1 milyon Türkiye fotoğrafı
|
 |
Akın Kurtoğlu
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 07:06
'Wow!' Sinyali - [Astronomi]
“Wow!” Sinyali .......... (“6EQUJ5”)
Hehehhee... “wow” kelimesini okuyunca hemen bizim siteyle ilgili bir sinyal falan zannetmeyin bunu. Yalnızca İngilizce ünlem benzerliğinden ibaret, oldukça ilginç bir astronomik sinyal...
Bilirsiniz, insanlar bilhassa 60’lı yılların ikinci yarısındaki ay serüveninden sonra uzaya bayağı bir ilgili oldular. Bu konuda yüzlerce binlerce kitap yayınlandı, belgeseller hazırlandı. Uzaylılar geldi-geliyor telâşesi bütün dünyayı sardı. Herkes kendi çapında birer feza uzmanı oldu (Eskiden uzayın adı “feza”. Sonradan ad değişime uğrayarak “uzay” olarak adlandırılıyor).
Hatırlıyorum, rahmetli babam bile havanın açık olduğu bazı yaz geceleri balkona çıkıp havaya dikerdi gözlerini. Kapkara ve devâsâ bir halının üzerine muazzam bir kudretle rastgele serpiştirilmiş izlenimi veren milyonlarca parlak noktanın içinden gözle en iyi seçilenlerinden birkaçını parmağıyla bize göstererek, “Bakın bakın, işte bu Venüs”, yanındaki “Küçükayı”, “Berisindeki yoğun kalabalık da Samanyolu’nun altkenarı” falan şeklinde fevkalâde ilmî (!) çıkarımlarda bulunur, bizleri ağzı açık ayran budalasına çevirirdi. Artık rahmetlinin söylediklerinin kaçı doğruydu, kaçı sallamaydı, bilinmez (Bu konuda bilgimiz yok ya, atış serbest elbet). Halbuki ben ne anlarım Saman”yolu”ndan, bizimkinin bunu söylediği senelerde E-5 kara”yolu” bile daha henüz yok İstanbul’da. O vakitlerdeki ismi “Londra Asfaltı”. Haliyle ne samanyolunun şeritlerini ayırdedebilmem, ne de küçük”ayı”nın kepçe kulaklarını farkedebilmem mümkün, havaya bakıp da...
Bizim ailenin haddinden fazla amatörce ve ara ara ilgilendiği uzay boşluğu kontrollerinden başka, tabi birçok ülkede oldukça profesyonel anlamda takip ve akademik zeminlerde ciddi araştırmalar devam ediyor. Gelişmiş ülkeler konuyla alâkalı başdöndürücü fonlar aktarıyor, bilimsel konferanslar, yayınlar birbiri peşisıra gündemi meşgul ediyor.
69’da uzaya çıkılıp aya inildi ya, artık gerisi de hâliyle gelir hevesiyle bu arada dünya ehâlisinin hatırı sayılır bir kısmı da ellerinde farklı kalite ve ebatta muhtelif teleskoplar ile dandirik gemici dürbünleri olduğu halde gece-gündüz uzay mahlûkatı ve uzay aracı arama peşindeler (Uzay gemilerinin o zamanlardaki ismi de “uçan daire”. Hatta validem bana Salı pazarından tenekeden, üzeri boyayla şekillendirilmiş, kafalarının üzerinde birer çift anteni olan uzaylıların, aracın gûya ön ve yan pencerelerinde resmedildiği bir oyuncak dahi almıştı. Üstünde kırmızı-mavi ampuller falan vardı. Üçüncü günün akşamı bu lânet uçan daire elimi fena halde kesip kanatınca, uzayın derinliklerini değil ama, çöp kutusunun dibini boylamıştı bizim teneke yığını UFO).
Lâkin ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, havada dünyadışı varlıklardan eser yok. O yıllardaki bütün uzaylı görgümüz, bilgimiz gazetelerin üçüncü sayfalarında ara ara çıkan temsili resimler ve kıytırık oyuncaklar üzerine çizili komik şekillerden ibaret. Tabi, birşeyin meraklısı ve ilki olmak başka haslet. Eldeki maddi imkânlar bol olduğu surette, uzay araştırmaları yapmak da o oranda kolaylaşıyor. Başı da doğal olarak Amerika çekiyor. Bunlardan en bilindiği de “SETI Projesi”...
SETI (Search for Extra-Terrestrial Intelligence = Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması): Dünyadışı bir uygarlıktan ve/veya başka bir gezegenden gelen mesajların varlığının saptanması ve bunun saptanması halinde de incelenmesi amacıyla ön çalışmaları 1960’lı yıllarda ABD tarafından yapılan, daha sonra geliştirilerek 1971’de NASA tarafından başlatılan bir proje bu. Projenin amacı dünyadışı bir uygarlıktan veya uzak bir gezegenden gelen mesajların varlığının saptanması ve varolduklarının anlaşılması halinde de bunların incelenmesiydi (Projeye 2011 yılında son veriliyor. Baktılar, uzaylı-muzaylı havada hakgetire. Paralar cepte kalsın bari kaygısıyla herhalde).
“Big Ear (Büyük Kulak)” adlı sabit bir radyo-teleskop, Ohio’da yüzü uzaya dönük şekilde, dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşünü baz alarak, sürekli surette havayı gözlemeye başladı. Amaç; durmaksızın radyo sinyallerini tarayıp kayıt altına almaktı. Böylece uzayın derinliklerinden dünyamıza doğru gelmesi muhtemel olası radyo dalgaları kolaylıkla anlaşılabilecekti. Teleskop gökyüzündeki bir noktayı 72 saniye boyunca tarayabilmekteydi. İlk 36 saniyesinde radyo dalgası maksimuma çıkıyor, 37-72. saniyeler arasında da tekrar düşerek minimuma iniyordu.
Sinyal yoğunlukları, virgülden sonra biner biner artan şekilde işaretlenmekteydi: 0 ilâ 0,999 arası “boşluk”, 1 ilâ 1,999 arası “1” değeriyle, 2,000 ilâ 2,999 arası “2” değeriyle... (9,999’a kadar devam eder), sonrasında da 10,000-10,999 arası “A” harfiyle , 11,000-11,999 arası “B” harfiyle ... 30,000-30,999 arası da “U” harfiyle (yakalayabildiği maksimum bant sınırı) gösterilecek tarzda bir çalışma mantığına sahip iki antenli “Big Ear” çalışmaya başladı. Buradaki yoğunluk, “Parazit/sinyal” oranı olup, 72 saniye boyunca aktarılan sinyallerin ortalaması olarak bir değeri sabitleyerek kaydediyor.
Garibim teleskop yıllaryılı gökyüzünü tarayıp durdu. Tâ ki 15 Ağustos 1977 günü farkettiği bir sinyale kadar da senelerce havada bir şey bulamadı. 15 Ağustos’ta “Big Ear”a, 72 saniye boyunca devam eden bir sinyal akışı oldu. Dr. Jerry Ehman tarafından tespit edilen bu dar bantlı sinyalin dünya dışı ve/veya güneş sistemi dışı kökenli sinyallerden beklenen özelliklere birebir uyduğu hayretle görüldü. Sistemimiz dışındaki bir yıldızdan/gezegenden geldiği kabul edilen, "6EQUJ5" koduyla kayıtlara giren sinyal, haliyle milletin de aklını başından aldı. Medya konuya aşırı ilgi gösterdi. Güneş sitemimiz dışından bize doğru radyo sinyalleri gönderildiği ve uzaylıların bizlerle bir şekilde iletişime geçmekte oldukları konusu gündeme oturdu.
Sinyalin yıldızlararası sinyallerden beklenen özelliklere birebir uymasına çok şaşıran Ehman, bilgisayar çıktısındaki izini daire içine alarak, sayfanın kenarına da tükenmez kalemle "Wow!" (İngilizce hayret ünlemi "vay be!", Türkçeye “Bismillâhirrahmanirrahim, n’oooluyoruz yahu?!” şeklinde de tercüme edilebilir) yazdı. Bu ünlem, daha sonra sinyalin uluslararası ismi haline geldi.
(+)
(+)
15 Ağustos 1977 tarihli meşhur sinyal grubunun açılımıysa şöyle:
6 = 6
E = 14
Q = 26
U = 30
J = 19
5 = 5
Sinyalin bant genişliği 10 kHz olup, frekansı da 1420,405 MHz'deki hidrojen hattına karşılık gelmektedir. Sinyalin geliş yönü ise; Yay Takımyıldızı'nın "Chi-1 Sagittarii" adlı yıldızının 2.5 derece güneyidir.
(+)
Ehman sinyalin geldiği lokasyonu yeniden taradıysa da, bu bölgeden maalesef yeni bir sinyal akışı olmadı. Ancak, o güne kadar oldukça kısır, varla yok arası sinyallerle gününü geçiren büyük kulağın bu tespitindeki sinyalin gerek uzunluğu, gerekse süresi bakımndan dünyadışı bir kaynağa işaret etmekte olduğu üzerine uzun süre kafa yoruldu. “Fermi Paradoksu” yeniden ön plana çıkıp bilimsel çevrelerde kıymetlendi (Bu meşhur paradoksu da artık başka bir vakit anlatırız). Yıldızlararası bir titreşimin güçlenerek dünyaya ulaştığı olasılığı da, gelişmiş bir medeniyetten gönderildiği ihtimali de farklı çevrelerce kabul gördü.
Ehman’ın önceleri bilimadamı şüpheciliğiyle kabul ettiği; dünyadan uzaya akan güçlü bir sinyalin, uzaydaki bir enkaza rastgele çarparak dünyaya geri yansıması ihtimalini de, sonra yine kendisi çürüttü ve sözkonusu sinyalin boşluktaki bir enkaza çarprak geri gelmesi ihtimalinin neredeyse yok denecek kadar az olduğu sonucuna vardı. Çünkü olası enkazın bu derece bir yansıtma kabiliyetine sahip olması için çok büyük özellikler taşıması gerekmekteydi. Sinyalin geldiği bölge yıllar sonra bile tekrar tekrar tarandı ama o meşhur 72 saniyelik “6EQUJ5” kodunun bir daha izine rastlanamadı. Özellikle wow sinyalinin geliş yönünde 1987, 1989, 1996 ve 1996’da ciddi araştırmalar gerçekleştirildiyse de bir netice alınamadı. “wow!” sinyali de astronomi tarihinde bir muamma olarak kaldı. Artık Allah bilir, bu enteresan sinyal nereden geldi?
Akın KURTOĞLU
|
 |
Patron
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 07:27
İlginç bir konu... Bu tip bilimsel araştırmalarda maalesef bir sponsor bulmak zorunluluğu var. Milyonlarca dolar para veren devlete de paraların boşa gitmediğini göstermek gibi bir durum oluşuyor. Tüm bilimadamları böyle değilse de, sansasyonel haberler yapabilmek için çırpınanlar da mevcut. Nitekim Amerikan devleti SETI projesine yaptığı yardımı tümüyle kesti diye biliyorum.
|
 |
Mehmet!
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 10:30
Biz dünyalılar elektrik sinyallerini genlik modülasyonu (AM), frekans modülasyonu (FM) gibi işlemlere tabi tutarak uzaklara iletiyoruz. Uzaydan gelebilecek sinyaller (varsa) yüzbinlerce ışık yılı öteden gelmiş olacağı için bizim bildiklerimizden çok daha farklı yöntemlerle modüle edilmiş olmalıdır. Böyle olunca bizim alıcılarımızın dünya dışı sinyalleri farkedebilmesi çok zor. Uzun dalga yayın yapan bir radyo istasyonunu FM alıcısı ile dinleyemediğimiz gibi.
|
 |
Kemal ÇONTAY
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 11:36
Dünya dışı yaşam olup olmadığı insanoğlu'nun üzerinde merakla, hevesle durduğu araştırma konusu oldu.
Günümüzde bile çok çeşitli, dayanaksız haberler ile bu konu gündemde tutuluyor. SETI projesiyle bilimsel alanda yapılan çalışmalar, yüksek yatırım maliyetlerine rağmen sonuç alınamayan çabalar neticesinde Amerikan hükümeti tarafından durduruldu. Fakat SETI projesi farklı finansman çözümleri ile devam ediyor. Bu konuda İnternet'ten yaptığım küçük bir araştırma yazısı aşağı yukarı bizlere bilgi açısından bir katkı sağlıyor.
| Alıntı: |
1992-1993: NASA'nın kısa süren araştırması
Kristof Kolomb'un Amerika'ya ulaşmasından tam 500 yıl sonra, NASA, dünya dışı yaşam arama programını resmi olarak başlattı. 10 milyon frekans tarama kapasitesine sahip program uzmanlar tarafından o ana kadar yapılmış en yetkin teknolojiye sahip, en hırslı arama olarak nitelendi. Ancak ilk yılın sonunda Senatör Richard Bryan "Milyonlarca dolar harcandı ama hâlâ bir tane yeşil yaratık yakalayamadık." diyerek tüm çabasıyla programın sonlanmasına öncülük ederek, projenin bitmesine sebep oldu.
1995: Phoenix (Zümrüdüanka) Projesi küllerinden doğuyor
NASA'nın uzaylı araştırması için bütçe kesilince özel sektör işe el attı ve NASA ekipmanını da kullanarak Phoenix Projesi'ni hayata geçirdi. Dünyanın farklı yerlerinden birçok radyo astronomi gözlemevinin birlikte yönettiği araştırma, üzerinde akıllı yaşam olma ihtimali olduğu düşünülen 1000 civarında yıldızı hedef aldı.
1999: Herkes dünya dışı akıllı yaşam arayabilir
99'da California Üniversitesi'nin SETI@home adlı bilgisayar projesi sayeseinde dünyanın her yerinden yüzlerce, binlerce ve sonunda milyonlarca bilgisayar kullanıcısı E.T.'nin peşine düştü. Program sayesinde Arecibo radyoteleskobundan gelen yığınlarca SETI verisi kişisel bilgisayarlarda parça parça işlenmeye başlandı. Böylece çok az maliyetle çalışan süper bir bilgisayar elde edildi.
2007: Radyo teleskop yerine takımuydu
Arayış 50 yıl boyunca bir astronomun dev bir radyo teleskoptan gelen verileri beklemesiyle geçiyordu. Bu durum 2007'de San Francisco'nun 300 mil kuzeydoğusundaki 42 radyoteleskopluk takımuydu Allen Telescope Array'in açılışıyla değişti. Yazılım milyoneri Paul Allen ve başka girişimciler tarafından finanse edilen düzenek dünya dışı yaşam arayışını tamamen öne çıkardı. Proje California Üniversitesi ve SETI Enstitüsü tarafından ortak yürütülüyor. Önümüzdeki 10 yılda düzeneğin 350 antene ulaşarak dünyanın en büyük radyo teleskobu olması bekleniyor.
Dünya dışı akıllı yaşam aramalarının geleceği
Dünya dışı akıllı yaşamın var olduğunu kabul etsek bile şu ana kadar yapılan araştırmalara göre bu yaşama dair net bir bulgu yok. Araştırmaların sadece 50 yıldır sürdüğünü söyleyen bilim adamları, "Umudu kesmek için çok erken." diyor. NASA ise Samanyolu'nda dünyaya benzer, yaşanabilir gezegen arayan Kepler adlı uzay teleskobuyla çalışmalara yardımcı oluyor. Araştırmayı radyo sinyallerini taramanın ötesine çekmeyi hedefleyen fikirler de var. Aynı zamanda birçok popüler bilim kitabının da yazarı olan Arizona State Üniversitesi'nde görev yapan fizikçi Paul Davies, dünya dışı canlıların mesajlarının dünyada zaten var olan canlıların DNA'ları içinde bulunabileceğini iddia ederek genomun kodunun çözülmesi gerektiğini söylüyor |
|
 |
Akın Kurtoğlu
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 22:12
İşin ilginci, sözkonusu sinyal 200 ışık yılı uzaktaki bir takımyıldızdan gelmekteydi. Yani aslında 1977'de kaydedilen sinyal, bundan 200 sene öncesinde kaynağından çıkmış olmalıydı (Yani 1777'de. Bahçekapı'da Ali Muhiddin Hacıbekir şekercisinin kurulduğu sene ). Bu kadar zaman zarfında gelen sinyale (aynı istikamette) cevap olarak gönderilen sinyallerin, o kaynağa ulaşması için de bir 200 sene daha geçmesi gerekiyor (Dünyadan gönderilen cevap sinyaleri, tâ 2177 yılı civarları takımyıldıza ulaşmış olacak). Zaten "wow! sinyali"nden başka tatmin edici evsafta bir sinyal daha yakalanamıyor (Gerçi bu sinyalin de öyle elle tutulur bir özelliği yok. Herhangi bir anlamlı veri taşıdığı yönünde ekstra içeriği de mevcut değil). 80'li ve 90'lı yılarda Big Ear tarafından kaydedilen bazı sinyallerse "wow! sinyali"ne nazaran gözardı edilebilecek düzeydeler. Herhangi bir umut vaadetmiyorlar. Meselenin dibine darı ekmek işi ise son çeyrek asırda Hollywood'un salak sulak bilim-kurgu filmlerine kalıyor.
Akın KURTOĞLU
|
 |
Necdet Cevahir
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 22:17
| Alıntı: |
| İşin ilginci, sözkonusu sinyal 200 ışık yılı uzaktaki bir takımyıldızdan gelmekteydi. Yani aslında 1977'de kaydedilen sinyal, bundan 200 sene öncesinde kaynağından çıkmış olmalıydı |
Işık hızıyla ses hızını birbirine karıştırdık gibime geliyor üstadım.. Yanılıyor muyum?
|
 |
Akın Kurtoğlu
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 22:25
Radyo dalgaları ışık hızıyla yayılırlar. Işık da elektromanyetik bir dalga olduğu için aynı zeminde ele alınır. Yani, saniyede 300.000 kilometre hızla ilerlerler. Sinyal sesinden kasıt, bildiğimiz ses dalgası değil, yoksa boşlukta ses dalgası ilerlemesi konunun mantığına aykırı. Ses dalgaları elektromanyetik dalgalar haline getirilip saniyede 300.000 km hıza ulaştıktan sonra, alıcılar tarafından yeniden ses dalgaları haline dönüştürülürler (Bir tır dolusu eşyanın bir şehirden uzak bir diğer şehre uçakla taşındıktan sonra tırın havaalanına indirilmesi ve oradan şehre dağıtımımınn yapılması gibi birşey yani).
Akın KURTOĞLU
|
 |
Ertan Akyüz
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 22:33
Allah Bilir Kendi yolladıkları sinyal sıcak bir yaz ayında İyonosferin güçlü olduğu bir gün geri yansımıştır.
Gerçi Sinyal Allah Tarafından Ben burdayım Bana inanın diye bir mesaj da olabilir.
Hidrojenin geri yansıtma gücü varmı bilmiyorum ama elektronik İşlemcileri hızlandırabildiğine göre elektronik dalgaları yansıtabilirliği olasılığı bence olabilir .
|
 |
Necdet Cevahir
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 22:33
Açıklayıcı bilgi için teşekkürler üstadım. Ben gerçekten ses dalgalarının uzay boşluğunda ışık hızına ulaşabileceklerini bilmiyordum. Ancak yinede elektromanyetik dalgalar haline nasıl dönüştükleri konusunda pek bir bilgim yok. Bu dönüşümü sağlayan etkenler nelerdir mesela?
Neyse çok kurcalamıyalım, gece gece kimseyide yormayalım..
|
 |
FuatUler
11 yıl önce - Sal 08 May 2012, 22:40
| Alıntı: |
| Bu dönüşümü sağlayan etkenler nelerdir mesela? |
Modulasyon; yani ses sinyalinin elektrik sinyaline bindirilmesi; AM (Amplitude Modulation) veya FM (Frequency Modulation) gibi. Daha sonra da bu elektrik sinyalinin antenler vasitasiyla yayinlanmasi. Tabii ET bunu aynen boyle mi yapti bilinmez. Ama eger yaptiysa, herhalde buna benzer adimlar izlemistir.
|
 |
|
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|