murat_kesim
16 yıl önce - Çrş 17 Oca 2007, 12:33
SİNOPE
Aslında ne güzel bir ülkemiz var değil mi??.....işte sadece bir tanesi SİNOP. geçen yaz tatilim için gittiğim bu şehre bir meleğe, bir huriye, masallarda olan bir denizkızına çarpılmış gibi çarpıldım kaldım.bu ne muhteşem güzellik allahım dedim hangisini anlatsam ki.....ben daha önce ne egede ne de güneyde sadece belki 1-2 yer hariç yeşilin bu kadar tonunun bulunabileceği, mavinin bu kadar berrak olduğu bir yer görmedim..insanlarının bu kadar modern, kültürlü olduğu ( 80 yaşında bi kadını ingilizce roman okurken bile gördüm. ),yaşadıkları yere sahip çıkan ve hayata hep pozitif bakan bir yer görmedim...taze balığı bu kadar keyifli hiç bi yerde yemedim. hele bi de nasıl yapıyorlarsa özel bi pidesi var üstü sırf kıyma kaplı!..
İnanın sanki Türkiye'de değildim...
Keşke sezonu biraz daha uzun olsa, ve gerçekçi insanların özellikle Sinop'a bi şeyler vermeye çalışan insanların oraya insan çekmek için yatırım olanaklarına biraz daha eğilseler...dikkat ettim genç nüfusun neredeyse tamamı üniversite öğrencisi ve gelecekte maalesef terk ediyorlar bu şehri..ama özellikle geçen yaz nükleer santral için duyarlılıklarına da hayran kaldım..tepkilerini festivallerle, konserlerle gösterdiler...o hamsilos koyu, aklimanı, karakumu, dünyada sadece 1-2 yerde görebileceğiniz doğa olayı fiyordu,Gerzenin bir tarıfı muhteşem yeşili bir tarafı mavisi ve bi de güneş batımı....
ne diyeyim yazmakla olmaz ki görmediyseniz daha fazla geç kalmayın o zaman sinopla başbaşa kaldığınızda diyebileceğiniz tek bi şey var sadece: GÖLGE ETME BAŞKA İSYAN İSTEMEM....
aman orada kal SİNOP hiç bi yere gitme...
|
nurettincan
16 yıl önce - Cum 16 Şub 2007, 23:51
Sinoplu olmayan ve Sinopa aşık birinden okuyun Sinopu;
suya Tutunan Şehir: SİNOP
2003 yılında vefat eden Yard. Doç. Dr. Cevdet DADAŞ'ın Suya Tutunan Şehir adlı kitabından
Bir şehre içten bakmanın keyfi bir başkadır.
Anlatması da, okuması da bir o kadar keyiflidir. Bunu gezerek, görerek ve yaşayarak yüksek perdeden dile getiren de yazarlar ve şairlerdir. Çünkü her şehrin, hemen dışardan görünmeye nazlanan pek çok müstesna güzellikleri vardır. Bu özellik de kadim hayattan beri devam eder. Güzellerden, güzelliklerden mahrum bir şehir düşünülemediği gibi, şairi ve yazarı var eden de bu nimetlerdir.
Bu düşünceden yola çıkarak Sinop’a içten bakmanın keyfi nasıldır? Bu şehrin görünmeye nazlanan güzellikleri nelerdir?
Tarihî yapısı itibariyle bu şehrin kenar kalması, tenhada durması, bir anlamda da gizemli kalmasını sağlamıştır. Doğal mimarisi, bir sevgili edasıyla nazlı nazlı denizin kollarına doğru uzandığı doyasıya bu şehrin çevresini avare adımlarla yaklaşık dört saat içinde kolaylıkla tamamladığınızda, su ile toprağın nasıl vuslat içinde bazen demlendiğini bazen de oynaştığını doyasıya seyredersiniz kıyılarında.
İşte bütün bu güzelliklerin tarihi anlatımını, seyahatnamelerde bulmaktayız. Örneğin İbn. Batuta: (X1V) Üç tarafı deniz olan ve sadece doğudan karaya açılan bu kente, tek bir kapıdan girildiğini söyler. Çevreyi tanıtırken de, Minaburnu Dağı eteklerinin bağlık bahçelik olduğunu, buralarda üzüm ve incirin pek bol bulunduğunu belirtir. Halkının cenaze törenlerinde elbiselerini ters giydiklerinden de söz ederek ilginç bir ayrıntıya dikkat çeker.
Kâtip Çelebi (XV11.yy.) de Sinop’u anlatırken, daha geniş bir coğrafî tanım yapar. Kalesini tanıtır. Etrafının kumsal oluşundan bahseder. Selçuklu döneminde Alaaddin Keykubat’ın yaptırdığı büyük camiyi tanıtır. Şehrin en güzel mesire yeri olarak da Boztepe bölgesini anlatır.
Evliya Çelebi (XV11.yy.) bu şehrin tarihi, coğrafi, sosyal ve folklorik yapısı hakkında ayrıntılı bilgiler verir:özetle şöyledir: Karadeniz’in Anadolu yakasında Sinop Burnu denilen yerde kurulmuştur. Kastamonu’ya üç, Samsun’a dört günlük yoldur. Denizin, Sinop Burnu ile Gülfeza Sultan kayaları arasındaki manzarasını İstanbul boğazına benzeterek buraya farklı bir güzellik katar. Yüksek bir tepe üzerinde üç katlı bir rıhtım şeklinde olan Kum kapısı, Tersane kapısı Meydan kapısı ve iç hisarların Lonca kapısı olan ve Sinope adlı Kraliçe tarafından yaptırılan kaleyi dünya çapında sanat ürünleri arasında sayar.
Kale düz bir yerdedir. İki duvarını deniz döver. Evliya Çelebi’nin keyifce söylediği bu sözü, sanki yüzyıllar sonra, aynı mekanda Sabahattin Ali’nin “ Dışarda deli dalgalar Gelip duvarları yalar Beni bu sesler oyalar...” dizeleriyle, zamana yüklediği sitemin hapishane duvarlarında yankısını bulmuş gibidir. 1614 yılında Kazakların bir gece baskınıyla elden çıkan kale kısa bir sürede kurtarıldıktan sonra takviye kuvvetlerle daha sıkı korunur. Halkını; avam, bilginler ve şeyhler olarak guruplara ayırır.
Charles Texier: (X1X.yy.), bu güzel yörenin Pont Krallığı döneminde, özellikle Mitridat tarafından bu şehrin görkemli yapılar, abideler, kemerler ve tersanelerle donatıldığını fakat günümüzde bunlardan eser kalmadığını bildirir. Daha sonra eleştirel bir bakışla, egemenlik sırasının Bizans ve Türklere geçince bu kentin dikkate değer bir yapıt kazanmadığını söyler.
Fakat bu tarihi ve sosyolojik görüntülerin, Sinop’un eski çağlardan günümüze kadar gelen zaman tünelinde bir buruk kesitten ibaret olabileceğini söylemek için bu şehre hususi bir gözle yeniden bakılması gerekir diye düşünüyorum. Örneğin Sinop şairlerinden Ferit Dikmen (1971-1973) adına hazırlanan albümde, şöyle denilir: “Sinop, bütün Anadolu’nun cazibeli bir tablosudur.”
Burada zaman, ahenkle dans eder mevsimler arasında. Yazdan devraldığı ilk günlerin havasıyla en ömürlü mevsimdir sonbahar. Bu mevsim o kadar çok şey anlatır ki bütün renkler, bütün mevsimler onda toplanmış gibidir.. Düşünceler de sarı olur bu mevsimde. Bazen gurbete düşer gönül bazen sılada gezer. Kısacası ömrün öteki yüzü okunur bir yaprağın çizgilerinde Sonbaharın bu yoğun duygularıyla demlenen gönül, aniden esen bir rüzgar gibi çılgına dönse de kış günlerinin havasına kendini alıştırır. Bu aylarda rüzgar, bazen öyle ani eser ki yağmur öyle ani yağar ki günün yorgunluğunu dağıtmak için bir akşamüstü yürüdüğünüz tek tük kalmış cumbalı evlerinin bulunduğu bir sokakta ya da gezindiğiniz bir sahil kenarında yalnızlığınız telaşa dönüşür. Bu kıyamet kısa sürer. Sonra İsrafil’in surunu andıran sokaklarda dolaşan bu deli rüzgar, yine aniden gözden kayboluverir. Deniz, hiddetinden vazgeçmiş görünerek yavaş yavaş sahilini okşamaya başlar. Her yerde olduğu gibi bahar mevsimi burada da geleneksel bütün güzelliğini sergiler. Yaz mevsiminde bütün bu güzelliklerin özetini yaşamak mümkündür. Deniz, dağ, ufuk üç katlı rengarenk bir saray gibidir.
Gündüzleri Ak Liman’ dan Kara Kum sahillerine uzanan kumsalında güneşlenip arkasından da serin sularında yüzmenin tatlı yorgunluğunu, geceleri aşıklar caddesinde billur birer avize gibi dizilmiş çay bahçelerinde ya da daha estetiği, lebi derya Karadeniz Yelken Kulübü’nde, denizin mûnis dalgalarına eşlik eden bir şarkının nağmeleri arasında kristal bir bardakla ikram edilen çayı yudumlayarak gidermenin keyfi, herhalde ömrün müstesna hallerindendir. İşte bu haldir ki tiryaki ediyor insanı bu şehre. Bir kez yaşayan, her zaman yaşar Sinop’un bu yaz gecelerini.
Kaynak Adres: www2.omu.edu.tr/akademik_birimler/sinopegitim/suya.htm
2003 yılında trafik kazasında kaybettiğimiz Sinop aşığı bilim adamımız Yard. Doç. Dr. Cevdet DADAŞ'ı saygıyla anıyoruz.
|