Her şey 2011 yılında TBMM'den çıkan 6222 sayılı yasa ile başladı. Yasa diyordu ki : "Karşılaşmalarda olay çıkartan kişiler artık bireysel olarak olaylardan sorumlu olacaklardır, saha kapatma ve para cezasını kulüplere kesmek yerine bireysel olarak müsabakaları seyretmekten men etme yoluna gidilecektir. Bunun sağlanabilmesi için gerekli altyapıyı kurmaktan kulüpler sorumludur".
Sonrasında neler oldu malum. Bir elektronik bilet sistemi geliştirildi. Futbolu seven bir kişinin takımının futbol maçını izlemek için yılda harcadığı para azmış gibi bir de yıllık aidatı olan bir kart çıkartıldı. Bu kartın tribündeki şiddeti azaltacağı düşünüldü ki, maçlara kimse gitmediği için haklı da çıkmış oldular sağ olsunlar.
Şimdi konuyu biraz açalım. Trabzonspor yeni evi MedicalPark Arena’da Gaziantepspor ile ilk maçına çıktı. Resmi rakamlara göre yaklaşık 23 bin kişinin izlediği maçta 11 bin taraftar, yani stadın neredeyse yarısı kötü tezahürat sebebiyle bir sonraki maçta tribüne girememe cezası aldı. Ne için? Şikeden ceza alıp hapis yatmış bir teknik direktöre “şike yapsana” diye bağırıldığı için. Şike yapsana diye bağırmak bu insanlara şike yapmanın ayıbından daha mı ağır geliyor bunu da bir taraftar olarak tam çözemedim de neyse… Şimdi soruyorum. Bir ses sanatçısı sahneye çıktığında kendisine iletilen peçetedeki istek şarkıya aynı tepkiyi veriyor mu ya da istediği şarkıyı dinlemek isteyen o müziksever bir sonraki konsere gitmeme cezası alıyor mu ki “şike yapsana” isteğinde bulunan taraftarı bir sonraki maçta tribüne almama kararına vardınız? Şayet bu, insanın zoruna gidecek bir mesele ise bu ahlaksızlığı neden yaptınız, yapmadıysanız neden üstünüze alınıyorsunuz, yapılmışsa bunu hakaret telakki edecek kadar yüksek ahlaki değerlere sahip bir ülkede neden gerekeni yapmadınız. Yok eğer bu gayet normal bir olaysa bize niye ceza verdiniz?
Gelelim işin özel ve genel kısmına. Tribünde şiddeti önlemek için çıkardığınız bu karttan önce futbol kulüpleri ve taraftarlar ne şekilde ceza alıyordu, şimdi ne şekilde ceza alıyorlar? Önceden tribünler kapanıyordu, kulüp para cezası alıyordu, şayet sahaya müdahil olan bir kişi varsa kim olduğu tespit edilip her maç saatinde karakola gidip imza atıyor ve tribünde olmadığını beyan ediyordu falan filan. Peki bu uyduruk kartın bu olayların önlenmesine katkısı ne oldu? Hiç... Diyelim ki passolig kartım var. Trabzonspor’u tutuyorum. Deplasmanda takımımın maçını takip etmek istiyorum. Deplasman tribünü diye ayrılan küçük bölmede bilet kalmadı. Ev sahibi tarafın tribününde, maçı insan gibi seyretmek istiyorum. Sistem bilet almama izin vermiyor. Nedeni ise kartın benim tuttuğum takıma tanımlı olması. Amaç şiddeti önlemek, futbolu sevdirmek, futbolun güzelliklerini öne çıkarmak değil miydi? Futbolu sevdirme, güzelliklerini ön plana çıkarma çabası bunun neresinde şimdi? Şayet bu kartın güvenliğime katkı sağladığını ve şiddeti önlediğini iddia ediyorsanız ben neden istediğim tribünde istediğim maçı izleyemiyorum? Bana mı güvenmiyorsunuz yoksa uydurduğunuz sisteme mi? Son maçta Trabzonspor taraftarının almış olduğu cezayı neye göre verdiniz? Benim, o yapılmasını değil de bağırılmasını gayri ahlaki bulduğunuz tezahüratı bağırmış olduğumu ya da olmadığımı nasıl tespit ettiniz? Ceza verdiğiniz bloktan biletini almış olup farklı bir blokta maçı izleyen, yani iddianıza göre kötü saydığınız tezahüratı ağzına dahi almamış taraftar bir sonraki maça giremeyecek. Tersten bakacak olursak biletini ceza vermediğiniz bloktan almış olup maç boyu o kötü olduğunu varsaydığınız tezahüratı ağzından düşürmeyen taraftar da bir sonraki maçta yine tribünde olacak. Ne işe yaradı uydurduğunuz sistem, neye yaradı her yıl bana aidat ödettiğiniz cüzdanımdaki gereksiz kart.
