Diyanet olmasaydı türkiyede yüzlerce tarikat vs. olurdu.Endülüslülerde yüzlerce fırkaya bölündüğü için silindi gitti.Diyanet sigortadır genelde aşırılar sevmiyor diyaneti,kendi istedikleri gibi din olsun istiyorlar.
İslam'ın beş şartını kendi kafasına göre değiştiren bir fitnecinin çirkin yazısının bu sitede ne işi var?
Fikir ve din özgürlüğü demeyin sakın.
İslam'ın şartı beştir. Önce doğrusunu öğrensinler...
Dokunmadıkları bir 32 farz kalmıştı zaten. Sıra buna geldi. Kelime-i Tevhidi değiştirdiler. La ilahe İllallah diyen herkes cennete gidecek dediler. Muhammed-ür Rasulullah kısmına gerek yok dediler.
İmanın şartından da meleklere, kitaplara, peygamberlere imanı kaldırdılar. Bunu da Allah'a ve ahiret gününe inanan şeklinde başlayan ayete dayanarak yaptıklarını söylediler.
Ashab, peygamberi gören herkese denir. Nasıl oluyorda konu komşusuna dahi uymak insanı hidayete erdiriyor?
Bu hadisin doğrusu Ahzap 33 de "Ve ey Ehl-i beyt, Allah sizden ancak kiri götürmek ve sizi tertemiz kılmak dilemektedir. ayeti ile destekli olan "Allahin Rasulu (saa) dedi ki: ''Gercekten, benim Ehli Beytim sizin icin ayni Nuhun Gemisi gibidir. Kim ona binerse, Kurtulmus olur. Kim ama ona binmezse helak olur." hadisidir.
Öte yandan, Eşhedü enne Muhammed-ür Rasulullah yerine (!) Eşhedü enne Aliyy-ül Veliyullah diyorlar. " cümleniz, kusura bakmayın ama bilgisizlikdir. Ezanda okunan şudur ki ;
Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah.
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah, Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah.
Eşhedü enne eliyyen veliyullah
“ EHLİ BEYT mektebinin bu konuda görüşü şudur ki ; Eşhedu enne aliyyen veliyullah” ezan ve ikamenin kısmından değildir, ancak “eşhedu enne muhammeden Resulullah” tan sonra kurbet (Allah’a yakınlaşma) kastıyla söylenmesi iyidir.
Vehhabiliği kuran, Mehmed bin Abdülvehhabdır. İngiliz casuslarından, Hempher’in tuzağına düşerek, ingilizlerin (İslamiyet’i imha) etmek çalışmalarına alet oldu.
[İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Vehhabiliğin kuruluşu uzun anlatılmaktadır. Bu kitabı, www.hakikatkitabevi.com adresinden okuyabilir ve temin edebilirsiniz.]
Eline geçirdiği, ibni Teymiye’nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuş, (Şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu. Düşünceleri, ingiliz paraları ve ingiliz silahları karşılığında, köylüler ve Deriyye ahalisi ile reisleri Muhammed bin Süud tarafından desteklendi. Sapık din adamı ibni Teymiye’nin fikirleri ile Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir.
Mirat-ül-Haremeyn kitabının basıldığı 1888 senesinde Necd emiri, Abdullah bin Faysal idi. Aşağıdaki bilgilerin çoğu Mirat-ül-Haremeyn’den alınmıştır:
Mehmed’in babası Abdülvehhab, iyi bir müslüman idi. Bu ve Medine’deki âlimler, Abdülvehhab oğlunun sözlerinden, yeni bir yol tutacağını anlamış, herkese, bununla konuşmamasını nasihat etmişlerdi. Fakat, Abdülvehhab oğlu, 1738 senesinde Vehhabiliği ilan etti. İngilizlerin siyasi ve askeri yardımları ile, Arabistan’a yayıldı.
O camiye gitsin, bu gitmesin, bu kiliseye gitsin diyerek hiç bir şey olmadı olmaz olmayacak. Herkesin hesabı vicdanı kendisinde isteyen istediği yere gitsin. Günümüzde bilgi bir tık uzakta cahiliye döneminde değiliz. Herkes tercihini kendisi yapar kendisi yaşar. Herkesin inancı, ibadeti kendisine.
Sen gidiyor musun cemaatle namaza günde en az 1 kez? Son yıllarda herkes din sorgular oldu. Bu nefret diline götürücü sözler, tersine çoğunluğu İslamsız yaptı,bak dinsiz demiyorum.
Allah'ın ilk emri "OKU" dur. Kur-an'ın hiç bir yerinde "dinle" yazmaz. Kur-an insanların yapması gereken kuralları buyurur.
Kur-an'ın gereğini yapmak için anlamak, anladığı dilde okumak zorunluluğu vardır.
Anlaşılmayan bir metinin gereğini yapmak mümkün değildir.
Kur-an'ı Anladığımız dilde okumakla ALLAH ile aramızdaki aracıları kaldırmış oluruz.
ALLAH, ben size şah damarınızdan daha yakınım demekle Allah, kulları ile arasına kimsenin giremeyeceğini ifade etmektedir.
Türkiye Diyanet Vakfı "2020 yılında 192 bin 39 Kur'an-ı Kerim bağışı aldık. Ermenice batı ve doğu lehçeleri, Portekizce, Romence, Tatarca, Moğolca, Malalayamca ve Şinkit Hattı (Moritanya) olmak üzere toplam 8 dilde bastırdığımız Kur'an-ı Kerimlerin 27 bin 200'ünü Arjantin, Çad, Suriye, Gana, Gürcistan, Rusya, Ukrayna ve Portekiz'de camilerde, İslami okullarda, kütüphanelerde ve evlerde ihtiyaç sahiplerine hediye ettik. 35 bin 337 Kur'an-ı Kerim'i ise yurt içinde cezaevleri, hastaneler, öğrenci yurtları ve okullarda ihtiyaç sahiplerine hediye ettik. Kur'an-ı Kerimlerin dağıtımını yaptığımız bölgelerde yerel bir dil kullanılıyorsa kullanılan dilde basım yaptırıyoruz."
6 yıl önce başlattıkları proje kapsamında, bu zamana kadar 1 milyon 519 bin 471 Kur'an-ı Kerim bağışı aldıklarını dile getiren Açık, dünyanın dört bir yanında mazlum, mağdur ve mahzun gönüllerin manevi eksikliklerini gidermeye çalıştıklarını ifade etti.
İlk emri "oku" olan bir dinin mensupları olarak Kur'an'ı mushaf olarak göremeyen insanlara ulaştırmayı vazife edindiklerini aktaran Açık, şunları kaydetti:
"Fikir, şükür ve aynı zamanda zikir kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in her eve girmesi için başlattığımız kampanya kapsamında, Luh adı verilen tahtalar üzerinde hafızlığa çalışan farklı coğrafyalardaki yüz binlerce çocuğun, gencin hayallerini milletimizin katkılarıyla gerçekleştirmiş olduk. Bu zamana kadar yerel dillerde olmak üzere toplamda 20 dilde Kur'an-ı Kerim bastırarak 645 bin 260'ı yurt dışında, 331 bin 841'i ülkemizde olmak üzere toplamda 80 ülkede 977 bin 101 Kur'an-ı Kerim'i ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık." demektedir.
Türkiye Diyanet Vakfı 20 dilde Kur-an'ı Kerim bastırıp dağıttığına göre Türkçe ve ana dillerde Kur-an basırmak dağıtmak ve okumakta dinen bir sakınca olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda Kur-an'ı Kerim'i ana dilimizde(anladığımız) dilde okuyalım ve anladığımız gibi gereğini yapalım.
Geçtiğimiz günlerde Alevi kökenli bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Bizim buralarda da en çok konuşulan, ancak anlamını çok az kişinin bildiğine inandığım Eline, Beline, Diline sahip çık sözüdür. Bu güzel söz üzerine yaptığımız sohbette “EL”in, “BEL”in ve “DİL”in gerçekte ne anlama geldiğini yaptığımız sohbette geniş geniş bir kez daha öğrendim.
Eline beline diline sahip çık, Hacı Bektaş Veli’nin bir sözüdür ve bu söz bektaşiliğin de özüdür.
Eline sahip olmakla kişinin eliyle yaptığı her tür görünür kötülükten uzak durması, mesela hırsızlık yapmaması, insan öldürmemesi ve benzer şeyler kastedilir. Yine eliyle yapabileceği iyilikleri esirgememesi öğütlenir.
Beline sahip olmakla kastedilen ise cinsellik manasında gayri meşru hallerden kaçınılması ve genel ahlak dairesi içinde kalınmasıdır.
Diline sahip olmaktan kasıt ise diliyle doğruları ve güzellikleri açık etmesi, kötü olan dedikodu, gıybet ve her tür yaramaz, aşağılayıcı, incitici sözlerden uzak durması öğütlenir.
SİZDE BÖYLE DÜŞÜNÜYORSANIZ YANILIYORSUNUZ..
“Eline, beline, diline hakim ol” derken burada “el” eski Türkçede bulunan il kelimesi ile aynı anlamdadır; yani ülke, yurt anlamındadır. Eline sahip ol ile kastedilen yaşadığın toprağına, yurduna, memleketine sahip ol demektir. Bütün dünya elimiz, yurdumuz ise dünyaya dolayısıyla doğaya sahip ol, doğayı yok etmeden ve onu koruyarak yaşa anlamına ulaşılabilinir.
Bel ise Türkülerde gurbet elleri şeklinde çok duymuşsunuzdur. Ayrıca Türkçede bu şekilde kurulmuş Çamlıbel, Otlukbeli, Oğuzeli, Türkeli vb. yüzlerce yerleşke ismi var. Yaşadığın çevreye bel denmektedir.
Beline sahip ol demek ile kastedilen ise soyuna, evlatlarına sahip ol. Onların sağlam ve güzel insanlar olmaları için çaba harca. Soyuna öyle bir dünya, kültür birikimi bırak ki, soyuna öyle bir eğitim ver, ahlak anlayışını benimset ki soyun daha binlerce yıl diğer dünya insanlarıyla beraber barış içerisinde yaşayabilsin.
Diline derken ise konuştuğun anadil Türkçe’den bahsedilmektedir.
Diline sahip olmak ise konuştuğun ana diline sahip çık. Dil en önemli iletişim aracıdır. Konuştuğun ana dilini koru, sahiplen, geliştir. Bununla beraber yeni diller öğren. Bir dili öğrenmek bir kültürü öğrenmektir. Kendi dilini korumakla aslında kendi kültürünü ve değer yargılarını koruyorsun. Yine yeni bir dil öğrenmekle yeni bir kültürü öğreniyor ve bu yeni dilin konuşulduğu topluma da kendi kültürünü aktarıyorsun.
Bazıları buradaki açıklamaların zorlama olduğu veya aslında bu anlamları içermediği sonucuna ulaşabilir. Ancak bu açıklamalar ve daha başka açıklamalar öyle zorlama açıklamalar değildir. Asırlardır bu açıklamalar –kullanılan kavramlar farklıda olsa- aynı şekilde yol ehli kimselere yapılmaktadır.
Hacı Bektaşi Veli bizlere, içinde yaşadığın ülkene (eline), yaşadığın yakın çevreye (beline), konuştuğun diline sahip çık, diyor.
Türkçe, öylesi bir dildir ki, zaman geçtikçe unuttuğumuz derin anlamları içerisinde barındırmaktadır.
Bugün bildiğimiz, ancak doğrusunu bilmediğimiz bir sözümüzü sizlere aktardım. Bu ve bunun gibi söyleyip dillendirdiğimiz sözleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Tebessüm yüzünüzde, sevgi yüreğinizde, sevdikleriniz hep yanınızda olsun. Her ne işiniz varsa olumlu şekilde sonuçlanması dileğimle…..
O camiye gitsin, bu gitmesin, bu kiliseye gitsin diyerek hiç bir şey olmadı olmaz olmayacak. Herkesin hesabı vicdanı kendisinde isteyen istediği yere gitsin. Günümüzde bilgi bir tık uzakta cahiliye döneminde değiliz. Herkes tercihini kendisi yapar kendisi yaşar. Herkesin inancı, ibadeti kendisine.
Bilgi ne yazikki her geçen gün uzaklaşıyor.!
Bir tık ötedeki bilgi en iyimser ifadesi ile, ne yazikki insanımızı edilgenlestiriyor.
Gelelim herkes istediği yere gitsin Vicdan cüzdan klişesine.!
Bu kaotik bir yaşamı getiriyor.!
Kimse kimseyi bağlayıcı bir ölçüde göremiyor.
Sonuç
İçinde bulunduğumuz ölçüsü kaidesi kaybolmuş bir kuru kalabalıklar kitlesi.
Ne için nasıl kime göre bir arada olduğu düşüncesini kaybetmiş tuhaf bir kalabalık hepsi bu.
Yaşadığımız şu zor günlerde bu acı gerçek dahada belirginleşiyor,