ismailbayrak
13 yıl önce - Prş 03 Eyl 2009, 22:02
Kendimi bildim bileli bu bozkırın havasını koklamanın onuru ile söze başlamak istiyorum.
Eskişehir denildiğinde, bugün dizi filmlere bile konu olan yazın tozu kışın çamuru ile ünlü şehrim aklıma gelir.
Iraklaştığım zaman memleketimden, gittiğim gördüğüm mekanlarda, fotoğrafını çektiğim ve önünde hazırola dikildiğim alanları düşündüm. Ya bir abide, güzel bir bina yada o yöreyi anlatan heykeller.
Sonra döndüm şehrime baktım...
Malhatun Heykeli: Osmanlı İmparatoluğunun varlık anası. Düşündüm de, o heykel oraya konulana kadar isminden bihaber olduğum insan.
Atatürk Heykelleri: Yorum yapmaya hacet bile görmüyorum. Olması gerekenlerin en başı kanımca.
Yunusemre, Nasrettin Hoca: Biri sevgi insanı, diğeri dünyanın merkezinde oturan gururumuz.
Eskişehirspor: Çarşı merkezde bulunan heykel, Es-Es'i anlatmıyor mu?
Köyümüze Dönelim Heykeli: Esnaf Sarayının önünde. Alışveriş dünyasının kapı önünde. Gel bak bu ne karmaşa, köyümün sakinliğini özledim der gibi duruyor.
Dedikoducu Kadınlar: Adalardan, İki Eylül Caddesine geçerken görüyorsunuz. 7/24 konuşuyorlar bu şehrin en işlek caddesinde.
Hayvan Heykelleri: Küçük kızlarıma bak bu salyangoz, ayı, fil, mamut, inek diye öğrettiğim, hayvanat bahçesi olmayan şehrimde eksiğini duyduğum bir olgu. Öğle yaramazlıkta yapıyorlar hani. Sokaklara arabalar girmesin diye bekliyorlar orada öğlece. Kızlarımın en çok sevdiği ve üzerine oturup soluklandıkları heykeller.
Bunlar sadece merkezde sürekli muhatap olduklarım.
Bir şehrin kültür seviyesini gösterdiğini ima etmek istemiyorum ama 34 yıllık Eskişehir insanı olmanın verdiği medeti bilirim. Şimdilerde görüyorum, şehrime gelen yabancıların fotoğraf çektirmeden gitmedikleri eserler onlar. Memleketlerine döndükleri zamanda, o heykelleri anlatıyorlar. Bu da bir güzellik değil mi?
Belçika'da bir heykelin anısını anlatmıştı Eskişehir'li gurbet yolcusu dostum. Bina önüne koyulan bomba üzerine işemiş bir çocuk. Islandığı için bomba patlamamış ve belki de yüzlerce insanın yaşamasına neden olmuş. Şimdi Belçika'ya gidenler bilir. Her yerde işeyen küçük çocuk heykeli. Ben gidip görmedim ama o heykelin sayesinde, Belçika'nın 1890 lı yıllardaki iç karışıklıkları, terör olayları konusunda bilgi sahibi oldum.
Heykel diyerek geçmeyeceğiz işte. Bizlere ne anlatmaya çalıştığını özümseyeceğiz.
Şimdi (yaşadığımız yıllarda) pek birşey ifade etmeyecek belki ama yıllar geçip de, kuşak ve nesiller yenilendikçe, günümüzün folklörünü anlatacak bu eserler torunlarımıza.
He... Gönül iser ki, daha sağlam yapılardan yapılsın eserler. O da olacaktır. Bir yerden başlamak hiç başlamamaktan güzel olsa gerek.
|