İtiraf edeyim, dolu gözüksün diye tribünleri kadınlara ve çocuklara açma bahaneniz bana hiçbir zaman samimi olduğunuzu düşündürmemiş olsa da şu anki saçmalıktan daha sevimliydi. Tek şanssızlığı biletini size göre çirkin tezahüratta bulunan bir bloktan almış olmak olan futbolsever kadın ve çocuk taraftar da hiçbir işe yaramayan o saçma kartınız yüzünden bir sonraki maça gidemiyor artık. Nerede kaldı samimiyetiniz, nerede kaldı futbolu sevdirme çabanız. Şimdi soruyorum. Biz neye ve hangi suça göre ceza aldık? Daha kişiselleştirip öyle sorayım. Ben şimdi niye ceza aldım? Bu cezaya mantıklı bir sebep bulamıyorum çünkü sonuçta iddianıza göre şike sahaya yansımadı. Peki tezahürat hangi gerekçe ile sahaya yansıyor. Şike mi şaka yoksa tezahürat mı?
Altaylı " Fenerbahçe şike yaptı " " 3 Temmuz davasını açan yargıçları Fenerbahceye Aziz Yıldırım üye yaptı
Fatih Altaylı: "Cemaatçileri üye yapan Aziz Yıldırım'ın 'cemaate karşıydım' deme hakkı yok" Spor Saati" programının yorumcusu Fatih Altaylı, "Futbolda şikede kumpas" davasının ardından açıklamalarda bulunan Aziz Yıldırım'a cevap verdi. Altaylı, "Cemaatçileri kulübe üye yapan Aziz Yıldırım'ın 'cemaate karşıydım' deme hakkı yok" ifadesini kullandı. Fatih Altaylı, söze "Futbolda şikede kumpas" davasıyla ve Aziz Yıldırım'ın açıklamalarına cevap vererek başladı: "Aziz Yıldırım'ın haklı olduğu yerler var, haksız olduğu yerler var. Haklı olduğu yerleri söyleyeyim önce... Bir şike operasyonunun başladığı günü düşünelim... Kimler gözaltına alındı? Hangi kulübün yöneticileri? Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor ve bazı Anadolu kulüplerinin başkanları, yöneticileri, futbolcuları falan. Galatasaray hariç o dönemde niyeyse. şunu söyleyeyim; sadece Fenerbahçe değildi. Trabzon'un da başkanı gözaltına alındı, Beşiktaş'ın da yöneticileri gözaltına alındılar. Haklarında iddialar ortaya atıldı falan filan... Aziz Yıldırım bu noktada haklı. Bütün mesele Fenerbahçe'nin üzerine yıkıldı. Peki Fenerbahçe şike yaptıysa, yapmadı da demiyorum bak bunu ayrıca söyleyeyim. Ortadaki delillere bakarsan, bir girişimler olmuş. Şimdi bunlar 'kumpas' deniyor
FATİH ALTAYLI: "CEMAATÇİLERİ ÜYE YAPAN AZİZ YILDIRIM'IN 'CEMAATE KARŞIYDIM' DEME HAKKI YOK"
Şunu iddia etmiyorum ben, 'Fenerbahçe suçsuzdur' diyecek bir noktada değilim. Neden? Çünkü davanın düşme sebebi şu: Delillerin toplanmasındaki usulsüzlük... Yani dinlemeler usulüne uygun yapılmamış. Suçlamalara kaynak teşkil eden iddiaların ortaya konulmasına sebep olan takibatlar usulüne uygun yapılmamış. Bu yüzden bu dava düştü. Yani bu telefon görüşmeleri yapılmadı, bunlar oralara gitmediler, bunlar gelmediler anlamına gelmiyor. Bunu herkes bir defa bir kenara yazsın. UEFA'nın da cezayı verip geri almamasının, Fenerbahçe'nin CAS'taki davayı geri çekmesinin temel sebebi de bu. Çünkü UEFA ceza davası gütmüyor, delillere bakıyor. Kendince inandırıcı buluyor ve ceza kesiyor. Onun için de ortada Fenerbahçe'ye yönelik bir kumpas olduğu kesin. Ama kimse Fenerbahçe'ye şike yapmamışken, yapmış gibi bir kumpas yapmıyor. Sadece Fenerbahçe'ye özel bir izleme yapıyorlar, kumpas tarafı bu. Bu izleme legal bir şekilde yapılsaydı Fenerbahçe'nin şike yaptığı ortaya çıkardı. Aziz Yıldırım'ın kendi lafı var teknik direktörüne... 'Sen mi şampiyon yaptın, ben yaptım' diyen adamın normal olmadığını ve bir takım işler içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Ama ahlak dışı, hukuk dışı yollarla Fenerbahçe'ye bunun yapılmasını haklı göstermez. Davanın da sebebi bu...
