Camide ibadet etmek istemeyen kimseye; biz kalkipta ayni dine mensubuz,alevilikte nedir, sacmalamayin diyemeyiz. Hakkimiz yok.
Yillarca bu ulkede turban mucadelesi verildi hakli olarak. Ve Kazanildi denebilir. Simdi de alevilerin istekleri goz ardi edilemez. Mesele aleviligin din mi mezhep mi tartismasina sikisip kalmasi yerine inanc ozgurlugu olarak degerlendirilmsi gerekir
Aleviliğin temelleri , ve özü hakkında Alevi bir arkadaştan mümkünse bilgi alabilirmiyiz? Bu konuda çok samimiyim, çünkü her kafadan bir ses çıkıyor ve çok ciddi bir bilgi kirliliği var. Aleviliğin özü ile ilgili (siyaset bulaştırmadan) bilgi alabileceğimiz bir kaynak var mı? Paylaşırsanız sevinirim.
Daha öncede yazdım,ancak anlaşılmıyor,kabul edilmiyor.
Alevilik; Orta Asyadaki ve Anadolu'daki Türkmenlerin,Azerilerin,Kazakların ve tüm Türk devletlerinin, İslamı ; Türk kültürü ve geleneği ile yorumlamasıdır. Bu kadar basit.
Yani Arap kültürüyle, Arap gibi giyinerek Arapça konuşarak, Arap gibi yaşayarak değil, Türk gibi Müslüman olmaktır. Neymiş efendim, Arap gibi giyinmek sevap,Arap meyvesi hurma yemek sevap,Arapça okumak,konuşmak sevap...
İslamın temel şartlarına inanırlar, Allah a inanmak, peygamberimiz Hz.Muhammed(sav). Kısaca Hak,Muhammed,Ali üçlemesine inanmaktır alevilik.
Farkı; oruç tutulur ama Muharrem ayında,12 gün. Namaz kılınır,ama cemevinde ve eski Türk kültürüyle Kur-an'ın emrettiğini yorumlayarak değişik bir ibadet yapılır. İşte sorunda burda, niye peygamberimize göre oruç tutmuyorsunuz, namaz kılmıyorsunuz,kafanıza göre kılıyorsunuz deniliyor. Size ne ? Niye sorguluyorsunuz ki, doğru yada yanlış kabul edilmek zorunda bu.Kimse size karışamaz,sizde kimsenin inancına karışamazsınız,herkes istediğine inanmakta özgür. Bunu anlamak,kabul etmek lazım.
Alevilik bir Türk ırkı değildir tabiki,İslam dininin bir mezheptir. O yüzden aleviliği kabul edern Araplar,Kürtlerde vardır.
Türkiye hariç bütün Türk devletleri aleviler gibi ibadet etmektedir. Osmanlı Devletinin ordusunu,yeniçerilerin büyük kısmını aleviler,az bir kısmınıda devşirmeler oluşturuyordu.
Her fetihten önce ve Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbulu fetih ederken ,Kanuni Sultan Süleyman ve diğer padişahlar savaşa gider iken,alevi dergahına göre TÜRKMEN yemini ederek savaşa giderlerdi.İşte bizde bu yemini,duayı,zikiri cemevine her gittiğimizde,her namazımızda okuruz !
Alıntı:
diyor, oysa Alevi Akkiraz kardesler Kuran ogrenimlerini/kurslarini asimilasyon olarak goruyorlar/belirtiyorlar...
Bize göre ; Kur-an Hz.Osman ve Emevi soylu Arap milliyetçileri tarafından bazı kısımları değiştirilmiş, bazı kısımlarında Araplığı,Arapçayı,Arap kültürünü,Arap gibi giyinmeyi,yaşamayı kutsalmış gibi gösteren ifadeler yer almıştır.
Tam bu noktada denebilir ki
Kur’an’ın Aleviler nezdindeki kutsallığı, bir bakı-
ma Sünnilerin Tevrat, Zebur ve İncil’e ilişkin kutsallık telakkilerine benzer; zira Sünnilik, adı geçen
kitaplara özünde Allah katından gönderilmiş birer
vahiy olduğu için kutsallık atfeder ama bildik tahrif inancından dolayı bu kitapların dünyasıyla empatik bir ilişki kurmaktan da mümkün mertebe istinkâf eder. Tıpkı bunun gibi Alevilik de Kur’an’a
teorik -belki retorik demek daha doğru olur- dü-
zeyde bir kutsallık atfeder. Dinî tecrübenin pratikamelî boyutu söz konusu olduğunda ise Alevi’nin
Kur’an’la ilişkisi, genellikle seçkinlik (havaslık) ve
kemale ermişlik söylemine dayandırılan “Hakikat
münkeşif olunca şeriat mürtefi olur.” düsturunda
tebarüz eder (Öztürk, 2005; 170). Ayrıca hemen
bütün Alevi çevrelerde Kur’an metninin mevsukiyetine kuşkuyla bakılır. Kimi zaman “Kur’an’a
kalem karışmıştır.” gibi sözlerle dile getirilen bu
kuşku kimi zaman da “Kur’an muharreftir.” tarzındaki sarih iddiada ifadesini bulur. Bu iddiaya
göre standart Kur’an metninde 400 küsur ayet eksiktir; çünkü Kur’an orijinal ve otantik hâliyle 6666
ayet -ki Sünni halk arasında da yaygın olan bu bilgi aslında kulaktan dolmadır- içermektedir; ancak
Osman, Muaviye ve yandaşları Hz. Ali ve Ehl-i
Beyt’le ilgili 400 küsur ayeti Kur’an metninden çı-
kartmışlardır. İslam tarihinde ilk defa Gulât-ı Şia
tarafından ortaya atılan ve maalesef erken dönem
Şii-İmami ahbar (hadis) ve tefsir edebiyatında da
kendisine yer bulan bu iddia, daha önce de belirttiğimiz gibi hemen bütün Alevi gruplar nezdinde
yaygın kabul görmüştür. Nitekim Alevilikte dedeler ve ocaklar üzerine yapılan bir araştırmada, gü-
nümüzdeki Alevi dedelerinin kahir ekseriyetinin
Kur’an’da bazı ayetlerin eksik olduğu kanaatini
taşıdıkları tespit edilmiştir (Yaman, 2004; 318).
"Biz Kuran’ın zahir (dışsal, lafzî) manasına; yani kelimesi kelimesine çevirisine değil, batıni (içsel, gizli, ezoterik) yorumuna inanıyoruz" İşte bu nedenle Aleviler yüzyıllar boyu, "Başımız Kuran’a bağlı" demişler ama Kuran’da yer alan bazı hükümleri kendi toplumsal ve dini yaşantılarının içine sokmamışlardır
Dediğim gibi, biz Arap kültürüyle ilgili kısımları ibadetimizde saymıyoruz, Ayetlerimizi Türkçe okuyoruz gibi gibi birçok konu. Allah-u Teala Türkçe anlamıyor ise, ve Türkçe dua etmek,sure okumak ,ibadet etmek günah ise; bizim boynumuza...
Tek gerçek; biz Türkmen alevilerini dışlamayarak, olduğu gibi kabul etmektir. Anlamanıza gerek yok,çünkü sizden olmayan birşey zaten size mantıksız gelecektir,bu normal. Bize görede sizde birçok mantıksız olan konular var. Birbirimizi aynen kabul edip,sorgulamadan inanç özgürlüğüne saygılı olmalıyız.
kur'an eksik değiştirilişmiş de dediniz ya sonunda sözün bittiği noktadayız artık.
bizim yapabilecek hiç birşeyimiz kalmadı sizin için.
dilediğiniz gibi ibadetlerinize devam ediniz.
Yanlış anlamazsanı bir şey soracağım anlamadığım bir nokta var. Başımız Kur'an'a bağlı diyip, Allah'a inanıyorum dedikten sonra Kur'an'ın içinden 400 sayfa çıkarılmıştır demek çelişki olmuyor mu? :'14:9 Şüphesiz o zikri Biz indirdik, onun koruyucusu da elbette Biziz'
Arkadaş, oruç niye tutulur ? Nefsimize hakim olmak, Allah için tüm zorluklara katlanmak,aç olanların halini anlamak için değil mi? Peki ne zaman tutulduğunun çok büyük önemi var mıdır ?
Peygamberimiz, Ramazan ayı farz kılınmadan önce Muharrem ayında oruç tutuyordu.Biz alevilerde Muharrem ayında tutuyoruz.
Muharrem ayının tüm İslam aleminin birçok önemi olmasının yanında,aleviler olarak 12 imam Hz.Muhammed Sav efendimizin torunları Hz.Hüseyin,Hz.Hasan ve peygamberimizin ehlibeyti, 2 yaşındaki Fatima dahil Kerbelada katledildiği için, biz Muharrem ayında tutuyoruz, varsın günahı bizim boynumuza. Ramazan ayında da tutuyoruz,ama 3 gün. Birde Kadir gecesinde.
Bunun bu kadar büyütülecek bir yanı yok.
Muharrem ayı, aşure tatlısı ve orucu üzerine…
İçinde bulunduğumuz Muharrem ayı, 1434. hicri yılımızın birinci ayı olmaya layık görülecek kadar özel ve güzel bir aydır.
Tarih boyunca peygamberlerle ilgili tüm kutsal kurtuluş mucizeleri bu ayda gerçekleşmiş, bu sebeple de tüm dinlerde de kutsal ay olarak saygı görmüştür Muharrem ayı.
Nitekim Hz. Adem’in tövbesinin kabulü, Hz. İbrahim’in Nemrud’un ateşinden kurtulması, Hz.Yakub’un gözleri açılıp oğlu Yusuf’a kavuşması, Hz. Eyyub’un hastalığından şifa bulması, Hz. Musa’nın Kızıldeniz’den geçerek Firavun’un zulmünden kurtulması.. gibi nice kutsal kurtuluş mucizeleri hep bu ayda ve özellikle de Aşure Günü’nde yaşanmıştır..
Aşurenin başlangıcı da, Hz. Nuh’un gemisinin tufan sularından kurtularak Cudi Dağı’nda karaya oturmasıyla gerçekleşmiştir. Kurtuluşun şükrü olsun için geminin ambarında kalan tahılları karaya çıkarıp özel bir tatlı yapan gemi sakinleri, böylece günümüze kadar gelen Aşure tatlısının da ilk örneğini vermişlerdir.
Bu tarihi olayı her yıl Muharrem’de bir daha hatırlamak niyetiyle benzeri tatlılar yapanlar, eş dost, konu komşu ile paylaşarak yeniden bir kaynaşma ve hediyeleşme vesilesi meydana getirmekteler. Böylece tarihte yaşanmış Tufan Hadisesi ve karaya çıkarak kurtuluş nimetinin şükrü, bir daha zihinlerde canlandırılarak şükretme mesajı da verilmektedir. Dini bir mecburiyeti olmadığı halde Aşure tatlısı bu sosyal faydasından dolayı asırlar boyu toplumların sıcak ilgisine mazhar olmuştur.
***
-Aşure orucuna gelince: Efendimiz (sas) Hazretleri Medine’yi teşriflerinde Yahudilerin neden Aşure günleri oruç tuttuklarını sorması üzerine:
- Allah Teala Aşure Günü’nde Hz. Musa ile İsrail oğullarını Firavun’un zulmünden kurtarmıştır. Onun için şükür orucu tutmaktayız, cevabını vermeleri üzerine Peygamberimiz, “Ben Musa’ya sizden daha yakınım.” buyurarak O’nun tuttuğu orucu tutmuştur. Ancak ertesi sene Ramazan orucu farz kılınınca, insanları muhayyer bırakan Efendimiz, “İsteyen tutsun, istemeyen de tutmasın, bizim Ramazan orucumuz başladı..” buyurmuştur.
Bu sebeple deniyor ki: Aşure Günü’nde oruç tutan sevap alır, tutmayan da günaha girmez. Ancak, Aşure Günü’nde tek oruç tutacak olanlar, önüne yahut da arkasına oruç ekleyerek tutsalar, öncekilerin tek orucunu taklit değil de, kendi nafile oruçlarını tatbik etmiş sayılarak daha sevaplısını yapmış olurlar, denmiştir.
***
Muharrem ayı tarih boyunca mübarek ay olarak bilindiğinden dolayı bu ayda yapılan tüm ibadetler, edilen tüm iyilikler benzeri aylardan kat kat fazla sevaba vesile olacağı konusunda Peygamberimiz’in müjdeli hadisleri de vardır. Bu sebeple Muharrem ayında dini hassasiyetlerde artmalar, ibadet ve iyiliklerde çoğalmalar söz konusu olur.
Ne var ki, tarih boyunca mübarek bilinen bu Muharrem ayı, hep böyle kutsal kurtuluş mucizelerine sahne olmakla kalmamış, daha sonraları (H.61) Aşure Günü’nde can yakıp gönül sızlatan olaylara da maruz kalmıştır.
Hazret-i Resulullah’ın aziz Ehl-i Beyti’nin yetmiş iki eşsiz mensubu da Aşure Günü’nde Kerbela’da şehit edilmiştir. Bu elim olay da mübarek Aşure Günü’nü, gönül yakıcı, vicdan sızlatıcı ıstırap günümüz haline dönüştürmüştür.
Biz matem tutmayız ama bu can yakıp ciğer sızlatan olayın acısını da vicdanımızın derinliklerinde olanca acılığıyla hep hissederiz.. İslam büyükleri, tarihte sahabeler arasında yaşanmış Cemel, Sıffin ve Kerbela gibi elem ve ızdırap verici olayları enine boyuna yeniden gündeme taşıyıp da zihinlerde bir kargaşa meydana getirmeyi uygun bulmamışlar, zalimlerin cezaya gittiğini, mazlumların da şehitlik makamına uçtuğunu ifade ile adaletin yerini bulmuş olduğunu hatırlatmışlar, bize, mazlumlar için dua edip şefaat dilemekten başka bir şey kalmamıştır demişlerdir ..
İlk müceddit Ömer bin Abdulaziz gibi büyük bir zat ise bu konuda hepimize ölçü olan sözünü şöyle söylemiştir:
-Allah bizim elimizi o kanlı olaylardan temiz tuttu, biz de dilimizi temiz tutar, ileri geri konuşarak zihinleri karıştırmaktan uzak kalırız.
Takdir, elbette düşünen insanlara aittir. a.sahin@zaman.com.tr
Yanlış anlamazsanı bir şey soracağım anlamadığım bir nokta var. Başımız Kur'an'a bağlı diyip, Allah'a inanıyorum dedikten sonra Kur'an'ın içinden 400 sayfa çıkarılmıştır demek çelişki olmuyor mu? :'14:9 Şüphesiz o zikri Biz indirdik, onun koruyucusu da elbette Biziz'
Bak güzel kardeşim, peygamberimizin sözcüsü ve danışmanı olarak, peygamberimizin hadislerini,ayetleri yazıya döken insan kimdir ? Hz. muaviye ... Peki hz muaviye kimdir ? Ne yazmıştır,değiştirmişmidir ?
Hazret-i Muaviye (radıyallahü teâlâ anh), Peygamber efendimizin kayınbiraderi ve vahiy kâtibi idi.
“Benden sonra ümmetimin yerine hakim olursun. O zaman iyilere iyilik et! Kötülük yapanları da af eyle!”
gibi gibi birçok hadis söylemiş peygamberimiz,hz muaviye hakkında. muaviyede kaleme dökmüş .Ama yalan tabiki.
Çünkü muaviye peygamberimizin söylemedi hadisleri,ayetleri söylemiş gibi göstermiştir. Bu çok açıktır.
Bu insan peygamber efendimizin yeğeni Hz.Ali'nin hile ile kafasını kesmiştir.
Bu insanın oğlu yezid, peygamberimizin ehlibeytini,torunlarını,bebek yaştaki torunun çocuklarını bile kıyımdan geçirmiş,katletmiştir.
Şimdi bu insanın yazdığı,her daim kendini ve arapları öven sözlere,hangi mantıkla inanmalı ?
Kabe ve Mukaddes Mekke şehrinin Müslümanlar yanındaki değer ve konumu açıklamaya gerek olmayacak kadar nettir ve Allah’u Teala Kuran’ı Kerimde Mukaddes Mekke şehri hakkında şöyle buyurmaktadır: “Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka'be)dir. (Ali İmran:96) Buna rağmen Muavi b. Ebu Sufyan, Ebrehe’nin yapamadığını yapmak amacıyla Şam hakkında birçok uydurma hadis türettirmiştir. Örneğin Yahudi Ka’bul Ahbardan şöyle nakledilmektedir: “Şamlılar Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır. Allah kendisine isyan edenlerden onların vasıtasıyla intikam alır.” Oysa Mısırlı yazar Mahmut Ebu Reyye değerli kitabında bütün bu hadislerin uydurma olduğunu ispatlamıştır.
Yani peygamber efendimizin vahiy katibi,ayetleri yazan insan, peygamber efendimizin soyunu ehlibeyti katletti, ve kutsal mekanımızın Mekke değil, Şam olduğunu bile hadis ayetmiş gibi yalanlarla mislam alemine yutturmaya çalıştı!
kur'an eksik değiştirilişmiş de dediniz ya sonunda sözün bittiği noktadayız artık.
bizim yapabilecek hiç birşeyimiz kalmadı sizin için.
dilediğiniz gibi ibadetlerinize devam ediniz.
Bunu diyorum bende, Allah için bizim için birşey yapmayın, sizden ' birşey yapmanızı' isteyen yok çünkü. Sadece biraz inanç özgürlüğü ve saygı... Sizde istediğiniz gibi ibadet edebilirsiniz,ben karışmıyorum,sizde karışmayın lütfen
Bence sorun şu: Alevi vatandaşlarımız kendilerini İslam'dan bağımsız,ayrı bir dine mensup olarak mı görüyorlar, yoksa İslam'a bağlı bir farklı bir yorum olarak mı? Eğer İslam'dan bağımsız ayrı bir din ise Alevilik, istedikleri gibi, istedikleri yerde ibadet edebilirler. Buna hiçkimse karışamaz. Ama biz İslam dinine bağlıyız diyorsalar işler değişir. Sonuçta İslam dininin bize verdiği sorumluluklar belli. Kimse kafasına göre biz orucu öyle değil böyle tutuyoruz ya da biz namaz kılmıyoruz şöyle bir ibadet yapıyoruz ya da bizim ibadethanemiz cami değildir diyemez. Eğer bunları derse ortada bir çelişki oluyor bana göre. Dediğim gibi isteyen istediğine inansın, istediği gibi ibadet etsin ama İslam'ı kafasına göre değiştirmesin.