Harput'da dünya'ya gelmiş olan rahmetli babamın bazen saz, bazende cümbüş çaldığında muhakkak okuduğu, yine rahmetli olan anacığımın gözleri yaşlanarak dinlediği (miz) bir "ağıt'tır" türküdür. Ayrıca, paylaşmış olduğum bu anım ile türküyü Elazığ'a mal etmeye çalışmadığımı sizlerin bilmesini isterim.
Başlığı açan arkadaşımızın, bir konunun bir bilginin gerçeğinin gün ışığına çıkması için açmış olduğu başlık, malesef yanlış alğılamalar yüzünden amacından çıkıp " Kendi yorumu'da buna sebep olmuştur diyebilirim" gereksiz şehir milliyetciliğine kadar götürülmüş olduğunu üzülerek görmekteyim. Baktığımız da Net'te bu konuya ait çok değişik yorum ve fikirler olduğunu görebiliyoruz ama, hangi bilgi, hangi kaynak doğrudur bilebilmek malesef mümkün olamıyor. Hal böyle olunca, konu daha da içinden çıkılmaz bir duruma sokulmuş olmaktadır.
Konu ile araştıma yapmayı bir Elazığ'lı olarak bende kendime bir görev saydım ve bulduğum bir yorumu " bilgileri" sizlerle paylaşmayı istedim. Bakalım bu bilgiler neticesinde doğruya ne denli yaklaşacağız hep birlikte göreceğiz.
Not : Nedense mesajların bir çoğu, konu ile alakalı olmayıp başlığı açan arkadaşın yorum tarzına yoğunlaşmış. Bu tür paylaşımlar, konuyu saptırmaktan ve konuyu ciddiyetinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramayacağından dolayı, konu ile ilgili yorumlarda bulunmaya özen göstermek gerekir diye düşünüyorum. Böylelikle bazı bilinmeyen veya şüpheli görülen hususları, gün yüzüne çıkaramakta daha etkili olabiliriz.
Biraz uzunca ama, okumaya değeceğini söyleyebilirim..
Ünlü Folklor Araştırmacısı ve Halk Bilimcisi İshak Sunguroğlu 1961 Yılında yayınlamış olduğu Harput Yollarında isimli kitabında, Harput Musikisini Makamlar halinde yer vererek Vakaya istinat eden şarkı ve türküler içerisinde yer vermiştir.Yemen Türküsü (Havada bulut yok), eski bir Harput Türküsü’dür.
Ezgi niteliği, makamı, seyri, güfte anlayışı ve teması bakımından tamamen bir Harput Müziği ürünü olduğu kabul edilmiş olan eser, eski sanatçı ve yazarların yayınlarında da güfte ve açıklama bilgileri verilmek suretiyle defalarca Elazığ Türküsü olarak birçok eserde anılmıştır.Derlemeler de kaynak olarak gösterilen kişiler hafız Osman Öğe,Fikret Memişoğlu Harput musikisi ve kültürü ile birlikte anılan önemli şahsiyetlerdir.Bir farklı pencereden Yemen Türküsü ve ait olduğu Harput Musikisinin makamlara göre sınıflandırılmış şekline ilişkin ayrı bir kaynakla katkıda bulunmak istedim.tartışmada bazı arakadaşlarımızın vurguladığı gibi sadece Yemen Türküsü değil birçoğu ülkeye malolmuş kültürel varlıklarımızdandır.
Alıntı:
Harput ve dolaylarında yaşayan insanların sese ve saza verdikleri kıymet ve önemi yukarıda belirtmiştim, işte bu merak ve sevgi ile içten gelen heyecanlarını etrafa haykırmak ve duyurmak için “küçüğünden büyüğüne, cahilinden âlimine, rençberinden zenginine kadar herkes bu hava içerisinde yaşardı. Çoğunluk, bu hilkat ve bu tinette yaratılmış ve terbiye edilmiş olduğundan doğrusunu isterseniz bu kütlenin arasındaki şairler de, bestekârlar da belli değildir
Başka illerin saz ve ses şairleri gibi bunları kahvelerde, şurada burada göremezdik. Onlar, kendi kendilerine birer âlemdiler. Harp, isyan, kahramanlık gibi önemli hadiseler, çekici bir güzellik, bir aşk macerası, bilhassa gençelerin ölümleri ve bazı feci cinayetler derhal bunları harekete geçirerek, ister istemez kendilerini o heyecanın, o güzelliğin cazibesine, o teessürün inilti ve feryatlarına kaptırırlar; işte bu kaptırmalardır ki, o konulardan aldıkları ilham üzerine hissiyatlarını gizli gizli düzene alır ve bir taraftan da tellendirirlerdi.
Bir gecede veya bir kaç saat içerisinde düzlenlenen ve tellendirilen bu şarkı ve türküler böyle sessiz, sadasız yaratıldığı halde ertesi gün bakarsınız, bütün halkın ağzında ve dilinde!.. Kayabaşlarında, bağ ve bahçelerde havuz başlarında söylenip duruyor. Bunu kim yarattı? Hangi kalem yazdı? Hangi bestekâr besteledi, kime ve kimlere talim etti de böyle etrafa yayıldı?.. İşte burası meçhul!..
Bu sebeple ben, bunlara Harputun meçhul şair ve bestekârları diyorum ki, bu bir hakikattir. Evet, ortada gerçi bir Hacı Hayri, bir çeri başı ve bunlara benzer bir kısım şairlerimiz var; fakat bunların hepsinin meydana getirdikleri eserleri toplarsak nihayet beşi onu geçmez, şu halde bu gün tesbit edebildiğimiz yüzlerce eseri kimler yarattı, işte bu belli değildir.
Bizden evvelki devirlere ait olan eserleri bilmiyoruz, babalarımız, dedelerimiz bizlere tesbit edilmiş hiç bir şey bırakmadan göçüp gitmişler… Bunlar da tesbit edilmiş olsaydı şimdi müzik varlığımız belki de bir kaç misli artacaktı; fakat ne kadar çoğalırsa çoğalsın., bunların da şairleri ve bestekârları yine meçhul kalacaktı.
Harput şarkı ve türkülerinin her birerleri gurbet ve gurbette sılayı özleyiş… Savaşlar… Bazan ölüm ve çok defalar da hisse ve aşka dayanan konulardır ki, bunlar Türk sosyal hayatında geçen vakaları ifade ve tasvir bakımından çok kıymetli ve ruh okşayıcı eserlerdir, işte Harputun meçhul şairi, bunları ele alıyor, düzenliyor, canlandırıyor, ya tellendirmesi… Yoksa o da başka bir ele mi veriliyor? Hayır, sevgili okuyucularım, hayır!., ikisi de bir elden, bir kafadan çıkıyor. Halk arasındaki bu meçhul şair ve bestekârların bir çoğu yazıp okuma da bilmezler; fakat ruhen zengindirler. Bunlar, ya bir kaya’ başında, ya bir ıssız kavaklıkta, ya bir söğüt gölgeli dere kenarında, veya kış ise bir kürsü başında otururken ve yahut bağına, bahçesine gidip gelirken yollarda içten gelen heyecaniyle mısralar, rübailer kurar, bunları yarattıkça da mısraları tekrar ede ede tellendirir ve bir türkü meydana getirmiş olur.
Şu halde sanata bakınız., bir güfte, bir beste ki, yıllar geçiyor., hâlâ dillerde, hâlâ halkın ruhunda canlı olarak yaşıyor ve dinleyenleri de ruhen kendine çekiyor. Bu meçhul bestekârlar arasında kadınlar da vardır, hattâ bir erkek ve bir kadının baş başa vererek türkü yarattıklarına da şahit olacağız.
Esas itibariyle Türküler, Halk edebiyatının mühim bir kolunu teşkil ederler, önceleri şahsî yaratmalarla meydana çıkan Türküler, zamanla halka mal olur, daha doğrusu halkın, bunları benimsemesiyle şahsî izler, ortadan silinip gider. Halkın asıl iç âlemini yaşatan «Beşikten Mezara kadar» bütün yaşayışını içine alan en dikkate değer edebî mahsuller Türkülerdir. Bunlarda halkın acıları, sevinçleri, aşkları büyük bir sadelik içinde yüz yıllar boyunca bütün canlılığiyle sürüp zamanımıza kadar gelmiştir. Bir Türkü, ilk defa nerede ve ne zaman doğmuştur, bunu bilmek çok kere mümkün değildir. Türküler, genel olarak bir olay üzerinde doğarlar; Hasret, Aşk, Ölüm gibi hâdiseler Türkülerin başlıca konularıdır. İşte biz de bu yolun yolcusu olmak sıfatiyle elimizde mevcut şarkı ve türkülerin bazılarını izahlı olarak ele almış, bunları bir vakaya istinat edenler, diğerlerini de etmeyenler şeklinde iki bölümde sıralıyoruz.
bu başlığı acmamdaki amacım bir tùrkünün nasıl olurda 2 şehire aıt olduğu ikilemidir.kaynak gôstermeme rağmen beni baska bir tartışmanın içine çekmek isteyen güruhlar yüzünden başlık amacından sapmış ve kili tlenme aşamasına gelmiştir.mehmet ve levent beylerin konu hakkındaki yorumları konuya bir nebzede olsa ışık tutacaktır.zaten başlığın bu hale gelmesinin sebebi konuya vakıf olmayan kişilerin artniyeti yüzünden olmuştur.
Bu bilgileri paylaştığınız için teşekkür ederim. Hem sizin yazılarınızı hem de sözü geçen gitaplardan alıntılar yaparak wikipedia'daki yanlış bilgilendirmeyi düzeltmek için uğraşacağım. Nil Memişoğlu Mit
Gerçekten katılıyorum Elazığ a ait ama yöreler arası çekişme olmaz hepimiz türkiyede yaşıyoruz bana katılanlar beğenebilir lütfen BU ARADA BEN ELAZIĞ LIYIM
YEMEN Türküsünde Muş adı yanlışlıkla ifade edilmiş gerçekte Yemen'de Huş bölgesi anlatılmaktadır .... Redif Kışlası yani askerlerin Yemen'e gönderildiği Kışla Elazığ'dadır , Türkü Elazığ Halkı tarafından ağıt olarak okunmaktadır...