Bu bizde gecmiste cok sayida olup ne yazik ki katliamcilarin ege ve akdenizde soyununu kuruttugu pars zaten iranda ( tahminen 550-800), türkmenistanda ( 200 civarinda) hatiri sayida yasiyor. yani isi ta klonlamaya götürmeye gerek yok. Uygun sart ve zaman olustugu zaman bu ülkelerden yaban yani dogal ortmadan alinip, bizde yasamasina uygun olan bölgelerimize asilanacak. Yapilacak olan bu!
Rus yetkililer ve çevreciler, bu inşaatların yanı sıra bölgede yaşayan, Pardus'a adını veren Panthera pardus tulliana'nın çok yakın akrabası ya da son genetik araştırmalarda aynı tür olduğu öne sürülen (kaynak 1, 2, 3) Pers parslarının (Panthera pardus saxicolor) nüfusunu artırmak için de çalışmalar yapıyor.
Görüldüğü kadarıyla burada temel çelişki, Tuliana ve Saxicolor'un aynı tür olup olmadıkları noktasında düğümleniyor. Bunların aynı tür olup olmamaları, aynı zamanda tuliana'nın genetik olarak korunması gereken bir tür olmaması, yani yok olmasının genetik olarak da yok olması manasına gelmeyeceği sonucunu doğuruyor. Eğer böyle ise Anadolu Parsımızın Anadolu coğrafyasında fiziki manada yok olsa bile, doğru çalışmaların yapılması halinde tekrardan Anadolu coğrafyasına monte edilebileceği, yani parsımızın yok oluş ihtimalinin bulunmadığı sonucunu doğuruyor. Bu da bir nebze de olsa yüreklere su serpiyor. Tabii bu, aynı tür olduklarının, genetik yapılarının birebir aynı olduğunun kesin olarak ispat edilmesi durumu için geçerli.
Rusya tulianayı Pers parslarıyla yeniden canlandırma çalışmaları yürüttüğüne göre, artık Anadolu parsıyla, Pers Parsının genetik olarak aynı tür olduklarının 100 de 100 ispatlandığı düşünülebilir mi ?
Aslında bu çok kafa karıştıran bir mevzu. Kürşat bey; Sizce bu, Eğer Anadolu parsı ile Pers parsı aynı ise bir bakıma bugüne kadar bildiğimiz ve tuliana temeline dayandırdığımız bilgilerin ve çalışmaların pek çoğunun sil baştan sıfırlanması manasına gelir mi ?. Kısacası aslında Anadolu Parsı (tuliana) diye bir şey olmadığı, Anadolu'daki parsların İran, Türkmenistan, Kafkasya gibi yerlerden Anadolu'ya gelen Pers parsları (saxicolor) oldukları, aslında bu hayvanların, anadolu, iran ve kafkasya coğrafyalarının ortak malı oldukları ve bu coğrafyalarda ki yaşam şartlarındaki olumlu veya olumsuz değişimlere göre sürekli olarak gidip geldikleri yer değiştirdikleri gibi bir neticeye varılabilir mi ?
Aslında bu çok kafa karıştıran bir mevzu. Kürşat bey; Sizce bu, Eğer Anadolu parsı ile Pers parsı aynı ise bir bakıma bugüne kadar bildiğimiz ve tuliana temeline dayandırdığımız bilgilerin ve çalışmaların pek çoğunun sil baştan sıfırlanması manasına gelir mi ?. Kısacası aslında Anadolu Parsı (tuliana) diye bir şey olmadığı, Anadolu'daki parsların İran, Türkmenistan, Kafkasya gibi yerlerden Anadolu'ya gelen Pers parsları (saxicolor) oldukları, aslında bu hayvanların, anadolu, iran ve kafkasya coğrafyalarının ortak malı oldukları ve bu coğrafyalarda ki yaşam şartlarındaki olumlu veya olumsuz değişimlere göre sürekli olarak gidip geldikleri yer değiştirdikleri gibi bir neticeye varılabilir mi ?
Söyle diyelim Önder Bey. Bu leoparlarin Irandan bize gecmesine engel bir dogal bariyer var mi? yok. Yani cöl gobi ya sahra cölü gibi yada himalaya daglari gibi 8000 m yüksekliginde erisilmez daglar yok.
zaten dikat ederseniz anadoluya cografi olarak iranin platosunun devami ..
Ha o zaman bu farkliliklar, farkli leopar isimleri ve latince tamlamalar nasil, nereden cikti
Ilk Leopar bizim cografyada yani anadolu, kafkasya, iran vs...anadoluda. Izmirde tanimlaniyor 1856 da Tulliana adi verliyor.
Panthera pardus tulliana
Valenciennes, 1856
Daha sonra onda 50-60 sene sonra Rus-Satunin isimli adam cikiyor, daha önce tanimlanan leopari bir daha tanimliyor.Ki 1920 lerde Gen teknigi DNA arastirmasi falan var mi yok daha bilinmiyor. Neye göre farkli ada veriyor. Hikaye yani!
ayni leopari, bu sefer
Panthera pardus saxicolor
Pocock, 1927
yani kendileri ayni isimleri farkli. Kargasa buradan cikiyor. Hayvanlar icin bir ülke siniri var mi yok. istedikelri yere girip cikiyorlar, ha keza verilen isimlerde de öyle! Ismi verilen tanimlanin leopara baska bir bilimadami cikmis kendi adini vermis. Durum bundan ibaret
Asil olan ilk tanimlanin latince verilen adinin kabul edilmesi yani tulliana.Irandaki bireylerde ayni anadoludakilerle ayni fizyolojik özellikler gösteriyorlar 90 -120 kilo olan devasa bireyleri var. renkleri, kafa yapilari hemen hemen ayni. Ayri olmasi zaten düsünülemez.
Genetik arastimaya ihtiyac var mi? Bana göre yok cok ihtiyac olursa oda yapilir ama canli DNA dokusu anadolu parsinda bulunabilecek mi sorun orada.
bakin burada iranda cekilen cekilen görüntüler. Irandaki bu linkin ana sayfasi http://www.wildlife.iran giderseniz bircok farkli bilgiye ulasabilirsiniz leopar hakkinda Ingilizce.
Ayrica Iranda dünyadaki son asya citasida yasyior, ha keza, yaban esegi (kulan), mezapotamya alageyigi gibi bizde soyu tükenen türler.
Teşekkürler Kürşat Bey. Bu gerçekten neredeyse akıllardaki tüm soru işaretlerini ve çelişkileri gideren, çok açık ve net bir cevap oldu. Bu konunun gerçekten, konu ile az çok ilgili insanların neredeyse tümü tarafından, hatta konu ile yakından alakalı, emek veren, uzman olarak tabir edebileceğimiz insanlarca bile yanlış bilindiği, Anadolu parsı ile İran parsının farklı türler olduğu yanlış algısının mevcut olduğu açıkça görülmekte.
Hatta Cemal Gülas gibi sadece bir fotoğrafını çekebilmek için bile 4 senesini harcamış olan bir insanın bile bunların ayrı ayrı türler oldukları yanlış bilgisine sahip olması bu yanlışın düzeltilmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Zira, Cemal Gülas tv'de konuk olduğu ve parsı 4 senelik titiz bir çalışma neticesinde görüntülediğini net bir dille açıkladığı röportajda, hayvanı gördüğünde bunun tuliana mı ? yoksa saxicolor mu olduğu konusunda tereddüte düştüğünü, fakat daha sonra görüntüsünden bunun tuliana olduğunu anladığını belirtiyor. Görüldüğü gibi Cemal Gülas bile Anadolu ve İran parslarını birbirinden farklı türler olarak bilmekte. Kısacası, kamuoyunun genelinde Anadolu ve İran parslarının farklı türler olduğu yanlış bilgisi ve kanaati mevcut.
Hatta Cemal Gülas gibi sadece bir fotoğrafını çekebilmek için bile 4 senesini harcamış olan bir insanın bile bunların ayrı ayrı türler oldukları yanlış bilgisine sahip olması bu yanlışın düzeltilmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Zira, Cemal Gülas tv'de konuk olduğu ve parsı 4 senelik titiz bir çalışma neticesinde görüntülediğini net bir dille açıkladığı röportajda, hayvanı gördüğünde bunun tuliana mı ? yoksa saxicolor mu olduğu konusunda tereddüte düştüğünü, fakat daha sonra görüntüsünden bunun tuliana olduğunu anladığını belirtiyor. Görüldüğü gibi Cemal Gülas bile Anadolu ve İran parslarını birbirinden farklı türler olarak bilmekte. Kısacası, kamuoyunun genelinde Anadolu ve İran parslarının farklı türler olduğu yanlış bilgisi ve kanaati mevcut.
Birde memlekette (diger bir cok konularda oldugu gibi) özellikle doga ve yaban hayati konusunda inanilmaz bilgisiz affedersiniz, affiniza siginiyorum biraz agir olacak ama cok cahil, bilgisiz yani tabiri caizse cahil, cüheyla bir medya var. Her gördügü hayvanin önüne bir anadolu eki takmis gidiyor. iste anadolu vasagi, anadolu aslani ... ve bunun gibi bir sürü uyduruk isim.
Hayvanin anadolusu iranlisi mi olur. Bilmsel adi neyse o yazilir. bilmiyorsa ac internette cuvalla bilgi var. Yine ordan bilgi alamiyacak kapasiten yoksa yazma o zaman, millete yanlis bilgiler verip yanlis yönlendirme. Bunun icin yabanci dil gerekiyorsa, dil ögren. bunun baska yolu var mi?
Inanin, ilk ögretim cocuklari hatta yuvadakiler kadar doga ve yaban hayati konusunda bilgileri yok. Malesef ülke insanida kedi, köpek at, it kargadan baska hayvan, camdan baska agac tanimiyor.Önemli olan yeni kusaklar, yerli, yabanci belgesel programlarin artmasiyla müthis bir ilgi olusmaya basladi yaban hayatina, dogaya karsi...
Aslinda 80 sonrasi doganlarida kattigimizda müthis bir potansiyel var ülkemizde, özellikle 90 sonrasi dogan genclere, 2000 de dogan cocuklarimiza sahip cikmak. doga, cevre ve yaban hayati konusunda güzel bilgiler verip sorumlu , bilincli, bilgili, ilgili nesiller yetistirmek asil olan.
Bozulmamis Doga, yaban hayati temiz su ve cevre yoksa hayat, yasamda yok. Bu kadar basit!
Simdi Cemal Gülasa gelirsek iyi arastirmaci, güzel isler imza atiyor sagolsun, cevresinide egitiyor, örnek kisiligi var, yaptiklari yatsinamaz. Fakat bilimadami veya biyolog degil neye göre belirmis saxicolor yada tulliana oldugunu o belli degil ve cevap yok.
cünkü fark olup olmadigi bile belli degil ki
Yapilacak olan daha önceki söyledigim gibi leoparin yasadigi farkli ülkelerdeki Bilimadamlari toplanip ki, toplaniyorlar, kafkas leopari projesi adi altinda hersene. Gecen sene Gürcistan bir önceki sen Istanbuldaydi, tek bir isim verilip bu kavram kargasasindan kurtulunacak. Hangi isim verilsin derseniz. ilk tespit edilen isim en dogru olani.
Yok kabul edilmezse iki isim birdende verilir. Iran Türkiye icine alacak Latinceside ayni sekilde.
2011 deki toplanti söyle;
09.03.2011 11:28
Kafkas ülkelerinden gelen temsilciler İstanbul da "leopar" için toplandı...
Kafkasya Ekolojik Bölgesi, WWF tarafından belirlenmiş küresel ölçekte biyolojik çeşitliliğin en zengin olduğu 200 ekolojik bölgeden ve Conservation International (CI) tarafından tanımlanmış 43 Sıcak Nokta’dan birisi.
Bu özelliğini sahip olduğu 6.500’den fazla bitki türü ile dağ keçisi, ceylan, bizon ve yaban koyunu gibi büyük otçullar ile bozayı, sırtlan ve leopar (Panthera pardus saxicolor) gibi tehlike altındaki büyük etçil türlerin varlığı nedeniyle aldı.
Leopar, Kafkasya Ekolojik Bölgesi’nin sahip olduğu en nadir türlerden. Geçmişte Türkiye’nin tamamı dahil Kafkaslarda ve Asya’da geniş yayılış gösteren leopar, günümüzde kaçak avlanma nedeniyle çoğu yerde yok oldu veya yayılış alanları daralarak sayısı azaldı. WWF, Kafkasya’da leopar türünün korunması amacıyla bir girişim başlatmış ve Uluslararası Doğa Koruma Birliği IUCN/SSC Kedi Uzman Grubu işbirliğinde 30 Mayıs – 1 Haziran 2007’de Tiflis’te, “Kafkasya’da Leopar Koruma Stratejik Planlama Çalıştayı” düzenleyerek bölgesel bir strateji hazırladı. Kafkasya Leopar Stratejisi’nin en önemli amacı, Kafkasya ülkelerinde leopar ve beslendiği türlerin sağlıklı popülasyonlarının doğal yaşam alanlarında varlığını sürdürmesidir.
7-8 Mart 2011 tarihlerinde İstanbul’da WWF ve IUCN/SSC Kedi Uzman Grubu 2007 yılında hazırlanan Kafkasya Leopar Stratejisi’ni güncellemek, türün korunmasına yönelik olarak Kafkasya ülkelerinde uygulanan faaliyetleri ve karşılaşılan zorlukları değerlendirmek ve ortak bir izleme programı geliştirmek amacıyla “Kafkasya’da Leopar Korunma” çalıştayı düzenlendi. Bu çalıştayda Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya, İran ve Türkiye’den hükümet kuruluşu temsilcileri, araştırmacılar ile WWF, IUCN/SSC Kedi Uzman Grubu ve Uluslararası Flora Fauna Derneği (FFI) uzmanları biraraya geldi...
www.ntvmsnbc.com/id/25190277/
Anadolu leopari -iran leopari kavgam kargasasina cok güzel bir örnek Kaplan konusunda var, Aralarinda onbinlece km uzaklik olmasina ragmen,
Bilimadamlari gecen yillarda yapilan DNA doku örnegi calismasiyla sibirya kaplani ile soyu tükenen Hazar kaplanin( gecmiste en so 1960 -70 lere kadar dicle vadisi, k.irak, kuzey, kuzeydogu iran,azerbeycan orta asya kadar genis bir alanda yasiyordu) ayni alttrü olduklarini buldular. Sibirya nere? dicle vadisi nere ? ama taa oradan Tanri daglari, Dogu türkistandaki (Gansu Corridorunu) asip gelmis hayvan onbinlerce yil önce. Himalyanin güneyinde hindistanda ise baska farkli alttürler ortaya cikmis. Bakin bu cok güzel bir örnek
16/01/2009 09:18:31 Tigers studied
The main tiger sub-species studied were the Caspian tiger (Panthera tigris virgata), the Siberian tiger (Panthera tigris altaica), the Indian - Bengal - tiger (Panthera tigris tigris) and the South China tiger (Panthera tigris amoyensis). The Caspian tiger was found to differ by only one nucleotide of its mitochondrial DNA from the Siberian tiger: other tiger sub-species differ by at least two nucleotides.
Siberian tiger
Tigers took the silk route
January 2009. DNA from an extinct sub-species of tiger has revealed that the ancestors of modern tigers migrated through the heart of China - along what would later become known as ‘the Silk Road' - a team of scientists from Oxford University and the NCI Laboratory of Genomic Diversity in the USA have discovered.
In a study published in this PLoS One the team show that the Caspian tiger from Central Asia, which became extinct in 1970, was almost identical to the living Siberian, or Amur, tigers found in the Russian Far East today.
Tigers could be reintroduced into Central Asia
The discovery not only sheds new light on how the animals reached Central Asia and Russia but also opens up the intriguing possibility that conservationists might repopulate tiger-less Central Asia with Siberian tigers from Russia or China.
Professor David Macdonald, Director of the WildCRU at Oxford University and also one of the authors said: ‘The fact that the Caspian tiger was driven extinct in 1970 is an indictment of the modern age and not some long-gone piece of history. Our research indicates that the Caspian tiger's genes still exist, in the form of the Siberian tiger, so they could be restored to Central Asia. This restoration would obviously be a huge undertaking but what a triumph it would be!'
Caspian tiger.
Caspian tigers never became extinct
‘What these striking results indicate is that extinct Caspian tigers and modern Siberian tigers are molecular nearest neighbours,' said Carlos Driscoll, a doctoral student studying at Oxford University's Wildlife Research Conservation Unit (the WildCRU) who led the study. ‘In a sense it means that Caspian tigers never became extinct, it's just that there never was any such thing as a ‘Siberian' tiger.' The relationship is so close that the mitochondrial DNA of the two sub-species differs by just a single nucleotide.
DNA sampling
Because Caspian tigers were not well studied before they became extinct almost 40 years ago the team had to retrieve DNA from specimens held in the region's museums.
‘We had to travel through Russia and Central Asia taking tiny bone samples from Caspian tiger specimens in natural history collections,' said co-author Dr Nobby Yamaguchi of Oxford's WildCRU. ‘We then compared the mitochondrial DNA from these samples with those taken from living animals, especially Siberian and Indian tigers.'
Tigers followed the Silk Road
The route that Caspian tigers took to get to Central Asia has always been a puzzle because Central Asian tigers seemed isolated from other populations by the massive Tibetan plateau. The new research suggests that rather than skirting around the plateau, via India to the south or Siberia to the north, perhaps about 10,000 years ago ancient tigers went through it along China's narrow Gansu Corridor - which would thousands of years later form part of ‘the Silk Road' trading route.
Read the full report
A report of the research, entitled ‘Mitochondrial Phylogeography Illuminates the Origin of the Extinct Caspian Tiger and Its Relationship to the Amur Tiger' is published in PLoS One and is available here.
Tiger family tree - South China tigers are the daddy of them all
This fresh look at the tiger family tree suggests that the South China tiger, a sub-species now extinct in the wild, is unique - possibly the cat most closely resembling the ancestor of all modern tigers - making efforts to save it from extinction all the more important.
‘We came very close to losing the chance to study the South China tiger, even from a molecular standpoint, simply because it is so rare,' commented Carlos Driscoll. ‘Hopefully our findings will encourage the Chinese government to focus conservation efforts on this most endangered of living tigers.'
Arsiv kayitlara ve yasanmis gercek hikayelere, kaldigimiz yerden devam ediyoruz..
BU SEFER,
ADANA VE CIVARINDAN: DOGU AKDENIZDEN KAYITLAR
ADANA VE CIVARINDAN: DOGU AKDENIZDEN KAYITLAR
Kadirli yoğunoluk köyü elmalı kayseri yaylasında daha önce belirttiğim gibi çatal ali adlı avcının 1940 larda kurt gölü mevkiinde avladığı 12 pars var bir de koyuncu durdu (yağız) ın 1930larda aynı mıntıkada kerim yücesinde avladığı bir pars kayıtı var (postlar mevcut değil)
-yine kadirlide sıtır köyü heyik mevkiinde 1960 lara ait bir avlanma kayıtı var postu adana saimbeylide
dörtyol bölgesinde çağlalık ta ve karayılan da sincan köyündemancık kalesinde avcı horoz ali avcı ibiş kaplankıranın babası ve amcaları tarafından avlanan 10 ,15 kayıt var ,
sarı sekide değirmendere köyleri tarafından avlanan 1960 lara tarafından avlanmış 3 veya 4 kayıt var(postlar mevcut değil)
-birde gaziantep nurdağı (kömürler) tandırlı köyü kalecik mevkiinde avcı izci vakkas tarafından biri avlanan biri de zehirlenen 2 pars var 1 adet post gaziantepte bir otelde
bunların hepsi çok yakın coğrafi bölgeler bunlar dışında bölgede( adana andırın kadirli dörtyol nurdağı) başka kayıta rastlayamadım
BİR PARS ANISI
kadirlinin tahta köyünde 1970 yılının son baharında muhtemelen kasım ayında henüz 10 yaşında bir çocukken her zaman olduğu gibi köyümüzden biraz uzakta davar yayıyordum akşama doğru davarların bir kısmının eksik olduğunu fark ettim babam beni döver diye çok korkup heyecanlandım hemen kaybolan davarlarımı aramaya koyuldum
aynı günlerde köyümüzde komşularımızın davarları geceleyin evden tuhaf bir şekilde kaybolmuştu davarlar sanki buhar olup uçmuştu köylüler; hangi vahşi hayvanın 60 kilo davarı alıp 3 metre bahçe duvarının üzerinden atlayabileceğ ini düşünüp tartışıyorlardı çok geçmeden kaybolan davarların kırıntıları ormanda ağaçların yüksek dallarında asılı olarak köylüler tarafından bulundu. davarların kırıntıları ağaçların dallarında ne geziyordu köylüler buna bir anlam verememişlerdi amcam Halil kösece bunu ancak bir kaplanın yapabileceğini söyledi Halil amcam bize koçlu köyüne bağlı elmalı kayseri yaylasından meşhur avcı çatal alinin heçkeren kalesinde 7 tane kaplan avladığını anlatırdı çatal alinin en son vurduğu kaplanın 11 ayak boyunda olduğunu söylerdi
Bu anlatılanları düşüne düşüne dokuzağaç mevkiine geldim artık hava kararmaya başlamıştı hava karardıkça daha çok korkuyor ve daha da çok hızlanıyordum amcamın anlattığına göre dokuz ağaç ve onun üstündeki yüce denilen yer; batıdaki aladağları doğuya bağlayan bir geçiş yeri idi. Dağlardaki Ayı kurt geyik domuz kaplan öşşek(kara kulak) vb bütün vahşi hayvanlar mutlaka dokuz ağaçtan geçip dırıla oradan da gavur dağına giderlermiş. bölgede insandan uzak en tenha yer burasıymış
İşte tam dokuz ağaç ta Korka korka aramayı sürdürürken birden şimdiye kadar hiç görmediğim bir hayvanla göz göze geldim Kirli sarı renkte, siyah benekli, uzun kamçı gibi bir kuyruğu olan ve gayet çevik bir hayvandı Ben heyecandan dona kalmıştım amcamım anlattığı , komşularımızın davarlarını yiyen bu hayvan olmalıydı hayvan büyük bir çeviklikle sıçrayarak gözden kayboldu
Hiç arkama bakmadan Koşarak eve gittim
Bir daha da o hayvanı gören duyan olmadı
NOT: yukarıda anlatılan yaşanmış olay Osmaniyede yaptığımız Anadolu parsı araştırmaları çerçevesinde görüştüğümüz m.akif Ersoy ilköğretim okulu matematik öğretmeni galip kösece tarafından anlatılmıştır kendisine teşekkürü borç bilirim Derleyen: Yusuf BİÇER
KADİRLİNİN MEŞHUR KAPLAN AVCISI ÇATAL ALİ’NİN HAZİN ÖYKÜSÜ
Kadirlinin Yoğunoluk köyü Elmalıkayseri yaylasında yaşayan bölgenin en eski ve meşhur avcısı olan Çatal Ali her zamanki gibi misafirleri ile heçkeren kalesinin oraya domuz geyik avına çıkar, hava kararmaya başlayınca yanındaki misafir avcıları köye gönderir.Mavzerini avcılara vererek ağızdan dolma çifteyi alarak misafirlerine kül kömbesi yedirmek için biraz kaya güvercini avlar.
İkindi namazının geçmekte olduğundan hemen çiftesini ve güvercinleri bırakarak teyemmüm abdesti alır, namaza durur. .Namazı kılarken büyük bir kükreme ve gürültü ile irkilir. Büyüklerinden duyduğu ejderha hikayeleri ile büyümüş Çatal Ali bu kükreme, bağırtı ve gürültünün ne olduğunu anlayamaz.
Kükreme ve homurtularla dağdan taşlar düşmektedir. Dolma tüfeği ile hemen fırlayarak ilerdeki ki büyük kayanın dibine yatar. Az ötede iki kaplan (Latincesi Pantera Pardus Tulliana , Anadolu parsı ) bir birileri ile boğuşmaktadır.boğuşma sırasında taşlar yuvarlanmakta ,ağaç ve çalıların dalları gürültü ile kırılmaktadır.Kaplanlar Çatal Ali den habersiz boğuşarak yuvarlanmaktadır.
İki gözünden biri çalışmayan ağızdan dolma çiftesinin içindeki kuş saçmasının üzerine acele bir tek kurşun atıp sıkıştırır . tek atış şansı olan Çatal Ali kaplanlardan üsttekine doğrultup iyice nişan aldıktan sonra ateş eder. Kaplanların üstteki erkek olanı o anda yere düşer. Çatal Ali bir ağacın arkasına saklanırken kamasını çekerek salavat getirip bekler. Alttaki yaralı kaplan yerde ölü yatan kaplana şaşkın şaşkın bakarak kükrer ve kaçarak oradan uzaklaşır.
Çatal Ali evde misafirlerini bekletmemek için hemen köye döner. Sabah erkende misafirlerini uğurlayıp kaplan avladığı yere döner. Kaplanın dersini yüzerken dün gördüğü diğer kaplan ilerde yüksek bir kayanın üzerinde heyirir. Çatal Ali onu da vurarak evine döner.
Postlardan 11 adım uzunluğundaki en büyük postu da çok sevdiği için kıramadığı arkadaşı Tevfik Coşkun’a hediye eder.
Çatal Ali daha sonraki yıllarda aynı mevkilerde 13 kaplan daha avlar. Kaplanın postlarından birini Elbistan'daki Şıh Hacı Mustafa Efendi’ye hediye eder.Postlardan 11 adım uzunluğundaki en büyük postu da çok sevdiği için kıramadığı arkadaşı Tevfik Coşkun’a hediye eder.bu post daha sonraki yıllarda Ali Saip beyin çiftliğine hediye gider . Ali Saip bey bu güzel postu çiftliğe Ankara’dan gelen bir milletvekiline hediye eder.
Hayatı boyunca binlerce ayı kurt domuz geyik avlayan ,Kadirlinin en eski ve meşhur avcısı olan Çatal Ali yaşlanır ölümüne yakın senelerce yatalak kalır, acılar çeker.
Çatal Ali'nin ölüm döşeğinde herkese öğüt olacak son sözleri : CANIN BU KADAR TATLI OLDUĞUNU BiLSEYDİM HİÇBİR HAYVANA TETİK ÇEKMEZDİM olur.
Not : 1940 yılında yaşanmış bu öykü Anadolu Biyoloji tarihi araştırmaları çerçevesinde Osmaniye’de yaptığımız Anadolu parsı araştırmaları sırasında edindiğimiz Kadirlinin meşhur avcısı Çatal Ali’nin hazin öyküsüdür ve ölmeden önce oğlu öğretmen Mustafa Çatal tarafından kaydedilen kasetten aynen nakledilmiştir.
İlk baharda yaylalara göç eden yaylacıları meşhur meydan haymasında bir gün misafir etmeden göndermeyen misafirperver bir insan olan Çatal Ali sadece çeltik tarımı zararlısı domuzlara karşı Kadirlinin toprak ağaları tarafından her ay 10.000 fişekle desteklenen bir avcı başı yada kır bekçisi değildir. Bu kasette yer alan Çatal Ali’nin bizzat söylemiş olduğu Karacaoğlan türküleri ayrı bir araştırmanın konusudur. Bu kaseti bana ulaştıran sayın hocam Mithat Doğan’a teşekkürü borç bilirim.
Ayrıca Çatal Ali hakkında bize bilgiler veren ikiz İbrahim (Özçatal) amcamıza teşekkür ederim.
Daha sonraki yıllarda Çatal Ali’nin avladığı kaplandan bir tane de aynı bölgedeki Kerim yücesi mevkiinde avcı koyuncu Durdu (Yağız) da avlamıştır.bu tarihten sonra bölgede kaplan avı kaydına rastlanılmamıştır.
Orman Yüksek Mühendisi Erkan KAYAÖZ'ün Anadolu Biyoloji tarihi araştırmaları kitabında yer alan 1940 yılında Adana'nın Kadirli ilçesinde bir parsın vurulduğunu söyleyen avlanma kaydı Çatal Ali'nin avladığı pars kaydı olmalıdır
Anadolu parsının halen doğu Toroslarda özellikle Amanos (gavur dağı) dağlarında çok az sayıda yaşadığı tahmin edilmektedir.
Yazınızı okuyunca çok şaşırdım. Yazıda bizim köyün ve komşu köylerin adı geçiyor. Yazın yaylaya çıktığımız Amanoslar'da da olduğu olabileceği iddia edilmiş. Bahsi geçen "koyuncu durdu (yağız)" akrabamız olur. 80 yaşının üzerinde bir oğlu var ve zannedersem bilgi sahibidir. Osmaniye Kadirli-Tahta Köyü'nde ikamet etmekte ve hala koyunculukla uğraşıyorlar.
Yazınızı okuyunca çok şaşırdım. Yazıda bizim köyün ve komşu köylerin adı geçiyor. Yazın yaylaya çıktığımız Amanoslar'da da olduğu olabileceği iddia edilmiş. Bahsi geçen "koyuncu durdu (yağız)" akrabamız olur. 80 yaşının üzerinde bir oğlu var ve zannedersem bilgi sahibidir. Osmaniye Kadirli-Tahta Köyü'nde ikamet etmekte ve hala koyunculukla uğraşıyorlar.
Mirzan kardesim siz o bahsettginiz sahislara, eski cobanlara, avcilara atalara,ninelere, dedelerinize bir sorup sorusturun , bakalim daha yeni bilgilere ulasabilecekmiyiz!
iste bu yazilar yakin gecmiste var olan muhtesem bir canlimizin hafizalardan yok olup gitmemesi ,
gelecek nesillerin bilmesi,bilginin artmasi, paylasilmasi
bir bilincin olusmasi,
sorumluk duygusunun gelismesi icin veriliyor, yaziliyor.
Yapilacak olan;
Gelecek nesillerin yok ettiklerini, yeni nesiller tekrardan yerine koyacak. bunun baska yolu yok!
Adamlar gecmiste, her alanda adeta bizlere,yeni nesillere koca bir enkaz birakmislar.
Dünyanin bircok yerinde, Universiteler ve akademik kuruluslarin, bir ülkenin gelismesinde, aydinlanmasinda nekadar önemli görevler üstlendigi, adeta lokomotif görevi yapan kurumlar oldugu hepimiz tarafindan bilinen bir gercek. Ülkemizdeki 1,5 milyon üniversite ögrenci potansiyelini göz önüne aldigimizda, bunun sadece ve sadece %1 ne ulasilsa ki, bu bile 15000 kisi, müthis bir sayi.
Yani ülkenin en aydin bilgili,potansiyel, genc, dinamik, aktif, enerjik kesiminin önüne;
- yeni vizyoner hedefler konulsa;
-bilgi dagarciklarinin artirilmasi tesvik edilip, ilmi verilerle desteklense;
-bunlarin dogal sonucu olarak,
-sorumlulugun ve bilincin artirilmasiyla,
ülkede asilmayacak sorun, ulasilmayacak hedef kalamaz!