1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
Mehmet BLC
9 yıl önce - Pts 23 Arl 2013, 19:16
İlla karşılıklı lanetleşme mi caizdir? Birisine "ocağın sönsün, ellerin kurusun" denilemez mi? Kur'an-ı Kerim'de "Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu." denilirken kişiye beddua ediliyor.
|
 |
Yusuf Esengül
9 yıl önce - Pts 23 Arl 2013, 19:19
Aslında mübahalede esas olan BEDDUA değildir. Kişinin masumiyetini ispat için ortaya kendisini koymasıdır. Zira ÖNCE kendisine dua edilmektedir.
Burada esas gaye karşıdakinin mahf-u perişan olmasını istemek değildir. Artık çareler tükendi, sen inaçlı birisin, Allah'a itimadın varsa, duaya inanıyorsan aha işte kendimi ortaya koyuyorum demektir.
Nihayetinde mu yolla ikna olan topluluklar kişiler vakidir.
|
 |
Mehmet!
9 yıl önce - Pts 23 Arl 2013, 19:21
Her şey tamam, bir lanetleşmediğimiz kalmıştı.
|
 |
21ahmet
9 yıl önce - Pts 23 Arl 2013, 22:22
Hoş olmasada yakışmasada ben beddua ederim, x şahsı eder.Çünkü ben ve x şahsı hoca değildir. Ama kendine bir hoca diyen biri beddua edemez, ederse ben ona saygı duymakta zorlanırım hoca demem.
|
 |
Emir ERTEN
9 yıl önce - Pts 23 Arl 2013, 23:09
Böyle hareketler kamu vicdanını sızlatır. Lanetleşme kötü birşeydir. Savunulacak bir tarafı yoktur.
|
 |
Yusuf Esengül
9 yıl önce - Sal 24 Arl 2013, 12:52
Konu ile alakalı yazılmış olan 2005 tarihli bir yazı. Çok bilgilendirici ve ibretlik bir çalışma.
| Alıntı: |
Mülâane (liân) yani karşılıklı lanetleşme meselesinde, kocanın şâhit olduğu bir zina olayında başka şâhit bulunmadığı zaman bu husus uygulanır: Kendi eşlerini zina etmekle suçlayıp da buna dair kendileri dışında şahit bulamayan kocalar; kendilerinin doğru söylediklerine dair ayrı ayrı dört kere Allah adına yemin eder, şâhitlik eder, beşinci kere ise, yalancı olması hâlinde Allah’ın lânetinin kendi üzerine gelmesini ister. Hanımın ise kocasının bu suçlamasında yalancı olduğuna dair ayrı ayrı dört kere Allah adına yemin ve şahitlik etmesi, beşincide ise kocasının doğru söylemesi halinde, Allah’ın gazabının kendi üzerine çökmesini dilemesi, kendisinden cezayı kaldırır. (Nur Sûresi, 7-9)
Kadınlara iftira atmakla ilgili cezayı bildiren ayet gelince Ensar’dan Sa’d bin Ubade veya Asım b. Adiy ayağa kalkıp, “Bir adam karısı ile birisini görse (ve şahit bulamasa) ne olacak? Dava etse (şahidi olmadığı için iftira ediyorsun diye) seksen değnek vurulacak ve şahitliği reddedilecek; fâsıklığına hükmolunacak; vurup öldürürse, katlolunacak; dört şahit bulmaya gitse ortada kimse kalmayacak. Bir açıklık getir Allah’ım.” dedi. Sonra yakınlarından birisinin başından da böyle bir olay geçince Peygamber Efendimiz’in (sas) yanına gidip meseleyi anlattılar. Efendimiz (sas) kadını sorguya çekti. Kadın inkâr etti. Kocası ise, “Gözlerimle gördüm, kulaklarımla dinledim, Allah biliyor ki, ben doğruyum, ancak hakkı söyledim, her halde Allah’ın buna açıklık getireceğini ümit ederim.” dedi. Derken Allah Resulü’ne (sas) vahiy gelmeye başladı ve mezkûr liân (lânetleşme) ayetleri indi.
