Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
H.Sevin
17 yıl önce - Cmt 05 Mar 2005, 03:38

ZÜLÜFLÜ İSMAİL PAŞA

Antalya'ya gidiş Yozgat'tan dönüş, kar, kış...

Çankaya köşkünün rahat ve sıcak salonlarına dönüşte Mustafa Kemal Atatürk çevresindekilere şu hikayeyi anlatır:

"Biz Harbiye'de öğrenci iken, okulun sobaları yanmazdı. Bütün kış, titreşir dururduk. Nihayet bir gün arkadaşlar beni müdüre çıkmak için seçtiler. Müdür Zülüflü İsmail Paşa adında bir saray adamı idi. Müsaade aldık, huzura çıktık; önce Padişah'a sonra müdüre dualarımızı arz ettik. Nihayet, maksada geldik, işi anlatmak istedik. Ama müdür, daha ilk cümlelerde kükredi: 'Ne soğuğu be nankörler! Padişah nimeti gözünüze dizinize dursun. Görmüyor musunuz? Sobalar nasıl gürül gürül yanıyor. Defolun buradan!'

Gerçekten, müdürün sobası gürül gürül yanıyordu. Müdür, buram buram terliyordu, sıcaktan, göğsünü bağrını açmıştı ve zannediyordu ki, bütün okulun sobaları da böyle yanar... Çocuklar, biz bu Çankaya köşkünde, bazen, galiba bu zülüflü İsmail Paşa gibi kendimizi anlatıyoruz... "

İşte Atatürk sadece gerçekçi değil, öz eleştiriden çekinmeyen açık sözlü bir gerçekçi idi.

Zaman zaman gerçekten, kendini çevresinde esen havaya kaptırmayan lider yoktur. Bütün liderlerin yaşamlarında bir an gelir ki, liderle gerçeklerin arasına, her liderin bilinç altında yaşayan beşeri iç güdülerinin hatta beşeri zaaflarının perdesi girebilir. Ama gerçek lider odur ki, yapay olan, iğreti olan perdenin arkasında kalmaz ve eriyip gitmez.

Şimdi sormak gerekir ise günümüzde kaç lider daha doğrusu kaç siyaset admı böylesine öz eleştiride bulunacak kadar cesaretli ve açık yürekli?[/b]


H.Sevin
17 yıl önce - Cmt 05 Mar 2005, 03:50

Atatürk ün Türk Milletine seslenişi;

" Pek çok millet tanıdım. Hem de öyle ki, hiçbirinin gerçek karakterini gizleyecek bir imkana sahip olmadığı ortamlarda : savaş alanlarında, ateş altında, ölümle yüzyüze geldikleri bir sırada. Sizleri temin ederim, Avrupa'da hiç bir millet, Türklerdeki karakter ve inanç gücüne sahip değildir. Ellerinizden tutacak, ayaklarınızın üzerinde dimdik durduğunuzu ve doğru yolu bulduğunuzu görene dek yanınızda olacağım. Ta ki, sizleri temsil edecek insanları seçecek ve kendi kendinizi yönetecek bir duruma geldiğinizi görene kadar. İşte o zaman görevim sona ermiş olacak. "


H.Sevin
17 yıl önce - Çrş 09 Mar 2005, 23:32

TÜRK ASKERİ

Bir gün Atatürk’e Türk askeri hakkında ne düşündüğünü sorarlar.

Büyük Lider şöyle cevap verir.

- Durun size bu konuda bir öykü anlatayım, diyen Atatürk, şu olayı anlatıyor:

- Yıldırım Orduları kumandanı idim. Liman von Sanders Paşa da o sırada kıtalarımızı teftişe gelmişti. Hastaneden yeni çıkmış bir eri de nasılsa bölüklerin arasına karıştırmışlardı. Von Sanders:

- Canım böyle adamları da niye burayar gönderirler? diye söylenerek hasta ve cılız eri göğsünden itti. Mehmetçik hemen yere yıkıldı.

Alman generali davasını ispatlamış olmanın gururu ile:

- İşte gördünüz ya, dedi. Düşmek için bahane arıyormuş...

O sırada Von Sanders’e bir azizlik yapmak aklıma geldi. Erin yanına sokularak:

- Ne kof şeymişsin sen, dedim. Dikkat etsene, seni yere yuvarlayan adam bizden değildi. Ne diye karşı durmadın. Şimdi yeniden yanına gelirse sıkı dur. Gücün yetiyorsa bir kakma da sen ona vur.

Sonra da Von Sanders’e dönerek:

- Sizin güçsüz sandığınız er, boş bulunduğu için yere yıkılmış. Türk askeri amir karşısında dünyanın en uysal askeri olur. Kendisine söyledim: “Hele gelsin bak, bir daha beni yere yıkabilir mi?”, diyor.

Von Sanders askerlerle şakalaşmasını severdi. Gülerek aynı askerin yanına geldi. Fakat eliyle dokunur dokunmaz, o güçsüz askerden göğsüne öyle bir kakma yedi ki, hemen sırtüstü yuvarlandı. Von Sanders Mehmetçik’in bu karşı koymasına kızmamış, bilakis Türk erine karşı hayranlığı artmıştı. O kadar ki yerden kalkınca ilk işi Türk erinin elini sıkmak oldu.

Atatürk:

- İşte Türk askeri budur, diyerek sözlerini bitirdi.


H.Sevin
17 yıl önce - Prş 10 Mar 2005, 00:27

Ordumuz Türk Birliğinin Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk Vatan severliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.

"Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu muharebe; Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tesbit eden çok büyük bir eserdir. Bu e-ser, Türk Milleti'nin ölmez bir anıtıdır. Bu eseri meydana getiren bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğum için, sonsuza dek mesut ve bahtiyarım."

"Ordumuz; Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarfetmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkansız teminatıdır"

Şerefli Türk Ordusunun Ebedi Komutanı Musatafa Kemal Atatürk[/b]


Ufuk

17 yıl önce - Prş 10 Mar 2005, 09:43

MUSTAFA KEMAL'CE BİR YANIT

İstanbul'un işgal günleri;başta general Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas sa-lonunun bir köşesinde otururlar. Mustafa Kemal nedense dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruşturdular. Mustafa Kemal denir. Onlar için Mustafa Kemal birinci dünya savaşının en ünlü şahsiyetlerinden biridir. yabanci dillerde Çanakkale harplerinden bahseden ve daima Mustafa Kemal'in isminde düğümlenen kitaplar, yazılar, o zaman bile bir kitaplığı doldururdu.
Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler. Ama Mustafa Kemal'in cevabı hem nazik, hem kesindir:
-Burada ev sahibi olan biziz. Kendileri misafirdirler. Onlarin bu masaya gelmeleri gerekir.
(Olaylar ve Atatürk, Ankara, t. s. k. Mehmetçik vakfı yayını, gn. kur. basimevi, 1984, sh. 68-69)


Resul GUL

8 yıl önce - Pts 30 Hzr 2014, 16:42

Mustafa Kemal Atatürk le ilgili ilginç bir Anı paylaşılmış..
Gazeteci Yüksel Mert in Kaleminden..
Buyrun....

Mustafa Kemal'in Kendisine Cevap veremediği Köylü...

"Atatürk, Tabiatı gereği Çocukluğundan Vefatına kadar karşısındaki her kim olursa olsun
Sözünü hiç sakınmamış, Doğru bildiğini Padişaha bile olsa hiç çekinmeden söylemiştir.

Ama günün birinde öyle bir olay oldu ki; Atatürk Asla Cevap veremedi....

Atatürk’ün Hayatında bir ilk olan bu olay şöyle gerçekleşti:
Atatürk Mersin’e yaptığı Gezilerin birinde,
Şehirde gördüğü ihtişamlı Binaları işaret ederek sorar:

-Bu köşk kimin?
-Kirkor’un
-Ya şu koca bina?
-Yorgo’nun
-Ya bunlar kimin?
-Salomon’un

Atatürk Sinirlenerek sorar:

Onlar bu binaları yaparkensizler neredeydiniz?

Toplanan Kalabalık arasından Bir Köylü şöyle der:


-Biz mi neredeydik?

Yemende,

Tuna boylarında,

Balkanlarda,

Arnavutluk Dağlarında,

Kafkaslar’da,

Çanakkale’de,

Sakarya’da

Bunların Akrabalarıyla savaşıyorduk Paşam!

Mustafa Kemal Atatürk bu Hatırasını anlatırken,

“Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu sakallı ihtiyar olmuştur.” Dedi. "

ATATÜRK KÖŞESİ
Kaynak: http://www.idefix.com/kitap/yuksel-mert/urun_list ...kid=133446

http://www.adanamedya.com/mustafa-kemalin-cevap-v ...55495h.htm


Ömer YILMAZ
8 yıl önce - Pts 30 Hzr 2014, 17:17

Buradaki asıl sebep toplumdaki erkeklerin çoğunun askere gitmesi değil, gayrimüslimlerin girişimcilik, para, ticaret konularında cesur, başarılı ve imtiyazlı olmalarıdır. Gayrimüslimler halktan daha ayrıcalıklı konumdaydı. Bankaları, dükkanları her şeyleri vardı. Ancak halk her zaman sefildi. Tabi bunda savaşların, yetersiz kalan ülke ekonomisinin sebebi büyük.

Aslında Atatürk'ün anlatmak istediği bu gayrimüslimler bu seviyeye gelirken biz neden gelemedik. Biz de aynı seviyede olabiliriz'i başarabileceğimizi anlatmak istemiştir.

Hiç şüphesiz ki Atatürk de ihtiyarın cevap verdiği gibi cephelerdeydi, Fevzi Çakmak'lar, İnönü'ler, Cebesoy'lar, Ali Çetinkaya'lar erinden, paşasına, kadınından çocuğuna, yaşlısına herkes iyi ki cephedeydi.


Güven Hoca

1 yıl önce - Cum 04 Eyl 2020, 14:22

Alıntı:Facebook/Gökbörü
ATATÜRK'E GİDER YAPAN'IN HAZİN SONU....

Yaveri anlatıyor;

Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu. Zengin bir sofra hazırlandığı halde, ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı. Ertesi sabah, erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik. Vali, İngiliz konsolosuyla konuşuyordu. Biz gelince, ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu. Paşa, Vali’ye sordu:

-Konu nedir?
Vali anlattı:
-Sayın Konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim

Mustafa Kemâl Paşa, Konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu. Buna rağmen kendisine Vali’yi muhatap aldı:

-Ee, peki daha ne istiyormuş.
Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi:
-Tebamız için Hükümetinizden yazılı teminat istiyorum.

Mustafa Kemâl Paşa:
-Ne yani, Yunanlılar zamanında siz, tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz?

Konsolos kasılarak:
-Evet, dedi. Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk.

-O halde buyurun tebanız ile birlikte Yunanistan’a gidin efendim.

Konsolos:
-Yani majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?

Mustafa Kemâl Paşa:
-Siz kiminle. neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben, Millet Meclisinin Başkanı ve Türk Orduları Başkumandanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim. Peki siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmelerini yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim!

Konsolos, Mustafa Kemâl Paşa’nın son sözü üzerine sapsarı kesildi ve tek kelime söylemeden kapıdan çıktı, gitti.

Mustafa Kemâl Paşa, adamın arkasından Vali’ye döndü:
-Bunlara yüz vermeyin Vali bey! Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi. Küstahlık derecesine bakın, Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak! Savaş halinde değiliz sanki. Bana savaş mı açıyorsunuz, diye soruyor!

Birkaç saat sonra, İngiliz donanma kumandanı Hükümet konağının kapısından girerek, Mustafa Kemâl Paşa’nın odasına yöneldi. Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref kendisine ne istediğini sordu.

-Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa ile görüşmek istiyorum.
Birlikte odaya girdiler, kapı kapandı.

Amiral:
-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızın rastlantıya borçlu olmadığınızı kanıtladınız. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum, diyerek övgüler yağdırmaya başladı.

Paşa, bıkkın bir sesle:
-Bunları geçin Amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin... dedi.

Amiral bu tavır karşısında bocalıyarak konuya girdi:
-İzmir’de tebamız ve sizin azınlıklarınız. Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir. Güvende midirler?

Paşa :
-Hiç kuşkunuz olmasın Amiral, tebanız ve azınlıklar Hükümetimizin koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler.

-Peki suç işleyenler?

Paşa:
-Suç işleyenler sayın Amiral, muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır. Suçlu olanlar cezalarını çeker.

-Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar, şımarıklık yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığıyla yüz yüzedir. Ermenileri biliyorsunuz büyük bir toplumu göçe zorlandı ve önemli bölümü hayatlarını kaybetti. Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılırsa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır.

Son cümleye kadar amirali sakince dinleyen Mustafa Kemâl Paşa “dünyanın koparacağı gürültü” ile tehdit edilince amiralin sözünü kesti:

-Üstünlük pozunuzu derhal bir yana koyunuz. Tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile. Bunlar memleketin dahili işleri ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem. Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin.. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz.

Amiralin yüzü bembeyaz oldu.
-İngiliz Hükümetinin tebasını her yerde koruma hakkı devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz.

Paşa:
-Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum. İsterseniz tebanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum.

Sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı:
-İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz?

Paşa:
Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık. Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Fakat, nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade etmem. Şu anda hukuken “barış antlaşması yapmamış iki devletiz. Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum.

Bir balmumu heykeline döndü Amiral. Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemâl Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek:
“Affedersiniz”,dedi. Yerlere kadar eğilerek geri geri gidip dışarı çıktı.

İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını gemilere bindirmeye başladılar. Birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.

SalihBozok



ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET