1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 15  |
 |
umit1
17 yıl önce - Çrş 05 Tem 2006, 05:23
| Alıntı: |
| Southwest'in sahipleri, hissedarlari icin iyide yolculari rezil rusva ediyorlar. |
Southwest benim bildigim kadar yillardir ABD yapilan yolcu memnuniyeti anketlerinde birinciligi hic kimseye kaptirmamistir.
Yolcu ne ister ?,tek kelimeyle parasinin karsiligini tam olarak almak ister.A dan B ye emniyetli ve tam zamaninda kalkan ve inen ucaklarlarla ucmak ister.
Iste Southwest yolcularin bu temel isteklerine cevap verebilmektedir,Southwest ABD de yillardir en az rotarla ucan sirket olma ozelligini korumaktadir,zaten Southwest in ticari basarisinin temelinde bu cok kisa "turn around" zamani vardir bununda rotari bol bir sirkette saglanmasina imkan yoktur,yani Southwest rotar yapmaya baslarsa butun bu "Southwest sistemi" olarak bilinen sistem coker,Southwest te kendisini dunyanin en basarili havayolu konumundan iflas masasinin onune gelmis bir havayolu durumunda buluverir..
Yoksa yolcuya Istakoz ikram etmissiniz veya etmemissiniz pek bir sey farketmez eger yolcunuzu tam zamaninda gidecegi yere ulastiramiyorsaniz,yolcunuz Istakoza merakli ise gider Red Lobster e istedigi kadar Istakoz yer ucaga oyle biner.
Southwest in pek iyi olmadigi tek alan kaybolan bagajlardir zira burada Soutwest in cok siki tarifeleri problem olmaktadir.
| Alıntı: |
| JetBlue zannederim SouthWest'den cok daha kalite bir hava sirketi. Tamamen farkli bir anlayisla ucuyor onlar |
Jet Blue nin kuruculari ve ust duzey yonetimi Southwest den gelmedir yani tamamen ayni ekolden yetismislerdir,zaten Jet Blue kendisine Southwest i ornek almistir ve ondan daha iyi olmaya calisir ama Southwest ile direkt rekabet durumunda olacagi hicbir hatta da girmez.
| Alıntı: |
Ama genelde Amerika icinde ucan butun sirketlerin ikramlari, ucaklari cok dandiktir. Konfor falan birsey yoktur. |
Bu dogru.
|
 |
mert84
17 yıl önce - Çrş 05 Tem 2006, 10:22
NewYork´tan Orlandoya donerken JetBlue ile uctum. Orlando havalim anindaki bir problemden dolayi ucagin icinde 20 dakika bekledik. Ucaktan inerken defalarca ozur dilediler.Kapida hostesler 15dolarlik indirim kuponu dagitti.Kendilerinden kaynaklanmayan bir problemden dolayi boyle davranmis olmalari gercektenharika. Ayrica ucaklari yeni konforlu ve temiz..
|
 |
Rüştü BAKMAZ
17 yıl önce - Çrş 05 Tem 2006, 11:52
THY
Türk Hava Yolları'nın ülkemiz adına önemli bir marka olduğunu düşünüyorum. İster istemez önemli markalar da daima dikkat çekerler. Bakşa bir firmada göze çarpmayacak şeyler "GÖZDE" bir firma sözkonusu ise davul zurna ile gündeme gelir. Hele işin konusu toplumun tüm kesimlerince geniş boyutları ile bilinmeyen teknik konular içeriyorsa subjektif yorumların oranı bilgi eksikliği kreması ile servis edilebilir.
THY için özellikle bu sitede şehir ayırımcılığı yaptığı ve inanılmaz rötarlar yaptığı iddiaları göze çarpıyor. Hatta başka bir ülkenin havayolu şirketi ile tüm dünyaya kolayca ulaşılabildiği bile söylenebiliyor. Bu yorumların ve görüşlerin sahipleri de doğal olarak "en kötü" diyemeseler bile THY'nı bu açılardan kötü buluyor.
Bilebildiğim kadarı ile THY; Avrupa'da en az bagaj kaybeden, rötar ortalaması Avrupa ortalamasının altında olan bir havayolu. Yılda 15 seferden fazla uçağa binen birisi olarak diğer havayolu şirketlerini de kullanmam gerekiyor. Özellikle Avrupa kökenli havayollarının seferlerinde 3 saatlik uçuşlarda bile içme suyunu ayrıca para ile sattıklarını gören birisi olarak kantarın topuzunu düzeltmek isterim. THY servis konusunda kesinlikle Avrupa'nın en iyi havayollarından birisi. Dünyanın diyemiyorum henüz. Uzakdoğu kökenli şirketlerin hakkını yiyemem.
Bir konu da Şehir ayrımcılığı iddiası idi; Havacılıkta HUB denen bir uygulama var. Bir şehri merkez seçersiniz. Tüm operasyonunuzu o şehir üzerinden aktarmalar ile koordineli olarak planlarsınız. Yoksa her şehirden her şehire hem yeterli yolcu bulamazsınız hem de filonuzun böyle bir operasyonu kaldırabilmesi için mevcudunun 4-5 misli büyümesi gerekir. Çünki sefer yaptığınız hatlarınızı arttırmanız gerekir. Örneğin, Ayırımcılık (!) yapmayayım diye, Hem İstanbul'dan, hem Ankara'dan, hem İzmir'den, hem X'den, hem de Y'den ayrı ayrı seferler ile Londra'ya, Paris'e, Amsterdam'a, Şura'ya ve Bura'ya uçmanız gerekecektir. Hani bir Alman şirketi ile tüm dünya'ya(!) kolayca(!) ulaşabiliyormuşsunuz ya... Sanki doğrudan uçuluyor tüm dünyaya, o Alman firması da Almanya'daki kendi HUB'ına götürüp oradan dağıtıyor neticede. İzmir'den İstanbul HUB'ı üzerinden gideceğin yere gitmek neden şehir ayırımcılığı olsun? Ancona gibi THY'nin gitmediği yerleri örnek göstererek şu kadar aktarma bu kadar otel hesabı yapanlar işi bir de Lufthansa'nın uçmayıp THY'nin uçtuğu bir hat ile değerlendirsinler. Örneğin ŞAM. Kaldı ki, Lufthansa uçuş ağı ve uçak sayısı gibi kıstaslarla THY ile kıyaslandığında ne yazık ki THY çok ufak kalıyor.
İzmir'e ayrımcılık yapılıp, yurt dışı çıkışları engelleniyor iddiasının bir kez daha değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
|
 |
Kemal Çevik
17 yıl önce - Pzr 09 Tem 2006, 03:12
En kötüsü?
Bu başlığa bakıyorum da herkes başından geçen tatsız bir olayı buraya yakıştırmış, veryansın ediyor, evet saçlarım eskiye göre daha az ama kel değilim! İşte bu da benim ki.....
04 JUL vallahi biletimde öyle yazıyor, yılı belli değil seneye de geçerli midir acaba?, TK 1830 ile ORY-IST uçulacak. Saat 07:40'da. 05:45'de Nuno Gomez kapıda, hayır canım kamptan filan kaçmadı, bu bizim mahallenin taksicilerinden biri, o da Portekizli ama futbolcu olanın babası yaşında,
-"Affedersiniz mösyö" diyor, biraz sıkılarak," kemerinizi bağlamak ister misiniz acaba? 6:30'da aşağı sokaktan başka bir müşteri alacağim da, biraz hızlı gidecektim".
Nitekim Nuno'nun son model Mercedes'i THY'nin 737'sini aratmıyor 06:08'de bendeniz günün seyyahhı, engregistrement ya da check-in veya da çekin (şunun türkçesi nedir yahu, kayıt mı demeli acaba) kuyruğunda 76. sıradayım. Büyük çıkışın ilk faslını unuttuk, iyi halt ettik. (Bu frenk milleti temmuz ve ağustos ayında topluca tatile giderler de, bugün "grand depart"ın birinci faslı). 55 dakika sonra artık birinci sıradayım. Herşeyimi internetten halletmişim ama henüz daha bagajlar mail ile gönderilemediğinden bu çile çekiliyor. İşlemimi yapan afrikanın bağrından kopup gelmiş delikanlının ağzı kulaklarında çünkü işim bir dakikada bitiyor.
Sonra 40 dakika pasaport kontrol, önümsıra giden Mağrıpli ailenin 80 yaşındaki annesinin kağıtları eksik, polis "Noë" diyor "prophet" demiyor, bekliyoruz. Yahu kardeşim sana ne bırak gitsin kadını, giriş yapmıyor ki, çıkıyor, bırak da dönüşte ne halt edeceğini o düşünsün, biz de uçağa yetişelim. Haydaa, aklımdan geçenleri mi okudu "gel" diyor, neyse bastı mührü iş bitti.
Şimdi sıra güvenlikte, TK 1830 20 dakikadır bizi bekliyor. 30 dakikada burası, kontroldan geçer geçmez birileri kolumuza giriyor kendimizi uçakta buluyoruz: ben, genç bir çift, Istanbul rehberini şimdiden incelemeye başlamış bir aile, bir de iş adamı.
Bir daha THY ile uçarsam. Efendim? Yer hizmetini Servair, pasaport kontrolunu Val de Marne polisi, güvenlik kontrolunu da özel bir şirket mi yapıyor? Ama ne bileyim benim biletim THY.
Kabin amiri hanım bizi gülerek karşılıyor, kibarca soruyor "Cep telefonlarınız kapalı mı acaba?". Doğal olarak hepimizinki de açık, kem küm edip kapatıyoruz, birer bardak su uzatıyor "yorulmuşsunuzdur" diyerek. İyi de bir de boş bardak çıktı elimize, "alabilir miyim efendim" bu kez de yağız bir delikanlı uzatıyor elini. TK 1830 55 dakika gecikmeyle kapı kapatıyor.
Bir daha THY ile uçarsam. Efendim? Aslında vaktinde kalkıp gidebilirdi, bunu yapamn birçok şirket mi var? Ama ne bileyim benim biletim THY.
Ohh mis gibi kokuyor. Biraz sonra kahvaltı geliyor, sıcacık mantarlı omlet, mis gibi kahve, peynir, yağ, reçel. Yine mi?
Bir daha THY ile uçarsam. Efendim? Birçoğu bunu da mı vermiyor, ya da satıyor mu? Ama ne bileyim benim biletim THY.
Kulağımda Çaykovski'nin keman konçertosu, arada bir de filme göz atıyorum, başrolde "kamçılı adam" Harrison Ford. Yanımdaki matmazelin arasıra kıkırdamasına bakılırsa komik bir şeyler olmalı, acaba bende mi seyretsem ama şimdi de Mozart başladı, hem de en sevdiğim obua konçertosu, zaten ekranlar da küçücük.
Bir daha THY ile uçarsam. Efendim? Bu hatta bunu sunan başka şirket yok mu? Ama ne bileyim benim biletim THY.
İşte Marmara'nın 1794 metre üzerindeyiz, saatte 422 kilometre hızla gidiyoruz, 14 dakika sonra inmiş olacağız. O da ne deniz beyaz köpükler içinde, sıkı rüzgar var neşeli bir iniş olacak, ya şimdi acemi birine çattıysak?
Bir daha THY ile uçarsam. Efendim? Atatürk THY'nin HUB'ı, kaptanın buraya inmek için uçağa ihtiyacı bile yok mu? Ama ne bileyim benim biletim THY.
Tam da tahmin ettiğim gibi, neredeyse lodosta Kadıköy - Karaköy vapuru, yanımdaki genç kız "özür dilerim mösyö" deyip koluma yapıştı bile (kusura bakma matmazel 30-35 sene kadar geç kaldın, bak bakalım o kolu öyle kolay geri alabiliyor muydun). Hala zangırdıyoruz.
Bir daha THY ile uçarsam. Efendim? İndik de takside miyiz? Pist tamirde olduğu için mi bu zangırtı? Ama ne bileyim benim biletim THY.
Başka bir uçuşumuzda görüşmek üzere....
Görüşeceğiz, görüşeceğiz. Bunun dönüşü de var 07 JUL TK 1829
Kemal ÇEVİK
|
 |
Kemal Çevik
17 yıl önce - Sal 11 Tem 2006, 02:11
Ya bu ekiple?
Eveet dönüş vakti geldi, 19:35 uçağına gitmek için 17:00 gibi Maslak'tan yola koyuluyorum, cuma akşamı için yeterli mi diye düşünmeme rağmen, sanırım hemşehrilerim hafta sonuna erken başlamışlar, daha buçuk olmadan havalimanındayım. "On-line check-in"imi önceden yapmıştım, "self check-in"i deniyorum, makinenin başındaki stajyer ile birkaç dakikada iş tamam uçuş kartım elimde ama öbür elimde başka bir şey kaldı: Bavulum. Stajyer çocuklar ne yapılacağını bilemiyorlar. Sonunda G bankosunun ucundaki ekranda "Supervisor" yazdığını farkedip oraya yollanıyorum. Supervisor bey boyun ağrısından rahatsız olmalı ki başıyla bir takım hareketler yapmakta, kravatı da yarı yarıya gevşetmiş olduğuna göre bir hayli de sancısı olmalı. Neden sonra bana başıyla arkamda uzayıp giden kuyruğu gösterdiğini, oraya girmem gerektiğini anlıyorum. Anlamadığım Havai tipi gömleği göbeğine kadar açık giyen Cemil beyin bu yazlık kıyafeti nasıl tasarladığı. Şaka bir tarafa sayın yetkililer, yetkisizler yaz günü erkek personele yaka kapattırıp kravat taktırtmaktan vazgeçin, turistik bölgelerde jandarmamız bile şortla, spor ayakkabı ile görev yapıyor.
İtirazlarım kabul görmüyor ve kuyruğun ucuna takılıyorum, şeytan al bavulunu git uçağa diyor ama uçuş ekiibinin bu işte ne suçu var, bir de meret öyle oradan oraya sürüklenecek gibi değil.
Vaktim çok rahat rahat geziniyorum alanda sonra da kapıya gidiyorum, uçak dolu ama son koltuğuna kadar değil. Kapıda bu kez kabin amiri bey karşılıyor, başka bir erkek kabin memuru da yerimi kapmış olan bir mösyöye A koltuğunun öbür kenar olduğunu çok düzgün bir fransızca ile anlatıyor, bir yandan kabin ekibinin erilleştirildiği iddialarını düşünürken, diğer yandan « yahu ben Air France’la uçmuyorum » diye düşünmekteyim.
737’de bantan gösterilen standart güvenlik önlemleri filmi dışında her anaonsun fransızcası da yapılıyor. Uzun zamandır THY ile Fransa’dan başka ülkeye uçmadım acaba diğer hatlarda da almanca, rusça vs anons var mı ? Galiba birkaç yıl önce Prag uçağında Çekçe de vardı, öte yandan Air France’ın da hakkını yemeyelim Istanbul uçuşlarında ara sıra onlarda da türkçe anonsa rastladım, hem bir de kabin memuru yakışıklı Süleyman var !
Tam vaktinde kalkıyoruz. Hep bizi uğurlayan yer görevlilerine dikkat ederim, yer hizmetinin THY tarafından verildiği yabancı alanlarda bu kişi yakınlarını uğurlayan biri gibi uçak traktörden ayrılıp taksiye çıkıncaya kadar el sallar, izler, hani bazen arkamızdan su da dökecek mi diye baktığım olur, Istanbul’da Air France’daki cici hanım kızımız da öyle. Yer hizmetinin ne idüğü belirsiz bir şirketten alındığı Orly ile Atatürk havalimanlarında ise bu arkadaş traktör bağlantısını kestiği anda arkasına bile bakmadan koşa koşa gider, hele bu seferki yıldırım gibi ortadan kayboldu, yemek servisi mi kapanıyordu kimbilir?
Dikkat ile izlediğim bir başka şey de kalkıştan önce kaptanın uçuş ekibine yaptığı kalkış uyarısıdır, oldum olası bizim asker kökenlilerin « Dikkayt, tüfek çatılacak, çaaat ! » tonundaki uyarıları tersime gitmiştir, neyse son zamanlarda ya sivil yaşama uyum sağladılar ya da sivil kökenliler arttı bu uyarı genelde « uçuş ekibi, kalkış için yerlerinize lütfen, iyi uçuşlar » şekline döndü. RyanAir’de duyduğum « hey kızlar kalkıyoruz, k..ınızı biryerlere bağlayın » diye tercüme edebileceğimin yanında çok ciddi kalıyor ama olsun.
« Kabin ekibi, kalkış için yerlerinize lütfen. İyi uçuşlar « kendinden emin, kararlı ama yumuşacık bir kadın sesi ! Allah Allah, kabin memuru hanım bulamadık kaptan verelim mi oldu şimdi ? Birden birkaç yıl öncesine, bir Amsterdam Paris uçuşuna döndüm, kabin amirimiz “İyi akşamlar hanımefendiler, beyefendiler, kaptanımız mösyö “ diye başlamış sonra kıkırdayarak “ay özür dilerim madam Gertrude Laporte Paris için uçuş süremizi…” diye devam ettiğinde anlamıştım kapıda bizi karşılayan sarışın Mireille Mathieu’nün kim olduğunu. Daha sonra birkaç uçuşta daha rastladım, her rastladığımda bizim niye yok diye geçiyordum içimden meğerse varmış kaptan hanımımız. Elimde Guy Roux’nun kitabı uyuyakalmışım.
-“Monsieur, vous voulez diner, monsieur » (efendim, akşam yemeği istiyor musunuz, efendim) diye uyandım, daha doğrusu uyandırıldım, Ben ne zaman indim uçaktan diye düşünerek gayri ihtiyari cevaplıyorum
-« Oui, svp » (evet lütfen).
Gözlerimin içine bakarak gülen simsiyah gözlerin şirin sahibi devam ediyor
-“Paté ou dinde?” (makarna mı, hindi mi)
-“Hindi lütfen”
diyorum bu kez biraz kendimi toparlayıp, ama şaşırma sırası ona geliyor. Biraz mahçup, biraz şaşkın ama son derece kibar ve saygılı tepsimi uzatıyor.
-“Peki içmek için ne isterdiniz efendim?”
Arabaya bir göz atıyorum, 36. sınıf fransız şaraplarının yanından Çankaya sapsarı kapağıyla bana göz kırpıryor.
-“Çankaya, lütfen”
Sıra yanımdaki mösyöye geliyor, istek aynı
-“Çankaya svp”
Ama cevap farklı
-“Je suis désolé monsieur, j’en ai plus, mais je peux vous offrir du vin français” (Üzgünüm efendim, kalmadı. Ama isterseniz size fransız şarabı verebilirim). Bizimkisi homurdanıyor, ağzunın içinde Türk uçağında uyduruk fransız şarabı filan diye birşeyler geveliyor ama çaresiz kaderine razı oluyor, kararsız kalıyorum kalkıp adamı öpeyim mi, yoksa ikram sorumlusunu elime geçirebilirsem onu mu öpeyim !?
Kabin memuru, gösterişsiz ama hizmetin tüm inceliklerini taşıyan, kızımız yolcusunun önündeki kitaba, dergiye göre uygun bir dilden konuşarak yemeği dağıtmaya devam ediyor, Harrison Ford gene ekranda haydi bu kez biraz takılayım deyip kulaklığımı takıyorum, ama daha 10 saniye sonra
-« İyi akşamlar sayın yolcular, yolculuğumuz hakkında bazı bilgiler…… …Paris’te hava 26 derece.» Hele şükür sıcaklığın açı birimi grad ile ölçülmediğini bilen biri çıktı diyorum. Bilgilerin ingilizcesi devam ediyor, hem de « offf » lamadan, geçeceğimiz hava sahalarının arasına İtalia’yı sokmayıp « İtıly » diyen, varış noktamızızın « Parisss » değil Peris » olduğunu söyleyen bir ingilizce. Haydi Harrison derken, bilgiler bitmiyor
-« Mesdames et messieurs bonsoir. Je voudrais bien vous informer sur notre vol….. ». Aman Allah bu kaptan yarın kazara Münih’e uçarsa almanca da söylecek mi bunu diye düşünürken Harrison perdeye geliyor.
Biraz sonra filmden sıkılıyorum, Roux da sarmıyor etrafıma bakınmaya başlıyorum. İki kabin memurumuz, iki de memuremiz var, amir beylen birlikte koşuşturuyorlar. Erkekler son derece kibar nazik ve yakışıklı, ama o kara gözlü bir başka, uzun süredir insana, müşteri (yolcu) velinimetimizdiri böylesine hissettiren bir ekiple ne THY’de, ne başka şirkette uçmamıştım. Tabii bu arada bu davranışın iş gereği olduğunu ayırt edemeyen bir şaşkın, neden her düğmeye basışta karşısında kara gözlüyü değil de, sırım gibi delikanlıyı bulduğunu bir türlü anlayamıyor, çünkü amir beyin çoktan işi yoluna koyduğunun da farkında değil.
Bu kadar laftan sonra bu gidiş gelişimde yerde daha çok sorun yaşadım. Orly’de bu hizmeti THY’nin vermemesine rağmen faturanın ona kesiliyor olması haksızlık, ama Atatürk^teki terminal hizmetinin adamakıllı bir ele akınması gerek. Teknike girme şansım olmadığına göre bu konuda ahkam kesmem mümkün değil, yediğime içtiğime keyfime gelince , en kötüsü…..böyle olsun.
İnerken aklıma takılan noktayı da söylemeden geçemeyeceğim, 40-50 bin kişi 15 baldırı çıplak için kendimiz yırtıyoruz, peki kaç kişi bu yedi vatan evladı için haykırmaktan vazgeçtim, mırıldanıyor :
« Türkiye sizinle gurur duyuyor » diye…..
Bu konuda son bir yazım daha olacak
Kemal ÇEVİK
|
 |
Kemal Çevik
17 yıl önce - Cmt 22 Tem 2006, 10:14
Dost acı söyler
Arkadaşlar,
Az önce bir yakınımız Orly'den Istanbul'a uçtu, uçağı THY sitesinden izlemek, vaktinde kalkıp kalkmadığını öğrenmek istiyorum, ama saat şu anda 09:05 ve 07:40 uçağı hala kalkmamış gözükyor. Orly'den kontrol ediyorum (www.adp.fr) 07:49 da kalkmış. Havalimanı kalktı diyor, işleticinin ya haberi yok, ki olanaksız, ya da sitesini güncellemek umurunda değil.
İlla da uçarken hatalı olmak gerekmiyor, hizmetin sınırı yok. Bir şikayet mesajı da THY'ye gitti ama bakalım ne olacak.
Görüşmek üzere
Kemal ÇEVİK
|
 |
Gökhan Erdoğan
17 yıl önce - Cmt 22 Tem 2006, 11:11
Çok mükemmel olmadığını bildiğim thy'nın bu kadar da kötü olabileceğine da inanmıyorum..O kadar riskli olduğuda safsata geliyor bana...
|
 |
HakanT
17 yıl önce - Cmt 22 Tem 2006, 15:37
Kemal Bey,
THY'nin kendi sitesinde ORLY çıkışlı bir uçağın kalkış saatini sanırım THY Fransa sitesinde bakıyorsunuz. Ordaki bilgilere göre ucak 12:14 itibariyle Istanbul'a inmiş gözüküyor. 9 dk'lık bir gecikme olmus anlaşılan.
|
 |
Kemal Çevik
17 yıl önce - Cmt 22 Tem 2006, 16:18
Ama kalkmamış ki....
| Alıntı: |
| THY'nin kendi sitesinde ORLY çıkışlı bir uçağın kalkış saatini sanırım THY Fransa sitesinde bakıyorsunuz. Ordaki bilgilere göre ucak 12:14 itibariyle Istanbul'a inmiş gözüküyor. 9 dk'lık bir gecikme olmus anlaşılan. |
Sevgili Hakan,
www.thy.com.tr den bakıyorum, şu anda bile TK 1830 Orly'den kalkmamış gözüküyor
Yoksa gecikmesinde değilim işin, gecikir, iptal olur ama bu bilgileri anında bu uygulamaya aktarmayacaklarsa, aktaramayacaklarsa hiç kalkışmasınlar daha iyi.
Görüşmek üzere.
Kemal ÇEVİK
|
 |
candaş kaptan
17 yıl önce - Cmt 05 Ağu 2006, 12:22
Arkadaşlar geçenlerde bir radyoda dinlemiştim. Radyocu başına gelen bir olayı anlattı. Bu olaya baklırsa THY Dünya'nın En Kötüsü gibi gözüküyor. Olay şu;
Radyocu arkadaş yaz tatili için THY'ye biniyor. Yol biraz uzun yastık istiyor. Hostes uçaktaki bütün yastıkların dolu olduğunu söylüyor. Ama koskoca uçakta sadece 20 kişi varmış; Sonra karnı acıktığı için peynir istemiş. Kütük gibi eski bir peynir getirmişler. Çay istediğinde ise hostes vermemiş. Kendisi kaynar su isteyip sallama çay yapmış. İçki servisini hostesler yapmamış. Ve THY'e adı ilaç markası gibi olan ülke ve eyaletlere vede hiiç adı duyulmamış yerlere sefer açmış. Bu olaylardan sonra THY'nin Dünya'nın En Kötüsü olmaması imkansız gibi gözüküyor.
Bu olayı radyocu bizzat kendisi anlattı ve ben saniye saniye dinledim!!!
|
 |
sayfa 15  |
ANA SAYFA -> ULAŞIM
|