"CEMAATÇİLERİ KULÜBE ÜYE YAPAN İSİM AZİZ YILDIRIM'DIR"
Aziz Yıldırım'ın haksız olduğu nokta şu; Cemaat, cemmaat... Kardeşim bunu herkes yerde karşında oturan şu ferd-i vahit yemez. Niye yemez? O dava açıldığı gün, bu davayı açan savcı hangi kulübün taraftarıydı? Hangi kulübün üyesiydi? Hakim hangi kulübün üyesiydi? Fenerbahçe... Davanın devredildiği hakim hangi takımlıydı? O da Fenerbahçe... Peki bu isimleri kulübe üye yapan, hatta belki kendi talepleri yokken bile üye yapıp kartlarını götüren, 'efendim kulübümüze hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz' diyen kimdi? Aziz Yıldırım...
FB YÖNETİMİNDE FETÖCÜ YOKMUYDU
Peki yönetim kurulunda hiç mi FETÖ'ye yakın kimse yoktu Fenerbahçe'nin? Vardı biliyoruz da şimdi burada söylemek istemiyorum. İktidara yakın da vardı, Fethullah Gülen denen adama yakın da bir sürü adam vardı. Eski Başbakan'ın damadından tut da, onun yeğenine kadar. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın oğluna kadar herkes de vardı Fenerbahçe yönetiminde Fetöcü yok muydu?
FETÖCÜ SSAVCILAR FB ÜYESİ
Şimdi kalkıp da 'biz cumhuriyetin bekçisiydik onlar bundan başımıza geldi' falan. Bunları ben yemem. Orada FETÖcü hakim ve savcıları üye yapan da iktidar partisine ve Gülen cemaatine üye kişileri yönetime alan da Aziz Yıldırım'dır. 'Ben onlarla mücadele ettim de ondan bunlar başıma geldi' falan değil. Belki başka yerlerde birbirlerinin ayaklarına basmışlardır, bilemem.
"HAKAN ŞÜKÜR VE ARİF ERDEM KADAR EMRE BELÖZOĞLU DA CEMAATÇİYDİ"
Aziz Yıldırım cemaatçi bir sürü emniyet mensubunu, bir sürü kişiyi bu kulübe üye yaptıysan sen de 'cemaate karşıydım' deme hakkına sahip değilsin. Bunların terör örgütü olduğunu biliyordun, falan demiyorum. Katiyen böyle bir iddiam yok. O zamanlar cemaat makbuldü, sen de öyle yaptın. Fenerbahçe, İstanbul'da görev yapan üst düzey kamu görevlilerin hepsini kulübe üye yapar, çıkıp yapalım. Galatasaray bunu pek yapmazdı eskiden. Peki Fenerbahçe’de oynayan Emre Belözoğlu cemaatçi değil miydi?. Net bilinen bir şey. Arif Erdem, Hakan Şükür ne kadar cemaatçiyse Emre de o kadar cemaatçiydi. Bu cemaatciler o zamanlar makbul insan olarak gezinip futbolcuları, ünlüleri kendi içlerine katıyorlardı. Biz küfür yedik, dinlendik ama bir gün teslim olmadık."