Daha önce de üzerinde durduğum üzere, Hicrî 9. yılda Necran Hıristiyanlarını temsil eden 70 kişilik heyet, başlarında dinî ve dünyevî liderleri de olarak Medine’ye gelip Peygamber Efendimiz (sas) ile Hz. İsa Aleyhisselam hakkında tartışmışlardı. Neticede Efendimiz (sas) “Artık sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle İsa hakkında tartışmaya girerse de ki: Haydi gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, hanımlarımızı ve hanımlarınızı ve bizzat kendimizi ve kendinizi çağırıp, sonra da gönülden Allah’a yalvaralım da bu konuda kim yalancı ise Allah’ın lânetinin onların üzerine inmesini dileyelim.” (Âl-i İmran, 61) ayetine dayanarak, delilden anlamayan bu insanlara, mübâheleyi (yani hangi taraf yalancı ise Allah’ın ona lânet etmesini bütün kalbiyle istemeyi) teklif etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber’den (sas) düşünmek için mühlet istediler. Bunu kendileri için tehlikeli bulup kabul etmediklerini bildirmek üzere Hz. Peygamber’in yanına geldiklerinde baktılar ki, Resulullah (sas) Hz. Hüseyin’i kucağına almış, Hz. Hasan’ın elinden tutmuş, Hz. Fâtıma ile Hz. Ali’yi arkasına almış, “Ben dua edince siz de ‘Amîn’ dersiniz” diyor. Heyet başkanı mübâheleyi kabul etmeyip cizye vererek İslâm hâkimiyeti altında yaşamayı benimsediklerini bildirdi. Hz. Peygamber de onlara bir emânnâme yazdı.
Bu meseleyi niçin yazıyorum? 1993-1994 yıllarında Amerika’da Türkiye’den gelmiş öğrencilerin kurdukları bir internet sayfası vardı. Remzi Çayır isimli bir öğrenci durmadan Hocaefendi’ye saldırıyor, olmadık iftiralar atıyordu. Mesela 1992 yılında Türk yürüyüşüne katıldığını ve bu yürüyüşte Yahudilerle kol kola yürüdüğünü iddia ediyordu. Bunun mümkün olmadığını kendisine kaç defa izah etmiş isek de iftiralarına devam edince işte bu âyetleri ve olayları anlatarak kendisini mübâheleye davet ettim. Bunun üzerine söyleyecek hiçbir şeyi kalmayınca iftiradan vazgeçti. Aynen yeni müfterilere de böylece meydan okuyorum. Ya vazgeçerler veya bu mülâane ve mübaheleyi kabul edip yaparlar. Görelim kendilerine ne kadar güveniyorlar. |
KAYNAK
|
 |
Batur
9 yıl önce - Sal 24 Arl 2013, 13:40
| Alıntı: |
Aslında mübahalede esas olan BEDDUA değildir. Kişinin masumiyetini ispat için ortaya kendisini koymasıdır. Zira ÖNCE kendisine dua edilmektedir.
|
Kendi tarafına beddua ederken amin diyemeyenler karşı tarafa beddua edilirken amin diyor, kendini ortaya koymak böyle mi oluyor?
Yapılan yanlıştır diyemiyorsunuz da hala bedduayı aklamaya çalışıyorsunuz.
|
 |
Yusuf Esengül
9 yıl önce - Sal 24 Arl 2013, 13:42
Aklama filan yok. Bu uygulama İslam'da uygulaması olan bir hadisedir. Peygamberimizin bile uygulamış olduğu, sahabe döneminde de uygulaması olan bir şey, neden aklanmaya muhtaç olsun ki?
|
 |
Batur
9 yıl önce - Sal 24 Arl 2013, 13:59
O zaman neden çift taraflı olan bir duada tek taraflı amin deniliyor? Aklamaya gelince aklama, bir şeyleri ispatlama çabası var çünkü heryerden tepki yağdı bu bedduaya.
|
 |
osmancık
9 yıl önce - Sal 24 Arl 2013, 14:09
Beddua yakismadi. Bir hoca ilk defa bu kadar cilgina dondu, demek ki is kuyruga basilmaya bakiyormus
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|