Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2
Akın Kurtoğlu

15 yıl önce - Prş 10 Mar 2005, 17:14

Sina Bey, Selâmlar,

Boğaziçi Köprüsü’ndeki eğim farkı, sadece fotoğraflama noktalarının değişik yerlerde olmasından kaynaklanan bir göz yanılması... Köprünün formu; statik dengelerin sağlanması için kabaca bir “yay” şeklinde olduğundan (ve bu yayın ekstremum noktası tam orta yeridir) dolayı, gidiş-geliş istikametinde bakılınca rahatça görülebilirken, önden bakıldığında düz bir çizgiye benzer bir görünüm verir.

Ayrıca dikkat ettiyseniz, tabliye kesitinde; yaya geçiş yerlerine doğru form giderek daralıyor ve bıçak sırtına benzer bir şekille sona eriyor. Bu da, boğazda oluşan kabaca kuzey-güney (Poyraz-Yıldız) rüzgârlarına karşı köprünün mümkün olduğunca az direnç göstermesi ve esen rüzgârın, aynı uçak kanatlarındaki gibi basınç uygulamadan alt ve üstten akıp gitmesini sağlamak üzere tasarlanmıştır. Aşırı poyrazda köprünün hafifçe yaylanması ve titremesi, tabliyelerin her iki uçtaki minimum et kalınlığına ve dikey taşıyıcı çelik halatlarına rüzgârın uyguladığı itme kuvvetidir. Aynı durum lodosta da geçerlidir.

Aslında Boğaziçi’ni etkileyen poyraz ve özellikle lodos, İstanbul’un en baskın 2 hava akım türüdür. Her yıl İstanbul Boğazı’nda ortalama 8-10 gün süreyle deniz akıntısı tersine döner. Bu tersine dönüşü lodos yüzündendir. Denizin yüzeyini öyle güçlü bir üst rüzgâr etkiler ki, her zaman kuzeyden-güneye akmaya çalışan boğaz, buna teslim olur ve üst (soğuk su akımı) tersine döner. Suyun 20-30 metre altındaki alt (sıcak) akıntı da, rüzgâr etkilenmelerine maruz kalmadan kuzeye akmaya devam eder. Böylece her iki akıntı da Karadeniz yönüne doğru gitme eğilimi gösterir. Bu ters akıntıya; “Orkoz” deniyor... İşte bu noktada orkoza yakalanan bütün balıklar serseme dönüyor ve kıyıya çarpma eğilimi gösteriyorlar. Balıkçılar için bulunmaz fırsatlardan biri...

Orkoz sırasında Boğaziçi’ndeki vapur iskelelerinin su kesimleri de yükselir. Her zaman normal bir şekilde iskeleye yanaşan vapur, orkoz günlerinde iskeleden biraz daha yukarıda kalır ve iskeleler açıyla verilir kıyıya... Bu günlerde, vapura binip-inerken başını yukarı çarpan saftiriklerin oranı da gözle görülür bir şekilde artar (Güya biliyorum diye şimdi ahkâm kesiyorum ama, bu olay benim de başıma tam 2 defa geldi ve birinde kafamı dahi kanattım). Bu yükseliş, boğazın daraldığı noktalarda (geçici olmak kaydıyla: 1.30-1.45 saat gibi) 60 santime kadar çıkabiliyor... Periyodik olarak gerçekleşen bu doğa olayına da; “Seyş” diyorlar...

Konuyu mecburen biraz açacağım: Karadeniz bir kapalı deniz olduğu için, sürekli çevresindeki ülkelerden akan akarsularla beslenir ve şişer, Tek çıkış noktası olan Boğaz’ın girişinde aşırı bir debiye zorlar kendini... Ancak çıkış kapısı, Karadeniz’in hacmiyle orantılanacak olursa, çok çok küçük kalır. Sular boğaza girmeye çalışırken, sanki stadyuma aynı anda girmek isteyen onbinlerce maç seyircisi gibi kapıda birikirler ve birbirlerini ite-kaka yola devam etmeye çalışırlar. Geçebilen şanslı olanları Boğaziçi’nin o meşhur üst akıntısını oluştururlar. Kuvvetli akarsularla beslendiği için Karadeniz’in su yüksekliği, normal dışı bir şekilde Ege ve Akdeniz’den ortalama 20-30 santim yüksektir (O meşhur “Birleşik Kaplar Prensibi”nin iflâs ettiği nokta). Kavaklardaki deniz suyu, Sarayburnu ve Kadıköy’deki deniz suyundan 24 santim daha yüksektir (Hafiften yokuş gibi).

Aynı şekilde Karadeniz, iklim itibarıyla Ege ve Akdeniz’den daha soğuk olduğu için, oluşturduğu bu üst akıntı da”soğuk” olur. Boğaziçi’ne ne zaman giderseniz gidin hep serindir. İnsanın içine bir ferahlık ve hafiften bir titreme verir. Bu olay, güzelliğinden geliyor gibi görünse de, üst akıntının da etkisi büyüktür. Ege ve Akdeniz’in suları ise daha ılık olduğu için ve fazla baskın olmadıklarından, bunların oluşturduğu ve Karadeniz istikametine yönelik ters akıntı daha altta kalır ve tabiidir ki, daha “sıcak”tır. Bu iki su, Boğaziçi’nin derinliklerinde asla birbirine karışmaz. Üst akıntı baskın karakterli olduğundan dolayı; Beşiktaş-Üsküdar vapurları iskelelerden kalktıktan sonra düz bir rota izlemezler ve hemen kuzeye yönelirler. Bu dışbükey rota, zaten boğazın ortalarına gelindiğinde, üst akıntının itmesiyle düz bir çizgi haline döner. Akıntının en yoğun olduğu orta kesimde, yine de vapura kuvvetlice bir darbe gelir ve vapur sarsılır. Bu nokta, debinin maksimuma ulaştığı çizgisel bölümdür. Eğer Üsküdar’dan kalkan vapur düz bir rota izlese, Beşiktaş yerine Dolmabahçe veya Fındıklı önlerine yanaşmak zorunda kalır (Acemi kaptanlar için çok utanç verici bir durum... Kaptanın o andaki ruh halini bir düşünsenize, bütün yolcular kafalarını kaldırıp kaldırıp, alaylı bir edayla kaptan köşküne doğru bakıyor)...

Akıntıların sapıttığı belli başlı 2 nokta vardır boğazda... Biri Bebek-Arnavutköy önlerindeki meşhur “Maskara Akıntısı”, diğeri de Rumeli-Anadolu Hisarları arasındaki “Şeytan Akıntısı”... Akıntılar buradaki körfezlere girip çıkmaya çalıştıkça, bir de boğaz hisarlarda iyice daralınca, yönlerini değiştirme eğilimine giriyorlar ve ufak çaplı girdaplar oluşturuyorlar. Bu noktalarda su akış hızı kuzeyden-güneye; 6 km/saat’tir.

Sina Bey, nereden nereye geldim ama, lâf lâfı açtı... Fazla bilgi için kusuruma bakmayın...
Daha olmazsa, bir süre sonra, kayıtlarımdaki sadece ve sadece Boğaziçi’ne özgü enteresan ve ilgi çekici 10-15 kadar özelliği derleyip başka bir forumda birleştiririz...

Akın KURTOĞLU


atyilmaz

15 yıl önce - Prş 10 Mar 2005, 19:05

Akın Bey, arşivlerinizi karıştırarak; belgesel niteliği taşıyan fotoğraflarnızı ve yazınızı bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler,



Faruk Öncan

15 yıl önce - Cum 11 Mar 2005, 01:27

Köprüyle ilgili bir şey daha hatırlıyorum Köprünün borcu bitince geçişler ücretsiz olacaktı.Zamanın başbakanı söylemişti.Ama baktılar para basıyor...

OzgurK
15 yıl önce - Cum 11 Mar 2005, 10:01

Alıntı:
Köprüyle ilgili bir şey daha hatırlıyorum Köprünün borcu bitince geçişler ücretsiz olacaktı.Zamanın başbakanı söylemişti.Ama baktılar para basıyor...


Aynen öyle oldu, bu uğurda ne mücadeleler verildi fakat değişen birşey olmadı, söylediğiniz gibi köprüler darphane ibi para bastığından dolayı hiçbir hükümet onları ücretsiz yapmayı göze alamadı, nasıl olsa insanlar oradan geçmek zorunda yüklendiler durdular.
Bugüne kadar ücret konusundaki en başarılı çalışma, yapılan zammı geri aldırmak olmuştu


enver karapinar

15 yıl önce - Cum 11 Mar 2005, 17:00

Doğrusunu söylemek gerekiyorsa bu calışma kendi bölümünü veya websitesini
hak ediyor.
Sadece isim eklemesi değil. Herkesin ilgisini çeken tarihi bilgiler içeriyor.

Istanbul bölümü öyle gelistiki nerde neyi bulurum diye kafam karıştı artık.
- Yeni binalar
- Eski binalar
- Tarihi bilgiler
- Teknoloji bilgileri ve
- Binalarla ilgili özel çalışmalar

Genede. Bu olağanüstü calışma için çok çok tessekürler.



gogo
15 yıl önce - Cmt 12 Mar 2005, 23:11

mukemmel otesi bir topic
bugune kadar gordugum en guzel topic
bu paylasimlar icin yurekten tesekkurler


Yildiray

15 yıl önce - Pzr 13 Mar 2005, 13:50

Gercekten mükemmel bir arastirma, cocukluk dönemimde okudugum gazete basliklarini ve tarihi resimleri burada görmek ne kadar güzel, elinize saglik Akin Bey

Akın Kurtoğlu

15 yıl önce - Cum 18 Mar 2005, 02:17

BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ DAHA ÖNCE İNŞA EDİLSEYDİ, ŞU ANDAKİ GÖRÜNÜMÜ NASIL OLACAKTI?

Boğaziçi’ni köprüyle geçmek fikri, ta Osmanlılar dönemine kadar uzanmaktadır. Leonardo da Vinci’nin bile, dönemin padişahına sunduğu raporla buraya bir köprü yapılması gerektiği fikri, İstanbul’un yıllar yılı süregelen ve maalesef bir türlü gerçekleşemeyen rüyalarından biri olmuştur.

Zaman zaman ortaya atılan ve temsili çizimlerle desteklenen birçok köprü projesi olmuştur. İşte bunlardan birkaçı:



(+)

Eğer 1900 yılında önerilen köprü inşa edilecek olsaydı, şu şekilde olacaktı (Denizin üzerinde, herbirinin üzerinde 4’er minaresi bulunan toplam 4 adet kule bloğuna oturmuş ilginç bir köprü, anlaşılan o yıllarda üst ve alt akıntılar henüz hareket halinde değildi (!) ki, bunlar hiç hesaba katılmamış):





(+)

Yok eğer, 1958 yılında Germe-band sistemine göre yapılması teklif edilen proje hayata geçirilseydi, Beşiktaş ile Kuzguncuk arasına yapılacak Boğaziçi Köprümüz bugün böyle görünecekti... İleride görünen cami, Ortaköy Camii’dir (Neyse ki, çizilen bu köprünün dünya üzerinde hiçbir benzeri inşa edilmediği için, proje rafa kaldırılmıştır).





(+)

Germe-band sistemine göre köprünün genel görünüşü...





(+)

Şayet D.B. Steinman firmasının, 16 Mayıs 1960’da kabul gören projesi, 27 Mayıs’la rafa kaldırılmasaydı, 1960’ların başlarında, yukarıdaki formda bir köprümüz olacaktı (Köprünün kule temelleri denizin üzerinde ve yaklaşım viyadükleri dahil, köprünün tamamı dikey ve eğimli taşıyıcı halatlarla kuvvetlendirilmiş halde).

Neyse ki, şu anda kullandığımız köprü, teklif edilenler arasında bana göre en mantıklı, tutarlı ve estetik olanıdır... Boğaz’ın genel görünümünü kalın kütlelerle bölmüyor, panoramada kesintiler oluşturmuyor, taşıyıcı ayakları karada ve temelleri olabildiğince derinde inşa ediliyor, ayrıca da dünya üzerinde başka benzerleri (daha doğrusu test edilerek onaylanmış örnekleri) bulunuyor...





(+)


Açılışın ertesi günü (31 Ekim 1973 tarihli) yayınlanan Günaydın Gazetesi’nin ilk sayfası, tamamen köprünün açılına ayrılmış... (Aynı şekilde o gün, diğer tüm gazetelerin ilk sayfaları da sadece bu tarihi olaya ayrılmış bulunmakta).

Köprünün yoğun yaya geçişi sebebiyle sallanması ve hemen boşaltılması, haber başlıklarının arasında görülmekte...

Akın KURTOĞLU


ASLI
15 yıl önce - Cum 25 Mar 2005, 12:04

Akin Bey ellerinize saglik. Sizin hazirladiginiz topikleri nefes almadan okuyorum. Ders kitabi gibisiniz gercekten de. Sabirla ugrastiginiz ve paylastiginiz icin tesekkurler. Bogazici Koprusu'nun yapim asamalarini kendi gozlerimle gormeyi cok isterdim ama calismaniz da bir o kadar tatmin edici!

Aydinsert
15 yıl önce - Cum 25 Mar 2005, 12:50

Merhabalar Akın Bey,belgesel tadındaki bu çalışmalarınızın devamını bekliyoruz.Bu yaptıgınız çalışmayı 2.Köprü içinde yaptınız mı acaba..?Sitedeki varlığınız,Semih Bey,Kemal Çevik Beyle yaptıgınız sohbetler çok ilginç ve etkiliyici..



sayfa 2
« önceki   123 ... 323334   sonraki »
ANA SAYFA -> ULAŞIM