Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3
unals
14 yıl önce - Çrş 23 Şub 2005, 03:06

o zaman ekmek bulan askerler kendini sansli hissediyorlarmis...Annemin dedesi 12 yil savastiktan sonra geri donmus koyune, koyden giden 7 kisiden donebilen tek kisi olarak, o anneme kucukken anlatirmis: Cogu zaman uzerine tuz ekip ot yedik diye...
filmin fragmanini bile izlerken tuylerim diken diken oldu...acaba filmi izlerken nasil olurum....


Ali Riza

14 yıl önce - Pts 21 Mar 2005, 17:28

Arkadaşlar, bu belgeseli gören oldumu (elbette olmustur) Düsünceleriniz nedir?
Yazarsaniz memnun olurum.

Hollandaya insallah gelirde ve bizde gideriz.


Gökhan Gök

14 yıl önce - Çrş 06 Nis 2005, 14:37

Kanlisirt taki mitralyöz

Bir bölük Kumandaninin hatirat defterinden;

Kanlisirt taki düşmanin ileri siperlerinden birinde tek bir mitralyözü vardi ki,
Firkanin bütün cephesini taciz edip duruyordu. Daha ikmal edilememiş siperlerden bazilari
Bu mitralyözün ateşi altinda idi. Ara sira aci haberler aliyorduk: üçüncü bölüğün emir eri sipere gelirken vurulmus. Dördüncü mangadan bir nefer şehit olmuş... Yüzbasi yaralanmis , artik bu mitralyöz bizim icin meşum olmaya başlamısdı.
Hatta bombalardan, torpillerden daha meşum! çünki bu silahlarin az çok mizacini biliyorduk. Mesela büyük torpil makinesi haftada iki gün bizim cephemizi ziyaret ediyordu.
Bombalar daha ziyade akşamdan sonraki ziyaretçilermiz meyanina dahildi. Velhasil daimi bir ülfet neticesi olarak harbin kendisine mahsus itiyatlarini öğrenmis, ruhumuzda bir huzur ve sükun tesis edebilmiştik. iste kanlisirt taki melun mitralyöz bizim bu kiymetli asayişimizi ihlal ediyordu. Gece toplanmis konusuyorduk. Devamli yaptigimiz musahabe bu ugursuz nokta üstünde deveran ediyordu:
-Eey.. Bu mitralyöz tahrip edilmeyecek mi?
-Siperler yakindir, topçu ateş edemez.
-Bir hücum yapsak!
-Kumandan müdafaada kalmayi tercih ediyor.
-Sen ne dersin ha Mustafa çavus, can sikmaya baslamadimi bu mitralyöz?
O, cevap vermedi. Derin derin düsünüyordu; fakat doğrusu ya en babayiğidimiz de kendisi idi. Bahis değismek üzere iken Mustafa çavus bir heykel gibi karsimiza dikildi:
”Ben bunu gidip getiririm” dedi.
”Satmiyorlarmiş galiba!…” diye latife ettik. Arkadaşimizin bu sözü ciddi söylediğine kani değildik. Fakat o hiç tavrini bozmadi. Gülümsedik bile. Yanliz kendini siperin üstüne firlatti. O zaman anladik ki hakikaten mitralyözü almak icin gidyor. Kendisini en çok seven iki hemşerisi arkasindan koştu. Biraz sonra bu üç asker, diğer bütün gecelerden daha korkunç, daha siyah bir gecenin enginlerine doğru kayip gitmişlerdi. Hepimiz asabiyetten, heycandan sararmiştik. Avuçlarmizdaki tüfekleri sikiyorduk. şu dakika hücuma kalkmak için öyle dayanilmaz bir arzu duyorduk ki... Hey ya Rabbi eğer gidenler gelmeyecek olurlarsa!...
Bu sefer orda kalsak bile ey Kanlisirt taki düşman mitralyözü artik sen yerinden oynamiştin!
Kulaklarimiz toprağa yapişmiş, Karanliklar içinde gittikçe artan kurşun seslerini, bomba uğultularini dinleyerek tam bir çeyrek bu vaziyette bekledik
Inanilmaz şey! Mustafa çavus arkasinda bir mitralyözle geliyordu. Yaninda bir kişi vardi. Sonra anladik ki: üç arkadaş, görünmeksizin ilerlemişler mitralyözün bulunduğu siperin içine atlamişlar bir kaç süngü darbesinden sonra büyük bir baskin verdiğini zanneden düşman dağilmaya başlamiş, Mustafa çavus mitralyözü omuzlamiş dönerken arkadaşi alnina isabet eden bir kurşunla şehit düşmüş.
Mustafa çavus, arkasinda zaptettiği mitralyöz, gözleri yaşla dolu yanimiza geldi. Kaybettiği arkadaşinin teessürüyle titreyen bir sesle ve kendi şivesiyle:
”Alun şu ugursuzu” dedi. ”Bana pahaliya oturdu!”
(Kendisi Aksher in Karapinar nahiyesinden Mehmet oglu Mustafa)
Harp Mecmuasi Sayi:9, s 138-139



En son Gökhan Gök tarafından Çrş 06 Nis 2005, 15:23 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Gökhan Gök

14 yıl önce - Çrş 06 Nis 2005, 15:19

Türk anasi ne düşünüyor?

"... Zavalli valide ciğerparesini bir daha kokladi. Dedi ki: Hüseyin... dayin şibka da, baban
Dömek de ağalarin da sekiz ay evvel çanakkalde de yatiyorlar. Bak son yongam sensin!
Minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun, öl de köye dönme. Yolun şibka ya uğrarsa dayinin ruhuna Fatiha okumayi unutma! Hadi oğul, Allah yolunu açik etsin"


"Milleti doğuran da ana, yaşatanda da."
(harp Mecmuasi sayi 17, s. 267,269.)


Yusuf İpekçi
14 yıl önce - Çrş 06 Nis 2005, 16:48
Çanakkale Savaşı'na farklı bir bakış....


Merhabalar arkadaşlar. Aslında bu, forumdaki ilk yazım olacak.

Geçenlerde elime çanakkale savaşını anlatan şu "gelibolu" filmi ile ilgili bir yorum geçti. Filmi izlemedim, ama yorum beni etkiledi... filme verip veriştiriyordu, ve güzelce yazılmıştı. Herneyse, paylaşmak üzere bir mail grubuna attım ve şu cevapları alarak şoke oldum:

Buğra Çeteci:
wala gelibolu'yu izlemedim ama şu yorumları
okumaya
başlamak gibi bir hata ettim.burda yapıştırılmış
olan
yorumda pek objektif gelmedi bana ve okumaya
katlandığım yere kadar olan kısımla ilgili bişey
söyleyim bari.o dönemde ele geçen mektupların
çoğunluğunun anzaklara fln ait olmasının nedeni
bizim okuma yazma oranımızın %3-4 olmasıyla
alakalı.bide bu bir savaştı sonuçta mozambiktede
olsa
savaş geliboludada olsa savaş.kahramanlığa fln
gerek
yok.herkesinde belirttiği
kadarıyla(paşalar,devlet
erkanı) savaş karşıtlığı ile ilgili bir belgesel
bu.yaşanan acıları anlatıyor.anzakta insan
bizimkide
insan.

böyle bişeyler işte.
saygılar...

emre yüksel:
1-Çanakkale'de savaşanların önemli bir kısmı yüksek tahsilli Vatansever gençlerdi,ve maalesef büyük çoğunluğunun Çanakkale'de şehit olmasından dolayı bu eğitimli ve vatansever kitlenin eksikliği Cumhuriyet kurulduktan sonra her alanda hissedilmiştir.
2-"bu bir savaştı sonuçta mozambiktede olsa savaş geliboludada olsa savaş.kahramanlığa fln gerek yok" bu ne demek yahu,nasıl bi zihniyet bu sözü söyleyebiliyor! Bu sıradan bir savaş değildi arkadaşım, bir milletin toprağını korumak,şeref ve haysiyetini kurtarmak için en verimli çağındaki kişileri feda etmesiydi, dünyada yapılan en büyük KAHRAMANLIKlaradan biriydi.
3-"savaş karşıtlığı ile ilgili bir belgesel bu" Çanakkale Zaferi savaş karşıtlığı için nasıl örnek teşkil eder ya!! Bilmeyenlere duyrulur Çannakkalede olan vatan toprağını savunmaktır!!

Yakında Anzaklara soykırım yapılmış da derler, ama kimse onların bizim topraklarımızda ne aradığını sormuyor nedense!!!

Candaş:
abi osmanli devleti zamanindan bahsediyoruz farkindamisin ne yüksek tahsili orada ölenlerin sayisi toplam okuma yazma bilenlerin sayisindan fazlaydi nerdeyse. Ayrica sen neden bahsediyosun ya hangi savaştan? Ne vatan topraği korumasi bahsettiğin savaş birinci dünya savaşi. Birinci dünya savaşinda senin işin amacin ne? Geç kalinmiş sömürgeciliğe biyerden bizde tutsak diyerek başlama çabasimi ne? Sen o vatan topraklarini kahramanliğinla mucizelerle mi kazandin sadece? Yoksa alman ortağinin sen savaş dişi kalma diye sana verdiği düşmaninkinin iki kati sayidaki makineli tüfeğinlemi? Senin o kahraman askerlerinin tek komutani atatürk müydü yoksa başlarinda alman generallermi wardi? Neyin kahramanliği bu? Bu kahramanlik dediğin ozaman ne için olduğunu bile anlamadiklari bir savaş uğuruna ölen yüzbinlerce gencin anneleri üzülmesin diye

Kahramanlik diyerek savaşi göklere çikaracaksan bari gerçekten asil bi amaç uğruna olan bi savaşi kullan (kurtuluş savaşi gibi)

***************
böyle bir konuşma... İsim vermemin nedeni, hem bu forumda böyle olması, hem de bu arkadaşların fikirlerini bir mail grubuna gönderdiklerine göre, isimlerinin belirtilerek alıntı yapmanın daha doğru olacağını düşündüm...

Ben çanakkale savaşı hakkında derin bilgi sahibi biri değilim. Fakat bu konuşma ardından bir araştırma yapmayı düşünüyorum. Lakin, tüm kitaplar, belgeler ne kadar harika olduğumuzdan, kaç mermi harcandığından, kaç kişi öldüğünden falan bahsediyor. Dolayısıyla, bu konuyu foruma taşımayı ve siz çok değerli ve bilgili arkadaşların fikirlerinden istifade etmeyi ve bu istifa edeceğim bilgileri de yaymaya çalışmaya karar verdim.

Şimdi... Çanakkale Savaşı'nı konuşalım biraz... ama gerçek istatistiksel bilgilerle, kaynaklarla... destekli ve mümkün olduğunca objektif bir şekilde... yukarıda alıntı yaptığım arkadaşların 3'ü de yorumsal yazılar yazmışlar ve bir kaynak yok. biri %4 okuma oranından bahsederken, biri çanakkale'de en aydın kişilerin öldüğünü söylüyor... Hangisi doğru merak ediyorum... ve çanakkale bir kahramanlık mıydı da.

Hiçbirşey bilmeyen birilerine (veya hangi taraflı düşünüyorsanız, size tam zıt düşünen bir tarafa) İKNA edici bir tavırla, uslupla ve dayanaklı, kaynaklı postlarınızı bekliyorum. Amaç sinir boşaltmak, sırf fikrini "belirtmiş olmak" olmasın... "ya bu candaş da vatan haini, kesmek lazım böylelerini" felan gibi postlar da olmasın. Kaynak oluşturabilecek bir yazı dizisi oluşturalım inşallah...

Yazılarınızı dört gözle bekliyorum. İstediğiniz gibi yazın, okuma yazma oranından... osmanlı'nın 1.dünya savaşına girişinden... kahramanlık-değil muhabbetinden. Neyse yazın bişeler işte, akıl veriyor gibi olmayayım... saygılar



Yusuf İpekçi
14 yıl önce - Çrş 06 Nis 2005, 20:09

Ben yukarıdaki yazıyı ayrı bir konu olarak açmıştım ama, admin buraya koymayı uygun görmüş. Amacım filmi eleştirmek değil, savaşı eleştirmek ve bilgi paylaşımı olduğundan buraya koymamıştım... Ama admin (hangisi bilemiyorum) böyle öngördüyse saygı duyarız...

Madem yazım buraya taşınmış, öyleyse yukarıda bahsettiğim film yorumunu da belirtmek durumundayım... İşte yukarıdaki cevaplara neden olan yorum... sizden de görüşlerinizi bekliyorum (ne yazıkki ben de izleyemedim filmi onun için, şu anda sadece aracı durumundayım)


GELİBOLU, GALLİPOLİ VE ÇANAKALE, DARDANELS OLUR MU ?



Bizim Gelibolu diye bildiğimiz! Ama belgeseli hazırlayanların inatla üzerinde durarak belirttikleri "GALLİPOLİ" adlı yapıtı televizyonlarda gördüm. Ankara'da galası yapılan belgeselin çıkışında devlet erkanı açıklama yapıyordu. Bakanlar, emekli paşalar. Hepsi filmin güzelliği ve savaşa karşı bir duruş sergilediği hususunda hemfikirdi.

İsminin neden "İngilizce" olduğunu kafama taksamda yine duramadım ve Gelibolu bizim, gidip görelim dedim. Ben bir destansı Çanakkale filmi beklerken kendimi o ruh havasına sokup en ufak bir 'Allah Allah' sesinde ağlamayı düşlemişken nelerle karşılaştım?



Bir ANZAK çok rahat bu filmi gördüğünde hüngür hüngür ağlar. Dedelerinin yaptığı işin nasıl bir destansı hikaye olduğunu düşünür! Bir Anzak annesi bu filmi gördüğünde nasıl aslan parçaları yetiştirdiğini düşünür!


Film tamamıyla yanlı hazırlanmış ama tutulan taraf emin olun bizim taraf değil! İşin garibi filmi(belgeseli) hazırlayanlar TÜRK! Ne yazık ki belgeselde bunun haricinde Türk ile alakalı "dişe dokunur" bir şey bulmak neredeyse imkansız! Türkler! tarafından başta Türkiye'de gösterilmek üzere hazırlanan bu Türk destanını belgesel haline getirmede kullanılan kaynaklardan(müzelerden) sadece bir tanesi Türk müzesi. Sanki Çanakkale savaşı Avustralya'da veya İngiltere'de yaşandı?





Peki. GALLPOLİ belgeselinde gözümüze takılan ve kafamızda soru işaretleri haline gelen sahneler neler? Başta da belirttiğim gibi filmin 'adı', 'künyesi', her şey 'İngilizce'- Film asker mektuplarından oluşuyor. Fakat mektupların çoğunluğu 'ANZAK' askerlerine ait. Oran neredeyse 3/1 şeklinde. Yer verilen Türk askerlerinin mektupları da 3-4 asker etrafında dönüyor ve sanki onlar da özellikle
seçilmiş! izlenimi veriyor.


- Belgeselde "şehit" kelimesi sadece 2 kez geçiyor.


- Atatürk sıradan bir komutan görünümünde 2 defa görünüyor. Oysa Atatürk Çanakkale'de aslanlaşmadı mı?


- Seyit onbaşı'ya 1 saniyeden az yer verilip hiç söz edilmezken 'Oliver Cumberland' diye sıran bir Anzak askeri'ni neredeyse 10 kez ekrana getirip kız arkadaşına kadar tüm hayatını anlatıyor.


- Tam anlamıyla Türk askerlerinin aslanlaştığı Çanakkale'de Seyit Onbaşı'ların, Yahya Çavuş'ların yerini Oliver Cumberland'ler ; "Canım Anneciğim", "Kıymetli Valideceğim" diye başlayan mektupların yerini de "Dear Yuna(Sevgili Yuna)"lar almış.


- Türk askerlerinin mektuplarında (her halde çok aramıştırlar) sanki o yiğitler "para için savaşan, para biriktirip eşiyle balayına gitmeyi düşleyen" paralı askerler imajı çiziliyor.


- İşgal askerlerinin çıkartma yaparken (yani Türk topraklarını işgale hazırlanırken) yurdunu müdafaa eden Türk askerleri tarafından öldürülmesi bir katliam gibi yansıtılıyor.

- Seslendirmeler tamamen birer psikolojik savaş ürünü, Türk tarafının kayıpları verilirken 'ses seviyesi' düşük ama Anzakların kayıpları verilirken ses birden artıyor, vurgu değişiyor, tonlama duygusallaşıyor.


- Anzak askerleri o kadar duygusal gösterilmeye çalışıyor ki canlandıran bir sahnede savaş kalıntılarını gezen bir Anzak askerinin, 24 Anzak askerinin topluca öldüğü yerde parçalanmış bir Anzak çantasından çıkmış bir 'bayan eldiveni', bir 'çocuk ayakkabısı' dikkatini çekiyor. Yani savaşa gelen ve ailesinin eşyalarını yanında getiren Anzak askeri öyle duygusal ki... Ama onu öldüren kim? Doğrudan söyleyemediklerini dolaylı yollardan bilinç altımıza sokmaya çalışıyorlar!


- Film kendi içinde çelişiyor. Şöyle ki belgeselin genelinde zorluk çeken, sıkıntıya göğüs geren taraf 'işgal kuvvetleriymiş' gibi gösterilirken bakıyoruz ki o zorluk içindekiler "anadan doğma" bir şekilde biçimde denizde (Hiç zorluk çeken, yanı başında her saniye arkadaşı ölen asker denize girip eğlenir mi? ) at üstünde yüzüyor. Ve Türk askerleri o denizde yüzen, eğlenen o askerlerin üzerine ateş açıyormuş!


Sanki Türk askerleri Antalya plajında yüzen turistlerin üzerine ateş açıyor!!!...?


- Gösterilen haritalarda da Gelibolu yerine Gallipoli, Çanakkale yerine Dardanels yazıyor. Galiba hiç Türk haritası bulamadılar. Endişeleri yurt dışındakilerin anlamasıysa biz de şöyle sorabiliriz; haritada yerin bilmediğin bir yere nasıl saldırırsın? Yani belgeseli hazırlayanlar merak etmesinler Avustralyalılar da İngilizler de Gelibolu'nun yerini gayet iyi bilirler!


-Konular anlatılırken (unutmayın filmi yapanlar Türk) Türklerden bahsedilirken "onlar" deniyor, 'onlar' biz isek filmi yapanlar kim? Çok ilginç!


- İngiliz mezarlarının sürekli şekilde hüzünlü müziklerle gösterilmesi belgeseldeki ilginç ayrıntılardan!


- İngiliz savaş bakanlığının ihmalleri olup olmadık yerlerde tekrar tekrar devreye sokularak sanki bir talihsizlikler silsilesi sonucu savaş kaybedilmiş izlenimi veriliyor. Acaba belgeseli hazırlayanlar 'KEŞKE' şöyle yapsaydınız mı demeye getiriyor?


- Bize her ne kadar film Türkler tarafından hazırlanmış denilsede filmin oluşmasında bilgilerine başvurulan "Danışmanlardan"( Les Carlyon, Kenan Çelik, Ashley Ekins, Peter Hart, Norman Itzkowitz, Christopher Pugsley, Peter Stanley, Nigel Steel,) sadece bir tanesi TÜRK. O da 2000 yılında kendisine Avustralya hükümeti tarafından "Order of Australia" (Avustralya Devlet Madalyası) verilmiş ve bir süre Avustralya Savaş Müzesi'nde çalışması sağlanmış bir turist rehberi. Çok ilginç!


-Aslında yönetmenin yani Tolga Örnek'in özel hayatı bizi ilgilendirmez ama film bu halde olunca onun da Robert Koleji mezunu olduğu söylemeden geçemeyeceğiz. Bunu söylerken bu kolejin geçmişini ve yetiştirdiği bazı kişileri hatırlıyoruz o kadar!


Bir kahramanlık destanı'nı izlemeye gittiğimiz bu Türk! Yapımı belgeselin bir psikolojik savaş ürünü olduğunu düşünüyorum. Tıpkı 'Metal Fırtına' adlı kitap gibi. Bir nevi bu bilme 'Metal Fırtına 2' diyebiliriz.


Filmde üzerinde durulması gereken bir konuda - ki hazırlayanlar bununla övünüyor- filmin savaşın kötü yanlarını ortaya koyduğu düşüncesi! Evet film savaşın kötü yanlarını - acaba iyi yanları var mı?- tüm açıklığı ile ortaya koyuyor!


Filmde salgın hastalıklardan, bağırsak enfeksiyonlarından,dizanteriden, uyuz sineklerden bahsediliyor. Bu sahnelerden çıkardığımız sonuç veya çıkarmamızı istedikleri sonuç sadece bir kurşunla ölmek yok, savaşırsan böyle pislik içerisinde yaşarsın, salgın hastalıkların pençesine düşersin. Yani savaşma! Tamam savaşmayalım ama sadece biz Türkler mi savaşmasın?


Filme ilgi yüksek, (özellikle insanlar ufacık çocuklarını getiriyor tarihlerini öğrensin diye ama...) yani Türkiye'de 1-2 milyon belki daha fazla kişi bu belgeseli izleyecek. Avustralya'da , İngiltere'de kaç kişi izleyecek? İlgileri ne kadar olacak? Yani hedef kitle Türkiye ve Türkler!


Filmde savaşın kötü yönleri tasvir edilirken Türk halkına, gençlere şöyle sesleniliyor; savaşma, kendini savunma, topraklarını koruma, bunları yaparsan sana saldıran ana kuzularını(!) öldürmek zorunda kalırsın, pislik içinde yaşarsın, dizanteri olursun!


Belgeseli hazırlayanlar şunun farkına varamamışlar: acaba oraya gelen Türk yiğitleri "bağırsak enfeksiyonunu" mu düşünüyor, o yiğitler ölümü göze almış -ki bizim için kutsal- dizanteri onlara ne yapsın?


Savaşın kötü yönleri anlatılırken yani insan dışkılarından ve dizanteriden bahsedilirken yapılmak istenen insanların bilinç altında bir pasiflik yaratma, savaşmaktan soğutma.


Tamam savaşmak kötü bunu aklı başında kimse savunamaz ama vatanı müdafaa ederken, namusunu korurken üstelik senin topraklarına saldırılmışken de mi kötü?


Bir sahnede düşman siperlerin önünde odun toplayan bir Türk askeri tasvir ediliyor. Anzak askerleri o kadar iyi insancıl ki(!) o Türk askerini öldürmeyip ona konserve atıyorlar. Yani Anzaklar insancıl! imajı yinelenirken yaralı Anzak askerlerini taşıyan (ki anıtı bile var) onların yaralarını saran Türk askerlerinden niye hiç bahsedilmiyor?


Bazı yerlerde de o kadar yuvarlak anlatımlar var ki anlamak gayet güç. Kendi dışkısı içinde boğulup giden bir asker tasvir edilirken onun Türk mü İşgal kuvvetleri askeri mi olduğunu anlamak oldukça zor.


Zaten anlatılan bazı olaylar bizim yaşam tarzımıza tamamen aykırı. Bizim için vazgeçilmez değerler vardır. Bunları şartlar ne kadar ağır olursa olsun yerine getirmeye çalışırız. Örneğin biz biliyoruz ki Çanakkale Savaşı'nda topluca namazlar kılındı, (fotoğraflarla sabit) Kuran-ı Kerim okundu. Pislik içinde olduğu iddia edilen insanlar (ifadeler yuvarlak olduğu için iddia diyorum) büyük bir temizlik gerektiren bu işleri nasıl yapabildiler? Bizim yaşam tarzımızda "anadan doğma" bin kişi birden denize girmek olmadığı gibi "devasa insan dışkıları" oluşturmak da yoktur!


Keşke belgeseli hazırlayanlar yuvarlak anlatımlar yerine bu tarz davranışların hangi tarafa ait olduğunu açıkça anlatabilseydiler!

Her halde Orhan Pamuk bu belgeseli izlerse Türklerin Çanakkale Savaşı'nda Anzaklara da "soykırım" yaptığını çok rahat söyler!


"Toplum mühendislerinin" elinden çıktığı belli olan, ll. Metal Fırtına vakası diyebileceğimiz "Gallipoli" de yapılmak istenenler şunlar mı?


- Anzakları, işgal kuvvetlerini acındırmak, haklı göstermek mi?


- Türk toprağı olan Gelibolu'yu işgal edilmiş gibi göstermek mi? Yoksa bu hala birilerinin dileğimi?


- Türklerin (vatan toprağını savunmak dışında sanki kötü bir şey yapmış ki) suçluluk(!) duygusuna kapılmalarına neden olmak mı?


- Anzaklar başta olmak üzere diğer İşgal askerlerini insancıl, duygusal birer ana kuzusu göstermek mi?


- Yiğit Türk askerlerini 'barbar', 'hatalı', 'acımasız', 'para için savaşanlar' olarak göstermek mi?


Yoksa bu belgesel bizden zannettiğimiz ama bizden olmayanlarca bizim adımıza bir nevi işgalcilerden 'özür dilemek' maksadıyla mı yapıldı?


Alp
14 yıl önce - Çrş 06 Nis 2005, 21:05

Bu belgeselde hala açıklayamadıkları tek şey ve halende kendi sitelerinde bunu savunan yazıları gördükçe kan beynime sıçrıyor...
Bulunan kayıtlarda Türklerin okuma yazma oranları düşük ve hiç olmadığı için mektup bulamamışlar onun için hikayenin konusu ANZAK lara kaymış...

Bak bak bak... Onun için mi Cerrahpaşa hastanesinin girişindeki mezunların isimlerinin yazılı olduğu tabelada 1914 yılının mezunlarının isimleri yok ve toplu olarak bir yazı ile belirtmişler.

1914 ---- > Vatanları için canlarını veren şehitlerimizin isim listesi diye.Yüzlerce tabip adı yazmaktadır.

Onun için mi bu savaşa "SUBAY SAVAŞI" adı verildi dünya tarih kitaplarında.Ne o biz mi bilmiyoruz SUBAYLARIMIZ OKUMA YAZMA bilmiyordu...
Ben o istediği mektupları ona binlerce kere gönderirdim.
Hiç yapamıyorsa babası Deniz Kuvvetleri komutanı olan Tolga Örnek Genel kurmaydaki arşivlere çok rahat ulaşabilirdi.


Arkadaşlar daha önceden verdiğim sözü yerine getirip CD isteyen arkadaşlardan adres istemiştim.Sizden ricam bu CD isteyenler ne olursunuz başlığı GALLIPOLI CD olan mesajlarda çok fazla detaya girmeden adreslerini bana yollasınlar...Kargoyu yalnız tarafınız öder ona göre...Görüşmek üzere...



Asrin
14 yıl önce - Çrş 06 Nis 2005, 21:29

Bu filmi gercekten merak ediyordum ve Vatan'dan cok cok uzaklarda oldugum icin uzun sure daha seyredemeyecegimi biliyordum. Yazilan yorumlarin cogu yada hemen hemen hepsi olumsuz. Ben film meraklisi bir insanim, her hafta en az 2 DVD seyretmek aliskanligimdir. Konusu o kadar siradan, o kadar bayagi o kadar cok Amerikan filmi seyrettim ki halada sasarim neden sanli tarihimizi sik sik beyaz perdede goremedigimize. Bu aslinda para meselesi de degil (Bakiniz yada seyrediniz lutfen Dogville), ama parada bir nevi ihtiyac. Ama galiba bu filmde parayi verenlerin borusu otmus birazda. Buyukbabam askerligini Canakkale'de yapti bende orada yaptim. (Meshur itdurmaz tepesi 116/ 8.Efsane Boluk:)) kisacasi Canakkale her zaman icimi titreten bir kelimeden cok cok ote bir seyleri temsil ediyor benim icin. Askrligede, savasin her turlusunede karsiyim. Ama unutmamak gerekir ki bu savasin maduru Turkler'den baskasi degildir. Savasin galibi yoktur aslinda ama eger savasi kaybetseydik yerimiz yurdumuzda olmayacakti kuskusuz. Tek anlayamadigim konu sudur ve bu mesaji okuyup bana cevap verebilecek bir arkadasa gercekten minnettar kalacagim: Neden biz millet olarak hep baskalarina yaranma, birilerinin gozune girme pesindeyiz? Gercekten cok mu zor kimligine, orfune, adetine, gecmisine sahip cikmak? Benim icin hava hos ben biliyorum o insanlarin neler yasadigini ama onlarin kemiklerini sizlatmaktan korkuyorum. Cocuk denecen yaslarda ulkenin en kotu donemlerini yasadigi bir donemde (hatta ne ulkesi ulke falanda yok ortada) kalkip dunyanin en guclu ordularina karsi verilen namus mucadelesi bu kadar mi ucuz? Yaziklar olsun tum YALTAKCILARA.

Sina

14 yıl önce - Prş 07 Nis 2005, 02:09

Yusuf siteye hoşgeldin, ve bayağı sağlam bir giriş yapmışsın...

Ben bir türlü vakit bulamadım ve filmi izleyemedim. Bu nedenle tartışmaları hep uzaktan izledim.

Tolga Örnek'in çektiği bu belgesel tadındai uzun metrajlı film aslında belliydi ki bizi memnun etmeyecek, bu alenen ortadaydı. Bu film dünya filmi olarak sadecebizlerden değil, İngilizlerden, Anzaklardan, Fransızlardan da bahsediyor. Savaşan unutmayalım ki sadece biz değildik. Ama bir gerçek var ki biz savaşmaya gelmedik, yurdumuzu korumak ve direnmek adına verdiğimiz bir savaştı. Bu açıdan bakıldığında savunma savaşlarında hep eksik kahramanlıklar olur. Halbuki zaferle dönülen fetihlerden daha destansı bahsedilir bunu bir kenara koyalım.

Duygusallıkla yaptığımız yorumlara bu başlıkta katılıyorum, çünkü savaşta mantık aranmaz.

Şimdi sizlere faydası dokunacağına inandığım bir alıntı koyacağım. Vatan gazetesinde Haşmet Babaoğlu'nun eleştirdiği filme Tolga Örnek'ten yanıt gelmiş.

Alıntı:

1. Bu sadece Türk tarafını anlatan bir belgesel değil. Bu, tüm tarafların acılarını, fedakârlıklarını anlatan bir film. Ayrıca işgalci ve ülkesini savunan arasındaki fark filmde çok belli. Film yabancı komutanlara ve politikacılara karşı çok acımasız ama siperdeki emir kullarıyla empati kurmaya çalışan bir yapım. Bu bir insan filmi. Burada sorunuza bir cevap vereyim: Belgeselde objektiflik tabii ki mümkün ama biz bu objektiflikle yüzleşmeye, Türk tarafına "Biz" değil "Türkler" diyen bir film izlemeye ve soğukkanlı bir şekilde anlamak için çaba harcamaya hazır mıyız?

Eğer evrensel bir film yapılacaksa, özellikle objektif olduğunu iddia eden ve tüm taraflara yer veren bir film olacaksa, tabii ki filmi çekenin ulusal kimliği belli olmamalı.

Yoksa yıllardır yaptığımız gibi kendimizi hiçbir şekilde nedenleriyle anlamaya çalışmadan hurafeler, efsanelerle kendimize anlatmaya devam devam ederiz.

2. "Filmde Türk tarafı yok denecek kadar az" sözünü ise çok haksız ve toplumu yanıltıcı buluyorum ve bu konuda hem sizden hem de diğer yazarlardan çok daha fazla dikkat ve hassasiyet rica ediyorum. Film dört tarafı anlatıyor ve bu dört değişik ülkeden yapılan alıntı sayısı 27. Bunun 11'i Türk.

Filmde "Türk yok denecek kadar az" denmesi, Mahmud Sabri, İsmail Hakkı, Selahattin Adil, Hilmi Sanlıtop, Ahmet Mucip, Mehmed Fasih, Mehmet Tevfik, Münim Mustafa ve her şeyin üstünde Mustafa Kemal'in alıntılarının dinlenilmemiş olduğunu ve bunları atladığınızı ifade ediyor bana...

Ayrıca bence şu çok önemli: Pek çok ANZAK ve İngiliz alıntısı da Türkler'i anlatıyor; onların Türklere karşı olan saygılarını, Türklerle mücadeledeki başarısızlıklarını anlatıyor. Ben bir Türk olarak bir İngiliz subayının filmin sonunda "Türkiye Türklerindir" sözünü bir Türk'ün söylemesinden çok daha çarpıcı buluyorum.

Ayrıca filmdeki alıntıların çoğu iki taraf için de geçerli olan savaş koşullarını yansıtıyor: Bir İngiliz kardan bahsettiğinde o koşul Türk tarafı için de geçerli değil mi? Bir Türk sineklerden bahsettiğinde bu karşı taraf için de geçerli değil mi?

3. Film Türk tarafını yurt dışında yansıtamayacak ve anlatamayacak konusundaki eleştirinize ise katılmam hiç ama hiç mümkün değil. Film Türk tarafının başarısını nedenleriyle somut olarak hem Türk askerlerinin hem de yabancı askerlerin ağzından anlatıyor. Bir yabancı tarihçinin çıkıp "kimse ülkesini savunan bir ordunun azmini ve dayanma gücünü hesaba katmamıştı" sözü işgalci ve savunmadaki ülke arasındaki farkı açık ve net bir şekilde ortaya koymuyor mu?

4. Türk tarihçilerin azlığı konusuna gelince... Biz bu konunun iki uzmanıyla toplam 6 kaset olan beş saatlik röportaj çektik. Ama filmin akışı içinde alıntılar ya süre ya da ifade olarak filme girmedi, giremedi. Bu filmin 4 Türk danışmanı var ve hepsinin isimleri filmin arkasında yazılı. Böyle bir film yaparken acı da olsa soğukkanlılıkla karar vermek zorundasınız ve ekrana çıkartacağınız kişilerin uzmanlığının, inanılırlığının ve uluslararası ününün tartışılmaz olduğundan emin olmalısınız. Ayrıca ne olur, filmdeki röportajlara dikkat edin, çoğu Türk tarafından övgüyle bahsediyor. Elinizi vicdanınıza koyun ve bugüne kadar hangi Türk veya yabancı tarihçiden şu sözleri duyduğunuzu söyleyin bana: "Anafartalar'daki Türk direnişi bilinmeyen bir destan aslında... İnsanlar bugüne kadar o dört Türk taburunun büyük başarısını bir türlü kavrayamadı. Tüm mevzilerini son ana kadar savundular. İngilizler yaklaşınca çarpışarak geri çekildiler, ağır zayiat verdirdiler ve daha sonra da karanlığın ve çalıların içinde kayboldular."

Bu film Türk'e Türk propagandası yapmıyor. Bu nedenle tüm dünyaya Türk tarafını soğukkanlı bir şekilde, belgeleriyle ve objektif olarak anlatacak... Bu nedenle dünya ilk defa Türk tarafını anlayacak.

5. Bu film siperdeki askerin, temel olarak kara savaşlarının öyküsü. Buna rağmen filmde 18 Mart tam 5 dakika, hem de bugüne kadar kimsenin detaylı bir şekilde yansıtmadığı tabyalardaki durumla ve isimsiz kahramanların alıntılarıyla yansıtılıyor...

6. "İzleyenlerin çoğundaki tatminsizlik" kavramı ise bence çok acımasız ve istatistiklere dayanmayan bir genelleme... Ve biraz da haksız.


Bu konuyla ilgili daha fazlasını ve tartışmaya neden olan yorumlar, eleştiriler için size 3 adet link veriyorum, sırayla okursanız bir bütünlük yakalarsınız.

http://www.gazetevatan.com/cat/haber_detay.asp?Ne ...id=9&aid=0
http://www.gazetevatan.com/cat/haber_detay.asp?Ne ...id=9&aid=0
http://www.gazetevatan.com/cat/haber_detay.asp?Ne ...id=9&aid=0

Saygılarımla,


Ufuk

14 yıl önce - Prş 07 Nis 2005, 09:11

Neden ısrarla karşı tarafta olmaya çalışıyorsun?

Birgün direnişçi Irak halkının torunlarından biri, bir film yapar ve ABD askerlerinden "vatanlarını korumak için bizim ülkemize gelip bizleri öldürdüler ne mutlu onlara" diye bahsedebilir. Eminim bu konunu film çok madddi destek alıp, dünya sinemalarında da gösterime girer. Oscar'a bile aday olur.

Ama Irak halkından birinin böyle bir film yapması insanlık için utanç vericidir. Tıpkı Tolga Örneğin filminde, Anzak'ların vatanları için bizimle savaşmaya geldiğini söylemesi gibi.

Bir söyleşide de Tolga örnek kendisine sorulan "Onlar sömürgeci, işgalci değilmiydi? Neden ingiliz ve anzakları bu şekilde gösterdiniz? sorusuna cevap olarak. "Ne olmuş Osmanlılarda sömürgeciydi" dedi.



sayfa 3
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET