Irak'a girmek için Amerika'ya tezkere vermeyen parti Amerika tarafından mı belirlendi?
65 bin ABD asakerinin Türkiye üzerinden Irak'a saldırmasını ön gören tezkereyi zaten AKP Hükümeti TBMM'ye getrimiştir. Tezkere, CHP milletvekillerinin ve 100 kadar AKP milletvekilinin red oyları ile mecliste takılmıştır. Geri kalan AKP miletvekilleri tezkerenin geçişi için oy kullanmıştır. Hükümet kanadı, milletvekillerini ikna için yoğun çaba yürütmüştür.
Tezkere meclisten geçmeyince Türk Hava sahasının ve İncirlik Üssü'nün ABD'ye kullanımı için karar çıkartan yine AKP Hükümetidir. (Bakanlar Kurulu kararı ile)
Dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Türkiye üzerinden Irak'a 4990 sorti yapıldığını açıklamıştır.
Türk Hava sahasının ve İncirlik Üssü'nün ABD'ye kullanımı için karar çıkartan yine AKP Hükümetidir.
Amerika, İncirlik üssünü 1958 yılından beri kullanıyor.
AK Parti ise 2002 yılında kuruldu.
Alıntı:
Tezkere meclisten geçmeyince Türk Hava sahasının ve İncirlik Üssü'nün ABD'ye kullanımı için karar çıkartan yine AKP Hükümetidir. (Bakanlar Kurulu kararı ile)
2003'teki Irak İşgali ile ilgili olarak bahsedildiği cümlenin akışından belli zaten. Yoksa yıkılası üssün daha önce kurulduğu zaten malum.
Ayrıca yine Özal zamanında 1. Irak Savaşı'nda da kullanıldığını hatırlatmak gerekir. (AKP'nin ANAP'ın devamı olduğunun ispatı. Refah Partisi ise Çekiç Güç'ün Irak'ın Kuzeyi'nden def edilmesine vesile olmuştu.)
1 Mart Tezkeresi’ni, reddetmekle, reddettirmekle, hepimiz, vicdan rahatlığı ile evlerimize çekildik. Ama sorumluluğumuz bitmedi.
Bunun hemen ardından 20 Mart 2003 tarih ve 763 numaralı tezkere ile “…yabancı silah kuvvetlerine mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına altı ay süreyle izin verildi…” Bu tezkere ile verilen izinle İngiliz ağır bombardıman uçakları, tepemizden geçerek, günlerce kadın, çocuk, ayrımı yapmadan, hastanelere, pazar yerlerine, insanın olduğu her yere bombalar yağdırdılar.
Alıntı:
Irak'tan masum değiliz 2004 TarihliBir Yazı
ABD ve İngiltere'nin başını çektiği, Irak Savaşı’nın Birleşmiş Milletler Sözleşmelerine ve Devletler Hukukunun ''uluslararası meşruiyet ilkesine '' açıkça aykırı olduğu, bütün hukukçular tarafından söyleniyor. Son olarak B.M. Genel Sekreteri Annan da, Irak Savaşı’nın “meşru” olmadığını yineledi.
ABD ve müttefikleri, Birleşmiş Milletler Hukukunu açıkça çiğnediler. Onbinlerce insanın ölümüne ve sakatlanmasına yol neden oldular. Irak ülkesinin alt yapı tesislerini mahvederek genel hizmetlerin verilmesini engellediler. İnsancıl Hukukun (1949 Cenevre Sözleşmeleri, 1907 La Haye Sözleşmeleri) tüm kurallarını yok saydılar. Üstelik, askeri müdahalenin gerekçesi olarak ileri sürdükleri ''kitle imha silahları'' bugüne kadar bulunamadı.
Ülkemiz de savaşa fiilen katılmanın eşiğinden döndü. Hükümetinin ilk tezkere girişiminde; TBMM'nin 1/3/03 gün ve 39 no lu birleşiminde yapılan oylamada, Anayasanın 96.maddesinde öngörülen karar yeter sayısı için gerekli salt çoğunluk sağlanamadı ve böylece tezkere kabul edilmedi.
Bunun üzerine, kendi grubunu da kontrol edemeyen AKP Hükümeti, Irak Savaşı’na desteğini, TBMM’nden kaçırdığı “Bakanlar Kurulu Kararı” ya da “Tebliğ”lerle sağlama yolunu seçti.
Buna ilk örnek; geçen yıl Haziran ayında, Bakanlar Kurulu tarafından alınan gizli karar. Öyle ki bu karardan, kamuoyu, gazetecilerin haber sızdırması ile haberdar oldu.
Bakanlar Kurulu'nun bu kararnamesinin iptali için, İzmir Barosu üyesi bir grup avukatın (Savaşa Karşı Hukuk Grubu) çalışması ile Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) İzmir imzacıları dava açtı. Dava sayesinde, Bakanlar Kurulu'nun 'Gizli' işlemi ortaya çıktı. Daha sonra, “sırf gizli tutulması nedeniyle iptalini önlemek” için, Bakanlar Kurulu tarafından karar açıklandı.
Sözü ettiğimiz Bakanlar Kurulu’nun “23.06.2003 tarih ve 5755 sayılı Kararı”na dayanılarak, Amerikan muharip birliklerine İncirlik Üssü kullandırılmaya başlandı.
Bakanlar Kurulu Kararı bir yıl süreliydi. Bir yılın sonunda, Haziran/2004’de kararın süresi , basında “Bush’a İncirlik jesti” başlıklı haberlerle, bir yıl daha uzatıldı.
Şimdi de 1 Eylül 2004 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Dışişleri Bakanlığı’nın “ABD’ne Ait Destek Hamulesinin İthal/İhraç ve Ülke İçi Nakil ve Tevziine Dair Tebliğ” ile konu yeniden gündeme geldi. Ancak, zina tartışmaları arasında yeteri derecede tartışılamadı.
Bakanlar Kurulu Kararında; “...liman, havaalanı, tesis ve üslerin, B.M. Güvenlik Konseyi’nin 22.05.2003 tarihli ve 1483 sayılı kararda öngörülen amaçlar doğrultusunda, dost ve müttefik ülkelerce, askeri malzeme/teçhizat ve personel nakli de dahil lojistik destek maksadıyla bu Kararname tarihinden itibaren bir yıl süre ile kullanılmasına izin verilmesi..,” yazılı.
Kararın dayanağı olarak gösterilen B.M. Güvenlik Konseyi karar ile “…evvelce B.M.G.K'nin 661 ve 778 no lu kararlarıyla uygulanan ''ticari ambargo '' kararı kaldırılmış, B.M.'in , Irak'ta savaş sonrası insani yardımların örgütlenmesi, Irak'ın yeniden yapılandırılması amacıyla üye ülkelerin katkıda bulunması, Genel Sekreter tarafından Irak'a özel temsilci atanması, ülkede güvenlik ve istikrarın sağlanması, işgalci güçlerin (otorite) 1949 Cenevre ve 1907 La Haye İnsancıl Hukuk Sözleşmelerine uyması, Gıda İçin Petrol Programına devam edilmesi…” öngörülmektedir. Özetle, "...Irak'ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, istikrarının ve güvenliğinin sağlanması, adalet, polis teşkilatı, eğitim, sağlık gibi insani yardımların sağlanması,, demokratik yönetim organlarının oluşturulmasına ilişkin ülkelere yapılan bir yardım çağrısıdır...
Bu karar, ABD ve İngiltere'nin uluslararası meşruiyet ilkelerini ihlalini, işgalci sıfatlarını ve savaş suçlarını ortadan kaldıran ve onları aklayan bir karar değildir. Askeri malzeme/teçhizat ve personel nakli de dahil lojistik destek maksadıyla işgal güçlerine Türkiye’deki liman, havaalanı tesis ve üslerin açılmasını gerektirmemektedir.
Birgün Gazetesi’nin “ABD’ye Tezkeresiz Kıyak” başlıklı haberle duyurduğu, Dışişleri Bakanlığı’nın Tebliğinde de; “…Amerika Birleşik Devletleri Makamları tarafından Türkiye’ye ithal ve buradan ihraç olunacak askeri malzeme, teçhizat, ikmal maddeleri ve eşyalarının giriş/çıkış ve ülke içi nakil işlemlerinin yürütülmesinde uygulanacak usuller…” belirlenmiş, “…7 deniz, 6 hava limanı, ABD gemi ve uçakları ile Türkiye’ye getirilecek ve buradan götürülecek destek hamulesinin(askeri malzeme, teçhizat, ikmal maddeleri ve eşyaları- yük) giriş ve çıkışına tahsis edilmesi…” düzenlenmiş.
Aynı haberden öğrendiğimize göre; Genelkurmay Başkanlığı’nda bir araya gelen Türkiye Cumhuriyeti ve ABD heyetlerinin görüşmesinde; “…ABD, İncirlik Üssü’nü iki ülke arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği (SEİA) anlaşması dışında da kullanmak istiyor, Almanya’daki 48 uçaktan oluşan F-16 filosunu İncirlik’e getirmek, İncirlik’te bulunduracağı uçakların izinsiz uçmasını istiyor…”
26 Haziran 2003 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali davası devam ediyor. Davayı gören Danıştay 10. Dairesi, yürütmeyi durdurma istemini reddetti. Bu ret kararına yapılan itirazı inceleyen Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, itirazı reddetti. Şimdilik dava iyi gitmiyor, bunun nedenle hemen hayal kırıklığı yaşanmamalı.
Ülkemizde pek çok konuda başarı, uzun erimli, inatçı çabalarla, elde edilebiliyor. Danıştay İdari Dava daireleri Genel Kurulu’nun ret kararı, 8’e karşı 13 oyla, oy çokluğu ile alındı. 8 Üyenin Karşı Oyu son derece önemli; “…dava konusu Bakanlar Kurulu kararının incelenmesinden ise tesbit edilecek liman, havaalanı, tesis ve üslerde yabancı silahlı kuvvetlerin bulunmasına izin verildiği sonucuna ulaşılmaktadır.Bu nitelikte bir izin, milletlerarası nezaket kurallarının gereği olarak kabul edilemeyeceği gibi, T.C. Limanlarını, Hava Üslerini Ve Hava Alanlarını Ziyaret Edecek Veya Karasularında Hareket Yapacak Olan Yabancı Deniz Ve Hava Kuvvetlerinin Uyması Gereken Hususlara Dair Yönetmelik’te yer alan kurallara dayanılarak da verilemez. Bu durumda, Anayasanın 92. maddesinde yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisinin TBMM’ne ait olduğu hükmüne aykırı olarak, bu yetkinin Bakanlar Kurulu tarafından kullanılmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır…” Kurulun üç üyesi daha bu düşünceye destek verse, söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilecekti.
Bakanlar Kurulu Kararları, Dışişleri Bakanlığı Tebliği, hepsi yürütme organı’nın yasama organı’nı Anayasa’ya aykırı bir biçimde by-bass etmesinden başka bir şey değildir.
Anayasanın 92.maddesine göre; ''Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilanına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir".Anayasanın bu düzenlemesine göre, “Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulundurulmasına izin veren” her türlü kararın TBMM tarafından alınması gerekmektedir. Anayasanın bu açık düzenlemesine aykırı olarak, TBMM’nin yetkisi yürütme organı tarafından kullanılmakta, Yasama Organı ile onun üyesi olan Milletvekilleri yok sayılmaktır.
İncirlik'in ve diğer üs ve limanların Irak'ı işgal eden yabancı askerlere kullandırılması, ‘Bush ve yandaşları dışında’ hiç kimsenin “meşru” saymadığı savaşa ve devam eden işgale ortak olmak anlamına gelmektedir. Bu herkesçe böyle biline.
1 Mart Tezkeresi’ni, reddetmekle, reddettirmekle, hepimiz, vicdan rahatlığı ile evlerimize çekildik. Ama sorumluluğumuz bitmedi.
Bunun hemen ardından 20 Mart 2003 tarih ve 763 numaralı tezkere ile “…yabancı silah kuvvetlerine mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına altı ay süreyle izin verildi…” Bu tezkere ile verilen izinle İngiliz ağır bombardıman uçakları, tepemizden geçerek, günlerce kadın, çocuk, ayrımı yapmadan, hastanelere, pazar yerlerine, insanın olduğu her yere bombalar yağdırdılar.
Şimdi de, üslerimizden limanlarımızdan sağlanan kolaylıklarla, işgali sürdürmekte, Irak Ülkesini sömürmekte, Irak Halkları üzerinde baskıyı, işkenceyi, sefaleti, açlığı, öldürmeyi sürdürmekteler.
Irak’ta yaşananlardan, masum değiliz…
Ayrıca ABD Üsleri ile ilgili 1975 yılında yaşanan önemli bir gelişmeyi diğer başlıklarda paylaşmıştım:
2003'teki Irak İşgali ile ilgili olarak bahsedildiği cümlenin akışından belli zaten. Yoksa yıkılası üssün daha önce kurulduğu zaten malum.
Ayrıca yine Özal zamanında 1. Irak Savaşı'nda da kullanıldığını hatırlatmak gerekir. (AKP'nin ANAP'ın devamı olduğunun ispatı. Refah Partisi ise Çekiç Güç'ün Irak'ın Kuzeyi'nden def edilmesine vesile olmuştu.)
1 Mart Tezkeresi’ni, reddetmekle, reddettirmekle, hepimiz, vicdan rahatlığı ile evlerimize çekildik. Ama sorumluluğumuz bitmedi.
Bunun hemen ardından 20 Mart 2003 tarih ve 763 numaralı tezkere ile “…yabancı silah kuvvetlerine mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına altı ay süreyle izin verildi…” Bu tezkere ile verilen izinle İngiliz ağır bombardıman uçakları, tepemizden geçerek, günlerce kadın, çocuk, ayrımı yapmadan, hastanelere, pazar yerlerine, insanın olduğu her yere bombalar yağdırdılar.
Bu dedikleriniz doğru malesef fakat ben buna izin veren hükümetin bu kararı gönül rahatlığıyla verdiğini de hiç zannetmiyorum, 2003 yılı ile şuan içinde bulunduğumuz ortam aynı değil, zira o zamanlarda demoklesin kılıcı gibi sallandırılan darbe ve muhtıra senaryoları vardı malum, kim bilir ne dolaplar döndü de bizim haberimiz yok, kimin ne çıkarı vardı kimler neyin beklentisi içindeydi Allah bilir..
Bu dedikleriniz doğru malesef fakat ben buna izin veren hükümetin bu kararı gönül rahatlığıyla verdiğini de hiç zannetmiyorum, 2003 yılı ile şuan içinde bulunduğumuz ortam aynı değil, zira o zamanlarda demoklesin kılıcı gibi sallandırılan darbe ve muhtıra senaryoları vardı malum, kim bilir ne dolaplar döndü de bizim haberimiz yok, kimin ne çıkarı vardı kimler neyin beklentisi içindeydi Allah bilir..
Füze Kalkanı'na daha yeni izin verildi ona bakarsak.
Alıntı:
Türkiye'nin aleyhine İsrail'in lehine
Malatya Kürecik'te kurulan radar ve füze savunma üssü de ABD ve İsrail'in geliştirdiği bu yeni konseptten bağımsız değil. Kara savaşını kaybeden bu iki ülke hava savunma ve saldırı araçlarıyla artık daha az zayiat vererek caydırıcı olmak istiyor. Özellikle insansız hava araçları bu ülkeler için biçilmiş kaftan. İsrail kaynakları, Türkiye'nin İran'a verdiği güvencenin aksine, ABD'nin bu füze savunma sisteminden gelecek istihbaratı İsrail'le paylaşacağını iddia ediyor. Bu iddia kısa bir süre önce İsrail'in Akdeniz de yaptığı tatbikatla doğrulandı. İsrail F-15 savaş uçağı doğu-batı yönüne iki füze fırlattı. Amaç İran'dan İsrail'e fırlatılan bir füzenin simülasyonunu yapmaktı. Fırlatmanın hemen ardından hem İsrail'de hem de Malatya Kürecik'te bulunan NATO radarından, füze anında tespit edildi. Süreç İsrail ve Malatya da bulunan radarlar tarafından eş güdümlü olarak yürütüldü. Böylelikle Malatya'daki radar üssünün İsrail'in güvenliği için kullanıldığı teyit edilmiş oldu. Dış politika uzmanları, bilgi paylaşımının önüne geçmenin mümkün olmadığını bunun Türkiye'nin aleyhine İsrail'in de lehine olduğu yorumunda bulundular.
Türkiye'nin aleyhine İsrail'in lehine
Malatya Kürecik'te kurulan radar ve füze savunma üssü de ABD ve İsrail'in geliştirdiği bu yeni konseptten bağımsız değil. Kara savaşını kaybeden bu iki ülke hava savunma ve saldırı araçlarıyla artık daha az zayiat vererek caydırıcı olmak istiyor. Özellikle insansız hava araçları bu ülkeler için biçilmiş kaftan. İsrail kaynakları, Türkiye'nin İran'a verdiği güvencenin aksine, ABD'nin bu füze savunma sisteminden gelecek istihbaratı İsrail'le paylaşacağını iddia ediyor. Bu iddia kısa bir süre önce İsrail'in Akdeniz de yaptığı tatbikatla doğrulandı. İsrail F-15 savaş uçağı doğu-batı yönüne iki füze fırlattı. Amaç İran'dan İsrail'e fırlatılan bir füzenin simülasyonunu yapmaktı. Fırlatmanın hemen ardından hem İsrail'de hem de Malatya Kürecik'te bulunan NATO radarından, füze anında tespit edildi. Süreç İsrail ve Malatya da bulunan radarlar tarafından eş güdümlü olarak yürütüldü. Böylelikle Malatya'daki radar üssünün İsrail'in güvenliği için kullanıldığı teyit edilmiş oldu. Dış politika uzmanları, bilgi paylaşımının önüne geçmenin mümkün olmadığını bunun Türkiye'nin aleyhine İsrail'in de lehine olduğu yorumunda bulundular.
Alıntı:
Füze Kalkanı'na daha yeni izin verildi ona bakarsak.
Füze kalkanının israil ile doğrudan bir ilgisi yok, israil zaten geniş bantlı radarlara ve etkin hava ve füze savunma kabiliyetine sahip, malatyadaki füzeleri ne yapsın, haberde yazıldığı gibi sadece radarları kullanıyor olabilir ancak, bununda bizim için sorun olacağını düşünmüyorum, zira bu Patriot füzeleri saldırı değil sadece savunma amaçlıdır, bu kararın yeni verilmiş olması hükümetin batı güdümünde kalarak yanlış bir karar verdiği manasına da gelmez, aksine bu sistem ülkemizi ikiyüzlü ve mantalite olarak israilden hiç bir farkı olmayan irana karşı koruyacak, çünkü artık iranında bizim için israilden hiç bir farkı yok, mevcut durumda en uygun karar ne ise o verilmiş , füze kalkanı projesine girmeseydik asıl o zaman bizim için kötü olurdu, ülkemiz hava ve füze savunma konusunda zaten çok geri kalmış durumda, acemlerle ruslar darılacak diye hem böyle bir kabiliyetten yoksun kalıp hemde natoyla ters mi düşseydik..
Maalesef ülkemizin acı bir gerçegiki hangi parti gelirse gelsin Abd israil tarafından belirleniyor yapacak bir şey yok
Ülkemizde kurulan tüm partileri abd mi kuruyor yoksa oy kullanan 40 milyon insanin basinda abd nin adamlari durup illa bu partiye oy vereceksiniz mi diyor.
Ne zamandan beri böyle?
Atatürk ile mi başladı? İnönü ile mi başladı?
Dünyanın gözü önünde canlı yayında İsrail cumhurbaşkanına "siz katilsiniz, çocukları öldürmeyi iyi bilirsiniz" deyip morartan Tayyip Erdoğan da mı İsrail tarafından belirlendi?
Yanlışlık mı yapmışlar? Yoksa kendi cumhurbaşkanlarına hakaret edilmesi için mi seçildi?
Menderesten yani soğuk savaştan bu yana böyle
en azından ikidara gelen partinin orada tutulmasının ve götürülmesinin tezgahlandığı açık
Adnan Menderes,12 eylül.hatta 28 şubat ve Bülent Ecevit örnek verilebilir
NATO yu ve dolayısıyla darbeleri tezgahlandığı ileri sürülen gladio'yu Türkiyeye getiren ve ilk mağduru olan Menderestir
İsraille takışma olayı NATO müttefiki olan Yunanistanla çatışmamıza benzetiyorum
ABD tarafından İsrail hükümetini dizginleme ve yola getirme konusunda bizzat tezgahlamış olabilir
en iyi ihtimalle gözyumulmuştur.
israil hükümeti Filistine karşı olan aşırı tutumuyla ABD nin Ortadoğu planlarına engel olmaya başlamıştı..azıcık burnu sürtülünce
bakın Filistin konusu bugün gündemde değil.
İlginç bir çelişki olarak İsrailin sayılı düşmanlarından Suriye içsavaş halinde, yönetim devrilmek üzere ve sırada başdüşman İran görünüyor.diğer israil düşmanı Kaddafinin devrilmesini hiç saymıyorum
israile çıkışır görünen Türkiye ise israilin düşmanlarının temizlenmesinde ve arkasında israilin oldugu iddia edilen Kürt devletinin kurulmasında başrolde.
tuhaf değilmi ?
israil hükümeti Filistine karşı olan aşırı tutumuyla ABD nin Ortadoğu planlarına engel olmaya başlamıştı..
abd ile israilin kesinlikle ama kesinlikle planları ve çıkarları ayrı olamaz, abd nin israile sadece tavsiyesi yerleşim yerleri konusundadır, onun haricinde filistin konusunda da bir anlaşmazlıkları söz konusu değildir!!
abd ile israilin kesinlikle ama kesinlikle planları ve çıkarları ayrı olamaz, abd nin israile sadece tavsiyesi yerleşim yerleri konusundadır, onun haricinde filistin konusunda da bir anlaşmazlıkları söz konusu değildir!!
Niye olmasın.
en azından yöntem konusunda..Obama israil hükümetiyle anlaşamıyor. .
İsrail bilinen adıyla BOP planına göre 1967 öncesi topraklarına çekilecek ve Filistin devleti kurulacak.
Filistinde İsrail devletini tanıyacak.
Geçen seneye kadar Netanhayu hükümeti 1967 sınırlarına çekilmeyi kabul etmiyordu..
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 1967 sınırlarını esas alacak şekilde Filistin tarafıyla görüşmelere yeniden başlamayı kabul ettiği iddia edildi. İngiliz Daily Telegraph gazetesinin adı açıklanmayan İsrailli bir yetkiliye dayandırdığı habere göre İsrail, ABD Başkanı Barack Obama tarafından geçtiğimiz mayıs ayında getirilen teklifi kabul ediyor. Buna karşılık Filistin’in İsrail’i bir “Yahudi devleti” olarak tanımasını istiyor. İsrail’in bu şartları kabul etme noktasına gelmesinde Filistin’in eylül ayında BM’ye tam üyelik başvurusu yapmaya hazırlanmasının da etkili olduğu vurgulandı.
Ne olduda kabul etti dersiniz?
Ayrıca İran konusuda var..Anlaşıldığı kadarıyla israile kalsa bugun İrana saldıracak
ABD ise işi başka yöntemlerle hallediyor..iç ayaklanmalar gibi