Insanoglu ovalardan sonra, yaban hayvanlarinin son siginagi daglari ve ormanlarida isgale gecince catisma kacinilmaz olmus.
Aricilar milas mugla aydin daglarinda bir tane boz ayi birakmayip yok etmisler son 30 yilda, coban ve hayvancilikla ugrasanlarda anadolu parsini, cizgili sirtlani ( andik). Simdi ne arici, ne coban kaldi millet son 50 yilda cifcilige, tarima döndü özellikle ege ve akdenizde, halk gecmsie nazaran zenginlesti, eski asir sefalet, yoksullk ve cahillik yok,dag ve orman köyleri bosaldi nüfus azaldi, turizm gelisti , nüfus sahile akti. Yaban hayati icin aslinda positif gelismeler bunlar ama olan anadolunun onbinlerce yildir süre gelen ve son 50 yilda yok olan muhtesem ve zengin yaban hayatina ve dogasina oldu . yok olan bir daha geri gelmiyor. yapilacak olan tekrardan yerlestirmek ve asilamak ama önce yok olan otculardan yani alageyiklerden, kizil geyiklerden, karaca ve yaban kecilerinde baslayarak onlarida bir cok yerde son 50 senede tüketti katiller.
Yapilacak olan öncelikle bilincli, sorumlu, bilgili, ilgili nesiller yetistirmek. Biz ve bizden soraki nesillere cok görev düsüyor. Aslinda müthis bir potansiyel var ülkemizde bu konuda, özellikle internet ve teknolji caginin, bu derece gelistigi, iletisim olanaklarinin bu kadar kolay oldugu bu cagda.
Haluk Aytekin isimli doga ve yaban hayati dostu romancimiz anadolu parsi ile ilgili cok güzel bir roman yazmis
"SON PARS ARKA KAPAK" isminde Nisan ortalarinda cikacakmis piyasaya, bizlerde cevremizdeki arkadaslarimizla özellikle genc arkadaslarimizla paylasalim. Cocuklarimiza, yegenlerimize, yakinlarimiza bu kitabi alalim. Ögrensinler ülkelerinin gizli dogasini, yaban hayatini, kaybedilen degerlerini ve kurtulus yollarini!
Assagidaki not kendisine ait;
Arkadaşlar Anadolu Parsı nı konu edinen kurgu tarzı kitap çalışmam "Son Pars"ı yayınevine verdim. Nisan ortalarında çıkacak. Türkiye deki ilk ekolojik roman olan çalışmanın içinde belgesel bölümler de yer alıyor. Kitabın tanıtılması konusunda yardımlarınızı bekliyorum. Ülkemizde ekoloji bilincinin oluşması için bu tür yayınların çoğalması gerekiyor.
SON PARS ARKA KAPAK KİTAP TANITIM YAZISI;
Toros dağlarında yöre halkının uğursuz saydığı, bu yüzden kimselerin gitmediği bir kanyon ve burasını yurt edinmiş, türünün son örneği, yaşamının son demlerini süren bir pars….Bir gün başlarında Ali Hoca ve bir grup üniversite öğrencisi bu kanyonu keşfe gelir…
Bir yanda, yaşamını Anadolu’nun son kalan parslarını bulmaya adamış, aynı zamanda aktif bir çevre savaşçısı ve gerçek bir bilim insanı olan Ali Hoca…Bir yanda da en büyük düşmanı insanoğlu ile son bir mücadele yaparak, bitmekte olan yaşamına görkemli bir veda etmeyi düşünen, bu dağların gerçek efendisi olan bir pars….
Biri dağların birisi şehirlerin iki yalnız varlığı bu kanyonda bir araya gelerek ortak bir kaderi paylaşırlar…
Arka planda son yıllarda giderek derinleşen ekolojik tahribatı ve sosyal sorunlarıyla bir Türkiye manzarası…
Anadolu’nun hoyratça yokedilen doğasına bir ağıt ve ekolojik bir manifesto…
Doğanın sessiz çığlığına duyarsız kalmayanlar için…
“ …….Ali Hoca ve Pars göz göze geldiler. Parsın gözleri, ay ışığında mücevher gibi parlıyordu. Birbirlerinin düşüncelerini okuyorlardı sanki. Bir an kendisi Pars; Pars da Ali Hoca olmuş gibiydi. Parsın ne yapmak istediğini anladı. Bu hayvan kendisini öldürtmek istiyordu ve bunun için de kendisini seçmişti.” Haluk Aytekin 12. März 13:00
Arkadaslar hayvan sevmek sadece köpek, kedi, evcil hayvan sevmek degil. Ki bunlarin sayilari milyonlarca.yok olma gibi bir dertleride yok. Birde soyu tehlike altinda olan ve yok olma sinirina gelmis muhtesem canlilarimiz var, ülke insanin bir cogunun haberi bile dahi olmayan. Bu baglamda lütfen daha cok bilinc, daha cok sorumluk, daha cok ilgi ve bilgi sahibi olup, kendimizi gelistirelim!
Her 3-5 günde anadolu leopari ile ilgili eski arsiv bilgileri sizlerle paylasmak istiyorum. Paylasalim ki bu bilgiler kaybolup gitmesin, simdiki ve gelecek kusaklar ve nesillerde bilsin, Böyle muhtesem bir canlinin nasil katledildigini, nerelerde yasadigini. Nasil tekrardan kurtarilabilecegini ögrensin.
Anadolu leopari ne yazik ki diger 2 bahtsiz kardesi, hazar kaplani ve cizgili sirtlan gibi 1937 de ki katliamci -av kanuna göre her mevsim avlanan yani disi, yavru erkek demeden zararli hayvan kapsamina alinmis. (Bu nasil uyduruk, hasta bir tabir ise!)
Bir kere dogada tabiatta zararli canli diye bir tabir mi olur mu arkadaslar? Yaratici kainatta ki her canli arasina cok ince bir ahenk ve denge koymus. Onun insanoglu tarafindan bozulmasini kesinlikle yasaklamis. Bu ormanlarin yok edilmesi olur, sularin kirletilmesi, cevrenin tahrip edilmesi, ve canlilarin soylarinin yok edilmesi gibi... Iste o denge bir bozulmaya olsun. O zaman basliyor asil büyük sorunlar!
Ayni sekilde yaban domuzuyla leoparin arasida müthis bir denge vardi. Onun populasyon sayisini dengede tutuyor asir cogalamsini engelliyordu. Ne zaman ki Leopar ve cizgili sirtlan disi,hamile, erkek, yavru mevsim tanimadan hem avcilik , hem de zehirli etlerle zehirlemeyle katledildi 1937 -1970 arasi. Özellikle yogun olarak bulundugu ege ve akdenizde. O andan itibaren Aydinda (Türkiyenin Tarim merkezi Özellikle B.Meners havzasinda),izmirde, muglada ve ülkenin bir cok bölgesinde y.domuzu sayisi patlama yapip ciftciye ürün kaldirtmadi. Her sene milyonlarca lira ürün kaybina yol acmasina sebebiyet verdi.
Ilk ve tek ciddi arastirma Alman Zoolog H.kumelova tarfindan 1953 de besparasiz türkiyeye gelmesiyle yapilmis. O tarihlerde bizimde o biyolog ve zoologlarimiz var. Ne yapmislar, ne arastirmislar belli degil.Killa tüyle ugrasmislardir. Ki bunlarin cogu cumhuriyetin 1. kusak gencligi avrupaya devletin imkanlariyla bir sürü burslu giden herifler. Sonrasinda Icraat falan yok, koca bir sifir!
Aydin ,izmir burunlarini dibi. O zamanin en gelismis zengin sehri izmir istanbuldan büyük. tren isliyor. Hala aydin daglari, besparmakdaglarinda-mentese daglarinda 1950 lerde cok ciddi bir leopar populasyonu var ( aydin- muglain orman dag köylerinden olanlar bilir), tahminen 50-70 arasi bari onu korumak icin adam ugras verir yok!. Simdilerde Milipark olan dilek yarimadasida Hans kumerlovanin cabalariyla ortaya cikiyor, bari son kalan parslari kurtarmak adian ama 1966-70 ler bile artik cok gec!
Ki hala her mevsim avlanilan hayvanlar listesinde, anlasilir gibi degil
ancak yok olunca yani 2002 de her yil avlanabilen canlilar kapsaminda cikartiliyor. Böyle hasta bir mantik olabilir mi?
Katliam basliyor;
A.Leopari kayitlari
1856: Araştırmacı-gezgin Tchihatcheff'in İzmir'in doğu tarafında bir pars vurduğunu, Valenciennes yazdı.
20.11.1879: Araştırıcı-gezgin Danford'un gözlemlerine göre; Adana ili Osmaniye ilçesi Gavur dağında vurulan dişi parsın ölçüleri şöyle: Baş ve gövde uzunluğu takriben 150 cm, kuyruk uzunluğu 94 cm, omuz yüksekliği 66 cm.dir. Buna ait kafatası ve iskeletin Britanya Natural History müzesinde olduğunu Kumerloeve yazdı.
1925-30 arasında Antalya ili Gündoğmuş ilçesinde pars görüldü.
1928 Nisan : Muğla ili Milas ilçesi Varangelmez Dağı'nda Mehmet Akın bir pars vurdu (Yurtta ve dünyada Av ve Deniz Sporları Ocak-Şubat 1953 Yıl 4, sayı 27- yazar Süreyya Bey).
Yine aynı yıl bir av partisinde Hatipkışla köyünden avcı Hamid yaralı bir pars tarafından parçalandı. Ve Anadolu'daki Pars varlığı tartışıldı.
1931: Whittal tarafından Karacahisar'da vurulmuş bir parsın postu Britanya Natural History müzesinde bulundu. (Kumerloeve)
Sürek avı başlıyor 8 Şubat 1936: İzmir Avcılar Derneği ikinci başkanı Mustafa'nın verdiği bilgiye göre; Aydın ili Söke ilçesi Moralı köyü civarında Naipli köyünden 22 yaşında bir genci bir pars parçaladı.
Çine ilçesinin Beşparmak, Tire ilçesinin Kadife ve Habibler, İzmir ili Değirmendere, Armutlu ormanlık alanları, Selçuk ve Belevi çevresinin ormanlık ve dağlık alanları Pars avı için tercih edildiği bildirildi (8 Şubat 1936 Cumhuriyet).
1 Nisan 1936: İzmir'in Seferihisar ilçesi ormanlık alanında bir parsla avcılar arasında korkunç bir mücadele oldu, pars birkaç avcıyı yaraladıktan sonra Osman oğlu Kara Mustafa tarafından öldürüldü. (1 Nisan 1936 Cumhuriyet)
1936: Kastamonu ili Cide ve Daday ilçelerinde, Giresun, Erzincan ve Erzurum'da 350 adetten fazla pars bulunduğu bildirildi. (Avcılık dergisi 1936).
1939: Isparta ili Kovada Gölü çevresinde iki tane pars vuruldu.
İnönü'ye armağan 1940: Adana ili Kadirli ilçesinde Aydın Gücüm adlı şahıstan alınan bilgiye göre bir pars vuruldu. (Kumerloeve-1956). Aynı yıl Muğla ile Çine arasında bulunan Hatipkışla köyünde bir pars avlandı. Hatipkışla köylüleri parsın 4 metre olan postunu İsmet İnönü'ye armağan etmişler. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul 1999)
1940: Aydın ili Çine ilçesinden Muharrem Kılıç'ın vurduğu pars, 3.96 metre boyunda olduğu yakınları bildirildi. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul, 1999)
İzmir'in Parsı: Zoza 1942: İzmir ili Urla ilçesi dağlık alanında bir çoban tarafından yavru pars yakalandı ve İzmirli tanınmış avcılardan Murat Türkmenoğlu'na satıldı. Murat Türkmenoğlu tarafından 9 ay bakılan pars büyüyünce İzmir hayvanat bahçesine armağan edildi. "Zoza" adlı parsın fotoğrafı Cafer Türkmen tarafından çekildi. Konu başlığı "İzmir hayvanat bahçesinin Zoza'sı " . (Av ve Deniz dergisi Ekim 1946 (kapaktaki tarih) 31 Aralık 1946,sayı 11, page 16)
1945: Bitlis ilinin Enip Düzü mevkiinde Mustafa Onat adlı şahıstan alınan bilgiye göre, iki tane pars kaydı Mecit bey tarafından tutuluyor. (AV 7: 6-13). Aynı yıl Antalya'nın Kaş ilçesinin Kıbrısçık deresinde bir pars vuruldu (AV 7- 1).
1945-55 : Aydın ili Çine ilçesi ormanlık alanında 5 tane pars vuruldu. (AV 7-1).
1949: Aydın ili Söke ilçesi Yeniköy ile Bağarası köyleri arasındaki Aslan yaylasında pars yavrularının görüldüğü Hamdi Gündoğdu tarafından doğrulandı. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul,1999)
1950: Muğla ili kaynaklı pars kaydı ve örneği İ.Ü.Zooloji müzesinde bulunduğu C. Bilgin (1993) tarafından bildirildi. Aynı yıl İzmir ili Salihli ilçesi ormanlık alandan elde edilen iki pars örneği İzmir ve Ankara hayvanat bahçelerine gönderildi (Kumerloeve; 1956). Aynı yıl İzmir ili Ödemiş ilçesi ormanlık alanında öldürülen parsın derisi İzmir hayvanat bahçesine gönderildi (Kumeloeve;1956).
1950: İzmir'de çıkan gazetelerde Mantolu Hasan'ın (Hasan Bele) bir parsla boğuşması haber oluyor. Konu başlığı "Selçukta bir kaplan avı ", yazarı T.Durak. (Yurtta ve dünyada Av ve Deniz sporları, 1 Ocak 1952 yıl 2, sayı 23)
Pars katili sahnede 1950: Çine ilçesi Kocakavak mevkiinde Kırksakalar köylülerinin parsa sık rastladıkları yerel halk tarafından bildirilmektedir. Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul (1999).
7 Aralık 1951: Mantolu Hasan (Hasan Bele) adıyla tanınan pars avcısı Aydın ilinin Selçuk ilçesi dağlarında büyük bir pars vurdu. Av ve Deniz dergisinin 1 Ocak 1952 23. sayısında T.Durak imzalı yazıda Mantolu Hasan'ın 30 yıl içinde bu yörede 15 pars avladığı kaydedilmiştir.
1952: Balıkesir ilinin Dursunbey ilçesi yakınlarında bir pars avlandı. AV7(1).
1952: Aydın ili Kuşadası ilçesi Güzelçamlı köyünden Mehmet Karabulat tarafından Dilek Yarımadası Dilek Dağı Kırkbasamak mevkiinde tuzakla yakalanan ve Ankara hayvanat bahçesinde adı "efe" konulan pars, 6 yıl burada yaşadıktan sonra öldü. Bu parsa ait tahnit Diyarbakır Ana Jet üssünde bulunmaktadır. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul-1999)
1955: Antalya ilinin Alanya ilçesi Ceberis dağlarında bir pars vuruldu, daha sonraki yıllarda bu yörede parsa bir daha rastlanılamadı. Aynı yıl Doğubeyazıt-Iğdır yolu üzerinde ve Muğla ilinin Köyceğiz ilçesi Ağla yöresinde birer pars görüldü. 1955 yılına kadar Muğla ilinin Marmaris ilçesi Bolandağı mevkiinde devamlı olarak pars görüldü (AV 7-1).
Üç pars daha 1956: Antalya ilinin dağlık ve ormanlık alanlarında 3 tane pars vurulduğu Kumerloeve (1971) tarafından kaydedildi. Aynı yıl Adana ili Osmaniye ilçesi Amanos dağlarında bir adet pars avlandı, postu halen Orman Mühendis Muavini Ekrem Mutlu'dadır. (AV 7-1).
1956: İzmir ilinin Şaşal mevkiinde İzmir Merkez Avcılar Kulübü ile Eşrefpaşa Avcılar Kulübü'nün ortaklaşa düzenledikleri sürek avında, Mehmet Canbulat (Eşrefpaşa kulübü) isimli avcı tek şevrotin tanesi ile kalp zarını delerek bir pars öldürdü. Parsın tahniti çok kötü korunmuş bir şekilde Eşrefpaşa Avcılar Derneği'nde bulunuyor. (Anadolu Biyoloji Tarihi, Erkan Kayaöz, Hagop Savul-1999).
1958: Hatay ilinin Arsus ilçesi ormanlarında Orman İşletme Şefi Osman Yaşar pars gördü. (AV 7-1). Aynı yıl İzmir ili Selçuk ilçesi Zeytin köyünde üç tane pars yavrusunun görüldüğü, bunlara yerel halkça "kırmızı et parçası" dendiği, Hamdi Gündoğdu tarafından doğrulandı. (Anadolu Parsı Tarihçesi ve Yaşama Alanları, Erkan Kayaöz; 2000).
1960: Muğla ili orman köylerinde avlanan parsın postu, Prof. Dr. Muhtar Başoğlu tarafından Muğla ili civarında yapılan bilimsel gezide köylülerden alındı, halen İ.Ü. Fen Fakültesi Biyoloji Müzesinde bulunmaktadır. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul-1999)
13 Aralık 1962: Siirt ili Şırnak ilçesi Cudi dağında Düven köyü yakınlarında bir kaplan (Panthera tigris virigata) vuruldu. Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul-1999).
1963: İzmir'in Bayındır ilçesinde ve Van'ın Özalp ilçesinde birer pars vuruldu. (Av 7-1).
1963-64: Kars'ın Kağızman ilçesi civarında bir pars görüldü (Av 7-1).
1965: Hatay ili Amonos dağlarında bir pars vuruldu, postu İskenderun'da satıldı (Av 7-1).
1966: Hakkari- Şemdinli'de bir pars vuruldu, ayrıca üç tane de avcılar tarafından görüldü. Yılın sonlarında Şemdinli civarında ve Van'ın Özalp ilçesi civarında birer pars görüldü.
İlaçla zehirlendi 12 Şubat 1967: Bolu'nun Seben ilçesinin 5 km batısındaki ormanlık alanda Bezer köyünden Ali Çalayır tarafından domuz kurşunu ile erkek bir pars vuruldu. Daha sonra Hamza Tiftikçi isimli bir şahıs parsın postunu İstanbul Sirkeci Han Kat 1, numara 1'de bulunan kürkçü Araksi'ye sattı.
1968: Konya ilinin Bozkır-Hadim ilçeleri arasında bir pars görüldü (AV7-1).
1969 Ocak : Hatay'ın Samandağı ilçesinin kızılçam ormanlarıyla kaplı dağlık kısmında bir pars, köylünün eşeğini parçaladı ve köylü eşeğin leşi üzerine zirai mücadele ilacı döktü, leşi yiyen pars öldü.
Kuşadası'nda kükremeler 1970: Aydın dağlarında N.Vural isimli bir şahıs tarafından bir adet pars tespiti yapıldı. (Av 3-7). Aynı yıl Kars'ın Kumerloeve tarafından pars tespiti yapıldı. 1970: Türkiye, İran, Irak üçgeninde yaşayan Anadolu kaplanı (Panthera tigris virigata) Hakkari Uludere ilçesinden Şehit Şen tarafından vuruldu; kaplanın postu Ali Üstay müzesindedir. (Anadolu Biyoloji Tarihi Notları, Erkan Kayaöz, Hagop Savul; 1999).
1971 yılına kadar her yıl Aydın ili Kuşadası ilçesinin güneyinde yer alan Dilek Yarımadası Milli Parkı'nda pars kükreyişlerinin duyulduğu, Milli Park yöneticilerince bildirildi. Daha sonra yarımadayı karaya bağlayan kısımlarda insan yoğunluğunun artması yüzünden pars bir daha görülmedi.
2000 yılında Güzelçamlı beldesinde oturan Murat Fakçı isimli şahıs Milli Parkın içindeki Kalamaki deresinde pars gördüğünü söylemesi üzerine Hagop Savul ile yapılan araştırmada bir bulguya rastlanamadı.
1972: Ağrı dağında bir adet pars tespiti yapıldığı Kumerloeve (1975) tarafından bildirildi. Aynı yılın ağustos ayında Eskişehir ili Çatacık ormanlarında bir parsın bir çobanı yaraladıktan sonra kaçtığı tespit edildi (Av 7-1).
Beypazarı parsı 17 Ocak 1974: Ankara ili Beypazarı ilçesinin 5 km batısında Bağözü köyünden Havva Köksal adlı kadına saldırıp, kolunu iki yerden kıran ve köy bekçisi Ahmet Çalışkan tarafından vurulan parsa ait tahnit Ankara MTA Tabiat Tarihi Müzesi'nde sergilenmektedir.
1974: Adana ili Pos-Çatalan ilçeleri arasındaki Söğüt bölgesinde Sabit Tarhan (1994) gece araba farının 10 metre ilerisinde bir pars gördü.
1975: Adana ili Pos-Çatalan ilçeleri arasındaki Söğüt bölgesinde orman işçilerinin Sabit Tarhan'a (1994) verdikleri pars kaydı bilinmektedir.
1976: Türkiye'ye gelen İsviçreli doğa uzmanı Dr.Marcus Borner Türkiye'de yaşayan parsın dünyada benzerinin bulunmadığı, yaşama alanının Batı Anadolu ve Doğu Karadeniz olduğunu, bunların sayılarının 5-10 tane kadar olabileceğini söyledi.
Bunlar bilinenler. Birde bilinmeyenler var
Devami cumaya dostlar.....
Selamlar kursat abı Dr.marcus borner ı daha once nat geo wıld ısımlı bır kanalda duydum gercektende eskılerden anadoluda hatrı sayılır olcude bulunuyrmus ancak sımdı sayılar belkıde 10 a ulastı bunun faılı gun gıbı ortada bız ınsanlar pekı gecmıste cok olan bu nadıde hayvanı bu gun gormek çölde kutup ayısı gormeye benzer ( neredeyse ımkansız ) o yuzden hala seslerını duyan , goren vs. Olrusa aman kımselere soylemesın kı bu hayvanın neslı az da olsa huzur bulsun
Cemal Gülas, 4 senelik çok titiz bir çalışma ve çok sıkı bir takip neticesinde 1997, 1998 yıllarında parsı görüntülediğini ve bunu hiç kimse ile paylaşmadığını açık ve net bir dille belirtiyor. Açıkçası ben, Cemal hoca bunu bu kadar açık ve net bir dille açıkladığını gördükten sonra bu bilgiye şahsım adına 100 de 100 doğruluk payı ile inandım ve hayvanın neslinin kurtarılabileceği yönünde ziyadesiyle umutlandım. Hal böyle olunca, benim tahminimce bende, Cemal hocanın, bunu Bakanlıkla ve Devlet erkanı ile paylaşıp, hayvanın neslinin kurtarılıp, üretilebilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasına öncülük edeceği yönünde bir kanaat oluştu, ki şayet bu hayvan yok olmaktan kurtarılmak isteniyor ise bunun mutlaka yapılmasının elzem olduğunu düşünüyorum.
Bu bilginin Devlet erkanına veya Bakanlığa ulaştırılıp, hayvanların yakalanarak gerekli üretme ve koruma amaçlı gözetim altına alınıp alınmadığını, bu yönde çalışmalar yapılıp yapılmadığını bilen ve bizimle paylaşabilecek arkadaşımız var mı ?
Sonuna kadar katılıyorum zira 1930 larda bu hayvanın kıymetını bılseydık sımdı turkıyeye safarı duzenlıyor olurduk. Ben Zonguldaklıyım ben bıle eskı zamanlarda (yine 30 lar) yorede cokca bulunduğunu buyuklerımden duymustum 36. Sayfada benım yorede cektığım bır patı ızı var ama sonradan bunun cakal olduğunu kursat abı doğruladı değerli üyeler sizde bır analız yaparmısınız hep baraber bır sonuca varalım
Cemal Gülas, 4 senelik çok titiz bir çalışma ve çok sıkı bir takip neticesinde 1997, 1998 yıllarında parsı görüntülediğini ve bunu hiç kimse ile paylaşmadığını açık ve net bir dille belirtiyor. Açıkçası ben, Cemal hoca bunu bu kadar açık ve net bir dille açıkladığını gördükten sonra bu bilgiye şahsım adına 100 de 100 doğruluk payı ile inandım ve hayvanın neslinin kurtarılabileceği yönünde ziyadesiyle umutlandım. Hal böyle olunca, benim tahminimce bende, Cemal hocanın, bunu Bakanlıkla ve Devlet erkanı ile paylaşıp, hayvanın neslinin kurtarılıp, üretilebilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasına öncülük edeceği yönünde bir kanaat oluştu, ki şayet bu hayvan yok olmaktan kurtarılmak isteniyor ise bunun mutlaka yapılmasının elzem olduğunu düşünüyorum.
Bu bilginin Devlet erkanına veya Bakanlığa ulaştırılıp, hayvanların yakalanarak gerekli üretme ve koruma amaçlı gözetim altına alınıp alınmadığını, bu yönde çalışmalar yapılıp yapılmadığını bilen ve bizimle paylaşabilecek arkadaşımız var mı ?
Öncelikle yaban hayati ve doga sevdalilari ülkemizde yapilan calismalari bu forumdan takip edebilir ve üye olabilirler.
http://www.tramem.org/memeliler/?fsx=@
Bu bizde gecmiste cok sayida olup ne yazik ki katliamcilarin ege ve akdenizde soyununu kuruttugu pars zaten iranda ( tahminen 550-800), türkmenistanda ( 200 civarinda) hatiri sayida yasiyor. yani isi ta klonlamaya götürmeye gerek yok. Uygun sart ve zaman olustugu zaman bu ülkelerden yaban yani dogal ortmadan alinip, bizde yasamasina uygun olan bölgelerimize asilanacak. Yapilacak olan bu!
Önce bunu nicin bir ekip, saglam, kararli bir irade gerekli. Sonra salinacagi alanda yeterli sayida otculun mevcudiyeti ve uygun bir ortam yani; yoldan, berkeden insan medeniyetinden uzak, cok genis bir alan yaklasik 100.000 hektar alan. Bunun yaninda ayrica bilincli sorumluk sahibi yöre insani vs... bu böyle uzayip gider.
Simdi var mi bu saydiklarimiz ?
Bir baska konu ise üretimi. bu ne evcil hayvan, nede otcul arkadaslar!
Aslan,leopar, kaplan, kurt ,ayi.. gibi yirticilarin hayvanat bahcesinde üretilip otcullar yani geyik karaca ceylan gibi sonradan yaban haytina adapte olma sanslari yok ne yazik ki yada nerdeyse 0!
Nedenine gelince avlanmasindan, barinamasina, onda su yerlerinin kesfine, kendini savunmasina kadar yasam icin gerekli herseyi annesinden dogal ortamdan ögrenmesi lazim .Ne yazik ki yavrunun annesinde bilmiyor. Cünkü oda tutsak ortamda büyümüs.Birde insanlarla temaslari hic olmayacak bunu tutsak ortamada nasil basaracaksiniz. Insanlardan korkup kacmasini onlardan tehlike geldigini bilmeleri, ögrenmeleri lazim.
Yoksa salarsaniz ikinci gün ac kalinca hop köylere kasabalara inip, evcil hayvanlara saldirip bir kör kursuna kurban gider...
E o zaman ne yapilacak, yapilacak olan var olani koruyup, bulunduklari kesin olan bölgelerde avliyacaklari otcul yani geyik, karaca, yaban kecisi gibi türleri artiracaksiniz, kacak avciligi engelleyip yöre halkini, özellikle cocuk ve gencleri egitip bilgilendireceksiniz. bunalr olmazsa olmazlardan
Ülkemizde bu konuda arastirmalar var. Uluslararasi toplantilara katiliyorlar, komsu ülkelrle ortaklasa isbirligi arastiliyor vs.. ama hala somut bir proje yok.
yani gerekli alt yapi icin daha 3-5 seneye ihtiyac var. Ayrica bilinci sorumluk sahibi dogasever ülke insanina . burada herkese görev düsüyor. Milletin cogu köpekten kediden baska hayvan tanimiyor. birde kafayi kedi, köpekle bozan bir takim var. Onlar icin soyu tehlike altindaki türlerin hic önemi yok. Ne haberleri, ne bilgileri var. Ki köpekle , kedilerin sayilarinin milyonlarca olup soylarini tehlikede olma gibi bir problemleri olamamalari cok asiri üredikleri icin ve bri cok yerde ya bilerek yada kendiliginden dogaya salinip bir avuc kalan yaban hayatina inanilmaz zarar vermelerine ragmen!
o sürü olusturan vahsilesmis, yabanilesmis köpeklerin yüzlerce sürü olusturup Türkiyenin özellikle istanbul ve marmara bölgesin i istila edip oradaki bir avuc yavru, disi, hamile,karaca, geyik, sülün ve tavsanla beslendiginden, onalri parcaldiginda hersn 8-20 ar ürediginden ne haberleri var, ne umurlarinda. Onlar haal o dogada olmamasi gereken vahsilesmis köpeklerin su, hava ve planktonla beslendigini zannediyorlar!
Merak edenelr, istanbulda arnavutköy, sariyer beykoz ormanlarini, ankarada ODTÜ ormanlarini gezip görebilirler......
Herneyse konumuza gelirsek, Leopar yerlestrilmesinde suana kadar ensomut proje Ruslarin. 80-100 sene önceyok oldugu kuzey kafkasya -soci yöresine yerlestiriyorlar,
Bu konudaki haberde söyle;
kis olimpiyatalrinin yapilacagi sociye;
Pers Parsları Çoğaltılıyor
2014 Kış olimpiyatlarının yapılacağı Rusya'nın Karadeniz'e limanı olan Sochi kentinde çok yoğun çalışmalar var. Altyapı ve olimpiyat alanının inşa edilmesi için milyar dolarlar harcanmayı planlıyorlar. Cevreciler ise, bu inşaatların şehir etrafındaki doğal yaşama zarar vereceğini savunuyor.
Rus yetkililer ve çevreciler, bu inşaatların yanı sıra bölgede yaşayan, Pardus'a adını veren Panthera pardus tulliana'nın çok yakın akrabası ya da son genetik araştırmalarda aynı tür olduğu öne sürülen (kaynak 1, 2, 3) Pers parslarının (Panthera pardus saxicolor) nüfusunu artırmak için de çalışmalar yapıyor.
Rusya Başkanı Vladimir PUTİN, Türkmenistan'dan hediye olarak gelen iki erkek leoparın Soçi Milli Parkı'na aktarılmasını sağladı. Projenin hedefi, üç çift erkek ve dişinin 3 milyon dolarlık üreme merkezinde çoğaltılması.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın (WWF) Rusya yöneticisi, aynı zamanda leopar projesine önayak olan Igor CHESTIN, doğacak yavruların, Kafkaslar'da doğal hayata salınacağını belirtti. Chestin, "Leoparlar, dağ keçisi, geyik ve yaban domuzu için yem miktarını artırdık." diyor ve ekliyor: "Bu hayvanlar için çeşitli alanlara yalama tuzu yerleştireceğiz. 15-20 yılda hayvan sayısının 40'tan 50'ye çıkmasını göreceğimizi umut ediyoruz."
Pers leoparı, uzun kuyruğu, siyah benekli takdire şayan postuyla leopar ailesinin en iri üyesi. Kafkaslar'ın dağlık alanlarında yaşayan leoparlar, son yüzyılda kaçak avlanma ve doğal hayatlarının bozulması nedeniyle tehlike altındalar.
İran'da 300 Panthera pardus saxicolor
Rusya'nın kuzeydoğusundaki Kafkaslar'ın uzak alanında 10-12 saf vahşi leoparın yaşadığına inanılıyor. Gürcistan'da 7 leopar rapor edilirken Ermenistan ve Azerbaycan'da da toplam sayının aynı olduğu sanılıyor. CHESTIN, yaşayan en kalabalık leopar nüfusunun, 100 leoparla Türkmenistan'da ve 300'e varan leopar sayısıyla da İran'da olduğunu söylüyor.
Igor CHESTIN, "Hedefimiz Rusya Kafkasları, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'daki küçük grupları desteklemek için diğer kuzey leopar nüfusunu saptamak." diyor. Türkmenistan hükümeti, Rusya'ya daha çok leopar göndereceğini taahhüt etti ve İran ile de bu yönde anlaşmaya varıldığını açıkladı.
Tehlike altındaki leoparlar yaşadıkları ülkelerde koruma altına alınmış durumjda. Az sayıda var oldukları bilinen Afganistan'da da koruma altına alındılar. Güney Kafkas ülkeleri Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan kalan leoparların doğal yaşam alanlarını korumaya ve kaçak avcılığı azaltmaya yönelik çalışmaları sürdürüyor.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı Rusya yöneticisi Igor CHESTIN, eğer leoparların nüfusu İran ve Rusya'dan gelen yeni hayvanlarla desteklenirse leoparların koruma altında soylarını devam ettirebilecek seviyeye gelebileceğini söylüyor: "Güney Kafkaslarda birinci görev korunan alanları olabildiği kadar genişletmek, ancak alanların çoğu insanlar tarafından kullanıldığı için kalan alan çok yok. Bir bölgede 2-3 yetişkin hayvandan daha fazlası yok, bu yüzden bu gruplar çok değerli.”.
Türkmenistan'daki korumalar ve kaçak avcılıkla mücadele, leopar nüfusunun geçen 10 yılda yüzde 40 daha fazla artışına olanak sağlamış durumda. Umudumuz, Türkiye Cumhuriyeti'nin de bu çalışmalara katılarak, bu leoparların eski yaşam alanlarından biri olan Anadolu'da tekrar çoğaltılması girişimini başlatmasıdır.
Aralarinda kilo ve boy yönünden cok buyuk farklilik yok hatta anadolu-iran leoparinin 90-100 kiloyu gelen bireyleri vardi.hem Egede hem iranda orta boy bir disi aslan kadar hatta katliamci mantolu hasan denilen leopar(yoredki adiyla kaplan) avcisinin vurdugu devasa bir leopar var aslan kadar desek abarti olmaz.Fotosuda var. Hem basinin buyuklugunu, hemde derisini uzunlugunu gorebiliriz orada