25.02.2017 Silivri'de Duruşmada "Gerçekten" Neler Yaşandı? BMN ÖZEL HABER...
Şikede
Başta fenerbahçe olmak üzere Türk futbolunda çok sayıda takımın yaptığı şikeleri ortaya koyan operasyonun ardından bilindiği üzere İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi çok sayıda maçta şike olduğunu tespit etmiş ve karara bağlamıştı. Bu karar Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından da onandığı için kesinleşmişti.
Hatırlanacağı üzere bu olaydan sonra kanunda yapılan bir değişiklik ile bazı suçlar nedeniyle dinleme yapılamayacağı hususu düzenlenmiş olduğundan şike cephesi "yeniden yargılama" talebinde bulunmuştu.
Yeniden yargılama talebini kabul eden mahkeme, kanun değişikliği nedeniyle sanıkların lehine yeni hükmün uygulanması için yeniden yargılama yapılması gerektiğine hükmetse de ŞİKE SANIKLARININ KENDİLERİNE KUMPAS KURULDUĞU YÖNÜNDEKİ İDDİALARINI OYBİRLİĞİ İLE REDDETMİŞTİ.
Bu davaya sebep olan soruşturmanın FETÖ - PYD mensuplarınca hukuka aykırı biçimde açıldığı iddiası ile düzenlenen iddianame sonucunda açılan yeni dava İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlandı.
Teknik konudan uzaklaşarak basitçe özetlemek gerekirse, bu davada mahkemenin araştırdığı husus, 3 Temmuz'da yapılan operasyonun başlangıcının kanuna uygun olup olmadığıydı.
Ancak o dosyadaki tapelerle onlarca maçta şike yaptığı, onlarca merci tarafından tescillenen şike cephesi, yeni açılan bu davada FETÖ - PDY üyelerinin yargılanmasından ziyade, kendileri hakkında o soruşturmada tespit edilen VE İÇERİĞİNE 16. AĞIR CEZA MAHKEMESİ'NDE ASLA İTİRAZ ETMEDİKLERİ TAPELERİN DEĞERİNİ ZEDELEMEYİ AMAÇLAMIŞ GÖZÜKÜYOR.
Şöyle ki BMN Haber olarak bu yeni davada gerek bazı sanık gerekse bazı mağdur avukatlarından ve ilk ağızdan aldığımız bilgiler ile bazı basın mensuplarının(!) paylaştığı bilgiler arasında ciddi farklar mevcut.
Gerek camiamızın gerekse Türk futbol kamuoyunun aydınlanması için edindiğimiz bilgilerden bazılarını madde madde paylaşmayı görev biliyoruz.
1- 12numara adlı taraftar sitesi görünümlü ancak kim tarafından yönetildiği belli olan platform attığı tweette "Nihayet Trabzon kanadından Silivri'de bir adım atıldı. Dün başlayan davada mağdur olan Recep Denizer'in avukatlığını Nusret Yılmaz yapacak. Bugün Silivri'ye devam eden kumpas davasına katılarak, kumpas yapıldığını kabul eden Recep Denizer ve Nusret Yılmaz'ı tebrik ediyoruz." beyanında bulundu
Ancak olayın gerçeği şuydu. Recep Denizer savcılık tarafından "kendiliğinden" dosyaya mağdur sıfatıyla eklenmişti ve avukatı Nusret Yılmaz duruşmada yaptığı açıklamada
Bazı internet sitelerinde, bir kısmı da duruşma salonunda bulunan basın mensupları(!) tarafından, söylemediğimiz sözlerin söylenmiş gibi haber yapıldığını gördük. Bu hususu da kınadığımızı belirtmek isteriz." diyerek kamuoyunu bilgilendirmiştir.
2- Hürriyet adlı tarafı belli gazete ve Ahmet Ercanlar adlı acar muhabiri kamuoyuna "Şike davasında gerginlik!" başlıklı bir haber servis etmişler ve içeriğinde Mehmet Baransu ile Trabzonspor'un eski vekili ve şu an Recep Denizer vekili olarak görev yapan avukat Nusret Yılmaz arasında gerginlik yaşandığını ileri sürmüşlerdir.
Olayın doğrusu ise şu şekildedir: Sanık Mehmet Baransu mahkemeye "Bu davanın kumpas olabilmesi için, planlanana olayın öngörülebilir ve mantıklı olması gerekir. Ben sizin üç-dört ay sonra ne konuşacağınızı nereden bilebilirim. Şike yapılacağı da operasyonun başladığı tarihte bilinemezdi. Ayrıca madem kumpas kuruldu ve fenerbahçe Avrupa'ya gidemedi diyorsunuz, bu kararı veren Mehmet Ali Aydınlar neden sanık olarak burada değil? Michel Platini neden sanık değil? Ayrıca Şike davasında müşteki olan Trabzonspor'un vekili sayın Nusret Yılmaz'ın burada şikecilerle birlikte müşteki olmasını kabul edemiyorum." şeklinde özetlenebilecek bir açıklama yapmıştır. Nusret Yılmaz bu açıklamaya KESİNLİKLE BİR CEVAP VERMEMİŞTİR. Çünkü Mehmet Baransu, Recep Denizer vekili olarak gelen Nusret Yılmaz'ın müşteki değil mağdur vekili olduğunun farkında değildir. Ancak Baransu'nun "şikeciler" lafı sonrası salonda sesler yükselmiştir ve bu sırada Mehmet Baransu Mecnun Odyakmaz'ın kendine küfür ettiğini iddia etmiş, ek olarak "burada sanık olmak, orada müşteki olup şikecilerle yan yana oturmaktan iyidir." şeklinde bir söz söylemiştir. Bunun üzerine mahkeme başkanı kendisini uyarmış, Baransu'da kendisinin değil kendisine laf atıp hakaret edenlerin uyarılmasını istemiştir. Mahkeme başkanının "sus" telkinlerine rağmen ısrarla konuşan Baransu salondan çıkarılmıştır. YANİ BARANSU NUSRET YILMAZ İLE ASLA İKİLİ DİYALOG KURAMADIĞI GİBİ NUSRET YILMAZ İLE TARTIŞTIĞI İÇİN DEĞİL, MAHKEME BAŞKANI'NIN UYARILARINA KULAK ASMADIĞI İÇİN SALON DIŞINA ÇIKARILMIŞTIR. Yani olay yine taraflı ve yalan biçimde kamuoyuna lanse edilmiştir.
3- Duruşma boyunca fb tarafı vekilleri sadece tapelerin içeriğinin değiştirildiğini, sahte olduklarını ve kurgu olduklarını söyletmeye çalışmışlardır. Ancak dinlenen bütün sanıklar bunun teknik olarak mümkün olmadığını detaylı biçimde izah etmişlerdir. Bu konunun ısrarla gündeme getirilmesi, gerek mahkeme hakimi gerek ise Av. Nusret Yılmaz tarafından çok net biçimde cevaplanmıştır. Mahkeme başkanı konuya ilişkin olarak özetle, fenerbahçeli vekillerin bu iddialarının bu davanın konusu olmadığını, ayrıca o tapelerin ele alındığı soruşturma sonrasında açılan davanın kesinleştiğini ve Yargıtay denetiminden geçtiğini belirtmiştir. Av. Nusret Yılmaz ise beyanında
"Mahkemeniz ısrarla 16. Ağır ceza mahkemesindeki tape ve delilleri tartışmayacağını belirtmiştir. Ve hatta ne bu mahkemenin ne de Yargıtay 5. Ceza dairesinin temyiz mercii olmadığını söylemiştir. Şike yapıldığı UEFA, cas ve İsviçre federal mahkemesi kararları ile sabittir. Cas, Türk adli yargı kararlarının kendi kararına etki etmeyeceğini dile getirmiştir. Bu mahkemenin konusu, sanıklar hakkında hukuk dışı gayelerle soruşturma yapılıp yapılmadığıdır." demiştir.
Ayrıca fenerbahçeli vekillerin bu konuda onlarca soru yönelttiği bir sanık, vekillere karşı bir soru yöneltmiştir ve "Diğer davada tapelerin değiştirildiğini neden iddia etmediniz o zaman?" diyerek çok basit bir konuyu gündeme getirmiştir. Cevap gelmediğini gören mahkeme başkanı da "Diğer davada zaten öyle bir iddia yok ama olsa bile zaten biz kesinleşen o davanın delillerinin geçerliliğini asla tartışmıyoruz" demiştir. Diğer bir sanık da "bu avukatlar gördüğüm kadarıyla dikkatli avukatlar, madem bizim dinlemelerimizde ve tapelerimizde hukuka aykırılık vardı neden 6 yıl boyunca itiraz etmediniz? 2014 ve 2016 yılına kadar tek bir şikayetiniz neden yok?" sorusunu yöneltmiştir ancak cevap alamamıştır. Yine bir diğer sanık ise iddialara cevap olarak "ses kayıtları getirilsin hep birlikte dinleyelim, tek kelime eksik-fazla-yanlış varsa sonuçlarına katlanmaya razıyım" açıklamasını yapmıştır.
Aynı sorulara maruz kalan başka bir sanık "bu davayı tercüme ettirip Çin Futbol Federasyonu'na gönderin, sonucu görürsünüz. Yirmi yıl sonra da bu konuları konuşsak aynı şeyleri söylerim. Ben bazıları gibi üç maymun değilim, polisim." açıklamasını yapmıştır. Burada bahsettiği maymunların kim olduğunun takdirini Türk futbol kamuoyuna bırakıyoruz.
Özetle, her olayda olduğu gibi, parası olan, basında güçlü olan taraf ya kendi talebi ile ya da basının(!) işgüzarlığı nedeniyle algı yönetimi yapmakta ve kamuoyunu yanıltmaktadır. BordoMavi.Net olarak bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da Trabzonspor'un aleyhine yürütülen bütün algı operasyonlarına gücümüz yettiğince cevap vereceğiz ve Türk halkının şike konusunda kandırılmasının önüne geçeceğiz.
UEFA'dan Türk futboluna şok bir yaptırım uygulayacağı iddiası gündeme bomba gibi düştü. Ortaya atılan iddiada, TFF yetkilileriyle UEFA yetkilileri perşembe günü bir toplantı yaptı.
Alıntı:
Hürriyet'te yer alan habere göre, yapılan toplantıda TFF'den 3 büyük takımın küme düşürülmesinin istendiği iddia edildi. Şike kumpası davası ile ilgili UEFA'dan çarşamba günü bir açıklama yapılacağı ve Medipol Başakşehir, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın ligden düşürülmesini isteyeceği belirtiliyor.
2024 olimpiyatlarına aday olan Türkiye'nin problem yaşamaması için bu polemiklere son vermek gerektiği de konuşuluyor.
BEŞİKTAŞ MUAF TUTULACAK
TFF'nin küme düşme cezalarının yerine önümüzdeki sezon geçerli olmak üzere, puan silme ve para cezası verilmesini talep ettiği, bu cezalardan Beşiktaş'ın muaf tutulmasını istedikleri de iddia edildi.
Yapılan görüşmeler sonucunda oluşturulan bu ceza listesinden Beşiktaş'ın çıkarılmaması durumunda TFF Başkanı Yıldırım Demirören'in istifa edeceği de iddialar arasında.
UEFA'nın çarşamba günü bir bildiri yayınlayacağı iddia edilirken, bu bildiri öncesinde de Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın bu konuları öne sürerek salı günü başkanlıktan istifa edeceği de öne sürülüyor.
"Karargah rahatsız" diyerek yalan manşet yaptı.
Şimdide kıytırık bir internet sitesinin arkasına saklamıyor.
Alıntı:
UEFA; Başakşehir,Fenerbahçe,Beşiktaşın düşürülmesini istedi Babaspor'un iddiasına göre, TFF yetkilileriyle UEFA yetkilileri perşembe günü bir toplantı yaptı. Yapılan toplantıda TFF'den 3 büyük takımın küme düşürülmesinin istendiği iddia edildi. Şike kumpası davası ile ilgili UEFA'dan çarşamba günü bir açıklama yapılacağı ve Medipol Başakşehir, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın ligden düşürülmesini isteyeceği belirtiliyor.
Alıntı:
TFF'den açıklama - 28.02.2017
Bazı internet sitelerinde, "TFF ile UEFA arasında bazı kulüplerimizi ilgilendiren bir toplantı yapıldığı ve bu toplantı sonunda UEFA'nın bazı kulüplerimiz için birtakım yaptırım taleplerinde bulunduğu" yönünde tamamen gerçek dışı haberler yayınlanmıştır.
İlgili haberlerde iddia edilen türde bir toplantı veya görüşme kesinlikle yapılmamıştır.
Bu tür gerçek dışı haber yayınlayan kaynakların Türk futbolunu karıştırmak gibi bir amaca hizmet etmekten öte aynı zamanda toplum içine nifak sokarak bir ihanet içinde bulunduklarının da anlaşılması ve bu odaklara itibar edilmemesi gerektiğini bir kez daha kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız.