Niye olmasın.
en azından yöntem konusunda..Obama israil hükümetiyle anlaşamıyor. .
İsrail bilinen adıyla BOP planına göre 1967 öncesi topraklarına çekilecek ve Filistin devleti kurulacak.
Filistinde İsrail devletini tanıyacak.
Geçen seneye kadar Netanhayu hükümeti 1967 sınırlarına çekilmeyi kabul etmiyordu..
Bunun danışıklı bir dövüş olduğu gayet açık, abd nin amacı olsa olsa israilin bozulan imajını düzeltmeye çalışmak olabilir, yoksa ne bm kararlarını ne de Filistin halkını düşündüğünden değil, ayrıca göreceksiniz irana yapılacak bir operasyonda israil topraklarını doğudan batıya güneyden kuzeye genişletmeye çalışacaktır, her savaşta yaptığı gibi..
Obama da ne kadar ters düşerse düşsün netanyahu abd ye gittiğinde "bana göre mecburen" onu nasıl iyi karşıladığını ve israil hakkında söylediklerini biliyoruz, ayrıca seçimlere az bir zaman kalmışken Obama'nın şimdiye dek israile hiç gitmediğini fakat en büyük rakibi Mitt Romney'in ise 3 hafta evvel israili ziyaret ettiğini de hatırlatırım, tahminimce abd de ki yahudiler malum sürtüşmelerden dolayı ( Obama-netanyahu arasındaki problemler, Obama'nın Başbakanımızla yakın oluşu v.b. ) Romney'i destekleyeceklerdir..
Yani Obama bu ve bunun gibi bir çok konudaki benzer davranışı nedeniyle galiba koltuğundan olacak..
ABD ile İsrail'in amaçlar açısından farkı yoksa NATO'nun da yok o zaman. Daha hala ne diye dediklerini harfiyen uyguluyoruz? Füze kalkanı meselesinde olduğu gibi.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra düşman hedeflerinin rengini kırmızıdan yeşile çevirdiler. 11 Eylül düzmecesinden sonra BOP planlarını açıklayıp 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini kendileri ilan ettiler.
İşin aslı soğuk savaş filan da aldatmacaydı. İster kominist politikaların, ister liberal kapitalist politikaların özüne inelim, zarar gören hep müslümanlar olmuştur. Hedefte hep İslam ve müslümanlar vardır.
Alıntı:
"Siyonizm’i bir timsaha benzetirsek, bu timsahın üst çenesi Kominizm, alt çenesi Kapitalizm’dir. (Bütün hayvanların alt çenesi hareket ettiği halde, timsahın ise üst çenesi hareketli olduğu için, onu misal veriyorum) Bu iki çenenin (Komünizm ve Kapitalizmin) çarpışır görünmeleri düşmanlıklarından değil, aralarına giren avlarını ezmek ve gövdeyi (Siyonizmi) beslemek içindir."
"Bugün artık Kominizm tamamen iflas etmiş ve çökmüş, Kapitalizm de içinden çürümüş ve yakında çökmeye ve çözülmeye mahkûm hale gelmiştir."
* "Nato ve Varşova Paktları İslam’a karşı yeni bir Haçlı orduları şeklinde birleşmiştir."
* "Dünyayı ezen sömürü canavarının beyni Siyonizm, kalbi Haçlı Avrupa, sağ kolu Amerika, sol kolu Rusya’dır." - Prof Dr. Necmettin Erbakan Altın Sözler
Alıntı:
Alıntı:
Maalesef ülkemizin acı bir gerçegiki hangi parti gelirse gelsin Abd israil tarafından belirleniyor yapacak bir şey yok
Ne zamandan beri böyle?
Atatürk ile mi başladı? İnönü ile mi başladı?
Sultan 2. Abdülhamit Han'ın tahttan indirilmesi, Osmanlı'nın fiilen yıkılmasından beri böyle maalesef. 1897 Dünya Siyonist Kongresi'nde karara bağlanan 3 aşamalı plan gereği:
Sultan 2. Abdülhamit'i tahttan indirmek
Osmanlı'yı yıkmak
İslam'ı ortadan kaldırmak ( Bunu tamamen başaramayacaklarını bildikleri için İslam üzerinde "ılımlılaştırma" vb. propagandalar yapıyorlar.)
ABD'nin dünya siyasetini yönlendirmesi için eskiden İngilizlerin yaptığı gibi müstemleke valisi atamasını beklemeyin. ADL gibi düşünce kuruluşları, medya organları, kraldan fazla kralcılar, teslimiyetçiler,işbirlikçiler, terör yandaşları ne güne duruyor? Hepsi psikolojik savaş maksatlı değil mi?
ABD ile İsrail'in amaçlar açısından farkı yoksa NATO'nun da yok o zaman. Daha hala ne diye dediklerini harfiyen uyguluyoruz? Füze kalkanı meselesinde olduğu gibi.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra düşman hedeflerinin rengini kırmızıdan yeşile çevirdiler. 11 Eylül düzmecesinden sonra BOP planlarını açıklayıp 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini kendileri ilan ettiler.
İşin aslı soğuk savaş filan da aldatmacaydı. İster kominist politikaların, ister liberal kapitalist politikaların özüne inelim, zarar gören hep müslümanlar olmuştur. Hedefte hep İslam ve müslümanlar vardır.
Sultan 2. Abdülhamit Han'ın tahttan indirilmesi, Osmanlı'nın fiilen yıkılmasından beri böyle maalesef. 1897 Dünya Siyonist Kongresi'nde karara bağlanan 3 aşamalı plan gereği:
Sultan 2. Abdülhamit'i tahttan indirmek
Osmanlı'yı yıkmak
İslam'ı ortadan kaldırmak ( Bunu tamamen başaramayacaklarını bildikleri için İslam üzerinde "ılımlılaştırma" vb. propagandalar yapıyorlar.)
ABD'nin dünya siyasetini yönlendirmesi için eskiden İngilizlerin yaptığı gibi müstemleke valisi atamasını beklemeyin. ADL gibi düşünce kuruluşları, medya organları, kraldan fazla kralcılar, teslimiyetçiler,işbirlikçiler, terör yandaşları ne güne duruyor? Hepsi psikolojik savaş maksatlı değil mi?
Mevcut durumda en makul seçenek bu olduğu için, Tayyip Erdoğanın israili çok sevdiğinden bu projeye katılmadığını herkes biliyor, ayrıca bu yazdıklarınızın hepsininde farkındayız, topyekün savaşa girsek hangi İslam ülkesi bize destek çıkar soruyorum size? iran mı?
Tarih tekerrürden ibarettir, bu tip konuşmalar olduğunda orduyu ıslah etmek için batıdan uzman getiren ve Kavalalı isyanı sırasında ingilizlerden yardım isteyen Sultan II. Mahmut'a atılan "gavur padişah" iftirası aklıma geliyor, rahmetlide ingilizleri çok sayıp güvendiğinden çağırmamıştı herhalde İstanbul'a..
Tarih tekerrürden ibarettir, bu tip konuşmalar olduğunda orduyu ıslah etmek için batıdan uzman getiren ve Kavalalı isyanı sırasında ingilizlerden yardım isteyen Sultan II. Mahmut'a atılan "gavur padişah" iftirası aklıma geliyor, rahmetlide ingilizleri çok sayıp güvendiğinden çağırmamıştı herhalde İstanbul'a..
Tarihin bu şekilde tekerrür etmesinin önüne geçmek için ibret almak ve daha ciddi tedbirler almak lazım, günlük çözümler peşinde gitmek lazım değil. Sultan 2.Mahmud'un "Denize düşen yılana sarılır" diyerek "sarıldığı" anlık çözümlerin faturasını hala çekiyoruz.( Boğazlar meselesinde olduğu gibi).
Türkiye'nin hiçkimseyle savaşa girmesine gerek yoktur. Ben şahsen taklitçi ve teslimiyetçi İttihat ve Terakki Partisi yerine Sultan 2. Abdülhamit Han tahtta kalsaydı, bu kadar hatalı bir şekilde 1. Dünya Savaşı'na girmeyecektik diye düşünüyorum. Mümkün mertebe denge politikası izler, bir yandan hazırlık yapmaya devam eder, illa savaşa gircek olsak bile en az hasarla atlatacak şekilde girerdik.
Türkiye, bir taraftan havuz sistemi ve denk bütçe benzeri uygulamalarla faiz ve israfın , dışa bağımlılığın önlenmesi için çaba gstermeli ; bir tandan da İslam Ülkeleri ile İslam Birliği temelinde iş birliği yapmak için çaba harcamalı. Zor gibi gözükse de yapılması gereken budur, "ABD'ye rağmen hiçbir şey yapılamaz" düşüncesi gütmek bizi böyle günden güne eritir.
Alıntı:
Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce,gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar.Evvela, Bu yolu ben nasıl aşarım? korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki,yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir.İşte o zaman, insanların yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar. - Prof Dr. Necmettin Erbakan
Yahudiler de her şey hayal etmekle başlar dediler. Hedeflerinden şaşmadan yürüdüler, çalıştılar ; kendilerine gelip geçici de olsa başarı nasip oldu. Ama elbet böyle gidecek değildir. İslam Davası türlü badireler atlatmıştır. Moğol istilası gibi. İNŞAALLAH şuurlu olsuktan sonra bu sıkıntılar aşılacaktır. Allah(c.c.), kaymaktan ve caymaktan hepimizi korusun. Önemli olan emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmakı ve kalabilmektir, sadıklardan olabilmektir.
"Sakın ha köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme. Olur ya köprü yıkıverir . Öteki tarafa ayının yeğeni olarak gidersin." Necip Fazıl Kısakürek
"Bizim iktidarımız bu yolda yürümek, bizim zaferimiz bu yolda ölmektir" Fatih Aydın SP Gençlik Kolları Genel Başkanı
Yani en büyük keramet ne havada uçmak ne de suda yürümektir, en büyük keramet istikamettir. Hernekadar cayanlar, kayanlar, zanna kapılanlar olsa bile.
Tarihin bu şekilde tekerrür etmesinin önüne geçmek için ibret almak ve daha ciddi tedbirler almak lazım, günlük çözümler peşinde gitmek lazım değil. Sultan 2.Mahmud'un "Denize düşen yılana sarılır" diyerek "sarıldığı" anlık çözümlerin faturasını hala çekiyoruz.( Boğazlar meselesinde olduğu gibi).
Türkiye'nin hiçkimseyle savaşa girmesine gerek yoktur.
Boğazlar ile ilgili hala ne sıkıntı çekiyoruz anlatında bilelim, Sultan 2. Mahmud'un siyasi manevraları olmasaydı Osmanlı daha 18. yy da yıkılırdı, ayrıca ıslahatları olmasaydı o dönemden sonra hiç bir savaşı kazanamazdık, zira yeniçeriler başına buyruk olmuş emir almaz emir verir olmuşlardı bundan 10 sene evvel olduğu gibi, Erbakan hoca büyük bir alimdi ama gel gör ki o da direnemedi, bugünkü sistem onun eseri ama kendine değil başkalarına nasip oldu o da ayrı bir mevzu, etrafımız kudurmuş it gibi diş gösterenlerle dolu olduğu sürece biz istesekte istemesekte savaşın içine girmiş olacağız, o yüzden israil neyse iranda o dur, uzatılan kardeş eline yumrukla cevap verenden dost olmaz, yarın bir gün kafalarına bombalar yağdığında da ölen müslümanlara üzülürüm iran devletine değil..
Kendisi tam olarak direndi ama "ABD'ye rağmen hiçbir şey yapılamaz" diye çekip gidenler direnemedi, arkasında durabilecek basiret ve sadakati çok az insan gösterebildi.
Alıntı:
BAŞBAKAN VE MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ
Başbakan Erdoğan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuştu.
Çok doğru tespitleri çok doğru cümlelerle ortaya koydu. Dünya gerçeklerini bütün çıplaklığıyla dile getirdi.
Konuşmayı alkışladık. Özellikle arka arkaya söylediği iki cümle dünya sorunlarının ana kaynağını tespit ediyordu.
Önce o cümleleri hatırlayalım.
İlk cümle Somali faciası hakkında idi:
“Sadece bugünün fotoğrafıyla değil, Somali'yi bu büyük dramın kucağına atan yüz kızartıcı tarihle de yüzleşmeliyiz. Bugünkü Somali gerçeği, Afrika'yı yüzyıllarca hegemonyası altında tutan sömürgeci zihniyetin açtığı derin yaraları da ortaya çıkarmıştır. O eski sömürgeci-kolonyalist anlayış, ne yazık ki bugün de menfaatinin olmadığı yere adımını atmayarak milyonlarca çocuğun bir lokma ekmeğe muhtaç olarak ölmesini seyrediyor. Açık söylüyorum. Somali'nin feryadını duymayan dünyada, kimse barıştan, adaletten, medeniyetten söz edemez.”
İkinci cümle ise Birleşmiş Milletlerin yapısı hakkında idi:
“Açık söylemek zorundayım ki; Birleşmiş Milletler bugün insanlığın umutlarını geleceğini tehdit eden korkulara galip kılacak bir liderlik sergileyemiyor. Birleşmiş Milletler, belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak zorundadır!”
Bu iki cümle bugün dünyaya hakim olmaya çalışan sömürgeci “Haçlı Zihniyeti’nin ve Medeniyeti’nin” içyüzünü ortaya koyuyordu.
Alkışladım ama hemen hatırıma kapatılan Fazilet Partisi’nin 14 Mayıs 1998 tarihinde yapılan büyük kongresinde “ Genekeçi-Yeniliçi” ayırımında yenilikçi kanat adına Abdullah Gül” tarafından ifade edilen cümle geldi:
“Bizim medeniyetimiz Batı Medeniyeti karşısında yenilmiştir. Bunu kabul etmemiz gerekmektedir…”
AKPARTİ’nin doğuş felesefesi işte bu cümledir. Yaklaşık 10 yıldır yürüttükleri iktidar icraatlarının temelinde bu cümlede özetledikleri umde yatmaktadır. Yani hep Batı Medeniyeti paralelinde Batı’nın kurumları ile uyum içinde onlara hep destek vererek yürümek. Birleşmiş Milletler’in kararlarına itirazsız uyarak, NATO’nun kararlarını fiilen ordumuzu devreye sokarak tatbik etmek, Avrupa Birliği’ne girebilmek için, papaz heykellerinin kucağında imzalar atarak, taviz üstüne taviz vererek, “Medeniyetler İttifakı” gibi, “Büyük Ortadoğu Projesi” gibi İslam Dünyası’nı yeniden şekillendirme faaliyetlerine “Eşbaşkanlık” etmek…
Bu günün Batı eksenli zulüm dünyasında AKPARTİ iktidarının dışarıda yaptıklarının özeti budur.
Başbakan’ın söz konusu konuşması ile bu gerçekleri peş peşe düşündüğümüz zaman buradan ne anlam çıkar?
Çok şey söylenebilir. Ama ben şahsen şöyle anlamak istiyorum:
AKPARTİ Genel Başkanı ve Başbakan anlamıştır ki; partinin kuruluş felsefesi yanlıştır. Galip gelmiş gibi gözüken bir medeniyet değil sömürgeci, kaba kuvvete dayanan bir Haçlı Zihniyeti’dir. Buna “Medeniyet” bile denemez.
Başbakan Birleşmiş Milletler genel kurulundaki ilk cümlesi ile bunu vurguluyor. “Medeniyetler İttifakı Eşbaşkanı” sıfatı ile bunu itiraf ediyor. Bugüne kadar İslam Medeniyeti ile zulme dayalı “Haçlı Zihniyeti”nin ittifakının “Eşbaşkanı” oduğunu kendi ağzı ile ifade ve itiraf etmiş oluyor. Bu ne büyük bir gelişmedir.
Diğer taraftan Birleşmiş Milletler’in bugünkü yapısı ile adaleti ve barışı hakim kılamayacağını, ancak belli ülkelerin vesayeti ile kendi menfaatlerini korumak için kurulmuş bir kurum olduğunu, bunun değişmesi gerektiğini ifade etmesi de az bir şey midir? Bu kurumun değişmesinin ancak 5 Sömürgeci Devlet’in kabulü ile olabileceğini, bunun ise asla mümkün olmadığını Başbakan bilmez mi? O halde bu konuşma, Başbakan’ın alternatif çözümlerin gerektiğini, bunun da tek yolunun İslam Birleşmiş Milletleri’ni kurmak olduğunu görmüş olduğu anlamına gelmez mi?
Başbakan’ın bu geldiği nokta büyük bir mesafe değil midir? 10 yıl kaybedilmiştir ama yanlışın neresinden dönülürse kardır.
O halde Başbakan’ın çıkarıp attığı “Milli Görüş” gömleğini yeniden incelemesi gerekir. Milli Görüş’ün 40 yıldır ortaya koyduğu çözümlerle ancak dünyanın sulh ve sükuna kavuşabileceği gerçeğini geç de olsa anlamış olması gerekir.
İşte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasının beni en çok heyecanlandıran noktası budur.
Dünya siyaseti konusunda bu teşhisleri koyan Başbakan Erdoğan’ın, bu doğrultuda çözümlere başlaması gerekir.
Yoksa teşhisi koyup da tedaviye dair hiçbir şey yapmazsa bu sorumluluk ona da, AKPARTİ iktidarının arkasındaki her türlü desteğe de yeter ve artar bile!..
Ekrem Şama
Yapılanlarla söylenenler birbirini tutmalıdır. Her şeye bir kılıf arama, her şeye bir kulp bulma hastalığından vazgeçilmelidir. İsrail konusunda neyin ne olduğunu bildikten sonra Irak Savaşı'nda ABD'ye destek vermek, Füze Kalkanı'na izin vermek, Libya İşgali'ne destek olmak gibi temel yanlışlar hep birer vebaldir.
İsrail tamamen yok olunması gereken bir devlet. Güney Kıbrıs gibi anti devlet orda bizim başımıza çok büyük dert açacak! Türkler KKTC^yi çok iyi elinde tutmalıdır.
İsrail tamamen yok olunması gereken bir devlet. Güney Kıbrıs gibi anti devlet orda bizim başımıza çok büyük dert açacak! Türkler KKTC^yi çok iyi elinde tutmalıdır.
Evet Kıbrıs Davası'na ve diğer tüm milli-manevi davalara sahip çıkmak lazım, milli-manevi hassasiyetlere sahip çıkmak lazım, taviz vermemek lazım. Büyük Ortadoğu Projesi, Annan Planı vb. safsataların arkasından gitmek lazım değil.
Kendisi tam olarak direndi ama "ABD'ye rağmen hiçbir şey yapılamaz" diye çekip gidenler direnemedi, arkasında durabilecek basiret ve sadakati çok az insan gösterebildi.
Haticeye değil neticeye bakalım, zamanında hocaya kızmıştık neden elini masaya vurmuyor diye, bir kitap fırlatıldı diye ülke göçecekti neredeyse, Allah ondan razı olsun belkide böyle bir hal olmaması için böyle davrandı, buna birazda zamanın yardımı oldu ama Tayyip Erdoğan tatlı sert yaklaşımıyla durumu bu seviyeye getirdi, yani dikleşmeden dik durdu..
Erbakan hoca büyük bir alimdi ama gel gör ki o da direnemedi
Alıntı:
Haticeye değil neticeye bakalım, zamanında hocaya kızmıştık neden elini masaya vurmuyor diye, bir kitap fırlatıldı diye ülke göçecekti neredeyse, Allah ondan razı olsun belkide böyle bir hal olmaması için böyle davrandı, buna birazda zamanın yardımı oldu ama Tayyip Erdoğan tatlı sert yaklaşımıyla durumu bu seviyeye getirdi, yani dikleşmeden dik durdu..
Bir yandan direnemedi diyorsunuz bir yandan da böyle konuşuyorsunuz.
Hocanın bütün yaptığı iş, ne olursa olsun ifrat-tefrite yani aşırılık ve gevşekliğe kaçmadan , davasından taviz vermeden istikamet üzere gitmekten ibaretti. İcraatlarını, söylemlerini hatta yaptığı espirileri bile ön yargısız bir şekilde değerlendirebilsek zaten gerisi gelir. Siyonizm meselesinin de niye bu kadar üzerinde durduğu aslında her geçen gün daha net ortaya çıkmaktadır.