Yıpranma açısından olabildiğince düz akslarda hizmete verildikleri doğru. Çünkü eski tramvay şebekesinin üzerine neredeyse birebir giydirilmiş bir sistemden ibarettiler (Yedikule ve Levend şubeleri hariç). Ancak yol üzerindeki çok sayıda 60, 75 ve 90 derecelik kavşaklarda da senelerce zorlandılar: Levend giriş-çıkışı, Zincirlikuyu ve Esentepe sapakları, Taksim anıtı ve Gezi etrafı, Ömer Hayyam, Tepebaşı, Şişhane sert dirsekleri, Yenikapı U dönüşü, Büyükreşitpaşa-Lâleli makası, Salkımsöğüt ve Sirkeci girintileri, Ebusuud yolu girişi, Eminönü, Köprü katılımı, Bahçekapı-4. Vakıf Han dolanımı, Bankalar-Voyvoda rampası çıkışı, Gümüşsuyu kıvrımı, Beşiktaş Barbaros kavşağı, Akaretler bayırı, Saraçhanebaşı ve Belediye kavşağı, Pangaltı sağlı sollu girişleri, Nişantaşı dönemeci vs... Buraları araçların ömürlerini kısaltmasa da verim süresini sekteye uğratan mecburi düğümlerdi.
Troleybuslerlerle ilgili yorumlari okuyorum.Benim o zamandaki gozlemlerim,birincisi troleybuslerimiz yokuslarda son derece ivmeli ama duz yollarda belli bir suratin uzerine cikinca vibrasyonu fazla olan araclardi. Rampasi cok olan Istanbulumuz icin son derece uygun vasitalardi.Bir de "boynuz çıkmasi" denilen hadiseler omasa idi gercekten cok uygundu.Trafikte eğer kendi havayi hattinin altinda kalabilselerdi ve boynuzlarin ucundaki o alet asinmamis olsa idi bir sorun yasamiyacaktik. Tabii ki troleybuslerin cok asinmamasinda o zamanki Istanbul buyuklugu, sefer yapilan yerlerin birbirine uzakligi ve halkimizin araçlara karsi biraz daha duyarli olmasinin da etkisi fazla idi.Ilk troleybusler geldiginde yumusak otobus koltuklarina alismis olan bizler,troleybusun o fildişi renkli ,sert koltuklarini garipsemistik.Ama hakli imisler,Mercedes ve Magiruslarin o guzelim kirmizi uzerindeki siyah damarli rahat koltuklari,Skodalarin iki ayri ton renkli kahverengi koltuklari son zamanlarda kesilmeye baslanmisti.Troleybuslerde boyle bir sorun yoktu.Bir de biletci faktoru var.Biletciler arkada oturup araclarin o kismini kontrol edebilirlerdi.
Bu güzel troleybüslerin hepsi mi hurda oldu? Acaba taşıt müzesinde var mıdır bir-iki tane?
İstanbuldaki vazifelerini tamamladıktan sonra hepsi İzmire gönderildiler. İzmirdede belirli bir süre çalıştıktan sonra, hepsi İzmir körfezinin serin sularında bu kez balıklara yuva olma görevini üstlendiler. İstanbulda hatıra olsun diye ayrılmış bir treleybüs yok, İzmirde varmı bilmem. Gerçi bu konu tarihleriyle da önce anlatılmıştı.
Tosun ne olmuştu bu arada
Ilk troleybusler geldiginde yumusak otobus koltuklarina alismis olan bizler,troleybusun o fildişi renkli ,sert koltuklarini garipsemistik.
1970'lerin ikinci yarısından itibaren elden geçirilen 85 kadar 1951-52 model Büssing 500 ve 6000 modifiye modellerinin (U-2D'lerin) koltukları da bu şekilde tasarlanmıştı. Ah bir de o ani frenlerde insanın poposunun kayma hadisesi olmasaydı. Uzun süreli yolculuklarda (şehiriçindeki kırkbeş-elli dakikalık seyahatlerde mesela) ciddi anlamda insanı rahatsız ederdi bu koltuklar, sünger şiltelerin rahatlığı bunlarda yoktu. Sık sık oturma şeklinizi, konumunuzu değiştirmek durumunda kalırdınız, ama İdare açısından da üstadın dediği gibi uzun ömürlü idiler.
bunun dışında Şişhane yokuşu ve Tünele çıkan yokuşlar var. Ehh Gülhane yokuşunun, Laleli yokuşunun ve her iki yönden Saraçhaneye çıkışların da çok düzayak olduğu söylemez
Evet bu akslar da hatırı sayılır derecede yokuşlu yollardır ancak kısa mesafeli yokuşlardır bunlar. Aralarında en uzun ve en dik yokuş yine Dolmabahçe Yokuşudur.
1970'lerin ikinci yarısından itibaren elden geçirilen 85 kadar 1951-52 model Büssing 500 ve 6000 modifiye modellerinin (U-2D'lerin) koltukları da bu şekilde tasarlanmıştı
Akin Ustadim,ben Levent -Karakoy arasinda seyahet ettigim ve bu bolgede Bussing ler olmadigi icin bilemiyorum.Ama frenlemelerde popo kayma hadisesine biz troleybus kullananlar uzun sure alisamamistik.Hele troleybuslerin sert ve gıcırtılı frenleri tam bir kabus oluyordu.Ama güzeldi be ustadım
Evet bu akslar da hatırı sayılır derecede yokuşlu yollardır ancak kısa mesafeli yokuşlardır bunlar. Aralarında en uzun ve en dik yokuş yine Dolmabahçe Yokuşudur.
Aslında Çağatay'ın Dolmabahçe yokuşu olarak isimlendirdiği yol, Gümüşsuyu Caddesi olarak adlandırılan ve Ayaspaşa semtini güneyine alarak kıvrımlı bir geometriyle Taksim meydana ulaşan geçmişi oldukça eskiye dayanan bir bayırdır. Bu caddenin profili bundan bir ve iki asır evvelinde çok daha keskin. Öyle ki, dolanmadan sahille buluşan bir dik üçgen şeklinde. Hipotenüsü oluşturan kısmı, yani cadde yüzeyinin tabanı şimdiki Vakıflar İdaresi önünden başlayarak, Gümüşsuyu askeri hastahanesi ile kışlayı (İTÜ kampüsü) soluna, Alman Konsolosluğu'nu da sağına alacak şekilde dik ve insanı çok yoran bir formatta uzanıyor. O senelerde motorlu taşıt trafiği olmadığı ve yolun zaten kuzey kesimi Ayaspaşa mezarlığı olduğu için bu sıkıştırılmış toprak yolu kullananların sayısı oldukça az.
(+) (1819-Kauffer&Bocage haritası, Plan de la Ville de Constantinople et de Ses Faubourgs-63.0x52.0-Paris)
Üstte kırmızı ile gösterilen düz ve keskin aks, "Gümüşsuyu-Ayaspaşa yolu"nun ilk nüvesidir. Mavi bant sahilyolu, sarı güzergâh ise Cadde-i Kebir'dir.
Zaman içinde Taksim meydanı önplana çıkıp Ayaspaşa giderek dolmaya ve meydanın sahille irtibatına alternatif gerektiği zaman bu yola topografyaya uygun bir eğim ve kurp verdiriliyor. Bu şekilde yol biraz daha uzuyor ama meyil de nisbeten yumuşatılmış oluyor. Gazhane Bayırı olan (daha da alt kesimlerde Müneccim Kuyusu mevkii olarka bahsedilen) adı Gümüşsuyu olarak değişiyor. Mozaik parke döşeniyor ve varyant geometrisine uygun bir şekil alıyor. İşte ardından Müneccim Kuyusu bölgesi park haline getirilip taraçalandırılıyor, üzerine seyir terasları inşa olunuyor.
Sanırım 1970 öncesi olaykları arasında Tophane de sıkışmış olan iki troleybüs görülüyor. Resmin sol tarafında hareketli bölgeden uzaklaşmaya çalışan bir de skoda otobüs görülüyor.
Resmin tam yeri Tophane'nin önü, karşıda alt kısmı görünen yapı da muharip gaziler cemiyeti binası.