Tarihin Evleri Arasından Türkiye’deki 10 Arkeoloji Müzesi
Arkeoloji, materyal kültür üzerinden insan davranışının ve yaşayışının nasıl değiştiğini inceler ve arkeoloji müzesi, bu incelemeye ev sahipliği yapar. Yüzyıllar öncesinden günümüze çıkarılan buluntular bize tarihin akışının, önemli noktalarının, kendi yaşamlarımızın bilgisini sunar. Hele Türkiye gibi birçok uygarlığın doğumunu ve sonunu görmüş, kendi topraklarının tarihini hala kültüründe çeşitli ögelerle yaşatan bir bölgede arkeolojinin önemi malum. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın izleriyle Türkiye’deki arkeoloji müzelerinde tanışmak, lahitlerden bilinen en eski aşk şiirine kadar tarihe birçok buluntu aracılığıyla tanık olmak mümkün. İster bir gün, ister bir hafta sonu yolunuzu düşürün diye aklınıza bu kadar yolu bunun için mi geldiğinizi düşürmeyecek arkeoloji müzelerini derleyerek size bir kültürel miras turu için fikir vermek istedik biz de. Türkiye’deki arkeoloji müzelerini aşağıda okuyabilir, boş bir vaktinizi hangisine ayırmak istediğinize karar verebilirsiniz.
6. Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesi
Suriye, İç Anadolu ve Mezopotamya kesişiminin mirasını yaklaşık 30.000 eserlik koleksiyonu ile yaşatan Kahramanmaraş Arkeoloji Müzesi’nde, zengin bir müze deneyimi yaşayabilirsiniz. Söz gelimi Direkli Mağarası ve buradaki kazı çalışmaları, birebir canlandırma ile müze içinde sunuluyor. Egzantrik sergilerden bir diğeri, MÖ 1400’lerden kaldığı saptanmış, Kahramanmaraş’taki kazılarda bulunmuş iki kalıntısı – küçük olan vitrinde sergilenirken, büyük olan restore edilip ayaklandırılmış haliyle izlenebilir. Mozaik ve Taş Eserler sergi salonları da görülmeye değer.
Ziyaret: Her gün, kışın 8.00-17.00, yazın 8.00-19.00 arası. Giriş bileti 6 TL, Müzekart+ geçerli.
Maraş'da bulunan Tarhunpiyas Mezar Steli, yurt dışına kaçırılan kültür hazinelerinden biridir. Louvre Müzesi'nde sergilenen bir diğer Maraş eseri de 'Tüccar Steli'dir. Bazalttan yapılan stel, Geç Hitit sanatının en kıymetli eserlerinden biri olup M.Ö.8. yüzyıla tarihlenir.
Maraş, en önemli Geç Hitit Krallıkları' dan biri olan Gurgum'un başkentiydi. Mezar stelinde çocuk Tarhunpiyas annesinin dizleri üzerinde dururken sandalye de oturan annesi de bacaklarından tutmaktadır. Tarhupiyas bir elinde taş kalemi tutarken boşlukta da bir yazı tableti tasvir edilmiştir. Aramiler ve Asurlular stelin yapıldığı dönemde bu tarz yazı tabletlerini kullanmaya başlamışlardı. Daha önce kullanılan levhaların yerini alan bu yazı tabletleri, aynı zamanda çivi yazısından alfabetik yazıya geçişin de ilk işaretleridir. Bir şahin(?) iple bağlı olup ipin ucu Tarhupiyas'ın sol elindedir. Her iki figür de kısa kollu,kenarları örmeli entari gitmektedirler. Kadının başında ayrıca bürgü bulunmaktadır. Sahnede görülen dikey çıtalı tabure, bu tarz stellerde nadiren karşımıza çıkan bir mobilyadır.
Stelin hem stil hem de ikonografik özellikleri Tarhupiyas'ın elit bir sınıfa ait olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Maraş'da bulunan stel, Geç Hitit devletlerinde toplumun sınıflı olduğunu ve en azından elit kesimin okur-yazar olduğunu göstermektedir. Tarhupiyas'la ilgili objeler son derece dikkat çekicidir; Tablet ve taş kalem eğitimli olduğuna, şahin ise onun ayrıcalıklı konumuna vurgu yapmaktadır.
Eski Doğu kültüründe şahin, atmaca gibi vahşi kuşlarla avlanma elit kesime mahsus en değerli avlanma yöntemlerinden biriydi. Tarhunpiyas Steli, yırtıcı kuşlarla avlanma temasının seçildiği en eski sahnelerden biridir.
Son olarak değinmek istediğim husus sahnenin üzerinde görülen hiyeroglif yazıdır. Burada hayatını kaybeden Tarhunpiyas'ın adı yazılıdır. Hiyeroglifte kullanılan dil, Luvi dilidir. Hitit çivi yazılarında M.Ö.2. binyılın ortalarında Luviya adında bir ülke olduğu belirtilmiştir. Luvice Anadolu'nun yerli halklarından biri olarak kabul edilen Luvillerin dilidir. Anadolu'nun en eski dillerinden biri olan Luvice, yine Anadolu'da konuşulan Likya, Karya ve Pisidya dilleriyle de akrabalık gösterir.