Çakar’ın 1993-94 sezonunda Galatasaray ile Manchester United arasında oynanan Şampiyonlar Ligi eleme turu rövanş maçı hakkında yazdıkları “20 yılda hakem hataları ve tuhaf işlerden 3 Büyükler fazlaca yararlanmış ama en çok da Galatasaray yararlanmıştır laflarımı tv’lerden çok duymuştunuz” diye başladı ve şöyle devam etti:HER ŞEY DÜZGÜN OLSAYDI G.SARAY MAN. UNITED’I ELEYEMEZDİ”
“Mesela her şey düzgün olsa idi; G.Saray İstanbul’da M.United’ı eleyip ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne giremezdi. GS’lilerin milat dediği maçı siz bir de Sami Çölgeçen, Kurt Röthlisberger ve Adnan Polat’a sorun. Ağır iddia: Ben ve Sami Çölgeçen birlikte bir odaya gireceğiz. KURAN’ı da masaya koyacağız ve göz göze gelip en sevdiklerimiz üzerine yemin edeceğiz. Ben diyeceğim ki; 2 Kasım 1993 gecesini hatırlıyor musun Sami Abi? O soğuk geceyi… Hani Sarıyer Urcan’da yenilen balıktan sonra saat 24:00… Sami gözlerime bakıp ‘Eeee’ diyecek. Saat 24:00 sularında Kurt Röthlisberger sana “I can help you because tomorrow is very important for Turkey and GS” (Sana yardım ederim çünkü yarın Türkiye ve GS için çok önemli) dedi mi, demedi mi diyeceğim. Elimiz KURAN’da ve en sevdiklerimizin üzerine yemin ederek.
“KOD ADI RAHMİ”
Mesela Erman Toroğlu’nun bir dönem FIFA hakemi olan Serdar Çakman-Adnan Polat ikilisini sizlere anlatmasını çok isterim. Aynı Kurt Röthlisberger Avrupa’da bazı takım ve milli takımların (Türk de var) hakem bağlama operasyonlarında kullanılmış ve İsviçre polisi tarafından yakalanmıştır. Türkiye operasyonlarında kod adı Rahmi idi. Ona bu kod adını bulan ve takan eski TFF Başkanı Levent Bıcakçı idi.”
3 KASIM 1993′TE NELER OLDU?
Galatasaray ile Manchester United 3 Kasım 1993′te Ali Sami Yen Stadı’na Şampiyonlar Ligi’ne girebilmek için çıktılar. İngiltere’deki ilk maç 3-3 sona erdiği için golsüz beraberlik bile temsilcimizi Şampiyonlar Ligi’ne taşıyordu. Eric Cantona, Roy Keane, Bryan Robson, Peter Schmeichel gibi yıldızların forma giydiği Manchester United’ı golsüz beraberlikle eleyen Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’ne giren ilk Türk takımı olurken, UEFA ertesi sezon statüyü değiştirip 8′den 16 takımlı formata geçmişti.
CANTONA ATILMIŞTI
Maç bittikten sonra kırmızı kart gören Cantona, hakem Röthlisberger’i maça az uzatma eklediği için çok sert eleştirmiş ve 4 maç ceza almıştı.
ÖMÜR BOYU MEN CEZASI
Kurt Röthlisberger, 1990′ların başında en önemli hakemlerden biriydi. 1951 doğumlu olan İsviçreli, ülkesinde 1990′dan 1994′e kadar beş yıl üst üste en iyi hakem seçildi. 26 Mayıs 1993′te Marsilya-Milan Şampiyonlar Ligi finalini yönetti. 1994′te ABD’deki Dünya Kupası’nda Almanya-Belçika maçındaki yönetimi sonrası ülkesine gönderildi. 30 Ekim 1996′da Grasshoppers-Auxerre Şampiyonlar Ligi maçı öncesi İsviçre ekibinin menajeri Erich Vogel’a 100 bin İsviçre Frangı’na hakemi ayarlayabileceğini söylediği gerekçesiyle UEFA’nın soruşturmasına uğradı. 11 Nisan 1997′de UEFA ve FIFA faaliyetlerinden ömür boyu men edildiği açıklandı. Şikeyi Türkiye'ye getiren Galatasaray dır eski maçlar da var.
992-93 sezonunda Galatasaray'ın deplasmanda Ankaragücü'nü 8-0 mağlup edip, Beşiktaş'ın önünde şampiyonluk ipini göğüslemesinin ardından uzun yıllar geçti. Ancak şike soruşturmasının başlatılmasıyla Türk futbol tarihinin tozlu sayfaları da bir bir açılmaya başladı. İşte o tarihi maçta Galatasaray kaptanlığını yapan Hayrettin Demirbaş, gündemi sarsacak şok bir iddia ortaya attı ve "8-0'lık Ankaragücü karşılaşmasında şaibe vardı" dedi.
Büyük şok yaşadım
Bugün gazetesinin haberine göre, Sarı-Kırmızılıların eski file bekçisi, "Kesinlikle Galatasaray o maçta şike yapmadı. Tam aksine o karşılaşmada rakibimize müthiş bir teşvik primi gitmişti. Ceza sahası içinde bir pozisyon olmuştu Sabotic'le... Masörleri saha içine girip 'penaltı penaltı' diye bağırmaya başladı. 'Nedir sizdeki bu heyacan' diye sordum. O da bana 'ne diyorsun abi. Eğer bu maçı kazanırsak, 1 senedeki primi cebimize koyacağız' dedi. Şok olmuştum" ifadelerini kullandı.
Beşiktaş 6 atmıştı
"Bizi o maçtan sonra zan altında bırakmaya çalıştılar" diyen Hayrettin Demirbaş, "O gün bizim takım öyle bir futbol oynari ki. Yemin ederim Real Madrid gibiydik. Hatta bir golde ceza sahası içinde 10 pas yaptık. Zaten 20. dakikada rakibimiz bu futbolumuza fazla dayanamadı skor 3-0 olmuştu bile... Ankaragücü kalecisi Zalad için 'Maçı sattı' dediler. Ama Zalad 5 gol yedi. İkinci yarıda da Arif 3 gol. Zalad benim arkadaşım. Böyle bir şey olsa ben oyundan çıkardım. Ayrıca o sezon Ankaragücü'ne Karşıyaka 5, Beşiktaş ise 6 tane atmıştı" diye konuştu.
Fikret - Sinan varken olur mu?
Hayrettin Demirbaş, Ankaragücü maçındaki ilginç detaya da dikkat çekti. Sarı-Kırmızılılar'ın eski file bekçisi, "Beşiktaş'ın belkemiği biri Fikret Demirer diğeri Sinan Engin'dir. O zaman ikisi de Ankaragücü forması giyiyordu. Biri sakat, diğeri kart cezalısı olduğun için oynamadı. Bu iki eski Beşiktaşlı'nın olduğu yerde Ankaragücü nasıl isteyerek 8 gol yer" dedi.
Beşiktaş 1 kez bile yenemedi
Yıllarca Galatasaray'ın kalesini koruyan Demirbaş, Beşiktaş'a da gönderme yapıyor. Hayrettin Demirbaş, "O sene Beşiktaş ile 7 maç yaptık. O dönemde 5'ini kazandık 2 kez berabere kaldık. Bizi bir kere yenemediler ve böyle şike söylentilerini ortaya attılar. Gerçekten ayıp" diyerek Siyah-Beyazlıları kızdıracak cümleler sarfetti.
Çimen: Hatırlamak istemiyorum
Ankaragücü- Galatasaray karşılaşmasının hakemi Ünsal Çimen ise o tarihe geçen 90 dakikayı hatırlamak istemediğini söyledi. Ünsal Çimen, "Şu günlerde Türk futbolu şike soruşturmasıyla çalkalanırken benim de konuşmam gerçekten yanlış anlaşılabilir. Bu konuyla ilgili en hayırlısı yorum yapmamak" diyerek sözlerini tamamladı.
italya'daki şike ikinci dalga operasyonunda Alman Bochum mahkemesinden gelen yeni tutanaklarda Galatasaray maçıyla ilgili bir ayrıntı ortaya çıktı.
Pişmanlık duyarak itirafta bulunan bir futbol organizatörü olan Marjio Cvtrak'ın ifadesinde "Avrupa Kupalarında en az 200 maçta şike yapıldı ve örneğin bunlardan biri Galatasaray - Bellinzona UEFA Kupası 1.tur karşılaşmasıdır" dediği öğrenildi.
Marjio Cvtrak,18 Eylül 2008'de İstanbul'da oynanan ve 2-1 Türk takımının galibiyeti ile sona eren maç dışında Dinamo Zagrep- Nk Domzale karşılaşmasında da şike yapıldığını öne sürdü.
Aynı Marjio Cvtrak, Singapur'da müşterek bahisleri yürüten Eng Tan Seet'e bağlı olarak çalışan bir Türk – Hırvat şike çetesinin varlığı ve Balkanlarda faaliyet gösterdiğinden de söz etti. Gizli tutulan 4 sayfalık tutanak için Cremona savcısı Roberto Di Martini, Bologna Emniyet Müdürü ve "Lets Bet" (Bahse Girelim) operasyonunun cezai kısmını yürüten Bologna Emniyet Müdürü Sergio Lo Presti'yi Noel Tatili sonrası Bochum Mahkemesine fikir alışverişi için gönderme kararı aldı.
İtalya'da ki şike olayını ortaya çıkartan Gubbio'lu futbolcu Simone Farina da "Temiz Futbol" adına büyük ödül olarak milli takıma çağırıldı.
Buna göre İtalya milli takımı teknik direktörü Cesare Prandelli'nin görev vermesi halinde Simone Farina 29 Şubat'ta oynanacak ABD- İtalya maçında forma giyecek.
liveler kardesim bi kac hafta önce cok büyük konusuyordun mactan sonra seni ne gören oldu ne duyan oldu simdi bi kac hafta sonra cikmisin ortaya sacma sapan yorum atiyorsun, ilaki kendi takimini aklandirmak icin baska takimlara camur atmaya hic calisma ilaki senin takimin adi sike´ye karisti diye hele hele ezeli rakibinizi araya katmaya calisma sonucta baskaniz hapise girdi tüm dünya bu haberi okudu simdi biz yalniz kalmayalim diye teee 93 senesine gidip ordan birseyler ariyorsun bide ayni sezonda besiktas ankaragücünü 6:0 ve karsiyaka 5:0 yeniyor galatasaray lider olarak ankaragücünü 8:0 yenince sike oluyor vay be, sizin baskaniz´da 93 senesi diye konustu birseye yaramadi sonra dahada geriye gitti 86 senesini ortaya atti yine birsey olmadi anlasilan bu adamin gözü arkada kalmis yakinda 1911 senesine´de gidersin(iz) hic sasirmam birakin bu isleri, hem gercekci olalim avrupa maclarinda sike yapmak biraz sikar mesala polis binasinda hirsizlik yapmaya calisiyorsun gibidir... simdi suan hangi takim ve baskani sike konusunda sorusturuluyor ona odaklan..
Şikenin kralını Galatasaray'dan öğrendi ilk olarak Türk futbol ligi. Avrupanın oyunu bunlar. Hak geldi batıl zail oldu.
Bakalım kim getirmiş şikeyi
Alıntı:
8 Nisan 1951
8 Nisan 1951 tarihinde İstanbul Ligi’nin son karşılaşmaları oynanıyor. Galatasaray’ın 1 maçı eksik. Son maç Beşiktaş-Fenerbahçe arasında. Fenerbahçe, Beşiktaş’ı yener ise Galatasaray şampiyon olacak. Beşiktaş’ın şampiyonluğu için en az beraberlik gerekiyor. Fenerbahçe öyle değişik bir şey yapıyor ki, daha maç başlamadan hükmen yenilgiyi kabul ediyor. Olay nasıl mı gelişiyor? Gelin o günkü kullanılan Türkçe’ye de müdahele etmeden Ali Oraloğlu’nun 9 Nisan 1951 tarihli Galatasaray mecmuasındaki yazısından alalım:
Başlık:
F.B.’ye Hükmen Galip Gelen Beşiktaş Şampiyon
Güzel bir formülle(!!!) sahaya gayri nizami iki oyuncu ile çıkan Fenerbahçe Beşiktaş’a borcunu ödedi.
Yazan: Ali Z.Oraloğlu
Galatasaray’ın Vefa, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı sırası ile yenmesi üzerine bir haftadan beri Beşiktaş-Fenerbahçe maçının ne netice vereceği meselesi üzerinde bütün spor meraklıları fikir yürütmekte idiler.
Bir kısım Sarı-Lacivertlilerin mağlup olacağını ileri sürüyorsa da, büyük bir ekseriyet, arka arkaya uğradıkları mağlubiyetlerin acısını çıkarmak, bazıları prestijlerini yerine getirmek için Fenerbahçenin kazanmak uğruna elinden gelen gayreti esirgemeyeceğini, esasen hiçbir büyük klübün arka arkaya yenilmeyeceğini binaenaleyh maçı kazanacağını iddia ediyordu.
Takımlar hoparlörde ilan edilince dün İnönü stadında bir haftadan beri şehrimizde çalkalanan dedikoduların hakikat olduğunu öğrenmek bizi olduğu kadar bütün sporseverleri de üzdü. Dünyanın hiçbir yerinde rakibini şampiyon çıkarmamak için şanlı ve şerefli bir maziye sahip olan bir klübün böyle fena bir vaziyete düşürüldüğü görülmemiştir. İşin tuhafı bu vaziyete şaşanların ekseriyetini bizzat Sarı-Lacivert taraftarları teşkil ediyordu.
Çünkü takımlarında bu sene birinci devrede Vefada oynayan Nusret ile geçen haftaya kadar Ankarada Hacettepe’de oynamış olan İlhan’a yer veren Fenerbahçeliler daha sahaya çıkmadan hükmen mağlubiyeti kabullenmiş oluyorlardı.
Sporculukla kabili telif olmıyan bu hareketleri ile Fenerbahçelilerin prestijlerinin biraz daha sarsılmasından başka ellerine ne geçti? Esasen tam kadroları ile çıkmış olsalardı dahi Beşiktaşa muhakkak yenileceklerdi. Fakat böyle bir formüle müracaat edecekleri kimsenin aklına gelmezdi. Her ne kadar sekiz sene evvel gene Galatasarayı şampiyon çıkarmamak için Beşiktaş da Fenerbahçeye aynı yardımı yaptıysa da bunu daha şerefli bir şekilde, sahaya nizami bir takım çıkarmakla halletmişti.
Diğer taraftan tuhafımıza giden şey de vaziyetin halka ilan edilmemiş olmasıdır. 20.000 kişiye ilk maçı seyrettiriyoruz diye hususi bir maç seyrettirilmesine laubalilikten başka isim veremiyoruz.. Kaleci Erdal ve müdafi Müjdattan başka hiç biri enerji göstermek şöyle dursun topu takip etmek zahmetine dahi katlanmamıştır. Hele meşhur Lefter’in akıllara hayret verici penaltısı uzun müddet bizzat Fenerliler tarafından yuhalanmıştır.
Beşiktaşa karşı dün yaptığı iki maçı da kaybeden (birincisi lig maçı hükmen, ikincisi de hususi karşılaşma (!!!) 3-1 mağlubiyet) Fenerbahçe bu suretle beşinciliğe doğru yol almış oldu.
Her bakımdan bir kıymeti olmayan hususi (!!!) maçın tafsilatını vermeye lüzum görmüyoruz.
Dün 21 bin Kişi Nasıl Aldatıldı?
Maçtan evvel Fenerbahçe idare heyeti Stad müdürü Şazi Tezcanın bitişiğindeki odada kapılar kilitlendikten sonra fevkalede bir toplantı yapıldıktan sonra dışarı çıkılırken Fenerbahçe Umumi Katibi Rüştü Dağlaroğlu ile Fenerbahçe Umumi Kaptanı Osman Kavrak içerde yaptıkları münakaşayı kesmeyerek dışarıda da devam etmişler. Ve nihayet R.Dağlaroğlu “Ben hiçbir şeye karışmıyorum ne halt edersen et” diyerek şeref tribününe yollanmıştır.
Takımlar sahaya çıkmmadan evvel adet üzerine lisansları isteyen hakem Sıtkı Eryar’a bunların haftaymda ibraz edileceği söylenmiştir. İki gayrinizami oyuncusu olan Fenerbahçe`nin vaziyetine itiraz edilince Osman Kavrak “Yahu beni zorla galip getirecek değilsiniz ya, prestijimi kurtarmak için takviyeli (!!!) çıkıp hükmen mağlubiyeti kabul ediyorum, yapacağımız maç hususidir” demiştir.
Bunun üzerine raporunu yazan hakem vaziyeti ilan ettirmek istemişse de halkın infial ederek paralarını geri isteyeceğinden korkan alakalılar mesuliyeti vazifelerini üzerlerine almayarak 36.000 lira vererek maç izlemeye gelen 21.000 kişiyi aldatmak yolunu tutmuşlardır.
Nihayet hakem hususi maçı yüz lira mukabilinde idare etmeye razı olmuştur.
Birinci haftaym sonunda cezaya çarpılacağından korkan hakem, Feridun Kılıç ve Hürriyet Gazetesi spor muhabiri Adnan Akın’ın “Maça devam edemezsin” demeleri üzerine ikinci devreyi oynatmamaya karar vermişse de kendisini “rütbesini geri aldırmakla” tehdit eden Osman Kavrak’ın ve “ Böyle şeyler olur” diye işi tatlıya bağlamaya çalışan Sadri Usluoğlu’nun sözleri üzerine: “Ben ne yapayım, biri milletvekili, biri idareci. Bu işin mesuliyeti bana gelecek, cezayı alacağım ama mecbur bırakıldım” diyerek oyuna devam etmiştir.
Lefterin penaltıyı dışarı atmasını ve takımlarının fena oynamasını gören İstanbul Milletvekili Füruzan Tekil, Rize milletvekili Zeki Rıza Sporel ve ağabeyi ilk milli takım kaptanı Hasan Kamil Sporel “lanet olsun, biz artık bu oyunu seyredemeyiz” diyerek stadyumu terketmişlerdir.
Emin bir menbadan haber aldığımıza göre hükmen mağlup olarak Beşiktaşa şampiyonluğu eden Fenerliler yapacakları hususi maçı da 3-1 kazanarak prestijlerini muhafaza etmek niyetinde imişler. Fakat ilk golü yiyip de mağlubiyetin acısına tahammül edemeyen Beşiktaşlılar canlanınca evdeki hesap çarşıya uymamıştır.
Maçtan sonra matbaamıza bizzat gelerek veya telefonla müracaat eden Fenerbahçeliler bu vaziyetten son derece müteessir olduklarını belirtmişlerdir. Kendilerini teselli etmemize rağmen bu çifte mağlubiyetin hiçbir şeyle telif edilemeyeceğini ve klüplerinin bir avuç insan yüzünden ilk defa böyle feci bir vaziyete düştüğünü söylemişlerdir.
Hatta bunların arasından bir koyu Fenerli bugüne kadar hayatında en mukaddes şey olarak Fenerbahçe klübünü tanımasına rağmen bu hadiseden sonra istifa edeceğini söylemiştir.
16 Nisan 1951 tarihli Galatasaray Mecmuası
Diyet ödendi! Alacak Ne İdi?
Tarih Tekerrürden İbarettir.
Hazırlayan:Galip SAYAR
Sekiz sene kadar oluyor. 23 Mayıs 1943 Pazar günü Şeref Stadında o yılın Milli Küme karşılaşmalarından sonuncusu Beşiktaşla Fenerbahçe arasında oynanıyordu. Eğer maçı Beşiktaş kazanır veya berabere kalırsa Galatasaray, yenilirse Fenerbahçe şampiyon olacaktı.
Herkes Galatasaray aleyhinde iki rakibin anlaştığını iddia ediyordu. Nitekim Beşiktaşlılar sahaya acayip bir takımla çıkınca dalavere bütün çıplaklığıyla kendini gösterdi. Amma Beşiktaşlılar efendice (!!) hareket edip,
Fenerbahçelilerin geçen hafta yaptıkları gibi hükmen mağlubiyeti evvelden kabul etmeyerek kozlarını sahada pay etmek istediler. Bu karşılaşmadan evvel Fenerbahçe ile yaptıkları üç maçı da kazanan Beşiktaşlılar ne olursa olsun, Galatasaray şampiyon olmasın diye çıkardıkları şu garip takıma bakın aziz okuyucularım:
Celadet- Saim, İbrahim-Hüseyin – Ömer – Ali- Sabri – Hakkı –Kemal – Cahit – Şükrü
… Nitekim iki perdelik bu komedya malum netice ile Fenerbahçenin Beşiktaşa eşsiz ! galibiyeti ile 4-1 nihayet buldu. Ertesi gün bu maçı Cumhuriyet gazetesine tanınmış bir spor muharriri Eşref Şefik şu başlıkla yazmıştı: “Şerefsiz Beşiktaş takımı dün Fenerbahçeye 4-1 yenildi”…
İşte tarih tekerrürden ibarettir derler. Çok doğru bir söz. Tam sekiz sene sonra Fenerbahçeliler, Beşiktaşlılara olan şampiyonluk borçlarını ödediler…Hem de en iyi şekilde… Faiziyle birlikte… Bereket versin biz Galatasaraylıların buna benzer ne bir borcumuz ve ne de bir alacağımız var…
türkiyenin iki güzide klübü beşiktaş ve fenerbahçenin son yaptığı maç (!) dolayısıyla istanbul basınındaki akisler
geçen pazar inönü stadında yapılan beşiktaş-fenerbahçe maçı (!!) bütün haftanın en mühim dedikodusunu teşkil etmiştir.
sadece birkaç kişinin gayreti ile meydana gelen bu çirkin hadise hakkında geçen nüshamızda etraflı izahat vermiştik. hafta içinde sızan haberler neşriyatımızın doğruluğunu teyit ettiğinden bu hususta fazla bir şey yazmayı lüzumsuz buluyoruz.
yalnız bu mevzuda salahiyetli kalemlerin hatta bizzat fenerbahçelilerin muhtelif gazetelerde çıkan makalelerinden bazı kısımları aşağıya vermekle iktifa ediyoruz.
9 nisan tarihli her gün gazetesinde “aşk olsun beşiktaşlılara ! ” başlığı altında kemal onan’ın yazdıkları:
... kıymetli (!) fener idarecileri ne olur ne olmaz ir oyunu tuttururda yener düşüncesiyle hükmen mağlup olmak, beşiktaşı muhakkak şampiyon çıkarmak için lisansız oyuncu oynatmak yoluna gitmişler. bu da gösteriyor ki, fenerbahçe idarecileri yenmek değil, yenilmek esasını prensip olarak kabul etmişlerdir.
... beşiktaşın kurt idarecileri dün bir taşla iki kuş vurmuş oluyorlar. fener idarecilerine lisanssız oyuncu oynatarak hem galibiyeti dolayısıyla şampiyonluğu garantilemişler, hem de fener-galatasaray dostluğunu tamamen bozarak birbirine yaklaşmak imkanını da bırakmamışlardır.
... fenerbahçe beşiktaşın elinde bir oyuncak haline gelmiştir. elbette başında yusuf ziya öniş gibi bir idarecinin, bir otoritenin bulunduğu galatasaray değil, kifayetsiz, beceriksiz, mevki hırsından başka bir şey bilmeyen fenerbahçe oyuncak olacaktır.
9 nisan tarihli son telgraf gazetesinde “dünkü maça iki lisansız futbolcu ile başlayan f.b., hükmen mağlubiyeti kabul etmişti. bu müessif hadiseye inzimamen sahadaki oyunu da 3-1 kaybetti.” başlığı aştında halit kıvanç’ın yazısı :
... lig şampiyonunu tayin edecek olan dünkü maç, maalesef pek nahoş bir şekilde kapandı ve spor hayatımızın acı vakalarından biri olarak tarihe geçti...
...normal olan şekli f.b. takımının en kuvvetli tertibiyle sahaya çıkması ve rakibini yenmesi idi. bu arada dolaşan dedikodulara aslan inanmıyor ve sarı-laciverdin bu kudretli kadrosunu bekliyorduk.
fakat maç saati geldiği anda, inönü stadyumunu dolduran 25 binden fazla seyirciyi hayal sukutuna uğratan bir manzara ile karşılaştık. f.b. sahaya lisansı olmayan iki oyuncu ile çıkıyordu.
evet, fener takımı, daha birinci dakikada mağlubiyeti hem de kendisine bir tek puan bile kazandırmayacak olan hükmen mağlubiyeti kabul etmişti. bu demektir ki, sarı-lacivertliler puan ve fikstür icabını suistimal ederek şampiyonluğu beşiktaşa vermeyi uygun görmüşlerdi.
...f.b. gibi şerefli ve şöhretli bir kulüp, bu gibi kaprislere alet olacak tıyniyette bir teşekkülmüdür? sarı-lacivert şeref dolu tarihinde böyle peşin bir mağlubiyet bulunduğunu biz zannetmiyoruz.
f.b. taraftarları dün büyük yeis içindeydiler, günü erken saatlerinden itibaren stada koşan binlerce seyirciyi istismar etmeye kimin hakkı vardı?
...herhalde bu hadisenin resmi bazı neticleri de olacaktır.
başta böyle bir gayrinizami oyuna müsaade eden hakem olmak üzere müsebbipler hakkında gereken kararların alınması doğru olur.
9 nisan tarihli son saat gazetesinde “fenerbahçenin manalı hareketi” başlıklı yazıdan
...birkaç muhakemesi zayıf idarecinin veya bir tekinin böyle bir harekete başvurmakla, halkın spor zevkini istismara yeltendiğini ve fenerbahçenin itibarını da, kaprisi elinde oyuncak ettiğini açıklamak isteriz.
fenerbahçelilier unutmamalıdırlar ki, galatasarayın istanbulspora karşı mağlubiyet veya beraberliği kendilerini beşinci duruma düşürecektir ki, böyle bir mevkie fenerbahçe takımı müddeti hayatında inmemiştir.
lakin galatasaraylılar acaba kıymetli rakiplernini hareketlerine karşı mükabelede bulunacaklar mıdır? bunu hiç tahmin etmiyoruz. ve galatasaraydan sportmence bir hareket bekliyoruz. zira böyle derse bugünlerde ihtiyaç hasıl oldu.
(not: 55 sene öncede ders isteyenlere galatasaray tarafından verilmiş . ders veriliyor. galatasaray 1 hafta sonra erteleme maçında istanbulsporu 5-1 yeniyor ve fenerbahçe 5 nci değil 4ncü oluyor.)
11 nisan tarihli son saat gazetesinde “ ya o kişi ya türk futbolu” başlıklı yazı ile selim nafiz :
...gözlerini bürümüş olan galatasaray düşmanlığı bütün bir kütleyi memleket sporunu öldürmeye kadar götürürse, bunda bir tercih hakkı kullanmanın sırası geldiğine inanmamız lazımdır. ya o kişi , ya türk futbolu: ikisinden birini ortadan kaldırmak lazımdır. biz böyle düşünüyor ve memleket sporunun hayrı için böyle bir hareketin lüzumuna inanıyoruz.
12 nisan tarihli son saat gazetesinde “hakiki fenerbahçelilerin duyduğu üzüntü: oğlumdan utandım sanki suçlu benmişim gibi” başlıklı yazıda fenerbahçenin eski santraforu bülent yüksel:
...oğlum da bana çekmiş, o da fenerli. geçen seneye kadar iş idare ediyordu. “baba ben hepsindenim. hepsi türk, yaşasınlar” diye bir siyaset güdüyordu. fakat bu sene mektebe başlaması ile rengini belli etti ve iftiharla “bende fenerliyim” demeye başladı.
onun fenerli olması ikinci devre lig maçlarına isabet ettiği için mağlubiyetlerin izahı da bana düştü.
pazar günleri radyoyu açmasın diye gezmeye götürmeye, pazartesi sabahları da gazeteyi ona göstermemeye başladık. fakat bu hafta tutturdu ille de maça gidelim diye.
kendisine kalabalıktan dem vurduk, daha küçüksün, ezilirsin falan diye kandırmaya çalıştık. “ öyleyse radyodan dinlerim” dedi
kırda yemek yemeğe de bayılır. hemen bir piknik icat ettik. maçı unutsun diye tabiatın kucağına bıraktık. fakat gene hep maçtan bahsediyor. fenerin nihayet bir galibiyet elde edeceğine öyle emin ki, beşiktaşı yenersek hepsini yenmiş oluruz, diye bir felsefe uydurmuş kendine.
dönüşte teşvikiyede maçtan boşalan kalabalığa rastladık. bana baktı, baba birisine sor gibilerden. ben de birin gözüme kestirip ve böylece fenerin 3-1 yenildiğini öğrendik.
sonra artık konuşmadık. dersi de yokmuş; bir aralık ortadan kayboldu, annesine sordum, karnı tokmuş, yattı, dedi.
oğlumdan utandım, sanki suçlu benmişim gibi, gözümden iki damla yaş aktı. sonra merak ettim, acaba fener idare heyetinden ve futbolculardan pazar akşamı yemek yemeyen oldu mu diye?
12 nisan tarihli son saat gazetesinde “kara leke ” başlıklı yazısında doğan akagündüz:
...eğer son beşiktaş-fener maçı gibi bir maç ingilterede oynansa idi, -ki bun imkan yoktur- her 2 takım da hemen hükmen mağlup addedilir, hem de halkın ve spor otoritelerinin nazarında bir paralık haysiyetleri kalmazdı. zira biri şike maç yapmış, diğeri bu suça iştirak etmiştir.
her gün gazetesinin pazartesi sayısında koyduğu başlık
fenerbahçe beşiktaş macerası
satılan fenerbahçe
eldeki talimatnameye göre hakemde suçludur. senin apoletlerini söktürürümü, diyen bir idareci de aynı suça iştirak etmiş ve derebeylerine yakışan bir tavır takınmıştır.
stadyum idaresinin be hakemin maçtan evvel durumu ilan etmesi doğru olurdu. zira eminiz ki, bu çirkin harekete tahammül edemeyecek halk, stadyumu terkeder, bile bile, çok evvelden hazırlanmış danışıklı dövüşlü bir maçı seyretmeye tahammül edemezdi.
hikaye şudur, bir taraf şampiyonluğu bu yolda kazandı. diğer taraf, her şeyi bu yolda feda etti. galatasaray ise, sadece bir şampiyonluktan oldu. fakat sporseverlerin kalplerini kazandı. bu şampiyonluğa her zaman tercih edilecek bir olaydır. işte, spor tarihimize geçen bir kara leke daha.
12 nisan tarihli hürriyet gazetesinde “son beşiktaş-fener danışıklı maçının uyandırdığı akisler. talimatnameye göre iki tarafında hükmen mağlup sayılması lazım” başlıklı yazıdan
...avrupada profesyonel liglerde nadiren tesadüf edilen bu şekildeki bir danışıklı maçı yapan takımlar alakalı federasyonca derhal diskalifiye edilirken, bizde hiçbir organın henüz harekete geçmeyişi doğrusu garip karşılanmaktadır. halbuki, hakikat bütün çıplaklığıyla ortadadır. iki takım evvelden kararlaştırmış oldukları bir kombinezonla bu maçı malum şekilde oynamışlardır. bir hal karşısında alakadar heyetlerin başvuracakları müeyyide de meydandadır.
futbol müsabaka talimatının 34 üncü maddesinin b fıkrası bu şekildeki bir maç için, iki tarafı da hükmen mağlup saymaktadır. bakalım beden terbiyesi teşkilatı komiteleri ve nihayet futbol federasyonu bu hususta nasıl bir karara varabilecek? umumi efkarın tarafsız bir müdafii olarak bu mevzua biz tekrar temas edeceğiz.
13 nisan tarihli cumhuriyet gazetesinde “anlaşmalı maçın uyandırdığı tepkiler” başlığı altında nuri boşut’un yazdıkları:
aradan beş gün geçmesine rağmen, geçen pazar günü inönü stadında yapılan fenerbahçe-beşiktaş maçı, günün hadisesi ve spor muhitini meşgul eden başlıca mevzu olarak tazeliğini muhafaza etmektedir. kime rastlarsanız görüşme, dönüp dolaşıp buraya geliyor; nereye gitseniz sizi sporla alakalı gördüler mi, derhal bu mevzua temas ediliyor ve tabii olarak karşılıklı mütalealar alabildiğine yürütülüyor.
fenerbahçenin bu hareketi, sporla alakalı osun olmasın herkesin üzerinde menfi bir tesir yaptığı muhakkak. neler söylemiyorlar: spora da mı politika girdi, diyen ; takım böyle mi takviye edilir, diye söylenen; sıfır puan aldık da maçı kazandık mı sanki, mütaleasında bulunanın haddi hesabı yok.
pazar günü mahiyeti derhal farkedilemeyen anlaşmalı maçın, bugün artık bilinmeyen tarafı kalmamış gibidir. bazılarımızın zannettikleri gibi, bu işe hemen orada, maç başlayacağı zaman karar verilmemiş; hesaplar çok evvelden yapılarak, hazırlıklara buna göre geçilmiştir, sanıyoruz.
10 nisan tarihli cumhuriyet gazetesinde “danışıklı maç” başlıklı yazıdan
fenerbahçeli, galatasaraylı ve beşiktaşlı bazı tanımış simalar t.h.a. muhabirine, bu hadise hakkında fikirlerin söylemişlerdir.
fenerbahçeli zeki rıza sporel demiştir ki:
“çok hazin bir spor hadisesi karşısında bulunuyoruz. bir fenerbahçeli olarak üzüntüm büyüktür. fenerbahçenin yaptığı bu hareket, asla sportmenliğe sığmaz. ben bazı fenerli arkadaşlarımla, meseleyi anlar anlamaz maçın yarısında stadı terkettim. fenerli idareciler çok çirkin bir iş yapmışlardır.”
galatasaray klübü eski reislerinden muslih peykoğlu da şöyle demiştir
“fenerbahçe gibi büyük bir klübün 11 oyuncu çıkaramayacağına inanılabilir mi? kaldı ki, daha düne kadar fenerbahçe takımında oynayan ve renkleri için canla başla, çarpışacak çocukların her biri, beşiktaşa karşı oynatılan lisanssız iki oyuncudan en az beş gömlek üstün durumdadırlar.
biz galatasaray olarak bu hadiseye sadece omuz silkip geçeriz. teşkilat nezdinde de hiçbir müracaatta bulunacak değiliz. 21.000 kişinin önünde geçen bu hadiseyi teşkilata anlatmak bize düşmez.”
Alıntı:
12 nisan tarihli hürriyet gazetesinde “son beşiktaş-fener danışıklı maçının uyandırdığı akisler. talimatnameye göre iki tarafında hükmen mağlup sayılması lazım” başlıklı yazıdan
...avrupada profesyonel liglerde nadiren tesadüf edilen bu şekildeki bir danışıklı maçı yapan takımlar alakalı federasyonca derhal diskalifiye edilirken, bizde hiçbir organın henüz harekete geçmeyişi doğrusu garip karşılanmaktadır. halbuki, hakikat bütün çıplaklığıyla ortadadır. iki takım evvelden kararlaştırmış oldukları bir kombinezonla bu maçı malum şekilde oynamışlardır. bir hal karşısında alakadar heyetlerin başvuracakları müeyyide de meydandadır.
futbol müsabaka talimatının 34 üncü maddesinin b fıkrası bu şekildeki bir maç için, iki tarafı da hükmen mağlup saymaktadır. bakalım beden terbiyesi teşkilatı komiteleri ve nihayet futbol federasyonu bu hususta nasıl bir karara varabilecek? umumi efkarın tarafsız bir müdafii olarak bu mevzua biz tekrar temas edeceğiz.
O zamanlar da federasyon şikeyi örtbas ediyormuş
En son ugseurda tarafından Prş 27 Arl 2012, 14:11 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi