Dini konularda sorgulayıcı olmayı doğru buluyormusunuz ?
Evet
71.8%
[173]
Hayır
28.2%
[68]
Toplam Oy : 241
uakbulut
11 yıl önce - Cmt 19 May 2012, 01:01
gökhan bey, okudum elinize sağlık..ta
ben ne anlatıldığını sormadımki.. tüm bu anlatılanların kuran'da ne işi var diyorum..
orucun nasıl tutulacağını anlatan ama namazın nasıl kılınacağını anlatmayan kuran'da peygambere helal kılınan kadınların anlatılmasının insanlığa ne gibi bir faydası var onu soruyorum?
evrensel olan bir kitapta tüm bunların işi ne onu sormaktayım..
En son uakbulut tarafından Cmt 19 May 2012, 01:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Diyanet İşleri : Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir
''Allah çok bağışlayıcıdır çok merhametlidir dilediği kadınlarda onun elçisi Muhammed'indir''
Hay maaşallah, maaşallah
Allah’a ve Resulullah’a iman eden kimsenin bundan rahatsızlık duyulacak bir şey algılaması söz konusu olmaz. Bu konuya itiraz edenler Hz. Peygamber(a..s.m)’e iman etmemiş kimselerdir.
işte tamda bu nedenle, inanan insanlar sorgulamasınlar niye bana kimlerin helal olduğunu diye, ayetlere koydu bunu Muhammed..
Bizim inancımıza göre sorgulamak yoktur ...
Peygambere has inmiş ayetin neyini sorgulayacağız ...
Sen 1400 senedir değişmemiş bir bütünsel kitabı neye göre kabul etmiyorsan ,
O değişmemişin bildirdiği hikmetlere daha Tam sahip olamasakta aciz halimizle hasbel kader elimizdeki ile ona saygı duyuyoruz ...
Ne bekliyorsun bizden ...
Sanki bu ayet sadece huşu veriyor ...
O kadar kadının dırdırı çekişmeleri Erkeğe yüklenenler ne olacak ...
Kadınlar ne dediğimi veya 2 evliler çok iyi anlamıştır ...
Kendi en sevdiği kızına elindekilerden vermeyen size göre bir İnsan bize göre Bir Görevli Rehberden bahsediyoruz ...
Onları diğerlerinden öne koymamış Tam tersi 33 Subhanallah deyin demiş ...
Onlara da verseydi Cariye , esir vs.
Çünkü siz olayın afedersiniz başka bir yerine odaklanmışsınız .
Sosyal , siyasal ve her türlü İctimai DİNİN Rehberine eş olmak isteyecekler vasıtası ile Onların yakınlarına sağlıklı bilgi ulaştırma ihtimalini o gün için yok sayarak hesap yapıp ,
Ferdi zevki Öne çıkarma peşindesiniz ...
Bizim inancımıza göre ise Rehberliğin tesir ve etkisi açısından ve bilginin daha fazla kişiye aileden HANE'den kişilerce iletilmesinin O günkü Şartlarda METODİK olarak daha tesirli ve faydalı görüldüğündendir ...
Çünkü DİN'in bizatihi birinci elden bir sürü yere sağlıklı ulaştırılması metodu ancak bu Türlü olabilirdi. Çünkü bu DİN Kavimlere değil Tüm dünyaya gönderilmişti.
Onun için İleride Kavimler birleşipte Davada Tek Vücut olacakları zamana kadar Ana nüveyi ilk elden elde etmiş Atalara sahip olmalıydı . Bu kalıcılık ve nesilden nesile aktarımda sağlam bir zincir oluşturma formatıdır bana göre ...
İnanamak zorunda değilsin . Ben buna inanıyorum ...
Bu bir Metoddur .
Zevk alemi değil ...
O ortamı görmüş HANE'den olmak diyelim biz buna .
Kapıdan yetişmek derlerdi eskiden ... İşi bilenlerin elinde büyümek derlerdi ya .
O hesap bu iş ...
Peygambere mahsusiyeti EVRENSEL dine gönüllüler tevdi etmek ...
Tersinden bak ...
Kadınlar bu ayeti duydu ... Kaçı kendini vermiş ve kabul edilmiş ...Kaçı alınmış ...
Ve ne tesirleri olmuş ...
Önemli olan yansımasıdır ...
Uygulanmasının hasılı verdiği durumdur ...
Muhakkak bu Kapı açılmak sureti ile bence %100 birileri nasiplendirildi ve İleride Gelecek nesillerden bundan faydalanan Kişiler vasıtası ile Bir şeyler hasıl edildi ... Çünkü bu İlahi Metoda uygun bir tavır bilinen ...
Fakat somutlaştır dersen şimdilik somutlaştıramam.
İleride iyice araştırıp Yansımalarını ve ayetten hasıl olan şeylerin neler olduğunu Öğrenip , Aklımın erdiği kadarı ile yazarım ...
İşte o Atilla'nın dediklerine gider .
Bu arada sağolun yahu .
Sayenizde eksik yerlerimizi tamamlıyoruz ...
Hidayet bulasıcalar ...
Resulullah efendimiz peygamberliğini tebliğe devam ediyor...
Bütün tepkilere rağmen...
Bir gün yine, "Buraya geliniz, toplanınız, size mühim bir haberim var" diye seslendi.
Safa Tepesi'nde toplanan halka sordu:
- Ey Kureyş kabileleri! Ben size, şu dağın ardında bir düşman ordusu var, üzerinize hücum etmek üzeredir desem, bana inanır mısınız? Onlar:
- Evet inanırız. Çünkü, sende şimdiye kadar doğruluktan başka bir şeye şahid olmadık. Senin yalan söylediğini hiç görmedik!..
- O zaman beni dinleyin! Ben size geleceği muhakkak olan şiddetli azabın bildiricisiyim.
Allahü teâlâ bana, en yakın akrabalarımı ahıret azabı ile korkutmamı emretti.
Sizi, La ilahe illallahü vahdehu la şerikeleh, diyerek iman etmeye davet ediyorum.
Ben de O'nun kulu ve resulüyüm. Eğer buna iman ederseniz, Cennet'e gideceksiniz.
Siz, "La ilahe illallah" demedikçe, ben size ne dünyada bir fayda, ne de ahırette bir nasib sağlayabilirim?..
Ebu Leheb'in dışında bir muhalefet gelmedi. Aralarında konuşarak dağıldılar.
Sevgili Peygamberimiz, bu davetlerden sonra nerede bir kimse veya topluluk görse, onlara İslâm'ı anlattı. Hakiki kurtuluşun; nefse uymaktan, zulümden, haksızlıktan ve her türlü kötü işlerden uzaklaşmakla ve Allahü teâlâya iman etmekle mümkün olacağını bildirdi.
Nefslerinin isteklerine, şehvetlerine uyanlar, zayıfları ezenler ve azgınlıkta aşırı gidenler buna şiddetle karşı çıktılar. Bütün bu bozuk işlerine son verileceğini görerek, Muhammed aleyhisselamın bildirdiklerini inkar ettiler. O'na ve inananlara düşman oldular.
Müşrikler, önce alay ediyorlardı. Sonra baskı ve işkencelerini arttırmaya karar verdiler.
Müminleri sindirmek, İslâm davasına zarar vermek istiyorlardı.
Bir gün Utbe, Şeybe ve Ebu Cehl, Ebu Talib'e; "Sen bizim büyüğümüzsün. Biz, sana daima saygı gösterir, hürmet ederiz. Şimdi, kardeşin oğlu, yeni bir din kurdu. Putlarımıza söğüp bizi kafirlikle itham ediyor. Kendisine nasihat et. Bu işten vazgeçir. Şayet vazgeçmezse, O'nun hakkından nasıl gelineceğini biz biliriz..." dediler.
Ebu Talib, onları yatıştırarak geri gönderdi ve durumu Peygamberimiz üzülmesin diye, O'ndan sakladı. Müşrikler, bir müddet sonra tekrar toplanıp, Ebu Talib'e yine geldiler, onları oyalamaya çalıştı. Fakat inadlarında ısrar ettiler.
Ebu Talib, çok sevdiği yeğeninin kırılmasını istemediği gibi, kavmiyle aralarında herhangi bir düşmanlık çıkmasını da arzu etmiyordu. Peygamberimize gelip;
- Ey Muhammed! Bütün kavim sana düşmanlıkta birleştiler ve bana şikayete geldiler. Akraba arasında düşmanlık, iyi değildir. Onlar kendilerine kafir dememeni ve bozuk yolda olduklarını söylemeyip, kötülememeni isterler, dedi.
Bunun üzerine Efendimiz;
- Ey amca! Şunu bil ki, güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler ben asla bu dinden ve onu insanlara tebliğ etmekten, bildirmekten vazgeçmem. Ya, Allahü teâlâ bu dini bütün cihana yayar, vazifem biter; veya bu yolda canımı feda ederim, buyurdu ve ayağa kalktı.
Mübarek gözleri yaş ile dolmuştu. Resulullah efendimizin üzüldüğünü gören Ebu Talib, söylediklerine pişman oldu ve O'nun boynuna sarılarak;
- Ey kardeşimin oğlu! Yoluna devam et, istediğini yap. Ben hayatta oldukça seni himaye edip, koruyacağım, bundan endişen olmasın! dedi.
kadın para mülk makam ZATEN teklif edilen peygamberimiz BİR ELİME GÜNEŞİ DİGER ELİME AYI VERSENİZ BEN DAVAMDAN DÖNMEM DİYOR SEN NE KADININDAN BAHSEDİYON BE ADAM