Tire'deki sonu gelmeyecek gibi duran tarihi yapılar içinde bir de manevi yönleri ile şehrin kalbinde taht kuranların yanlarına gidelim diyoruz. Şehrin ortalarında bugün park haline getirilen bir ortam içinde iki önemli hazire duruyor. Bunlardan bir tanesi Aydın Beylerinden Mehmet Bey'İn oğlu, ve sonrasında o da beylik yapan, aynı zamanda Menteşeoğulları Beyi Orhan Bey'in de damadı olan Emir-i Kebir Süleyman Şah haziresidir. Kendisi hayırseverliği ile ün yapmış bir kişidir ve Tire'nin manevi simalarından İbni Melek Hz.nin de bulunduğu İbni Melek Medresesi'ne de ciddi yardımları dokunmuştur. Vefatı sonrasında İbni Melek Hz.nin de uygun görmesi ile kabri bu medresenin bahçesi olan bugün ki yerine konmuş. Bizlerde işte şimdi tam buraya geliyor ve Süleyman Bey ve yanında yatanları ziyaret ediyoruz. Türbenin mimari tarzı da dikkatimizi çekiyor. Zire Tire'deki kesme mermer bloklardan inşa edilen tek yapı bu türbe. Küp şeklindeki bina gövdesi altıgen
bir kasnak ile çatıya bağlanıyor ve kiremit bir çatı ile örtülüyor. Fakat bizi asıl etkileyen mermer sanatının zirvesi diyebileceğimiz bir desenler örgüsü ile bezenmiş olan kapısı. Kapıyı üç yandan saran ve kilit kilit iç içe geçen mermer bloklar ve bunların üzerlerindeki desen ve panolar birer şaheser niteliğinde. Ve tüm bir kapıyı ayrı bir urgan örgüsü bordürle saran ikinci bir kuşak hazırlanmış. Bu urganın da Tire'nin meşhur urganından dolayı konduğu söyleniyor. Bu sanat harikası kapı üzerindeki sülüs kitabenin birinci satırında Âli İmran Suresinin bir ayeti ve diğer kısımlarında ise Emir Süleyman'a ait bilgiler yazılı.
Süleyman Bey'in kabri ve türbesinin ziyareti sonrasında hemen az ilerilerinde bulunan bir diğer hazireye doğru ilerliyoruz. Burada ise Tire'nin manevi dinamiklerinden İbn-i Melek Hz. yatıyor. Kendisi; İslam Dünyası'nın bir dönem en büyük yorumcularından sayılmış olan İzzettin Abdüllatif Ferişte'dir. Ama halk O'nu İbni Melek olarak benimsemiş. Kelam, hadis, fıkıh ve tasavvuf adına yazdığı kitaplar yüzyıllarca Osmanlı Medrese'lerinde okutulagelmiş. 1330 lar da Birgi Kadılığı yaptığı da tespit edilen bu büyük zatın medresesi tüm buraları kaplıyormuş. Ayrıca vakfiyeleri de
bir hayli geniş imiş. Tire Ovası'nın büyük bir bölümünün zamanında buraya bağlı olduğu söyleniyor. Osmanlı Tarihi içinde de bu medrese hep müstesna bir yere sahip
olmuş ve Ferişte Medresesi yada Tire Medresesi olarak mualla mevkiini korumaya
devam etmiş. Bizlerde bu önemli zatın huzuruna saygı ile girip lûtuf ile çıkma
adına kabrine yaklaşıyor ve ellerimizi açarak Yaradan'a dua dua yalvarıyor ve bu zatlar için hem Rahmet hemde şefaat diliyoruz.
Necip Paşa ve Kütüphanesi:
Artık neredeyse akşam olmak üzere. Son bir yere daha gidip bu zengin
programı nihayete erdirelim diyoruz. Burası Tire'nin ve tabiî ki Türkiye'mizin en önemli tarih hazinelerinden birisi olan Necip Paşa Kütüphanesi.
Necip Paşa, 2.Mahmud dönemi devlet adamlarından biri. İlme ve irfana çok düşkün bir insan. Kendisi 7 sene Bağdat, 5 ayda Şam valiliği yapmış. Tire'ye neden geldiği
ve buraya böyle bir kütüphane yaptırdığı tartışma konusu fakat kendisine büyük
saygı duyduğu Şanizade Ataullah Efendi'nin altı aylık bir Tire Sürgünü yaşadığını
biliyoruz. Bu zat kırk küsür esere imza atmış alim bir zattır. Sanıyorum bu dönemde
hocasını yalnız bırakmamak için o da buraya gelmiş . Ve gelişi ile birlikte bu güzel kütüphane binasını da yaptırarak içindeki kitapları vakfetmiş.
Gelelim kütüphane içindeki kitaplara, buradaki kitaplar kendi özel kütüphanesi ile burası için satın aldığı diğer kitaplardan oluşuyor. Bu kitaplar arasında saray kütüphanesinden de kitaplar var. Bakanlığa tıpkı basım için kütüphane görevlilerinin gönderdiği paha biçilmez eserler arasında İbni Sina'nın Şifa adlı kitabı da bulunuyor. Bu kitabın orijinal nüshası Fatih döneminde hazırlanmış. 1460 lı yıllar da bizzat
Fatih tarafından hazırlatılmış bir nüsha imiş ellerindeki. Hem hat, hem tezhip hemde cilt açısından çok değerli bir nüsha olduğu ifade ediliyor.
Burada Osmanlı dönemine ait yaklaşık 2400 eser bulunuyor. Bunlardan 1150 kadarı tamamen yazma eserlerden oluşuyor. Diğerleri ise tarihi baskı eserler. Şuan kütüphanedeki en eski eser, hicri 565 tarihli İbni Sina'nın işarat adlı kitabı imiş. Hicri olarak
1160 lara tekabül ediyor bu tarih. Burada İbni Melek Hz. nin de bizzat kendi hattı ile 15.yy a ait bir kitabı bulunuyormuş. BR>Kütüphanenin kuruluşu Vakayı Hayriye ye denk gelmesi sebebiyle belki de bu yeni dönem ile birlikte insanlara yenilikleri bilimi götürme adına böyle bir seferberlik başlatılmış olabilir.
Biz bunları konuşurken kütüphane ile ilgili hazırlanmış çalışmaları getiriyor görevli kardeşimiz. Faik Topluoğlu'nun kaleme aldığı bu eserin sonunda Necip Paşa'nın kabrinin resimleri gösteriliyor. Şöyle bir bakıyor ve - "Burayı tanıyorum galiba" diyorum. Sanki Mihrişah Sultan Sebilinin oralar gibi. Derken altındaki yazıyı okuyoruz. Aynen şöyle yazıyor.
"Necip Paşa'nın kabri Mihrişah Sultan Haziresinde, Hüsrev Paşa kütüphanesi ile Mihrişah Sultan Sebili arasındadır. Tire kitabının
yazarı sekiz saatlik bir arama sonrasında 1957 yılında burada kabrini bulmuştur.
"
Biraz düşününce geçen seneki mezar taşları ile ilgili çalışmam sırasında hiç farkında olmadan Necip Paşa'nın da mezar taşının resmini çektiğimi hatırlıyorum.
Burada Necip Paşa yanında karısı Şefika Zeliha hanım, oğlu Ahmet Şükrü bey ve kızı Fatıma Nafia hanım, da medfun bulunuyorlarmış. Necip Paşa'nın bir diğer oğlu da Osmanlı Devleti'nde bir dönem Sadrazamlık yapmış olan ve bugün Cağaloğlu yokuşunda medfun bulunan Mahmud Nedim Paşa' imiş.
Cağaloğlu turundan kabrini anlata geldiğimiz Mahmud Nedim Paşa'nın babasına dair bir eserle Tire'de karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmezdi.
Kütüphane görevlilerine teşekkür ederek buradan da ayrılıyoruz. Hava artık iyice kararmış durumda. Bu halde ne fotoğraf çekebiliriz ne de sağlıklı gezi yapabiliriz. Daha gidemediğimiz nice tarihi yapı bulunuyor
bu hazine şehirde. Yanımızda bulunan ve bizlere refakat edenlere teşekkür ediyor
ve ayrılıyoruz.
www.gezikitap.com/geziler.php?GT&GID=33(KAYNAK) arkadaşlar Talha UĞURLUEL beyefendi tire ye yaptığı geziyi çok güzel bir anlatımla ele almış bende forumdaki arkadaşlarımızın faydalanması amacıyla buraya ekledim umarım faydalı olmuştur.Yazıların tamamı alıntıdır hiç bir ilave yapılmamıştır.Saygılarımla
Evet gerçekten Tire çok şirin bir kasaba bizde geçen yıl eşim çocuklarım, ve bütün apartmanca tireye , tire köfte yemeye kaptanın yerine tepeye çıktık olağan üstü bir, yer özellikle gece manzarası süper,inanılmaz keyif aldım.Oranın şehirden uzaklaşıp, kafa dinlenmek için sakin bozulmamış, otantik güzelliği bizi çok büyüledi.Şehirdeki gürültü, stres insanları küçük kasabalara gitmeye tercih ettiriyo. Çünkü oralar hala eskisi gibi nostalji kokuyor. Bizlerde zaman zaman bunu arzu ediyoruz.Ve çocuklarımızında eski, gelenek ve göreneklerimizi görüp bilmelerinin, faydalı olucağını düşünüyorum.Bahar kankaytsın.
İzmir Otogar'ın en üst katından Tire otobüsleri kalkıyor. Bilet alabilir ya da almadan otobüsün içinde de ücreti ödeyebilirsiniz (7 ytl). Tire yaklaşık 1 saat 45 dk sürüyor otobüsle fakat kendi aracınızla giderseniz daha kısa sürede varırsınız tabii ki. Tire'ye gelince çarşısında ineceksiniz,otobüs yoksa Tire Otogarı'na kadar gidiyor. Çarşıda pazar yeri var. Pazar yerinden doğru yukarı çıkıp 15-20 dakika yürüdünüz mü Derekahve'ye ulaşıyorsunuz. İsterseniz şehiriçi dolmuşlarda var fakat yürümek daha eğlenceli olacaktır. Derekahve'de Tire Köfte yemek mümkün değil,o yüzden ya Derekahve'ye gelmeden çarşıda ya da Toptepe'de Tire Belediye'sinin Tire menzaralı mekânında yiyebilirsiniz. Toptepe'ye ticâri taksi ya da yürüyerek çıkabilirsiniz. Yürüyerek çıkmanızı tavsiye ederim,nasıl çıkılacağını Derehave'nin kafeteryasında ki görevlilere sorabilir,taksiyle gitmek isterseniz yine aynı görevlilere çağırttırabilirsiniz. Tire Köfte'nin üstüne birde Lor Tatlısı yediniz mi doğru geri Derekahve'ye inip ekonomik ve süper manzaralı kafeteryasında bir yorgunluk kahvesi için ve kendinizi doğaya bırakın...