Kuranıkerim'in ayetleri Peygamberimize Cebrail aracılığıyla sözlü olarak gelmiştir. Peygamberimiz bunları anında ezberliyor ve çevresindeki ashabına okuyor, onlar da ezberliyorlardı. İçlerinde yazı yazmayı bilenler, değişik malzemeler üzerine, öğrendikleri ayetleri yazıyorlardı. İlk ayetlerin gelişi şöyle olmuştur:
Hz. Muhammed (S.A.V.)’e peygamberlik görevi verilmeden önce O, zaman zaman insanlardan uzaklaşarak kâinatın yaratılışı, insanlığın geleceği gibi konuları düşünmek üzere Hira dağındaki mağaraya çekilirdi. 610 yılında da yine böyle bir gün Hira dağına çıkmıştı. O esnada Vahiy meleği Cebrail geldi ve göründü;
Cebrail: “-Oku” dedi.
O: “-Ben okuma bilmem” cevabını verdi.
Melek O’nu tuttu ve tekrar;
"-Oku” dedi
O yine: “-Ben okuma bilmem” diye cevap verdi. Çünkü O gerçekten okuma bilmiyordu.
Melek yine onu tuttu, ezercesine sıktı ve bıraktı;
“-Oku” dedi.
Bu kez Peygamberimiz: “-Ne okuyayım diye cevap verdi.” Cebrail o zaman:
“-İnsanı alaktan yaratan Rabbinin adıyla Oku. Oku, İnsana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbin Ekremdir (en cömerttir)” şeklindeki Alak suresinin ilk beş ayetini indirdi.
Bu şekilde başlayan vahiy süreci 23 yılda tamamlandı. Hz.. Peygamber her indirilen ayeti anında ezberliyor, daha sonra onu insanlara aktarıyor ve onların pek çoğu da indirilen bu ayetleri ezberliyorlardı. Bu arada inen ayetleri Vahiy Katipleri yazıyordu. Hz. Peygamber vahyin yazılması işine ayrıca önem veriyordu. Sure ve ayetlerin nereye yazılacağı Cebrail tarafından Peygamberimize bildiriliyordu. Peygamberimiz de kendisine bildirilen ayet ve surelerin yerlerini Vahiy Katiplerine bildiriyordu. Aynı zamanda bu işi bizzat kendisi kontrol ediyordu. Bununla birlikte her yıl Ramazan ayında o zamana kadar inen ayetleri Cebrail’e okuyor ve kontrol işi daha da sağlamlaştırılıyordu. Böylece Kur’anı Kerim baştan itibaren herhangi bir unutma, hata ve yanlışlıktan korunmuştur.
Anlatım: Dr. Mustafa Akman
Yani Kuran'ın indirilişi bu şekilde anlatılıyor... !!! Peygamber efendimize peygamberlik görevi verilmeden önce kendisi kainatın yaratılışı gibi meseleri düşünmek üzere Hira dağındaki mağaraya
çekiliyor ve o esnada Vahiy meleği kendisine görünüyor ve ondan okumasını istiyor. Peygamber de ben okuma bilmem deyince Vahiy kendisini ezercesine sıkıyor ve tekrar 'oku' diyor. Bunun üzerine ilk ayetler inmiş oluyor.
Diğer ayetler ise öyle bir gecede filan inmiyor. Kuranın tamamlanması tam tamına 22 yıl 2ay 22 gün sürüyor. Yani bu durumda Allah Kuranı adeta taksit taksit indirmiş oluyor ve hatta bazen bir ayet tamamlanmadan başka bir ayet indiriliyor ve o tamamlanmayan ayetin sureleri daha sonra Allah tarafından indiriliyor.
Vahiy ayetleri sözlü olarak aktarıyor Peygamber efendimiz de anında ezberliyor, ve ezberlediklerini anında insanlara aktarıyor ve onlarda ezberliyor ve bu arada vahiy katipleri bunları yazıyor.
Kuran'ın indirilişi aynen bu şekilde anlatılıyor. Doğru mu ???
Bu durumda ben kendi kendime şu soruyu sormadan edemiyorum.
Acaba Kuran'i Kerim insanlar tarafından, aracılar olmaksızın, yazılmış olmasın ???
Ben de sunu merak ediyorum acaba kuran gecmisten beri cesitli toplumlarin elinden gecti nesilden nesile gunumuze ulasti ama ozellikle osmanli gibi asiri kati bir egemenlikte degisime ugramis olabilir mi ondan once araplar irkci dusuncelerle yaklastilar diger milletlere bu sureclerde acaba nesilden nesile gelene kadar degisime ugramis olabilir mi ben bunu merak ediyorum cunku okurken bazi ayetler oyle kati oyle sert geliyorki allah sevdigi kullarina boyle kurallar koyar mi boyle davranir mi diye dusunmeden edemiyorum. allah ozene bezene yarattigi kullarini gercekten cayir cayir ateslere atacak mi bunu merak ediyorum. bu konuda cok onceden bir hocam farkli bir teori atmisti ve mantikli gelmisti cehennemde aslinda ates kavraminin olmadigini asil cehennemin allaha uzak kalmak oldugunu soylemisti ates kavraminin insanlari bir sekilde hizaya cekmek icin korkutarak dogruyu gostermeye calisan bir kavram oldugunu soylemisti ben de merak ediyorum hep bu konulari. . .
Tarihin başlan*gıcından beri toplumlar dinsel inanışlarında, Tanrı ve ruhların yaşadığını varsaydıkları bir "öbür dünya"ya yer vermişlerdir. Öte yan*dan, gerek eskiçağlarda, gerek günümüzde yaygın olan çeşitli dinlerin cennet ve cehen*nem görüşleri farklıdır.
Eski İnançlar
Eski Mısırlılar Güneş, Ay ve gökyüzünün birer tanrı olduğuna, yaşayan tüm varlıkların gökyüzünden geldiğine ve sonunda oraya döneceğine, en büyük tanrı Osiris'in seçtiği bazı kişileri öbür dünyada ölümsüz yaşamla ödüllendirdiğine inanırlardı.
Eski Yunanlılar'da, ölenlerin tanrı Hades ve karısı Persephone'nin yönettiği yeraltı dünyasına gittikleri inancı vardı. Hades adı verilen bu yeraltı dünyası tanrılara karşı gelenlerin cezalandırıldığı cehennemdi. Efsa*neye göre, Zeus'un oğlu olan Tantalos'un bile, cennette öğrendiği sırları açıkladığı ve tanrılara özgü ölümsüzlük veren yiyecekleri çalarak insanlara sunduğu için, ceza olarak Hades'te aç ve susuz bırakılmasına karar verilmişti.
Eski İskandinavyalılar savaşta ölen asker*lerin gökyüzünde özel bir yere gittiklerini, burada gündüzlerini tanrısal savaşla, geceleri*ni de şölen ve şenliklerle geçirdiklerini sanı*yorlardı.
Kuzey Amerika Yerlileri ise, kötülük etmiş insanların ölünce çok büyük, karanlık bir zindana atıldığına, yiyecek hiçbir şey olmadığı için bu "ölüler"in saçlarını çiğneye çiğneye, bir kan gölünün içinde oturmak zorunda bırakıldıklarına inanıyorlardı.
Eski İbraniler'in ölümden sonraki yaşama ilişkin düşüncelerine göre, öbür dünyada zengin ve yoksulun, iyi ve kötünün karanlıkta birbirlerine sarılıp yattıkları, Şeol denen bir yeraltı dünyası vardı. İbraniler'e göre cennet dağların üzerine kurulu olan gökyüzünün çatısında bulunuyordu. Tanrı Yehova, İlyas Peygamber gibi birkaç büyük peygamberle cennette yaşıyordu. İnsanlar cennete ulaşmak için Babil Kulesi'ni yapmaya kalkınca büyük bir felakete uğradılar.
Müslümanlık
Müslümanlar için ise cennet Allah'a inananla*rın, onun iradesiyle gidebileceği, bağlık bah*çelik bir mutluluk ve esenlik diyarıdır. İnanışa göre, sıcaktan ve soğuktan etkilenmeyen, gölgelik ve güvenli bir yer olan cennetin ırmaklarında su yerine bal ve şarap akar. Her türlü meyve ve yiyecek vardır. Olmayan ise yasaklardır. Cennetin sağladığı zevkler ve güzellikler hem ruhsal, hem de fizikseldir. Ruhsal doyumun doruğu, Allah'ın güzelliği*nin algılanmasıdır. Müslümanlık'ta, insanın yapısı gereği kusurlu olduğuna inanıldığı için, tüm insanların cehennemden geçeceği varsa*yılır. Alllah'ın bağışladıkları cennete gitmeye hak kazanırken, bu bağışa eremeyenler bir süre cehennemde kalır. Kuran'da betimlenen cehennem ateşi simgeseldir. Dünyada işlenen günahlardan, kötülüklerden ve çirkinlikler*den insanları arındırarak caydırmayı amaçlar. (bak. İslam'da Cennet ve Cehennem)
Hıristiyanlık
Hıristiyanlar ölümden sonra dirilişin, yani Hz. İsa'nın Paskalya Günü yeniden dünyaya gelmesinin, insan ruhunun ölümle yok olama*yacağının kanıtı olduğuna inanırlar. Kutsal Kitap'ın İncil bölümünde cennet, Hz. İsa'ya gerçekten inananların ve onu izleyenlerin ölümden sonra gidecekleri yer olarak anlatı*lır. Burada sonsuza kadar Tanrı'nın yanında kalma mutluluğuna kavuşacaklardır.
İncil'de cennet hoş bir müziğin yankılandığı değerli taşlarla bezeli bir yer olarak anlatılır. Cehennem ise alev alev yanan bir ateş gölü*dür. Hıristiyan din adamlarının büyük bir bölümü cehennemin, günahlarından pişman*lık duymadan ölenlerin cezalandırıldığı bir yer olduğunu söyler. Hıristiyanlık'ın çeşitli dönemlerinde cehennem farklı biçimlerde yo*rumlandı. Çağdaş din adamları, cehennemin katı ve dar yorumuna karşılık onu, iyilerin kötülerden ayrı tutulduğu bir durum olarak değerlendirdiler.
Dinler cennet ve cehennemi bu şekilde tarif ediyor....
Cennet: İçinden ırmaklar geçen. Irmaklarda su yerine bal ve şarap akan, hoş bir müziğin yankılandığı gölgelik ve güvenli mutluluk ve esenlik diyarı bir yer.
Cehennem ise 'ateş' ile tarif ediliyor...
Cennet ve Cehennem bu şekilde tarif edilir mi ? Su, bal, şarap, ateş, gölge, ırmak, bağ, bahçe, ağaç
Nasıl olurda orada (cennet ve cehennemde) dünyadan tanıdığımız bildiğimiz bu nesnelerin dışında farklı birşeyler olmaz ???
Öyle ya, oralarda bu dünyadan bildiklerimizin dışında çok farklı şeylerin olması gerekmez mi ??
“O güzel akıbet Adn cennetleri olup, onlar babalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi olanlarla birlikte o cennetlere girerler. Öyle ki melekler de her kapıdan yanlarına varıp: ‘Sabretmenize karşılık size selamlar, selâmetler! Dünya diyarının ne güzel âkıbetidir bu!’ diyecekler.”(Rad, 13/23-24).
Alıntı:
“Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da istikamet üzere, doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların yanına melekler inip: “Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vâd edilen cennetle sevinin!” derler. Dünya hayatında da, âhirette de biz sizin dostunuzuz. Orada sizin canınızın çektiği her şey, Gafur ve Rahîm’den (affı, merhamet ve ihsanı bol olan Allah tarafından) bir ikram olarak sizindir. Hem orada siz bütün istediklerinize kavuşacaksınız.”(Fussilet, 41/30-32).
Alıntı:
"Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: "Salih kullarım için ben, Cennet'te hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insan gönlünün hatırlamadığı bir takım nimetler hazırladım." (et-Tâc, el-Câmiu li'l-Usül, fî ahâdisi'r-Rasul, V, 402).
Alıntı:
"Siz gerçekten tıpkı şu ayı gördüğünüz gibi, Rabbinizi gözle (açıkça) göreceksiniz. Onu görmekte haksızlığa uğramıyacak, izdihâma düşmeyeceksiniz." (Buhârî, Mevâkıt 16, 26).
Alıntı:
"Cennetlikler Cennet'e girdiği zaman Allah (c. c.) şöyle buyuracak: "Size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?" Cennetlikler de şöyle derler: "Yüzlerimizi ak çıkarmadın mı, bizi Cennet'e koymadın mı, bizi Cehennem'den kurtarmadın mı? (o yeter)." Rasûlullah sözlerine devam buyurarak: "Cenâb-ı Hak perdeyi kaldırır, Cennetliklere artık Rablerine bakmaktan daha sevimli gelecek hiç bir şey verilmiş olmaz." (Müslim'in rivayeti, et-Tâc, V, 423).
Alıntı:
"Allah Teala Hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şan, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım."
Alıntı:
"Dilerseniz şu ayet-i kerimeyi okuyun, (Mealen): "Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükafaatların saklandığını kimse bilemez." (Buhari, Bed'ül-Halk 8, Tefsir Secde 1, Tevhid 35; Müslim, Cennet 2, Tirmizi, Tefsir.)
Ben de sunu merak ediyorum acaba kuran gecmisten beri cesitli toplumlarin elinden gecti nesilden nesile gunumuze ulasti ama ozellikle osmanli gibi asiri kati bir egemenlikte degisime ugramis olabilir mi ondan once araplar irkci dusuncelerle yaklastilar diger milletlere bu sureclerde acaba nesilden nesile gelene kadar degisime ugramis olabilir mi ben bunu merak ediyorum cunku okurken bazi ayetler oyle kati oyle sert geliyorki allah sevdigi kullarina boyle kurallar koyar mi boyle davranir mi diye dusunmeden edemiyorum.
Böyle birşey pek mümkün değil çünkü İslamiyet sadece Osmanlı topraklarında yoktu. Kur'an-ı Kerim; Ortaasya'da Timurlularda, Hindistan Babürlülerde; İran'da Safevilerde, Mısırda Memlüklülerde vs. hep aynı biri değiştirmiş olsa diğerlerininkinden farklı olurdu.
Birçok kitapta ayetlerin yorum farkı vardır ancak bu ayetin aslı böyledir diye açıklama yok. Ayetler hep aynı kalmış yorumlarda farklılık olmuş.
Dini inancim yoktur ve hicbir dine uye degilim. Ancak konu basligindaki "dini sacmaliklar" deyisini dogru bulmuyor ve dini inanci olan diger uye arkadaslara biraz daha saygili olmak gerektigini dusunuyorum. Konu basligindan o kisim arindirabilinirse sevinirim.
saglicakla,
muhammed zamanında, taş, kemik, deri gibi materyallere yazıldığı söylenen ilk metinler günümüzde yoktur.
bu bir gerçektir.
incil ve tevrat için ikide bir "onlar ilk indiği halde değilller, sonradan değiştirildiler" şeklinde konuşan arkadaşlar, kuran için "onun bir harfi bile değiştirilmedi" derler.
bu kitabın sonradan değiştirilip değiştirilmediğinin kanıtı olarak ise "ama kuran'da değiştirilmediği yazıyor" şeklinde bir argüman kullanırlar.
bir kitabın değiştirilip değiştirilmediğini kanıtlamak aslında çok basittir.
günümüzdeki bir nüshasını alırsınız..
sonra orjinal metne bakarsınız..
arada fark varsa değiştirilmiş, fark yoksa değiştirilmemiştir.
günümüzde ise kuran'ı bu şekilde alıp test edebileceğimiz bir ilk metin mevcut değildir.
Handecik, orijinal yazıların şu anda bulunamıyor olması günümüzdeki Kuran'ın değiştirilmiş olduğunu kanıtlamaz. Kuran'ın değiştirilmiş olduğunu savunan başka insanlar da gördüm daha önce ama bir kaynak verebilene rastlamadım. Eğer orijinal yazılar (ilk metinler) bulunamıyorsa Kuran'ın değiştirilmiş olduğunu kanıtlamanın tek bir yolu vardır. Yeryüzünde iki farklı Kuran bulunuyor mu? Bu şekilde bir kaynak gösterebilirsen değiştirilmiş olduğunu iddia edebilirsin ancak.