği kıza, aracılar vasıtasıyla “şeyhle
evlenenin cehennemde yanmayacağı” söylenerek beyinleri
yıkanıyor ve şeyh efendiyle evlenmesi için bütün
yollar deneniyordu.

haydar baş, dört kadından bir tanesini sürekli
değiştirerek 4 kadınla evliliğini sürdürüyordu. genç
kızlardan beğendiği kişi çağrılıyor, 4 kişiden
birisini boşuyor ve yeni aday
nikahlanıyordu.kendisinin 4 erkeğin maddi ve manevi
gücüne sahip olduğunu söyleyerek bu işi meşru hale
getiriyordu.

erbakan’ın profesör olması, iskender paşa tarikatının
şeyhi esat efendinin profesör olması haydar başı
çileden çıkartıyordu. bir yolunu bulup o ünvana
kavuşmak istiyordu. sonunda baku’den milyon dolarlarla
ayarlanan diplomalar bu amacına ulaştırdı. o şimdi
artık btp genel başkanı prof. dr. haydar baş olmuştu.

etrafındakiler öylesine yağcılığa alışmışlardı ki,
şeyhin kendisinin dahi hazırlamayıp hazır üzerine
konduğu bir tezin savunması için, şu anda partinin
genel başkan yardımcısı olan meltem hastanesinin
başhekimi dr. ahmet kepekçi baku’ye giderek tez
savunmasını dinledi. bu yolculuk kendisine büyük bir
ödül olarak geri döndü ve tarikata ait televizyon
programlarında sık sık çıkmaya başladı. şimdi de btp
genel başkan yardımcısı. oldu.

huzurunda peygamberin bile övülmesini hazmedemezdi.
bunu örtebilmek için şu açıklamayı getirirdi: beni
övmek zaten peygamberi övmektir.

saklamaktan aciz kaldığı hırsı kabardıkça kabarıyordu.
ama kalpten çıkan iki nur da bir türlü amerika’yı
yıkıp tc yöneticilerini haydar baş’ın huzuruna
getirmiyordu. sonunda iktidara giden yolu “kudretli
odaklarda” aramaya başladı. işte bu serüvenin son
halkasını kısaca anlatacağım:

haydar baş’ın yeni hedefi ikinci atatürk olmaktı.
bunun için başlattığı iktidar yürüyüşünü 2. kuvva-i
milliye hareketi olarak adlandırdı. kendisini uyarmak
isteyenlere “siz o küçük akıllarınızla bu konuyu
anlayamazsınız. asker de bizim arkamızda mit’te, hem
de en üst kademedekiler… ” demeğe başladı. bu
cümlelerden sonra eskiden anlam veremediğimiz, daha
doğrusu “şeyhin kerametine verdiğimiz” şeyler birden
anlaşılır oldu. bu uğurda, doğu perinçekle beraber
hareket etmeyi bile kabullendi.tarikatın medya grubu,
bütün prensipler alt üst edilerek bu uğurda kullanıldı.

5 ay önce şeyh haydar başın asıl niyeti açıklık
kazandı.benimle şeyhin acil olarak görüşmek istediği
söylendi. bayağı meraklanmıştım.ankara da btp parti
merkezinde yaptığımız görüşmede, bana iltifatlarla
söze başlayan haydar baş, ankara’da bir binada çalışma
merkezi ayarlandığı ve bir çalışma grubuyla benimde
beraber hareket etmemi istedi. aslında bu istek değil
bir emirdi. bundan kimseye bahsetmememi, yoksa çok
sıkıntıya girebileceğimi, çalışmanın neticelenmesi
sonrasında her şeyi unutmamı, gayretlerimin büyük bir
ihsan olarak ta bana döneceğini söyledi.daha öncede bu
tür çalışma ekipleriyle bulunmuş olduğumdan ne demek
istediğini anlamıştım yine birilerinin canı yanacak ve
bende bundan nasiplenecektim.ama bu sefer ki
farklıydı. çünkü şeyhe efendinin telaşını görmüş biraz
korkmuştum.işin büyüklüğü yapılan tahşidatlarda
kendini gösteriyordu.yapmak istemediğimi söylediğim
takdirde sıkıntıya gireceğimi bildiğimden kabul ederek
görüşmeden ayrıldım.

verilen tarihte parti merkezinde olmam istendi.
partiden, arabayla çalışma merkezine
götürüldüm.çalışmaya başlamadan, şeyhin yaptığı aynı
tehdit dolu laflar söylendi. ama bu sefer ki daha
resmiydi.geri dönüşü olmayan bir yola girmiştik.

bana olan güvenden dolayı, rahat
davranılıyordu.kimliklerini bilemediğim ama asker
olduğunu tahmin ettiğim bir ekiple beraber çalışmaya
başladık.daha önceki ekiplerden farkı yoktu. sadece
kişiler değişmişti. çalışacağımız konularla ilgili
milli istihbarat teşkilatının belge, gizli bilgi ve cd
desteği sağladığını, işlerinin ehli askerlerin de
bunlar üzerinde çalışarak bizlere hedef konularla
ilgili malzeme hazırlayacağı, ihtiyaç duyulması
halinde de extra belgelerin istenebileceği ve teminin
ilgili kurumlardan mümkün olduğu söylenerek, konu
üzerinde tecrübemizi- bilgilerimizi kullanmamız
istenmişti.

hedef olarak, akp,tayip erdoğan, diğer tarikatlar ve
cemaatlar, birinci hedef olarak ta fethullah hoca ve
tayyip erdoğan seçilmişti .

çok malzeme vardı. kasetler, dergiler, hadis kitapları,gazeteler, mit ten belgeler, askeri kaynaklar…….

emekli paşalar, kurumlarla çalışma ekibi arasında
koordinasyonu sağlıyordu. bu insanlar bizlerden
kimliklerini saklamıyorlardı.en çok gayreti onlarda
gördüm. hazırlanan malzemeler akşamları bir yerlere
götürülüyor, teyit alınıyordu. konu irtica ile ilgili
olduğu için ekipte hocalara da ihtiyaç oluyordu. bu
ihtiyaç diyanet işleri eski başkanı m. nuri yılmaz ve
prof.dr. zekeriya beyaz’la karşılandı.

10 gün süren bu çalışmada haydar baş bu konu üzerinde
çok hassas duruyordu. sıklıkla bizden bilgi alıyordu.
özellikle fethullah’a karşı çok özel bir kini vardı ve
işleyeceğimiz her konunun ona zarar vermesi özel istek
olarak belirtiliyordu.haydar baş fethullah hocayı
taklit ederek okul ve dershane açmış ama
yürütememişti. bu başarısızlık onu çileden
çıkartıyordu. tarikatının içinden fethullah hoca
taraftarlarının artması, en yakınından bile
çocuklarını onun okullarına göndermesi artık damlayı
taşıran damlalar olmuştu.fethullah hocanın artan ünü,
özellikle papa ile görüşmesi uluslar arası siyaset
adamı gibi davranması, haydar başı kahrediyordu.

hazırlık ekibinde olanlar da tayyip erdoğan, abdullah
gül ve hükümete karşı büyük din besliyorlardı.
hükümetin başarısını fethullah hocadan bildikleri
için, yaptığımız çalışmada her defasında fethullah öne
çıkıyordu. bunun için hazırlanan ilk cd’ler ağırlıkta fethullah hakkında oldu.

3 adet cd olacak şekilde çalışma neticelenmişti.görüntüler-montajlar, dışarıda yapılıyor, bize son hali geliyordu.gelen görüntülerin
birinde “resmidir” kaşesi yanlışlıkla basılmıştı. ben
bunu görmezlikten geldim.bu konu çalıştığımız ekipte
büyük bir paniğe neden olmuştu.

hazır hale gelmiş cd ler, istanbulda kaşiye
tarikatının kurumlarında 500-600 adet çoğaltıldı.
sonra da tarikat elemanları aracılığı ile özellikle
doğu ve güneydoğudaki manevi önderlere gönderildi.
haydar baş bu işlerin yürütülmesini bizzat takip etti.
buradan alınacak sonuçlara göre ikinci cd paketi
hazırlanacağı ve hükümetin ab sürecindeki tutumunun
işleneceği ifade edildi.

bütün bu olanlar hayatımı gözen geçirme eylemini
habire tetikliyordu. geçmişte olmuş ne varsa gözümün
önünden geçiyordu. bu kaçıncı can yakma operasyonuydu
ve her defasında tarikat alet oluyordu. şeyhin
ihtirasları uğruna saf müritler büyük bir neşve içinde
ama bilmeden günaha sokuluyordu.özellikle gece vakti
kızların kaldığı öğrenci evlerine yapılan ziyaretler
beni çileden çıkartıyordu. her defasında kızım aklıma
geliyordu.

bayram sabahı bu vebali daha fazla taşımanın doğru
olmayacağına kendimi ikna ettim.

yazdığım bu mektupta olanları bütün detaylarıyla
anlatmamın beni çok zora sokacağını biliyorum ama
benimde elimde kozlarımın olduğunu bilmeleri gerekir.

şimdi arafatta günahlarından arınanlar gibi kendimi
hafiflemiş hissediyorum.




sipahi
14 yıl önce - Cum 22 Nis 2005, 22:07

Böyle sapık şahsiyetlerin gönlümüzü okşayan cümlelerine, bu sitede yer yoktur. Kısacası böylelerinin yeri yoktur. Tarikatmış, şıhmış ve müritmiş boş şeyler..Milleti sömürmenin diger bir yoludur.

Seçkin_k

14 yıl önce - Cmt 23 Nis 2005, 12:12

adamlar sanal alemde bile inancı sorguluyo....

''Rabbim bizleri güzellikler ile imtihan etsin'' Tek istegim bu ...



ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET