Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
İzmir Tire
« önceki   123 ... 252627 ... 565758   sonraki »

ANA SAYFA -> İZMİR
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 26
Mustafa Taşçı

10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2008, 02:53

stanbul'daki Ayazma'mız:Ayazmanın içten görünüşü
2004 yılı sonlarıydı. İstanbul Boğazında gerçekleştirdiğimiz bir boğaz turuma Amerikalı bir gazeteci bayan da katılmıştı. Üsküdar'dan geçerken Ayazma Camii ile ilgili söylediklerime çok şaşırmış ve yanındakilere, "-Beni ille de buraya götürün"
diye tutturmuş. Anlattıklarım içinde bu hanım misafiri etkileyen şey, Osmanlı İnsanının ne kadar geniş düşündüğü ve detaylar da boğulmayacak kadar medeni olduğu
ile ilgili idi. Osmanlı Padişahı 3.Mustafa, Üsküdar'a yaptırdığı Camiye haliyle
kendi adının verilmesini ve Sultan Mustafa Camii denmesini istiyordu. Ama Cami
yakınlarında bir Hristiyan Ayazması vardı ve halk camiye giderken yada camiden
bahsederken, şu ayazmanın yanındaki cami falan derken derken caminin adı Ayazma
Camii olarak kalmıştı. Ve kimse bu isme müdahale etmemişti. Hala da caminin adı
Ayazma'dır. Bu isim aslında "Zem Zem kilisesi" ismi kadar tuhaftır ama işte bu alicenaplığı ancak bizim ecdadımız gösterebilmiştir. Bugün dünyada böyle bir kilise adı yoktur ama Ayazma Cami hala o hoşgörünün bir timsali olarak Üsküdar sırtlarında tüm görkemi ile durmaktadır.
İşte bu anlattığım detayda olduğu gibi Tire'deki Dere Kahve'de de bir Hristiyan Ayazması ve üstündeki Şemsi Mescidi yüzyıllardır bir arada farklı inanışlara birlikte hitap edebilmesini bilmişlerdi. Mescidi, ardından ayazmayı geziyor ve fotoğraflıyoruz. Ayazma'yı biraz daha açacak olursak, Hristiyanların kutsal sularına verilen genel bir isim olduğunu söyleyebiliriz. İç kısmında tüm
ayazmalarda olduğu gibi bir çeşme yapısı ve gözü mevcut. Ama ne yazık ki suyu kurumuş. Ayazma dışında ise sarıklı ve yüksek kavuklu mezartaşları karşılıyor bizleri. Hele içlerinde bir tanesi var ki, İstanbul'da bile nadir görebileceğim cinsten bir kavuk.

Ayazmanın dışında, alınlık etrafı kesme taş ile çevrili güzel bir çeşme görüyoruz. Çeşmenin su gideri olarak yapılan uzun mermer oluk son derece güzel bir işlemeye sahip ve üzerindeki çapraz motifler de Bizans'ı
andırıyor. Tam bunları düşünürken ayağımın dibinde bir su yalağı görüyorum. Bu küçük yalak üzerindeki tüm desenleri ile orijinal bir Bizans su çanağı. Ve bu nadide eserde ortalıklarda kendisine sahip çıkacak şuurlu kişileri bekliyor. Park içinde dikkat çeken diğer bir şey ise Osmanlı'nın son döneminden kalma, suyunun akması için yukarı doğru çekilen tokmağa bir başka çeşme. Davut Hocam, çeşmenin nasıl çalıştığını bizlere bizzat gösteriyor. Gerçekten de ilginç. Üzerindeki yuvarlak tutacağı yukarıya doğru asılında oluktan su akmaya başlıyor.



Mustafa Taşçı

10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2008, 02:56

Rum Mehmet Paşa ve Düşündürdükleri: Rum Mehmet Paşa Cami
İyice dinlenip çaylarımızı ve yanında getirilen suyumuzu da içtikten sonra kalkıyor ve bir başka külliyeye doğru ilerliyoruz. Buranın adını duyunca eski bir ahbabımın
adını duymuş gibi oluyorum. Rum Mehmet Paşa Külliyesi. - "O da mı buralara gelmiş." demekten kendimi alamıyorum. Rum Mehmet Paşa'yı bizler İstanbul'da, Üsküdar'da yaptırmış olduğu Külliyesinden tanıyoruz. Kendisi Fatih Sultan Mehmet Dönemi Sadrazamlarından. Lakabı da aslında nereden geldiğini gösteriyor. Kendisi Romalı. İstanbul'un fethi sonrası gönlü kazanılan nice Romalı gibi onun ailesi de Osmanlılığı şerefle kabul etmişler ve bu topraklara hizmet vermeye çalışmışlar. İşte onlardan biri olan paşamız bu sadakatinin mükafatını alarak daha Fatih döneminde Sadrazamlığa kadar gelmiş. O da bir vefa örneği olarak hem Üsküdar kıyılarına, hemde Tire'ye bu güzel Külliyeleri inşa ettirmiş.
O'nun Üsküdar'a yaptırdığı camisini bir takım tarihçiler, hala mensubu olduğu Bizans'ın etkisinden kurtulamamış ve bu camiyi Bizans Mimarisinde olduğu gibi tuğla mimari ile yapmış diye tenkit
etmeye kalkarlar. Halbuki Tire'deki camisini görmüş olsalardı, O'nun da tuğla olduğunu göreceklerdi. Hatta, Tire'deki neredeyse hemen tüm camilerin tuğla olduğunu
görecek ve bu tarzın Selçuklulardan beri bizimde kullandığımız bir tarz olduğunu
daha iyi anlayacaklardı.

Rum Mehmet Paşa'nın Lalası Arap Dedenin kabirleriKülliyenin
önüne geldiğimizde bahçe kapılarının kilitli olduğunu görüyoruz. Buralara kadar
gelmişken bahçesine girememek, bu tarihi yapıyı yakından görmemek olmaz diyerek
duvarına tırmanıp, tellerin üzerinden atlayarak camiye giriyorum. Tek minareli, kesme taş duvarları ve üzerindeki kurşun kubbesi ile Rum Mehmet Paşa'nın Tire'deki camisinin tuğla işlemeleri de bizi kendisine hayran bırakıyor. Özellikle son cemaat yerinin dışa bakan silmelerindeki santranç kûfi yazılara uzun uzun bakıyorum.
Külliyesinde başka neler var diye arka bahçesine dolandığımda kümbet, türbe arası bir yapı ile karşılaştım. Etrafı açık ve yine taş tuğla dizilerinden oluşan bu türbe yapısı içinde Rum Mehmet Paşa'nın Lalası Arap Dede'nin yattığını öğreniyorum. Osmanlılarda yönetim için taşraya gönderilen gençlere o acemilik yıllarında başlarındaki hocaları yardımcı olurlardı. Merkezden tayin edilen, gün görmüş, alim ve yönetici vasıfları olan bu ehliyetli kişiler, yöneticilik yapacak kişilerin yanından ayrılmaz ve her bir konuda onları yönlendirirlerdi. İşte bu vazifede olan kişilere Lala denmektedir. Demek Rum Mehmet Paşa'da hocasına olan saygısı nedeniyle O'nunda kabrinin kendi yaptırdığı bu külliyede olmasını istemiş ve bu arzusu Arap Dede'nin
vefatı bu şekilde gerçekleştirilmişti. Lala'nın adındaki Araplığa baktığımızda sakın milliyet olarak Arap'ı düşünmeyiniz. Osmanlı'da zencilere Arap denilirdi. Bu amaçla siyah tenli bu kişiye de bu lakap ile hitap edilmiştir. Yalnız bir zencinin Lala konumuyla Tire gibi önemli bir şehre yöneticileri yönlendirmek üzere gönderilmesi açıkcası ecdadın insanlığı nasıl bir engin gönülle kucakladığını bizlere göstermesi
bakımından da manidardır.


Mustafa Taşçı

10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2008, 02:59

Tire'nin Fethi ve Fethin Sembolü: Ulucami

O
gün günlerden Cuma ve Cuma namazının vaktine de bir hayli az kalmış. -Sizi şehrin
en büyük camisine görürelim, Cuma'yı orada kılalım diyorlar. Tamam diyorum ve ilerliyoruz. Arabamızla geldiğimiz bir yerde aşağı iner inmez etrafıma bakıyorum. Büyük beyaza yakın rengi olan, eğik fakat geniş çatılı dev bir bina ile karşılaşıyoruz. Tek katlı ve alışık olduğumuz cami formatının tamamen dışında. -"Bu yapı
bir kiliseye benziyor" diyorum. Yanımdakiler tastik ediyorlar. Buraların fethi sırasında camiye çevrilmiş ve her şehirde olduğu gibi buranın en büyük yapısı olduğu içinde Ulucami adını almış.
Camiüş-şehir yada Cami-i Kebir adıyla da anılan yapı, şehrin Türkler tarafından fethi sırasında
camiye çevrilmiş ve ilk yıllarında Cuma Namazlarının burada kılınmasından dolayı
Cuma camisi olarak adlandırılmış. Aydınoğulları Beyi Cüneyt Bey tarafından ihya edilen yapının ilk kez Anadolu Selçuklu Sultanı Keyhüsrev tarafından cami olarak açıldığı bilgisini bizlere ÇatalçeşmeEvliya
Çelebi vermektedir. 1677, 1870, 1932 ve 1992 yıllarında tamir gören caminin bugün
üç kapısı ve çatıyı taşıyan 16 ayağı var. İçerisine girildiğinde önceden kilise
olduğu, dikine sahınlı kısımlarından anlaşılabiliyor.



Mustafa Taşçı

10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2008, 03:00

Roma Lahitli Bir
Çeşme Daha:
Cuma namazımızı kıldıktan sonra dışarıya çıkıyor ve Selçuklular
döneminden kalma minaresini de inceleyerek arabamızı park ettiğimiz yan sokağa doğru ilerliyorum. Fakat tam arabaya yaklaşırken buluduğumuz mahalleye bakan bir diğer sokağın sonunda muhteşem bir çeşme daha görüyorum. Heyecanla oraya doğru ilerliyorum. Sabah gittiğimiz Hafza Hatun Çeşmesi'nin bir benzeri olan ve Çatalçeşme olarak anılan yapı yine tuğla mimarinin bir başka şaheseri. En ilginç yanlarından biri de üzerinde iki adet kemerinin bulunması. Üst kemeri sivri uçlu ve yanları bombeli, alt kemeri ise beşik şeklinde. Acı olan, yine bu tarihi yapının da üzerinin
ve yanlarının gecekondularla donatmış olması. Beni bu çeşmeye çeken en ilginç şey ise Hafsa Hatun çeşmesinde gördüğüm aynı özelliğin burada da olması. Yani bu çeşmenin de yalağı çelenkli bir Roma Lahitinden oluşuyor.


Mustafa Taşçı

10 yıl önce - Çrş 02 Oca 2008, 03:02

Tire Evleri:

Bir şehre gittiğimde öncelikle o şehre özgü tarihi ev yapılarını da incelerim. Kars'sa Kars evleri, Erzurum'da Erzurum evleri, tabi Tire'de de Tire evleri. Bu tarihi şehrinde elbette kendi mimari tarzına has evleri olmalıydı. Eski Tire evlerini görmek istediğimi söyleyince beni bu tarz evlerin bulunduğu mahallelere götürdüler. Gerçekten de ilginç yapılardı Tire Evleri. Safranbolu evlerinde tamamen ahşap,
Taşköprü evlerinde çapraz tuğla sıraları ile desteklenmiş ahşap kaplamalı evler dikkat çekerken burada tamamen kâgir yapılarla karşılaşıyorum. Gayet yüksek, iki yada daha çok katlı, cumbalı ve yüksek penreceli yapılar bunlar. Konak diyebileceğimiz bu görkemli Tire evlerinin penreceleri demirden, cumbaları ise ahşaptan yapılmış. Bazılarının giriş merdivenleri tek yönlü iken, bazılarının ki çift yönlü olarak tasarlanmış.




sayfa 26
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
« önceki   123 ... 252627 ... 565758   sonraki »
ANA SAYFA -> İZMİR